Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün

Ḥüsnüñden eylese n’ola çeşm-i pür-āb baḥs̱
Ehl-i nücūm içinde olur āfitāb baḥs̱
‘Işḳ ehli ḥüsnüñ içün iderse n’ola cedel
Ẕīrā olur mübāne-i ehl-i kitāb baḥs̱
Baḫs̱ itme ṣūfi var ḥelāl ü ḥarāmdan
Meclisde olur ise şarāb u kebāb baḥs̱
Añma ḥadīs̱-i Kevs̱er’i billāh zāhidā
Şol bezm içinde kim ola ol lā‘l-i nāb baḥs̱
Baḫs̱ itse n’ola cān ile dil bezm-i ‘ışḳda
İy Fażlī olmaz içil[ür] ise şarāb baḥs̱

Günümüz Türkçesiyle

1. Yaşlı gözüm senin güzelliğinden söz açsa (onu tartışsa) şaşılır mı; yıldız bilginleri arasında güneş üzerine tartışma olur.

2. Aşk ehli senin güzelliğin için çekişirse şaşılır mı; çünkü kitap ehli arasında tartışma olur.

3. Ey sofu, mecliste şarap ve kebap söz konusu olursa, var git, helal ve haramdan bahsetme.

4. Ey zahit, Allah için, o saf la'l (dudağın ya da la'l renkli şarabın) konuşulduğu mecliste Kevser hadisini anma.

5. Aşk meclisinde can ile gönül tartışsa şaşılır mı; ey Fazlî, şarap içilirse tartışma kalmaz. (Mısra "şarap içilirse tartışma olmaz mı?" diye bir soru olarak da okunabilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "baḥs̱" (tartışma, söz açma) kelimesidir; Özkat bu gazeli Arapça kelime redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "pür-āb, āfitāb, kitāb, kebāb, nāb, şarāb" kelimelerindeki "-āb" sesiyle kurulur. Neşirde redif kelimesi kafiye yerinde "baḥs̱", üçüncü ve beşinci beyitlerin başında ise "baḫs̱" diye yazılmıştır. Son mısradaki "içil[ür]" kelimesinde köşeli parantez içindeki hece Özkat'ın eklemesidir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde kırk sekizinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 233b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Redifteki "baḥs̱" kelimesi gazeli bir medrese tartışması havasına sokar ve her beyit bir tartışmanın neden kaçınılmaz ya da gereksiz olduğunu söyler. İlk iki beyit tartışmayı haklı gösterir: yıldız bilginleri güneşi nasıl tartışırsa yaşlı göz de sevgilinin güneş gibi güzelliğini tartışır; kitap ehli arasında tartışma olduğu gibi aşk ehli de güzellik üzerine çekişir. İlk beyitte "ehl-i nücūm" (yıldız bilginleri) ile "āfitāb" (güneş), ikinci beyitte "ehl-i kitāb" ile "cedel" (münakaşa) arasında bir tenasüp vardır; ikinci beyit, güzelliği bir kitap gibi okuyan âşıkları da düşündürür.

Son üç beyit ise tartışmayı yersiz bulur ve sözü sofuya, zahide çevirir. Üçüncü beyitte şarap ve kebabın konuşulduğu mecliste helal ve haram tartışmasına yer yoktur; "baḫs̱ itme" ile başlayan mısra, redifin kelimesini bu kez bir yasak olarak kullanır. Dördüncü beyitte "lā‘l-i nāb" hem saf la'l gibi dudağı hem de saf kırmızı şarabı düşündürür; böyle bir mecliste zahidin cennet ırmağı Kevser'den söz etmesi yersizdir. Kevser ile şarap arasında örtülü bir karşılaştırma vardır. Son beyitte tartışma can ile gönül arasına taşınır ve şarapla sona erer.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 311-312, gazel no. 48 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 233b); ayrıca s. 69 (redifler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar