Özgün Metin

Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün

Bülenddür ne tereddüd merātib-i şu‘arā
Velī derūnumı yaḳdı denā’at-i şürekā
Bir iki lafẓ-ı rekīk u me‘āni-yi terzīḳ
Derüp çatup müteşā‘ir geçer nice cühelā
Anuñ ki şā‘ir ola nāmı eks̱er-i ‘ālem
Görür ḳamusını hep bir temīz yoḳ aṣlā
Eger ki manṣıb-ı ‘ālīde ola bir nādān
Kelāmı herze vü hezyān olursa da farażā
Odur zemānede Ḥassān idüp aña taḥsīn
Olur ḥasen sözi ḥüsn-i ḳabūl ile aṣġā
V’eger ki pāye-i ednāda olsa bir kāmil
Olup kelāmda Seḥbān-ı Vā’il’e hem-tā
Çü jāj-ı Bāḳıl olur her kelāmı bī-raġbet
Kimesne gūşına almaz dür olsa da mes̱elā
Naẓar çü ḳāle degül ḳā’ile olur ne ‘aceb
Ḫurūş idüp cühelā ger ḫamūş ola büleġā
Çü şā‘ir ü müteşā‘ir olınmaya teşḫīṣ
Ne cān ile uzada güft ü gūya dil fuṣaḥā
‘Avāmdur didügüñ ehl-i fażla eyleme ṭa‘n
Ṭarīḳ-i Ḥaḳ’dan olar ola münḥarif ḥāşā
Saña şerīḳ olalı vü seni de fehm eyler
Cihānda çoḳ durur el-ḥamd Fażliyā fużalā

Günümüz Türkçesiyle

1. Şairlerin mertebeleri yüksektir, bunda şüphe yok; ama şair geçinen ortaklarımın alçaklığı içimi yaktı.

2. Nice cahil, bir iki bayağı söz ile değersiz anlamları derip çatarak şair geçinir.

3. Dünyanın çoğu, adı şair olan herkesi hep bir görür; hiçbirini ayırt etmez.

4. Diyelim ki yüksek bir makamda bir cahil bulunsun ve sözü saçma, abuk sabuk olsun;

5. (Halk) onu zamanın Hassan'ı sayıp över; sözü güzel diye kabul görür ve dinlenir. (Hassân bin Sâbit, Hz. Peygamber'in şairi olarak bilinir.)

6. Ve eğer en aşağı basamakta olgun bir kişi bulunsa, sözde Vâil oğlu Sahbân'a denk olsa da;

7. her sözü Bâkıl'ın boş lafı gibi rağbet görmez; inci de olsa kimse kulağına almaz. (Sahbân belagatiyle, Bâkıl ifadesizliğiyle mesel olmuş iki Araptır.)

8. Söze değil söyleyene bakıldığına göre, belagat sahipleri susup cahiller bağırırsa buna şaşılır mı?

9. Şair ile şair geçinen ayırt edilmedikçe, fasih kişiler söz söylemeye ne gönülle dil uzatsın?

10. "Avamdır" dediğin fazilet ehlini kınama; hâşâ, onlar Hak yolundan sapmış olamaz.

11. Ey Fazlî, Allah'a hamd olsun, dünyada sana ortak olan (senin yolundan giden) ve seni de anlayan fazıl kişiler çoktur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on bir beyitlik bir gazeldir ve aruzun müctes bahrinden "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; kafiye "şu‘arā, şürekā, cühelā, aṣlā, farażā, aṣġā, hem-tā, mes̱elā, büleġā, fuṣaḥā, ḥāşā, fużalā" kelimelerindeki uzun "-ā" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer. Özkat'a göre eksiksiz ulaşan 124 gazelden yalnız biri on bir beyittir ve bu, Fazlî'nin en uzun gazelidir. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 218a) bulunur; Özkat'ın neşrinde dokuzuncu gazeldir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu aşk yerine şiir ve şairlerdir. Özkat, Fazlî'nin şiir ve şairlerle ilgili değerlendirmelere yer verdiği gazellerinin az olmadığını söyler ve bu gazelin ikinci beytini örnek gösterir. Şair, şiir dünyasındaki bir haksızlıktan yakınır: bir iki bayağı söz ve değersiz anlamı "derip çatarak" şair geçinen cahiller, yüksek bir makamda oldukları için övülür; aşağı basamakta kalan olgun şairin sözü ise inci de olsa dinlenmez. Dördüncü ile yedinci beyitler bu karşılaştırmayı bir koşul cümlesiyle kurar: "eger ki ... ola" ile başlayan iki beyitlik iki bölüm, makam sahibi cahil ile makamsız kâmili yan yana koyar.

Beşinci, altıncı ve yedinci beyitlerde Arap edebiyatından üç ad anılır. Hassân, Hz. Peygamber'in şairi olarak tanınır ve cahilin övülmesi için kullanılır; adının "ḥasen" (güzel) ve "ḥüsn-i ḳabūl" ile yan yana gelmesi bir iştikak oluşturur. Sahbân ile Bâkıl ise biri belagatin, öteki ifadesizliğin timsali olarak bir tezat çifti kurar: Sahbân kadar beliğ bir şairin sözü, Bâkıl'ın boş lafı gibi değersiz sayılır. Sekizinci beyit, söyleyene değil söylenene bakılmasını öğütleyen bilinen sözü tersine işleten bir düzeni anlatır: herkes "ḳāl"e (söze) değil "ḳā'il"e (söyleyene) bakar. "Ḳāl" ile "ḳā'il" ve "ḫurūş" (bağırış) ile "ḫamūş" (susmuş) arasında da ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır.

Özkat bu gazelde birkaç deyim tespit eder: birinci beyitte "içi yanmak", ikinci beyitte "derme çatma (derip çatmak)", dokuzuncu beyitte "dil uzatmak". Yedinci beyitteki "gūşına almamak" ise Özkat'a göre "kulak asmamak" deyiminin Farsça kelimeyle kurulmuş bir karşılığıdır; Fazlî bazı deyimleri Arapça ve Farsça karşılıklarıyla kullanır. Son beyit, mahlas ile "fużalā" (fazıllar) ve onuncu beyitteki "ehl-i fażl" arasında bir iştikak kurar: Fazlî, fazilet ehlinin kendisini anladığını söyleyerek gazeli bir avuntuyla bitirir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 289, gazel no. 9 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 218a); ayrıca s. 62-63 (gazeller üzerine), s. 87 (Arapça-Farsça karşılıklı deyimler), s. 91-93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar