Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Zār iden gerçi beni bu dil-i miskīnümdür
Anı odlara çaḳan çeşm-i cihān-bīnümdür
Ger ḳanat büküp uça saña peyāmum iletür
İy hümā nāme benüm aḳ güğercinümdür
Sāḳiyā elde çıḳar kebg-i ṣafāyı her-dem
Ṣayd ider cān u göñül şāhına şāhīnümdür
Sīne-i zerdümüñ üstinde benüm dāġlarum
Bāġ-ı miḥnetde açılmış gül-i nesrīnümdür
Fażliyā āyine-veş ṣāf-ı dilüm anuñ-çün
Yüzi ayına naẓar eylemek āyīnümdür
Günümüz Türkçesiyle
1. Beni inleten gerçi bu zavallı gönlümdür; ama onu ateşlere atan, dünyayı gören gözümdür.
2. Ey hüma (kuşu gibi yüce sevgili), mektubum benim ak güvercinimdir; kanat büküp uçarsa haberimi sana iletir.
3. Ey saki, (elindeki kadeh) elde her an safa kekliğini yakalar; can ve gönül şahı için av avlayan şahinimdir.
4. Sararmış göğsümün üstündeki yaralarım (dağlarım), mihnet bağında açılmış nesrin gülümdür.
5. Ey Fazlî, gönlüm ayna gibi saf (berrak) olduğu için, onun ay yüzüne bakmak benim âyinimdir (yolumdur, âdetimdir).
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dür" ekidir; Özkat bu gazeli ek redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "miskīn, cihān-bīn, güğercin, şāhīn, nesrīn, āyīn" kelimelerindeki "-īn" sesiyle, iyelik ekiyle birlikte "-īnüm" biçiminde kurulur; Türkçe "güğercin" kelimesinin kısa ünlüsü bu dizide farklı durur, bu tespitimizdir. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde seksen ikinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 240a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk beyit, divan şiirinde sık işlenen göz ile gönül arasındaki davayı hatırlatır: âşığı inleten gönüldür, ama gönlü ateşe atan, güzeli görüp gönle gösteren gözdür. "Cihān-bīn" (dünyayı gören) sıfatı, gözün suçunu açıklayan bir sıfattır. İkinci beyitte mektup ak bir güvercine benzetilir; o devirde haberleşmede güvercin kullanılması bu benzetmenin zeminidir. Sevgili ise hümâ kuşuyla anılır; hümâ divan şiirinde gölgesi kimin başına düşerse onu talihli kılan bir devlet kuşudur. "Ḳanat bükmek" sözü, katlanarak kanat gibi kıvrılan bir mektup kâğıdını da düşündürür; bu yorumumuzdur.
Üçüncü beyit avcılık terimleriyle kurulur: "kebg" (keklik), "ṣayd" (av), "şāhīn" ve "şāh". Beyitte özne adıyla anılmaz; sakiye seslenildiği ve "elde" denildiği için onu kadeh olarak anladık, bu yorumumuzdur. Şahin avcının elinde taşınıp ava salınır; kadeh de elde tutulur ve neşe kekliğini yakalar. "Şāh" ile "şāhīn" arasındaki ses benzerliği beyte ayrıca ahenk katar. Dördüncü beyitte âşığın sarı göğsündeki dağlama yaraları, mihnet bahçesinde açmış nesrin gülleridir; "dāġ" ile "bāġ" kelimeleri ses bakımından da birbirini çağırır. Son beyit, Özkat'ın cinas örnekleri arasında gösterdiği beyittir: "āyine" (ayna) ile "āyīn" (âyin, töre) kelimeleri arasında cinas vardır. Gönlü ayna gibi saf olan âşık, sevgilinin ay yüzünü kendinde yansıtır; "ayına" kelimesi de aynı ses dizisini sürdürür.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 332, gazel no. 82 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 240a); ayrıca s. 68 (redifler), s. 84 (cinas) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






