Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Devlet ile geçdi taḫt-ı nuṣrete sulṭān-ı fetḥ
‘Arṣa-i iḳbālde ṭurdı yine dīvān-ı fetḥ
Devlet ü iḳbāl u nuṣret furṣat u şevket ẓafer
Ṭurulur ṣaf ṣaf cemī‘i cem‘ olup erkān-ı fetḥ
Ḫıżr gibi zinde-dil her şaḫṣ pür-ẕevḳ ü sürūr
Var ise feyż oldı ḫalḳa çeşme-i ḥayvān-ı fetḥ
Şevḳ ü şādīde olursa ḫalḳ bülbül-veş n’ola
Bāġ-ı ‘ālemde açıldı çün gül-i ḫandān-ı fetḥ
Şād u ḫurrem yimede içmekde ‘ālem pür-sürūr
Çāşnī-gīr-i ḳażā çıḳdı ḳamuya ḫᵛān-ı fetḥ
Ġonce-i maḳṣūd açıldı cihānuñ gül gibi
Başlarına naġmeye murġān-ı ḫoş-elḥān-ı fetḥ
Ḫalḳ ‘ıyş ü ẕevḳde güm güm öter ‘ālem yine
Şevḳle ṭutdı cihānı na‘re-i mestān-ı fetḥ
Ẓulmet-i şām-ı ġam oldı ref‘ ‘ālemden yine
Burc-ı devletden ṭulū‘ itdi meh-i tābān-ı fetḥ
Her kişi şādān u ḫurrem ‘ıyş ü ‘işret itmede
Ḫalḳa ‘arż itdi cemālini yine ḫūbān-ı fetḥ
Dürlü dürlü rengle zeyn itdiler şehri ḳamu
Oldı her bir gūşe bir zībā bahāristān-ı fetḥ
Oldı rūşen çeşm-i Ya‘ḳūb-ı cihān pür-şevḳ ḫalḳ
Var ise irdi beşīr Yūsuf-ı Ken‘ān-ı fetḥ
Ya‘ni geldi Ḥażret-i Şāh-ı Cihān’uñ ḳāṣidi
Anuñ içün böyle tezyīn oldı şehr-istān-ı fetḥ
Şeh-süvār-ı ‘arṣa-i nuṣret şeh-i milk-i ẓafer
Çābük-i meydān-ı şevket dāver-i devrān-ı fetḥ
Şāh-ı milk-i salṭanat Sulṭān Süleymān bin Selīm
Kim ḳılıcıyla açıldı bāb-ı şehr-istān-ı fetḥ
Çerḫ-āsā ḫaymesi ‘arş-ı mu‘allā-yı ẓafer
Māh-peyker sancaġı ḫūrşīd-i nūr-efşān-ı fetḥ
Her sipāhı rezmde Sām u Nerīmān-ı ẓafer
Her dilīri cengde bir Rüstem-i destān-ı fetḥ
Al güllerden zemīni ḫūn-ı düşmen ḳıldı pür
‘Arṣa-i rezm-i şeh oldı ḫōş bahāristān-ı fetḥ
Berḳ-veş yalıñ ḳılıçlar şaḳıyup mānend-i ra‘d
Na‘re urdı ġāziyān yaġdı o dem bārān-ı fetḥ
Yüz ḳodılar ḫāke pā-der-gil olup düşmenleri
Tāze ter oldı bulup neşv ü nemā bustān-ı fetḥ
Od ṣaçar aġzından a‘dāsına ḳarşu ol şehüñ
Her tüfeng ü tōp rezm içinde bir şa‘bān-ı fetḥ
‘Īd idüp ḥüccāc-veş tekbīr itdiler ġuzāt
Kā‘be çıḳdı ḫūn-ı düşmen oluben ḳurbān-ı fetḥ
Sen şu şehsin kim [ulu] Fettāḥ virmiş destüñe
Serverā tīġ-ı ẓaferle ḫancer-i bürrān-ı fetḥ
Bezme inseñ meclisüñ sāḳīleri ḫūbān-ı dehr
Rezme yetseñ ger yanuñca cünd-i bī-pāyān-ı fetḥ
Kūy-veş meydānda ġalṭān itmege serin
Kām-kārā destüñe virmiş Ḫudā çevgān-ı fetḥ
Pād-şāhā çün maḳardur server-i iḳbālüñe
‘Arşdan ā‘lā olursa yiridür eyvān-ı fetḥ
İtmege gerd-i ‘adūdan pāk iy şāh-ı cihān
Perçem-i tūġuñ olupdur cārū-yı meydān-ı fetḥ
Ḳaṣd-ı bezm itseñ öñüñde cür‘a-keş ḫūbān-ı şevḳ
‘Azm-i rezm itseñ yanuñca bendedür şāhān-ı fetḥ
Serverā fülk-i ḥayātını ‘adūñuñ itdi ġarḳ
Bād-ı nuṣretle yine cūş eyleyüp ‘ummān-ı fetḥ
Sancaḳ-ı nuṣret-şi‘āruñ bir ‘arūs-ı tāzedür
Kām-kārā serverā çift eylemişdür ān-ı fetḥ
Ḫūn-ı ā‘dādan olupdur lā‘l her seng-i siyeh
Pād-şāhā rezm-gāhuñdur senüñ bürkān-ı fetḥ
Tīġuñ üzre şemse-i zer mihr-i raḫşān-ı ẓafer
Sancaḳuñda ol ‘alem māh-ı nev-i devrān-ı fetḥ
Sen şu şehsin kim olupdur iy şeh-i milk-i ẓafer
Ġāşiye-dāruñ öñüñce her zemān ḫāḳān-ı fetḥ
Fażlī-i bī-çāre vü miskīn du‘ā-gūyuñ durur
Ḳıl naẓar ol bende-i üftādeye iy ḫān-ı fetḥ
Ḥaḳ Te‘ālā eylesün saña müyesser ‘ömr-i Nūḥ
Düşmen-i bī-dīnüñ olsun ġarḳa-i ṭūfān-ı fetḥ
Ber-ḳarār ol salṭanat taḫtında devletle müdām
Milk-i nuṣretde ḳarār itdükce tā sulṭān-ı fetḥ

Günümüz Türkçesiyle

1. Fetih sultanı devletle zafer tahtına geçti; ikbal meydanında fethin divanı yine kuruldu.

2. Devlet, ikbal, yardım, fırsat, şevket ve zafer, hepsi bir araya gelip fethin erkânı olarak saf saf dizildi.

3. Herkes Hızır gibi diri gönüllü, zevk ve sevinç doludur; fethin hayat suyu çeşmesinden halka feyiz erişti. (Hızır, âb-ı hayatı içip ölümsüzlüğe erdiğine inanılan kişidir.)

4. Halk bülbül gibi coşku ve sevinç içinde olsa şaşılır mı; âlem bahçesinde fethin gülen gülü açıldı.

5. Âlem yiyip içmekte, sevinçle dolu, şen ve mutludur; kaderin çaşnigiri herkese fethin sofrasını getirdi. (Çaşnigir, sarayda sofradan sorumlu görevlidir.)

6. Cihanın maksat goncası gül gibi açıldı; fethin güzel sesli kuşları onun başında ötüşmeye koyuldu.

7. Halk zevk ve eğlencede, âlem yine güm güm ötüyor; fethin sarhoşlarının naraları cihanı coşkuyla doldurdu.

8. Gam akşamının karanlığı âlemden yine kalktı; devlet burcundan fethin parlak ayı doğdu.

9. Herkes sevinçli ve mutlu, yiyip içip eğlenmekte; fethin güzelleri yine yüzlerini halka gösterdi.

10. Şehri baştan başa türlü türlü renklerle süslediler; her köşe fethin süslü bir bahar bahçesi oldu.

11. Cihanın Yakub'unun gözü aydın oldu, halk coşku doludur; çünkü fethin Kenan Yusuf'unun müjdecisi geldi. (Yusuf'un gömleğini getiren müjdeci gelince Hz. Yakub'un kör olan gözleri açılmıştı.)

12. Yani cihan şahı hazretlerinin ulağı geldi; fethin şehri bunun için böyle donatıldı.

13. O, yardım meydanının binicisi, zafer ülkesinin şahı, şevket meydanının çevik atlısı, fetih devrinin hükümdarıdır.

14. O, saltanat ülkesinin şahı Selim oğlu Sultan Süleyman'dır; fethin şehrinin kapısı onun kılıcıyla açıldı.

15. Gök gibi çadırı zaferin yüce arşı, ay yüzlü sancağı fethin nur saçan güneşidir.

16. Her sipahisi savaşta zaferin Sâm'ı ve Nerîman'ı, her yiğidi cenkte fethin destanlık bir Rüstem'idir. (Sâm, Nerîman ve Rüstem, Şehnâme'nin İranlı kahramanlarıdır.)

17. Düşman kanı yeri kırmızı güllerle doldurdu; şahın savaş meydanı fethin güzel bir bahar bahçesi oldu.

18. Yalın kılıçlar şimşek gibi çakıp gök gürültüsü gibi gürledi; gaziler nara attı, o an fethin yağmuru yağdı.

19. Düşmanları ayakları çamura batmış hâlde yüzlerini toprağa koydu; fethin bostanı serpilip gelişerek taptaze oldu.

20. O şahın her tüfeği ve topu savaşta fethin bir ejderhasıdır; düşmanlarına karşı ağzından ateş saçar.

21. Gaziler hacılar gibi bayram edip tekbir getirdi; düşmanın kanı fethin kurbanı olup Kâbe'ye çıktı. (İkinci mısra kapalıdır; savaş meydanı hac yerine, dökülen kan bayram kurbanına benzetilmiştir.)

22. Ey ulu kişi, sen öyle bir şahsın ki yüce Fettâh (fetihler veren Allah) eline zafer kılıcıyla birlikte fethin keskin hançerini vermiştir.

23. Meclise insen meclisinin sakileri cihanın güzelleridir; savaşa yetişsen yanında fethin sayısız ordusu vardır.

24. Ey muradına eren şah, Allah eline, düşmanın başını meydanda top gibi yuvarlaman için fethin çevgânını vermiştir. (Çevgân, at üstünde topa vurulan değnektir; at oyunu olan çevgân da bu adla anılır.)

25. Ey padişah, fethin eyvanı senin ikbal tahtının yeri olduğu için arştan yüce olsa yeridir.

26. Ey cihan şahı, tuğunun perçemi meydanı düşman tozundan temizlemek için fethin süpürgesi olmuştur.

27. Meclis kurmayı istesen önünde coşku güzelleri kadeh dibini içer; savaşa niyetlensen fetih şahları yanında kulundur.

28. Ey ulu kişi, fethin ummanı zafer rüzgârıyla yine coşup düşmanının hayat gemisini batırdı.

29. Ey muradına eren ulu kişi, zafer nişanlı sancağın taze bir gelindir; fetih anı onu (zaferle) eş etmiştir.

30. Ey padişah, düşman kanından her kara taş lal olmuştur; senin savaş meydanın fethin yanardağıdır. ("Bürkān" yanardağ demektir ve içinde "kān", yani maden kelimesini taşır; lalin taşın içinde güneşle olgunlaşıp kızardığına inanılırdı.)

31. Kılıcının üzerindeki altın güneş kabartması zaferin parlak güneşi, sancağındaki o alem fetih devrinin yeni ayıdır. (Sancak alemi hilal biçimindedir.)

32. Ey zafer ülkesinin şahı, sen öyle bir şahsın ki fethin hakanı her zaman önünde gaşiye taşıyıcın olmuştur. (Gaşiye, hükümdarın alaylarda önünde taşınan eyer örtüsüdür.)

33. Çaresiz ve zavallı Fazlî senin dua edicindir; ey fethin hanı, o düşkün kula bir bak.

34. Yüce Allah sana Nuh'un ömrünü nasip etsin; dinsiz düşmanın fethin tufanında boğulsun.

35. Fetih sultanı zafer ülkesinde durdukça sen de saltanat tahtında devletle daima kalıcı ol.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir otuz beş beyitlik bir medhiye kasidesidir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ān" sesidir (sulṭān, dīvān, erkān, ḥayvān...), ardından "-ı fetḥ" redifi gelir; Özkat da kasideyi "fetḥ" redifli olarak tanıtır. Kanuni Sultan Süleyman 14. beyitte "Sulṭān Süleymān bin Selīm" diye adıyla anılır, mahlas 33. beyitte geçer. Özkat'a göre nesip bölümü Kanuni zamanındaki ihtişamın halka yansımalarını anlatır; 14. beyitten sonra padişahın savaş meydanlarındaki kahramanlıkları gelir ve kaside iki beyitlik bir dua ile biter. Kasidenin başlığı yoktur ve hangi sefer ya da fetih üzerine yazıldığı bilinmez.

Özkat kasideyi Kanuni için yazılmış dört medhiyenin ilki olarak yayımlar. Metin yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 83b) bulunur. 22. beyitteki köşeli parantez içindeki "ulu" kelimesi, neşirde yapılmış bir tamamlamadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ilk on iki beyti bir zafer haberinin bir şehirde yarattığı sevinci anlatır. Halk Hızır gibi diri, bülbül gibi coşkuludur; herkes yiyip içer, şehir türlü renklerle donatılır, her köşe bir bahar bahçesine döner. Bu sevincin sebebi 12. beyitte açıklanır: cihan şahının ulağı gelmiş, fetih haberini getirmiştir. Şair bunu 11. beyitte Yusuf kıssasıyla anlatır: oğlunun gömleğini getiren müjdeci gelince Hz. Yakub'un gözlerinin açılması gibi, fetih haberi de cihanın gözünü aydın etmiştir. Böylece kasidenin nesibi, Özkat'ın deyişiyle, padişahın ihtişamının halka yansımasını gösteren bir şenlik tablosu olur.

Medhiye bölümünde savaş sahneleri öne çıkar. Özkat, Fazlî'nin savaş meydanlarından düğün törenlerine kadar canlı bir gözlemci olduğunu söylerken bu kasideden iki beyit seçer: kılıçların şimşek gibi çakıp gök gibi gürlediği, gazilerin nara attığı 18. beyit ile her sipahinin Sâm ve Nerîman, her yiğidin Rüstem olduğu 16. beyit. Özkat'a göre şair burada saf tutan erleri İran'ın ünlü destan kahramanlarına denk tutar. 20. beyitte tüfek ve top, ağzından ateş saçan ejderhalara benzetilir; Özkat "ağzından ateş saçmak" deyimini bu beyitten örnekler. 19. beyitteki "yüzünü toprağa koymak" deyimi de onun derlediği deyimler arasındadır.

Fazlî, redifteki "fetih" kelimesini her beyitte başka bir şeye bağlayarak bir istiare zinciri kurar: fethin divanı, erkânı, hayat suyu, gülü, sofrası, ayı, güzelleri, bahar bahçesi, yağmuru, ejderhası, kurbanı, çevgânı, süpürgesi, ummanı, yanardağı ve tufanı. Kasidenin sanatı büyük ölçüde bu çeşitlemeden doğar. Saray hayatından gelen imgeler de dikkat çeker: kaderin çaşnigiri fetih sofrasını getirir (5. beyit), tuğun perçemi meydanı süpürür (26. beyit), fethin hakanı padişahın önünde gaşiye taşır (32. beyit). 24. beyitte at üstünde oynanan çevgân oyunu savaşa aktarılır ve düşmanın başı meydanda yuvarlanan topa benzetilir. 30. ve 31. beyitlerde renk ve ışık tezatları kullanılır: kara taş kanla lal olur, kılıçtaki altın güneş kabartması zaferin güneşi, sancağın alemi ise fethin yeni ayı olur.

Fazlî kendini 33. beyitte "çaresiz ve zavallı dua edici" olarak sunar ve padişahtan bir bakış ister; kaside Nuh'un ömrü ve düşmanın tufanda boğulması dileğiyle kapanır. Nuh ile tufan arasındaki tenasüp, son beyitlerde dua bölümünü süsleyen bir buluştur.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 150-152, kaside no. 10 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 83b); ayrıca s. 48-50 (kasideler üzerine), s. 76-77 (savaş tasvirleri) ve s. 90-94 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar