Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Pīr olsun ol cüvān kim olmuşam abdāl aña
Derdümi bilmege yiter na‘l-i sīnem dāl aña
Ḫᵛāce-i çeşmüm görüp cismümi ‘uryān acıyup
Ḳanlu yaşumdan giyürdi bir ḳabā-yı āl aña
Būy-ı zülfüñden meger dem urdı gülşende ṣabā
K’oldı sünbüller bu sevdādan perīşān-ḥāl aña
Āġarı altun degerdi Yūsuf’uñ mīzān gibi
Keffine kim ḳorsa dirhem olmasa meyyāl aña
Fażlī rāhuñda elif-veş ṭoġru olduġı içün
Başumuñ üstinde yirüñ var didi iḳbāl aña
Günümüz Türkçesiyle
1. Abdalı (derviş kulu) olduğum o genç pir olsun; derdimi bilmesine göğsümdeki "dâl" biçimli nal (dağ) yeter.
2. Gözümün efendisi çıplak bedenimi görüp acıdı ve kanlı yaşımdan ona kırmızı bir kaftan giydirdi.
3. Saba meğer gül bahçesinde zülfünün kokusundan söz açtı; sümbüller bu sevda yüzünden perişan hâle düştü.
4. Yusuf'un ağırlığı, terazi gibi, altın ederdi; eğer kefesine onu koyan kişi dirheme meyletmeseydi. (Beyit kapalıdır; bu okuyuş bir denemedir.)
5. Fazlî senin yolunda elif gibi doğru olduğu için ikbal ona "başımın üstünde yerin var" dedi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "aña" (ona) kelimesidir; Özkat bu gazeli Türkçe kelime redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "abdāl, dāl, āl, perīşān-ḥāl, meyyāl, iḳbāl" kelimelerindeki "-āl" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde otuz yedinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 248a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk beyit tarikat dilinden kelimelerle kurulur. Âşık, genç sevgilinin "abdal"ıdır, yani ona kendini adamış bir dervişidir; "pīr" (yaşlı, tarikat büyüğü) ile "cüvān" (genç) arasında bir tezat vardır ve "pīr olsun" sözü aynı zamanda bir dua gibi okunur. Göğüsteki nal, âşıkların göğüslerine vurdukları dağı anlatır; bu dağ kıvrık biçimiyle "dāl" (د) harfine benzer. "Dāl" kelimesi Arapçada "gösteren, delalet eden" anlamına da gelir; böylece dağ hem biçimiyle bir harf hem de âşığın derdini gösteren bir işaret olur. İkinci beyitte kanlı gözyaşı, çıplak bedene giydirilmiş kırmızı bir kaftana benzetilir.
Üçüncü beyitte gül bahçesinde bir sebep uydurulur: sümbüllerin dağınık görünüşü, saba rüzgârının sevgilinin zülfünden söz etmesiyle düştükleri sevdaya bağlanır; bu, hüsn-i talil sanatıdır. "Ṣabā", "būy" (koku), "zülf" ve "sünbül" bir tenasüp kurar. Dördüncü beyitte Yusuf kıssasına bir telmih vardır; "mīzān" (terazi), "keffe" (kefe), "altun" ve "dirhem" kelimeleri bir tartı tenasübü kurar, ancak beytin söz dizimi kapalıdır ve anlamı kesin olarak çözülemez. Son beyitte "elif" harfi doğruluğun simgesidir; harfin dik biçimi ile âşığın dürüstlüğü arasında bir tevriye vardır. Özkat bu beyti "baş üstünde yeri var" deyiminin örnekleri arasında sayar; ikbalin âşığı başının üstünde taşıması, elifin dik duruşuyla da uyuşur.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 306, gazel no. 37 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 248a); ayrıca s. 69 (redifler), s. 91 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar




![Gazel 38 — Nā-gehān bir serv-i ḫoş-reftār[e] oldum mübtelā](https://amasya05.com/storage/gallery/1734f3ab23207696f58a4a7e8c342aad.jpg)

