Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Gevher-i vaṣluña hergiz olmadı cān āşinā
Baḥr-ı baḥrüñde nice demdür ider cān āşinā
Āşinā olmaḳ dilerseñ iy göñül bīġāne ol
Her zamān bīġāneye olur o cān āşinā
Āşinālıḳ isteme var iy dil ol bīġāneden
Kim görüpdür kim gedāya ola sulṭān āşinā
‘Aḳl u ṣabrum āh kim yād oldı benden dōstlar
Oldı her yād ile tā ol şāh-ı ḫūbān āşinā
Fażlī’yi yād eyleme yād ile luṭf it iy ḳamer
Çünki olur ẕerreye ḫurşīd-i raḫşān āşinā

Günümüz Türkçesiyle

1. Can, vuslatının incisine hiç tanış olmadı; nice zamandır ayrılığının denizinde yüzüp durur. ("Āşinā" kelimesi Farsçada "yüzme" anlamına da gelir; ikinci mısra bu anlamla okunmuştur.)

2. Ey gönül, ona tanış olmak istersen yabancı ol; o can her zaman yabancıya tanış olur.

3. Ey gönül, var, o yabancıdan tanışlık isteme; sultanın dilenciye tanış olduğunu kim görmüştür?

4. Ah dostlar, o güzeller şahı her yabancıyla tanış olalı aklım ve sabrım bana yabancı oldu.

5. Ey ay, Fazlî'yi yabancı tutma, onu anarak lütfet; çünkü parlak güneş zerreye de tanış olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "āşinā" (tanış, bildik) kelimesidir; kafiye "cān, cān, sulṭān, ḫūbān, raḫşān" kelimelerindeki "-ān" sesiyle kurulur. Matla beytinde "cān" kelimesi iki mısrada da kafiye olarak kullanılmıştır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde onuncu gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 218b) bulunur. Özkat'a göre aşk, Fazlî'nin gazellerinde işlenen konuların başında gelir ve sevgilinin vefasızlığı bu çerçevede sürekli vurgulanır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütünü, redifteki "āşinā" kelimesi ile karşıtı "bīgāne" ve "yād" (yabancı) arasında kurulan bir oyuna dayanır. Âşık sevgiliye tanış olmak ister, ama sevgili ancak yabancılarla tanışlık kurar. İkinci beyit bu durumu bir paradoksa çevirir: tanış olmak isteyen yabancı olmalıdır. Üçüncü beyit bunun tersini söyler: o yabancıdan tanışlık istemek boşunadır, çünkü sultan dilenciye tanış olmaz. Dördüncü beyitte paradoks âşığın kendi hâline döner: sevgili her yabancıyla tanış olalı âşığın aklı ve sabrı ona yabancı olmuştur. Tanış ile yabancı arasında gidip gelen bu tezat, beş beyitlik kısa gazele sıkı bir bütünlük verir.

İlk beyitte "gevher" (inci) ile "baḥr" (deniz) arasında bir tenasüp vardır; vuslat bir incidir, ayrılık ise bir denizdir. "Āşinā" kelimesinin Farsçada yüzmek anlamı da bulunduğundan ikinci mısra, canın ayrılık denizinde yüzüp durduğu biçiminde okunabilir; böylece aynı kelime hem "tanış" hem "yüzen" anlamıyla bir tevriye kurar. Üçüncü beyitte "gedā" (dilenci) ile "sulṭān" arasında, son beyitte de "ẕerre" ile "ḫurşīd" (güneş) arasında bir tezat vardır. Son beyitteki "yād eyleme" (yabancı tutma) ile "yād ile" (anarak) arasında bir cinas kurulur. Güneşin ışığının zerreye de ulaşması, büyüklüğün küçüğü dışlamaması gerektiğine bir delil olarak getirilir; âşık bu delille sevgiliden lütuf ister.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 290, gazel no. 10 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 218b); ayrıca s. 61-62 (gazeller üzerine) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar