Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Söyle ey bülbül-i sühan-perdâz
K’açılur sözüñ ile perde-i râz
‘Âlemüñ sen de nükte-dânisen
Bülbül-i gül-şen-i ma‘ânîsen
Yeter ol ġonce gibi beste-dehen
Yine dem ur gül-i ma‘ânîden
Eyle ‘uşşâka nâleñi dem-sâz
Perde-i ‘aşkdan düzet bir sâz
İşidüp Zühre sâzuñ âhengin
Yerlere çala reşkile çengin
Eyle gülden hikâyet-i rengîn
Şâd-mân olsun işiden ġam-gîn
Bülbül-i gül-sitân-ı efsâne
Böyle kılmış beyân-ı efsâne
Ki meger rûzgâr-ı mâzîde
Eltef ü eşref-i arâzîde
Ya‘nî Rûm içre var idi bir şâh
Lutf-ı tab‘ ile hurrem ü dil-hâh
Şâh-ı ferhunde-câh u ferruh-fâl
Nîk-rû nîk-hû vü nîk-hısâl
Cümle ef‘âli i‘tidâl üzre
Hüsn ü hulkı kamu kemâl üzre
Saf-tab‘ u latîf ü rûşen-rây
Dil-güşâ vü zarîf ü rûh-efzây
Bir şehen-şâh idi bülend-vakâr
Adına dirler idi Şâh Bahâr
Âb-ı ‘adliyle tâze rûy-ı cihân
Bâd-ı lutfıyla dehr misl-i cinân
Lutf u ihsân ü cûdile ma‘rûf
‘Adl ü insâf ü dâdile mevsûf
Hükmi âfâka yil gibi sârî
Emri her yirde su gibi cârî
‘Adl ü dâdı misâl-i bâd-ı seher
Eylemiş rûy-ı dehri tâze vü ter
Kimse devrinde eylemez zârî
Meger ancak hezâr-i gül-zârî
Kimse çekmez kimesneye hancer
Gül-şen içre meger ki Sûsen-i ter
Kimse urmaz kimesneye sûzen
Sîne-i Bülbül’e meger ki diken
Kapamaz kimse kimseden efser
Lâle tâcın meger ki bâd-ı seher
Sebzeden yir yüzinde ceyşi füzûn
Hadd ü ‘add ü şümârdan bîrûn
Berg ü bârına hadd ü ‘add yogıdı
Berg-i eşcârdan dahı çogıdı
Yogıdı ‘ayn-ı Nergis-i gül-zâr
Altun üsküflü kullarına şümâr
Biñ sileh-dârı nâr Sûsen-vâr
Cümle jengâr-pûş u hancer-dâr
Serv-i âzâde gibi bâlâ-ser
Kulı biñ ola sancaġını çeker
Hâr-veş tîz-rûy ü tîr-efgen
Nîze-dârı hezâr şîr-efgen
Nice biñ peyki var nesîm-âsâ
Her biri hem-çü ‘ömr ü tâc-rübâ
Burc-ı rif‘atde ahter-i tâbân
Dürc-i devletde gevher-i rahşân
Bâğ-ı ‘ömrinde bir gül açılmış
Hak’dan üstine feyz saçılmış
Bir oğul virmiş aña Hazret-i Hak
Gül gibi bâğ-ı ‘âleme revnak
Adı gül gerçi dahı ter-gonca
Bâğ-ı hüsn içre başlamış gunca

Günümüz Türkçesiyle

1. Söyle ey söz ustası bülbül; sırrın perdesi senin sözünle açılır.

2. Sen de dünyanın nüktelerini bilensin; manalar gül bahçesinin bülbülüsün.

3. O gonca gibi ağzını kapalı tutman yeter; yine mana gülünden söz et.

4. İnlemeni âşıklara arkadaş et; aşk perdesinden bir saz düzen. ("Perde" hem müzikteki perdeyi hem örtüyü anlatır.)

5. Sazının ahengini işiten Zühre, yani Venüs yıldızı, kıskançlıktan çengini yerlere çalsın.

6. Gülden renkli bir hikâye anlat; onu işiten gamlı kişi sevinsin.

7. Efsane gül bahçesinin bülbülü efsaneyi şöyle anlatmış:

8. Meğer geçmiş zamanlarda, yeryüzünün en hoş ve en şerefli diyarında,

9. yani Rûm ülkesinde, yaratılışının inceliğiyle neşeli ve gönüllere hoş gelen bir şah vardı.

10. Mutlu makamlı, uğurlu talihli bir şahtı; yüzü güzel, huyu güzel, hasletleri güzeldi.

11. Bütün işleri ölçülüydü; güzelliği ve ahlakı tamamen kusursuzdu.

12. Tabiatı saf, kendisi ince ve aydın görüşlüydü; gönül açan, zarif ve ruha ferahlık veren biriydi.

13. Yüce vakarlı bir şahlar şahıydı; ona Bahar Şah derlerdi.

14. Adaletinin suyuyla dünyanın yüzü tazeydi; lütfunun rüzgârıyla zaman cennet gibiydi.

15. Lütfu, ihsanı ve cömertliğiyle tanınmış; adaleti, insafı ve hakkı gözetmesiyle anılırdı.

16. Hükmü ufuklara rüzgâr gibi yayılır, emri her yerde su gibi akardı.

17. Seher yeli gibi adaleti dünyanın yüzünü taze ve canlı kılmıştı.

18. Onun devrinde kimse inlemezdi; yalnız gül bahçesinin bülbülü inlerdi.

19. Kimse kimseye hançer çekmezdi; yalnız gül bahçesinde taze süsen çekerdi. (Süsenin yaprakları hançere benzetilir.)

20. Kimse kimseye iğne batırmazdı; yalnız diken bülbülün göğsüne batırırdı.

21. Kimse kimsenin tacını kapmazdı; yalnız seher yeli lalenin tacını kapardı.

22. Yeşilliklerden oluşan ordusu yeryüzünde pek çoktu; sınırın, sayının ve hesabın dışındaydı.

23. Yaprağının ve meyvesinin sınırı ve sayısı yoktu; ağaçların yapraklarından bile çoktu.

24. Gül bahçesindeki nergisin gözü bile onun altın börklü kullarını sayamazdı. (Nergisin sarı tacı altın börke, çiçeği göze benzetilir. Mısra, "gül bahçesinin nergislerinin ta kendisi olan altın börklü kullarının sayısı yoktu" diye de okunabilir.)

25. Ateş renkli, süsen gibi bin silahdarı vardı; hepsi pas yeşili giysili ve hançerliydi. ("Nār" kelimesi "ateş" ya da "nar çiçeği" diye okunabilir.)

26. Hür servi gibi başı yukarıda bin kulu onun sancağını taşırdı.

27. Diken gibi sert yüzlü ve ok atan bin mızraklısı vardı, hepsi arslan yıkan yiğitlerdi.

28. Meltem gibi nice bin ulağı vardı; her biri ömür gibi hızlı geçer, taç kapardı.

29. Yücelik burcunda parlayan bir yıldız, devlet kutusunda ışıldayan bir cevherdi.

30. Ömür bahçesinde bir gül açılmış, Allah'tan üzerine feyz saçılmıştı.

31. Hazret-i Hak ona, dünya bahçesine gül gibi parlaklık veren bir oğul vermişti.

32. Adı Gül'dü, gerçi henüz taze bir goncaydı; güzellik bahçesinde tomurcuklanmaya başlamıştı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu metin, Fazlî'nin Gül ü Bülbül mesnevisinden otuz iki beyitlik bir parçadır. Mesnevi, her beyti kendi içinde kafiyeli olan ve böylece uzun hikâyelerin anlatılmasına elverişli bir nazım şeklidir; burada da kafiye beyitten beyite değişir: perdāz/rāz, dānīsen/ma‘ānīsen, şāh/dil-hāh. Vezin aruzun hafif bahrinden "fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır; eserin bütününün bu vezinle yazıldığını Mustafa Özkat ve TDV İslâm Ansiklopedisi bildirir. Metin, Gencay Zavotçu'nun Bir Şair-Bir Klasik: Fazlî-Gül ü Bülbül kitabından Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki "Fazlî" maddesine "Eserlerinden Örnekler" başlığıyla alınmış biçimiyle verilmiştir. Bu yazımda yalnız uzun ünlüler ve ayın işaretleri gösterilir.

Parçanın başında "Bu Dāstān-ı Dil-sitānuñ Mebde’ vü Maṭla‘ı ve Bu Efsāne-i Pür-füsūn u Sa‘ādet-nümūnuñ Menşe’ vü Menba‘ıdur" başlığı bulunur; yani bu bölüm, gönül alan bu destanın başlangıcı ve büyülü efsanenin kaynağıdır. Nezahat Öztekin'in neşrine dayanan özete göre eser besmele, tevhid, münacat, naat, miraç, sebeb-i telif ve Şehzade Mustafa'ya övgü bölümleriyle açılır, asıl konuya bunlardan sonra geçilir. Bu parça o geçişin ilk beyitleridir. Beyit numaraları bu seçmeye aittir; neşirdeki yerini gösteren numara TEİS'te verilmemiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Parçanın ilk yedi beyti, hikâyeye bülbüle seslenerek girer. Bu bülbül şairin kendi sesidir, "manalar gül bahçesinin bülbülü"dür; ama mesnevinin kahramanı da Bülbül olduğu için seslenişte bir tevriye vardır. Dördüncü beyitteki "perde" kelimesi hem musikideki ses perdesini hem sırrın örtüsünü anlatır; beşinci beyitte gökyüzünün çalgıcısı sayılan Zühre yıldızının kıskançlıktan çengini yere atması bir mübalağadır. Yedinci beyitte anlatıcı değişir ve hikâyeyi "efsane gül bahçesinin bülbülü" anlatmaya başlar.

Hikâye "meğer" kelimesiyle, masal ve halk hikâyelerinin bildik açılışıyla başlar ve Rûm ülkesinde Bahar Şah adlı bir hükümdarı tanıtır. Bahar Şah'ın adaleti, bahar mevsiminin özellikleriyle anlatılır: adaletinin suyu dünyanın yüzünü tazeler, lütfunun rüzgârı zamanı cennete çevirir, hükmü rüzgâr gibi yayılır, emri su gibi akar. On sekizinci ile yirmi birinci beyitler arasında aynı kalıp dört kez tekrarlanır: kimse inlemez, hançer çekmez, iğne batırmaz, taç kapmaz; bunları yalnız bülbül, süsen, diken ve seher yeli yapar. Böylece bir ülkede zulmün hiç bulunmadığı, bahçedeki çiçeklerin ve kuşların doğal halleri istisna olarak gösterilerek anlatılır. Bu tekrir ve teşhis zinciri, Bahar Şah'ın ülkesinin aslında bir gül bahçesi olduğunu da sezdirir. Yirmi ikinci beyitten sonra yeşillikler bir ordu olarak kişileştirilir: nergisler altın börklü kullar, süsenler hançerli silahdarlar, serviler sancaktar, dikenler mızraklı askerler, meltemler ulaklardır.

Fazlî eserin sonunda bu kişilerin her birinin bir anlamı olduğunu açıklar. Öztekin'in aktardığı açıklamaya göre Bahar Şah akıl, oğlu Gül ruh, Gülşen şehri insan bedeni, Bülbül gönül, Nesim nefes, Nergis basiret, Süsen kahramanlık, Servi gönül yolu, Sünbül haset, Diken kibir ve kindir. Bu yüzden Bahar Şah'ın adaletli saltanatı, aklın bedeni yönettiği dengeli bir hali; son beyitlerde doğan oğlu Gül ise ruhu temsil eder.

Tarihî Bağlam

Gül ü Bülbül, Fazlî'nin Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki divan kâtibi olduğu yıllarda yazılmış, 960 (1553) yılında tamamlanarak şehzadeye sunulmuştur. Özkat'ın aktardığı özete göre sebeb-i telif bölümünde eski bir dost şaire, bilgili, nükteden anlayan ve faziletli Şehzade Mustafa adına bir eser yazmasını, böylece hem şehzadenin hem kendisinin adının kıyamete kadar yaşayacağını söyler ve ona bülbülün güle aşkını anlatmasını öğütler. Şair eseri "dünya padişahının oğlu" diye andığı Mustafa'ya ithaf ederek onu över. Eserin 960 yılında istinsah edilmiş iki nüshası vardır. Joseph von Hammer metni 1834'te Almanca çevirisiyle birlikte yayımlamış, E. J. W. Gibb de eserin, gül ve bülbül hikâyesini bütün bir alegorik hikâyeye dönüştürmesi bakımından özgün olduğunu yazmıştır. Hikâyenin Rûm ülkesinde geçmesi ve adaletiyle övülen bir şah ile onun genç oğlunu anlatması, eserin bir şehzadeye sunulmuş olmasıyla birlikte düşünülebilir; ancak kaynaklarda Bahar Şah ile Gül'ün belli kişilere işaret ettiğine dair bir yorum yoktur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Gencay Zavotçu, "Fazlî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2013 (güncelleme 2020), "Eserlerinden Örnekler", https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fazli; metnin kaynağı: Gencay Zavotçu, Bir Şair-Bir Klasik: Fazlî-Gül ü Bülbül, Erzurum: Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yay., 2005.

Çevrimiçi kaynaklar