Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Yazılmış gördi bir taṣvīr-i dil-keş
Ḥarīr-i nīlgūn üzre münaḳḳaş
Yazılmış ġurreden ebrūsı ġarrā
O ṭurre sünbül-i terden muṭarrā
Geyürmiş māha ẓulmetden ẕırıhlar
Gül üzre müşgden yazmış girihler
Dürerden dişlerin zībende yazmış
Güneşden ruḫların tābende yazmış
İdicek ruḫların gülgūne-i āl
Ḳalemden ṭamlamış bir noḳṭa-i ḫāl
Anı yazduḳda üstād-ı hüner-ver
İdinmiş kirpüginden ḳıl ḳalemler
Ruḫı şem‘in yazıcaḳ cān eritmiş
Gözin taḥrīr iderken siḥr itmiş
Feminden gerçi kim olmış nişān ol
Ṣayılur yoḳ ḥisābında hemān ol
Nice öyküne aña naḳş-ı Çīnī
Ne cānı var ola anuñ ḳarīni
Ḳalupdur künc-i deyr içre ṣanemler
Ne ṣūretle ola aña berāber

Günümüz Türkçesiyle

1. Mavi bir ipeğin üzerine nakşedilmiş, gönül çeken bir resim gördü.

2. Resimde perçeminden aşağı parlak kaşları çizilmişti; o perçem taze sünbülle süslenmişti. (Perçem sünbüle, saçın kokusu ve kıvrımı sünbül çiçeğine benzetilir.)

3. Ressam aya karanlıktan zırhlar giydirmiş, gülün üzerine miskten düğümler çizmişti. (Ay ve gül yüzü, karanlık ve misk siyah saçı anlatır.)

4. Dişlerini incilerden süslü, yanaklarını güneşten parlak çizmişti.

5. Yanaklarını kırmızı allıkla boyarken kalemden bir benin noktası damlamıştı.

6. O hünerli usta bu resmi çizerken kendi kirpiklerinden kıl kalemler edinmişti.

7. Yanağının mumunu çizerken canını eritmiş, gözünü yazarken büyü yapmıştı. (Latîfî neşrinde "eritmiş" yerine "artmış" okunur.)

8. Ağzının gerçi bir izi vardı, ama o yine de yok hesabından sayılırdı. (Sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki yok sayılır.)

9. Çin nakışı ona nasıl öykünebilir; ne canı var ki onun dengi olsun.

10. Putlar tapınağın köşesinde kalakalmıştır; hangi suretle ona denk olabilirler.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu on beyit, Fazlî'nin kayıp mesnevisi Hümây u Hümâyûn'dan günümüze ulaşan tek parçadır. Mesnevi biçiminde, her beyit kendi içinde kafiyelidir: dil-keş/münaḳḳaş, ġarrā/muṭarrā, ẕırıhlar/girihler. Vezin hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır. Mustafa Özkat, Âşık Çelebi ve Kınalızâde'nin eserin "baḥr-i recez"de yazıldığını söylediğini, ama aktarılan beyitlerin bu kalıpta olduğunu belirtir. Parçayı Latîfî tezkiresinde, Fazlî maddesinde aktarır: "Ṣıfat-ı taṣvīrde bu birkaç beyt ol kitāb-ı meserret-fezādandur", yani resmin tasviri konusundaki bu birkaç beyit o sevinç veren kitaptandır. Metin, Özkat'ın Rıdvan Canım neşrinden aktardığı ve kendi çeviriyazı sistemine göre işaretlediği biçimiyledir. Yedinci beytin ilk mısraındaki "eritmiş" kelimesi Canım neşrinde "artmış"tır.

Anlam ve Söz Sanatları

Parça, divan şiirinde sevgili tasvirinin bütün bildik öğelerini bir resmin parçaları olarak sıralar. Kaş, perçem, saç, diş, yanak, ben, göz ve ağız tek tek anılır; her biri, bir ressamın kullandığı malzemeyle birlikte verilir. Kaşlar perçemden aşağı "yazılmış", dişler inciden, yanaklar güneşten çizilmiş, ben ise kalemden kazara damlayan bir mürekkep noktası olmuştur. Bu son benzetme, sevgilinin yanağındaki benin varlığına şiirsel bir sebep bulan bir hüsn-i taliltir. Altıncı beyitte ressamın kendi kirpiklerinden fırça yapması, resmin inceliğini anlatan bir mübalağadır.

İkinci beyitte "ġurre" (perçem), "ġarrā" (parlak), "ṭurre" (zülüf) ve "muṭarrā" (süslenmiş) kelimeleri ses ve kök benzerliğiyle bir araya getirilmiştir; bu bir cinas ve iştikak oyunudur. Üçüncü beyitte ay ile karanlık, gül ile misk karşıtlıkları yüzün parlaklığı ile saçın siyahlığını bir tezat içinde verir. Sekizinci beyit, divan şiirinin bilinen mazmunlarından birine, sevgilinin ağzının o kadar küçük olduğu için "yok" sayılmasına dayanır. Son iki beyitte resim, Çin nakkaşlarının ünlü işleriyle ve tapınaktaki putlarla kıyaslanır; ikisi de onun yanında geride kalır. "Naḳş-ı Çīnī", "ṣanem" ve "deyr" kelimeleri, güzellik ve resim sanatıyla ilgili bir tenasüp kurar.

Tarihî Bağlam

Latîfî, Hümây u Hümâyûn'u "Ḫüsrev ü Şīrīn ṭarzında" yazılmış beş bin beyitlik bir kitap olarak anar. Özkat'a göre eser, Fazlî'nin ilk mesnevisidir ve İranlı şair Hâcû-yi Kirmânî'nin aynı adlı eserinden ilham alınarak yazılmıştır. Âşık Çelebi, eserin Fazlî'nin Zâtî'ye öğrenci olduğu ve Şehzade Mehmed'in divanına girmeden önceki döneminde yazıldığını, Fazlî'nin onun sayesinde mesnevi şairi olarak tanındığını belirtir; aynı Âşık Çelebi bu dönemdeki şiirini karışık ve orta halli bulur. Bu durumda parça, Fazlî'nin Amasya yıllarından önceki gençlik döneminin, bugüne ulaşan tek mesnevi örneğidir. E. J. W. Gibb, eseri hiç görmediğini, Hâcû'nun hikâyesinin Batı ülkesinin prensi Hümây ile Çin fağfurunun kızı Hümâyûn'un aşkını anlattığını yazar. Dokuzuncu beyitte resmin "naḳş-ı Çīnī" ile kıyaslanması bu konuyla uyumlu görünür; ancak Latîfî parçanın mesnevide hangi sahneye ait olduğunu ve resmi kimin gördüğünü belirtmez. Eserin bugüne kadar bir nüshası bulunamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar