Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Sīne ṭablum eşk-i ceyşüm oldı vü āhum sevā
Milk-i ‘ışḳuñ şāhıyam dirsem n’ola ben bī-nevā
Ḫaste-i ‘ışḳam benüm derdüme dermān eylegil
Mümkin ise ger ṭabībā ḫasteye itmek devā
N’ola her-dem ney gibi efġān idersem sāḳiyā
Ġayrdan olup tehī oldı derūnum pür-hevā
Seg raḳībüñ pendini cānā revā görüp müdām
‘Āşıḳı giryān u nālān idesin görme revā
N’ola olsam dā‘vi-i ‘ışḳ içre ben s̱ābit-ḳadem
Oldı Fażlī māh u māhī eşk ü āhumdan güvā

Günümüz Türkçesiyle

1. Göğsüm davulum, gözyaşım ordum, ahım da ordunun karartısı oldu; ben yoksul, aşk ülkesinin şahıyım desem şaşılır mı? (İlk mısradaki "sevā" kelimesi, ordunun uzaktan görünen kalabalığı ve karartısı anlamında okunmuştur.)

2. Ben aşkın hastasıyım; ey hekim, hastaya deva etmek mümkünse benim derdime derman eyle.

3. Ey saki, ney gibi her an feryat etsem şaşılır mı; içim başkasından boşaldı ve heves (hava) ile doldu.

4. Ey can, köpek rakibin öğüdünü her zaman uygun görüp âşığı ağlatıp inletmeyi uygun görme.

5. Aşk davasında ben sebat sahibi olsam şaşılır mı; ey Fazlî, ay da balık da gözyaşıma ve ahıma tanık oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; Özkat bu gazeli tam kafiyeli gazeller arasında sayar. Kafiye "sevā, bī-nevā, devā, pür-hevā, revā, güvā" kelimelerinin sonundaki "-vā" sesiyle kurulur. Dördüncü beyitte "revā" kelimesi iki mısrada da geçer. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde otuz üçüncü gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 247b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit âşığı bir hükümdar gibi donatır. Göğsü davul (ṭabl), gözyaşı ordu (ceyş), ahı da ordunun karartısıdır; davul, ordu ve ülke kelimeleri bir tenasüp kurar. Göğse vurmak davul çalmayı, sel gibi akan gözyaşı bir orduyu, yükselen ah ise bir ordunun uzaktan görünen karaltısını hatırlatır. Bu donanımla âşık, yoksul olduğu hâlde kendini aşk ülkesinin şahı sayar; "şāh" ile "bī-nevā" (yoksul) arasındaki tezat beytin esprisidir. İkinci beyitte âşık hekime seslenir; "ṭabīb", "ḫaste", "derd", "dermān" ve "devā" kelimeleri hastalık ile tedavi etrafında toplanır.

Üçüncü beyitte âşık kendini bir neye benzetir. Ney içi boş bir kamıştır ve içinden geçen havayla inler; âşığın içi de başkalarından boşalmış, hevesle dolmuştur. "Hevā" kelimesi hem "hava" hem "arzu" anlamına gelir ve neyin havası ile âşığın hevesini bir tevriye ile birleştirir. Dördüncü beyitte "revā" (uygun) kelimesinin iki mısrada tekrarı bir tekrir sanatı oluşturur: sevgili rakibin öğüdünü uygun görmektedir, âşık ise ondan âşığı ağlatmayı uygun görmemesini ister. Son beyit hukuk dilinden kelimelerle kurulur: "dā‘vā" ve "güvā" (tanık). "Māh u māhī", yani ay ile balık, yukarıdan aşağıya bütün kâinatı anlatan bir söyleyiştir; ikinci mısrada ay ile balık, gözyaşı ile ah ters sırayla eşleşir: göğe yükselen ah aya, aşağı akan gözyaşı balığa ulaşır. Bu, leff ü neşr sanatının sırası karışık türüne bir örnektir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 303-304, gazel no. 33 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 247b); ayrıca s. 69 (kafiye) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar