Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Nā-gehān bir serv-i ḫoş-reftār[e] oldum mübtelā
Bir vefāsuz dilber-i cevvāre oldum mübtelā
Gitdi ‘aḳl u gitdi fikr ü gitdi ṣabr u gitdi dil
Hey ne müşkil derde ben bī-çāre oldum mübtelā
Ḳadd-i bālāsı ḳıyāmetler ḳoparur başuma
Āh kim ben bir belālu yāre oldum mübtelā
Vādi-i ġamda nice mecnūn-ı maḥzūn olmayam
Bir ṣaçı leylī perī-ruḫsāre oldum mübtelā
Fażliyā zülfi ġamından ol nigāruñ āh kim
Şāne gibi ḳurudum ṣad-pāre oldum mübtelā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ansızın hoş yürüyüşlü bir serviye tutuldum; vefasız, zalim bir dilbere tutuldum.

2. Akıl gitti, düşünce gitti, sabır gitti, gönül gitti; hey, ben çaresiz ne zor bir derde tutuldum.

3. Uzun boyu başıma kıyametler koparıyor; ah, ben belalı bir yâre tutuldum.

4. Gam vadisinde nasıl hüzünlü bir Mecnun olmayayım; saçı Leylâ (gece gibi kara) peri yüzlü birine tutuldum.

5. Ey Fazlî, ah, o güzelin zülfünün gamından tarak gibi kuruyup yüz parça oldum; (öyle bir dertle) tutuldum.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-e oldum mübtelā" (-e tutuldum) sözüdür; Özkat bu gazeli Türkçe ve Arapça kelimelerden oluşan kelime grubu redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "ḫoş-reftār[e], cevvāre, bī-çāre, yāre, ruḫsāre, ṣad-pāre" kelimelerindeki "-āre" sesiyle kurulur. Matlaın ilk mısraındaki köşeli parantez içindeki "e" Özkat'ın eklemesidir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde otuz sekizinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 248b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Uzun redif, her beyti aynı itirafla bitirir: "tutuldum". Gazelin dili sadedir ve beyitler bu tutulmanın neye olduğunu tek tek söyler. İkinci beyit gazelin en dikkat çekici beytidir: "gitdi" fiili dört kez tekrarlanarak akıl, fikir, sabır ve gönlün birer birer gidişi sıralanır; tekrir sanatıyla kurulan bu dizi, konuşma diline yakın "hey ne müşkil derde" ünlemiyle tamamlanır. Üçüncü beyitte "ḳadd-i bālā" (uzun boy) ile "belālu" arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas, "ḳāmet" ile "ḳıyāmet" arasında da aynı kökten gelen kelimelerin oyunu sezilir; sevgilinin boyu âşığın başına kıyametler koparır. Özkat bu beyti "kıyameti koparmak" deyiminin örneği olarak verir.

Dördüncü beyitte Leylâ ile Mecnun hikâyesine bir telmih vardır. "Vādi" (çöl, vadi) ve "mecnūn" kelimeleri hikâyeyi hatırlatır; "leylī" kelimesi ise hem Leylâ adını hem de "gece gibi" anlamını taşır ve sevgilinin kara saçına bağlanan bir tevriye kurar. Son beyitte âşık, zülfün gamından kuruyup yüz parçaya ayrılmış bir tarağa benzetilir; tarağın dişleri yüz parçayı, kuru tahtası âşığın kuruyan bedenini anlatır. Tarak ile zülf arasındaki ilgi bu benzetmeyi zülfe bağlar.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 306-307, gazel no. 38 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 248b); ayrıca s. 69 (redifler), s. 93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar