Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlü Mefā‘īlü Fe‘ūlün

Göñlüm dolaşup zülfüñe ṭutġun olacaḳdur
Her kim ki sever Leylī’yi Mecnūn olacaḳdur
Gördüm ki düzer ‘askerini zülf-i siyāhuñ
Didüm bu gice üstüme şeb-ḫūn olacaḳdur
Her kim ki benüm gözlerümüñ yaşını gördi
Bu çeşme didi āḫiri Ceyhūn olacaḳdur
Ger bād-ı ṣabā virmese zülfüñ ḫaberinden
Āh kim cigerüm nāfe gibi ḳan olacaḳdur
Olsun ġam ile Fażlī sezādur dimedüm mi
Her kim ki sever ḫūbları maġbūn olacaḳdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlüm zülfüne dolaşıp tutsak olacaktır; Leylâ'yı seven herkes Mecnun (deli) olacaktır.

2. Kara zülfünün askerini dizdiğini gördüm; "bu gece üstüme baskın olacak" dedim. (Nüshada "şeb-ḫūn" yerine "şeb-ḫvān" yazılıdır.)

3. Gözlerimin yaşını gören herkes, "bu çeşme sonunda Ceyhun (ırmağı) olacak" dedi.

4. Eğer saba rüzgârı zülfünden haber getirmezse, ah, ciğerim misk kesesi (nâfe) gibi kan olacaktır.

5. Fazlî gamla dolsun, layıktır; dememiş miydim: güzelleri seven herkes aldanmış (zarara uğramış) olacaktır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun hezec bahrinden "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "olacaḳdur" kelimesidir; Özkat bu gazeli Türkçe kelime redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "ṭutġun, Mecnūn, şeb-ḫūn, Ceyhūn, maġbūn" kelimelerindeki "-ūn" sesiyle kurulur; dördüncü beyitteki "ḳan" kelimesi bu diziye uymaz, Farsça "ḫūn" (kan) kelimesi kafiyeyi tamamlardı. Bu son tespit bizimdir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde doksan birinci gazeldir ve Hazine mecmuasında yer almaz; yalnız Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi 242 numaradaki "Mecmū‘a-i Eş‘ār"da (vr. 45a) bulunur. Özkat bu mecmuanın XVII. yüzyılda istinsah edildiğini ve içinde Fazlî'nin tek gazelinin bulunduğunu belirtir. İkinci beyitte nüshada "şeb-ḫūn" (gece baskını) yerine "şeb-ḫvān" yazılıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Gazelin matlaı Özkat'ın incelemesinde en sık örnek gösterilen beyitlerden biridir. Özkat bu beyti, Fazlî'nin kökü Türkçenin eski dönemlerine dayanan kelimeleri kullanmasına ("ṭutġun": esir, tutsak), konuşma diline yakın sade ve samimi söyleyişlerine, onu "Türkî-i basit" anlayışına yaklaştıran üslubuna ve şiirlerinde Türkçe kelimelerin Arapça ve Farsça kelimelerden çok daha fazla olmasına örnek gösterir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlaın ikinci mısraı, Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmihle bir atasözü gibi kurulmuştur: Leylâ'yı seven herkes Mecnun, yani deli olur. "Mecnūn" kelimesinin hem hikâyedeki âşığın adı hem de "deli" anlamına gelmesi beyti tevriyeli kılar. Leylâ adının Arapça "leyl" (gece) kelimesini hatırlatması, siyah zülfle bir ilgi kurar; bu tespitimizdir. İkinci beyitte zülf, gece baskınına hazırlanan bir orduya benzetilir; kara saçın teli asker dizisi, karanlığı da gecedir. Üçüncü beyitte "çeşm" (göz) ile "çeşme" arasında bir ses ve anlam ilgisi vardır: gözyaşı çeşmesi sonunda Orta Asya'nın büyük ırmağı Ceyhun olacaktır.

Dördüncü beyitte nâfe, misk ceylanının göbeğinde oluşan misk kesesidir; divan şiirinde miskin kandan oluştuğu düşünüldüğü için sevgilinin zülfünden haber alamayan âşığın ciğeri kana dönmüş bir nâfeye benzetilir. Zülfün misk kokusunu saba rüzgârının taşıması da bilinen bir imgedir. Son beyit matlaa döner: "Her kim ki sever" sözü ilk beytin ikinci mısraında da geçer ve gazel aynı kalıpla açılıp kapanır, bu tespitimizdir. "Maġbūn" aldatılmış, alışverişte zarara uğramış kişidir; güzelleri seven, sonunda aldanmış olacaktır.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 338-339, gazel no. 91 (Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Ktp. 242, vr. 45a); ayrıca s. 44 (Türkçe kelimeler), s. 69 (redifler), s. 102-107 (dil ve ifade özellikleri) ve s. 121 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar