Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün
Demidür ḫurrem ol iy dil ki irdi sūr-ı sulṭānī
Ser-ā-ser ḫūb-rūlarla pür oldı At Meydānı
Cihān güm güm öter pür-şevḳ-i ‘ālem irdi eflāke
Ṣadā-yı sūr-nāy u ṣīt-i senc ü ṭabl efġānı
Çalınup sūr-nāy u ṭabl irişdi çerḫa āvāzı
Melekler yañılup tesbīḥin anuñ oldı ḥayrānı
Temāşā eyle var anı bulınmaz bir anuñ gibi
Temāşā menba‘ı ḥaṭṭ ma‘deni ẕevḳ ü ṣafā kānı
O meydān-ı vesī‘a ‘arṣa-i maḥşer disem lāyıḳ
Ki cem‘ olmış ḳamu anda cihānuñ insi vü cānı
Cihānda görmedügüñ görmek isterseñ bugün anda
Nedīm ü masḫara envā‘ın iy dil eyle seyrānı
Yiridür ḥoḳḳalar eflāk u mihre mihr ü māh olsa
Anuñla itmege bāzı o bezmüñ ḥoḳḳa-cünbānı
Şu‘ā‘ın ṭōp idüp ḳılmış feleklerden ṭoḳuz kāse
Bu sūruñ olmaġa ḫūrşīd-i ‘ālem kāse-gerdānı
Göricek ‘arṣada cündīlerinüñ cengini şāhuñ
Muḳārin oldı ṣandum çerḫde Behrām u Keyvān’ı
Girüp meydānına cündīlik oynamaġa ol şāhuñ
Felek nīze idindi pertev-i ḫūrşīd-i raḫşānı
Ḳuruldı çerḫ-āsā ḫaymeler bir bir ki reşkinden
Dönüp yirden yire geçdi göricek āsümān anı
Göricek lāleler zeyn itdi ṣandum rūy-ı ṣaḥrāyı
Ḫıyām-ı lāle-gūn ile pür olmış At Meydānı
Girüp ṣūretlere şol deñlü şīrin-kārlıḳ itdi
O şekker işleri anda ki ‘ālem oldı ḥayrānı
Gelüp ferzāne şeh naṭ‘ında şekker işleri ḫalḳuñ
Kimine at virdi kimine fīl itdi iḥsānı
Sebīl oldı şeker şerbetleri hep selsebīl-āsā
Anı nūş eyleyenler istemezler āb-ı ḥayvānı
Żiyāfet oldı hep begler gelüp sulṭān işiginde
Cihān ḫalḳı bugün anda ṭoyınca gördi iḥsānı
Simāṭını göricek ol büyük ġarrā çöreklerle
Didüm bir āsümāndur kim pür itmiş mihr ü māh anı
Ṭoḳuz gög çīnīdür bir biri içre āsümān iy dil
Aġalar begler öñine çekilmege şehüñ ḫᵛānı
Simāṭ-ı çerḫde pür-şevḳ olupdur ḳurṣ-ı mihr iy dil
O şāhuñ süfresinde olmaġa göynüklü bir nānı
Ṣanasın ‘īd-i aḍḥādur bu sūr-ı pür-sürūr iy dil
Ki çıḳdı Ka‘be-ḫān şāhuñ şu deñlü oldı ḳurbānı
Şafaḳ ṣanmañ felekde görinen her şeb ki ṣalmışdur
Sipihr āyīnesine ‘aks ol ḳurbānlaruñ ḳanı
Kebāb oldı kebūterler mu‘allaḳlar dönüp cümle
Şikārı öğdi anda olayın āvārenüñ ānı (?)
O meydān içre me’mūniyyeler hep ṭōplardur kim
Anı ḳapmaġa olur her kişinüñ desti çevgānı
Pilav üstinde göricek ol iki şemseyi ṣandum
Hemānā ḳubbe-i çerḫ üzre mihr ü māh-ı tābānı
Ser-ā-ser ins ü cinn vaḥş u ṭuyūrı cümle ṭoyurdı
Bugün irişdi mūr u māra iḥsān-ı Süleymān’ı
Cihānuñ her güni ‘īd ü gicesi Ḳadr olmışdur
Gice gündüz ṣafā ile geçürseñ n’ola devrānı
Cihānı her gice āteş işi pür-şevḳ ider anda
Ṣanasın ravża-i Aḥmed’de her şeb nūr-ı Yezdānī
Ṣanasın nūrdan bir servdür bāġ-ı cinān içre
Yanıcaḳ anda şādırvānı iy dil eyle seyrānı
Görinenler kevākib ṣanmañuz kim āsümānīler
Çıḳup eflāke çaḳ yer yer sipihrüñ yandı dāmānı
Göricek āsümānīler hevādan indüñüz ṣandum
Ḳıyāmet irişüp çerḫüñ döküldi necm-i raḫşānı
İrişdi çaḳ semāya āsümānīler ‘acebdür ger
Ḫurūs-ı ‘arşı yaḳmaz-ise anuñ nār-ı sūzānı
Yanup pāpāslar anda ser-ā-ser nār u nūr oldı
Anuñla rūşen oldı ser-be-ser çeşm-i Müselmān’ı
Yürüdi anda āteş-bāzuñ işi od gibi ol dem
Od urup ata idicek o ṣaḥrā içre cevlānı
Ḳoşusı atları anuñ şu resme cüst ü çābükdür
‘İnānın ṭutmasa gidüp aşar Īrān u Tūrān’ı
Yiridür aṭlas-ı çerḫ olur ise öñdüli anuñ
Ḳoşusında geçüp atı anuñ kim aldı meydānı
Bu sūr-ı pür-sürūr u ẕevḳ-baḫşuñ vaṣfın eylerken
Dilüme geldi medḥ-i şāhda bu maṭla‘-ı s̱ānī
Ala iy milk-i iḳbālüñ şeh-i İskender aḳrānı
Ki açduñ tīġuñ ile milk-i Tebrīz ü Ḫorāsān’ı
Elüñde ḫātem-i devlet ser-ā-ser ins ü cin rāmuñ
Bugün milk-i cihānuñ ḥaḳ bu kim sensin Süleymān’ı
Urula baġrına ḫüsrevlerüñ key reşkden şāhā
Eger bu salṭanatda görseler sen şāh-ı devrānı
Çeküp şemşīr-i İslām’ı ḳırup küffār yoġ itdüñ
Zihī evżā‘-ı dīn-dārı zihī kār-ı Müselmān’ı
Unuduldı adı Nūşīn-revān’uñ milk-i ‘ālemde
Şu deñlü ‘adl ü dād itdüñ sen iy Sulṭān-ı ‘Os̱mānī
Şeh-i şāhān-ı ‘ālemsin saña lāyıḳ durur şehliḳ
Ki açduñ tīġuñ ile milk-i Tebrīz ü Ḫorāsān’ı
Ḫudā ḥaḳḳı senüñ şemşīriñüñ şānında nāzildür Bugün
İnnā Fetaḥnā āyeti iy Ḫüsrev-i S̱ānī
Nice İskender-i S̱ānī diyem ben saña şāhā kim
Göreydi sen şehi olurdı İskender saña s̱ānī
Ḫudā virmiş saña luṭf u ‘ināyet hem ‘aṭā vü cūd
Saḫāvet milkinüñ sensin bugün iy şāh sulṭānı
Kef-i deryā-nis̱āruñ la‘l ü dür ṣaçdıḳca reşkinden
Yüregi ḳan ṭolar k’anuñ acıdur baḥr-i ‘Ummān’ı
Bulınmaz kām-kārā sen ḳadar milk-i cihān içre
Mürüvvet ma‘deni luṭf issi vü cūd u seḫā kānı
Sözüñ taṭvīl idüp Fażlī igende virme taṣdī‘i
Du‘ā-yı devletine ḳıl hemānā fetḥ-i destānı
Niçe kim sūr-ı ‘ālemde ola sūr-ı sürūr-efzā
Niçe kim sūr ile mesrūr ola ḫalḳuñ dil ü cānı
Hemīşe sūr-ı ‘ömrüñ eyleye muḥkem senüñ Bārī
Gül-i sūrīlerüñe hīç irişdürmeye noḳṣānı
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, şen olmanın zamanıdır, çünkü sultanın düğünü geldi; At Meydanı baştan başa güzel yüzlülerle doldu.
2. Cihan güm güm ötüyor, âlemin coşkusu göklere erişti; zurnanın sesi, zilin ve davulun gürültüsü ve feryadı (göklere çıktı).
3. Zurna ve davul çalınıp sesleri feleğe ulaştı; melekler şaşırıp tespihlerini unuttu, o sese hayran oldular.
4. Git de onu seyret, onun gibisi bulunmaz; o, seyir kaynağı, zevk madeni, eğlence ve neşe ocağıdır.
5. O geniş meydana mahşer yeri desem yeridir, çünkü cihanın bütün insanları ve cinleri orada toplanmıştır.
6. Ey gönül, dünyada görmediğini görmek istersen bugün orada nedimlerin ve maskaraların türlü türlüsünü seyret.
7. O meclisin hokkabazı onlarla oyun etmek için felekleri hokka, güneşi ve ayı da top yapsa yeridir.
8. Âlemin güneşi bu düğünün kâse çevirici hokkabazı olmak için ışınlarını top etmiş, feleklerden dokuz kâse yapmıştır.
9. Şahın cündîlerinin (cirit ve mızrak oyunu oynayan atlılarının) meydandaki savaşını görünce, sandım ki gökte Merih ile Zühal bir araya geldi.
10. O şahın meydanına girip cündîlik oyunu oynamak için felek, parlak güneşin ışığını kendine mızrak edindi.
11. Gök gibi çadırlar birer birer kuruldu; gökyüzü onları görünce kıskançlıktan dönüp yerin dibine geçti.
12. At Meydanı lale renkli çadırlarla dolmuş; görünce sandım ki laleler kırın yüzünü süslemiş.
13. Orada o şeker işleri suretlere girip öyle tatlı hünerler gösterdi ki âlem hayran kaldı. (Şenliklerde şekerden yapılmış hayvan ve eşya biçimleri sergilenirdi.)
14. Akıllı şah (vezir ve şah taşlarıyla) satranç tahtasına gelip halkın şeker işlerinden kimine at verdi, kimine fil bağışladı. ("Ferzāne" akıllı demektir ve satrançtaki "ferz" (vezir) taşını çağrıştırır; "naṭ‘" satranç tahtası, at ve fil de satranç taşlarıdır.)
15. Şeker şerbetleri cennet pınarı Selsebil gibi sebil oldu; onu içenler hayat suyunu bile istemez.
16. Bütün beyler gelip sultanın kapısında ziyafete katıldı; cihanın halkı bugün orada doyasıya ihsan gördü.
17. O büyük, beyaz çöreklerle dolu sofrayı görünce dedim ki: bu, güneşin ve ayın doldurduğu bir gökyüzüdür.
18. Ey gönül, dokuz kat gök iç içe geçmiş birer çini kâsedir; şahın sofrası ağaların ve beylerin önüne çekilmek için (hazırlanmıştır).
19. Ey gönül, feleğin sofrasında güneş yuvarlağı, o şahın sofrasında iyi pişmiş bir ekmek olmak için heveslenmiştir.
20. Ey gönül, bu sevinç dolu düğünü Kurban Bayramı sanırsın; şahın sofrası Kâbe'ye döndü, o kadar kurban kesildi. (Mısradaki "Ka‘be-ḫān" ifadesi kapalıdır.)
21. Her gece gökte görünene şafak demeyin; o kurbanların kanı göğün aynasına aksetmiştir.
22. Güvercinler kebap oldu, taklacı güvercinlerin hepsi şişte döndü. (İkinci mısra okunamamış gibidir; Özkat da metinde soru işareti koymuştur.)
23. O meydandaki memuniye tatlıları hep birer toptur; onu kapmak için herkesin eli bir çevgân olur. (Memuniye bir tatlı türüdür; çevgân, at üstünde topa vurulan değnektir.)
24. Pilavın üstündeki o iki şemseyi görünce, gök kubbenin üstünde parlayan güneşi ve ayı sandım. (Şemse, güneş biçiminde süs demektir.)
25. İnsanların ve cinlerin, vahşi hayvanların ve kuşların hepsini baştan başa doyurdu; Süleyman'ın ihsanı bugün karıncaya ve yılana kadar erişti. (Hz. Süleyman'ın bütün yaratıklara hükmettiği ve karıncayla konuştuğu anlatılır; padişahın adı da Süleyman'dır.)
26. Cihanın her günü bayram, her gecesi Kadir Gecesi olmuştur; devranı gece gündüz neşeyle geçirsen şaşılır mı.
27. Orada her gece ateş oyunları cihanı coşkuyla doldurur; sanırsın her gece Ahmed'in (Hz. Muhammed'in) ravzasında Tanrı'nın nuru parlar.
28. Ey gönül, orada şadırvanı yanınca bir seyret; sanırsın cennet bahçesinde nurdan bir servi ağacıdır.
29. Görünenlerin yıldız olduğunu sanmayın; havai fişekler göklere dimdik çıkıp yer yer göğün eteğini tutuşturdu.
30. Havai fişekleri havadan inerken görünce sandım ki kıyamet kopmuş, feleğin parlak yıldızları dökülmüş.
31. Havai fişekler dimdik göğe erişti; onların yakıcı ateşi arşın horozunu yakmazsa şaşılır. (Arşın horozu, efsanede göklerdeki büyük horozdur.)
32. Orada papazlar yanıp baştan başa ateş ve nur oldu; bununla Müslümanların gözü baştan başa aydın oldu.
33. O ateşbazın işi o sırada ateş gibi yürüdü, o kırda ata ateş verip koşturduğunda.
34. Koşu atları öyle çevik ve hızlıdır ki dizginini tutmasa koşup İran'ı ve Turan'ı aşar.
35. Koşuda geçip meydanı alan atın ödülü göğün atlası olsa yeridir.
36. Bu sevinç dolu, zevk bağışlayan düğünü anlatırken şahın övgüsünde dilime şu ikinci matla geldi:
37. Ey ikbal ülkesinin şahı, İskender'in akranı, ey kılıcınla Tebriz ve Horasan ülkesini açan.
38. Devlet mührü elindedir, insan ve cin baştan başa sana boyun eğer; doğrusu bugün cihan ülkesinin Süleyman'ı sensin. (Hz. Süleyman'ın mühürlü yüzüğüyle insanlara ve cinlere hükmettiği anlatılır.)
39. Ey şah, Hüsrevler seni, devrin şahını bu saltanatta görselerdi kıskançlıktan bağırlarını döverlerdi.
40. İslam kılıcını çekip kâfirleri kırarak yok ettin; ne güzel dindarca hâl, ne güzel Müslümanca iş.
41. Ey Osmanlı sultanı, öyle adalet dağıttın ki Nûşirevân'ın adı dünya ülkesinde unutuldu. (Nûşirevân, adaletiyle anılan Sasani hükümdarıdır.)
42. Sen dünya şahlarının şahısın, şahlık sana yaraşır; çünkü kılıcınla Tebriz ve Horasan ülkesini açtın.
43. Ey ikinci Hüsrev, Allah hakkı için bugün "İnnâ fetahnâ" (Biz sana apaçık bir fetih verdik) ayeti senin kılıcının şanına inmiştir. (Fetih suresinin ilk ayetidir.)
44. Ey şah, sana nasıl ikinci İskender diyeyim; seni şah olarak görseydi İskender sana ikinci olurdu.
45. Allah sana lütuf ve inayet, bağış ve cömertlik vermiş; ey şah, bugün cömertlik ülkesinin sultanı sensin.
46. Deniz gibi saçan avucun lal ve inci saçtıkça Umman denizinin yüreği kıskançlıktan kan dolar; suyu bu yüzden acıdır.
47. Ey muradına eren şah, cihan ülkesinde senin kadar mürüvvet madeni, lütuf sahibi, cömertlik ocağı bulunmaz.
48. Fazlî, sözü uzatıp sıkıntı verme; hemen onun devletine duanın destanını aç.
49. Dünya düğününde sevinç artıran düğünler oldukça, halkın gönlü ve canı düğünlerle sevindikçe,
50. Yaratıcı senin ömrünün surunu daima sağlam etsin; senin kırmızı güllerine hiçbir eksiklik eriştirmesin. ("Sūr" hem düğün hem kale duvarı demektir; "gül-i sūrī" de kırmızı güldür.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir elli beyitlik bir kasidedir. Vezin hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıdır. Kafiye "-ānı" sesidir (sulṭānī, Meydānı, efġānı, ḥayrānı, kānı...); redif yoktur. Özkat'a göre kaside bir "sûriyye"dir, yani bir saray düğününü anlatan kasidedir. Şair 36. beyitte "bu ikinci matla dilime geldi" diyerek 37. beyitte tecdîd-i matla yapar ve kasideyi Kanuni Sultan Süleyman'ın övgüsü ile dua bölümüyle bitirir. Mahlas 48. beyitte geçer.
Metin yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 123b) bulunur. Özkat 22. beyti tam okuyamamış, sonuna soru işareti koymuştur. 43. beyitteki "İnnā fetaḥnā" sözü, Fetih suresinin ilk ayetinin başıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin ilk otuz beş beyti bir düğün şenliğinin adım adım tasviridir. Özkat'a göre Fazlî sûriyye türündeki kasidelerinde on altıncı yüzyılda saray düğünlerinin nasıl yapıldığını bütün canlılığıyla anlatır: lale bahçesini andıran çadırlarla ve rengârenk süslerle donatılmış At Meydanı'nı, eğlenceleri, ziyafetleri ve davetlilerin yiyecek kapma yarışını. Özkat bu tasvire örnek olarak lale renkli çadırların At Meydanı'nı doldurduğu 12. beyti ve memuniye tatlılarının birer top, onları kapmaya uzanan ellerin birer çevgân olduğu 23. beyti gösterir.
Şenliğin sırası kasideden izlenebilir. Önce zurna, zil ve davul sesleri göklere çıkar; meydanda nedimler, maskaralar ve hokkabazlar oyun gösterir (6-8. beyitler). Ardından cündîler meydanda cirit ve mızrak oyunu oynar, çadırlar kurulur. Şekerden yapılmış suretler sergilenir; 14. beyitte bunlar satranç taşlarıyla anlatılır: "ferzāne" (akıllı) şah satranç tahtasına gelip kimine at, kimine fil bağışlar. Sonra ziyafet gelir: şerbetler sebil olur, beyaz çöreklerle dolu sofra yıldızlı bir göğe, dokuz kat gök iç içe çini kâselere benzetilir. Kesilen kurbanların çokluğu düğünü Kurban Bayramı'na çevirir; şair şafak kızıllığını bile kurbanların göğün aynasına yansıyan kanıyla açıklar (21. beyit). 25. beyitte padişahın ihsanının karıncaya ve yılana kadar erişmesi, Hz. Süleyman'ın bütün yaratıklara hükmetmesine bir telmihtir.
Gece bölümü ateş oyunlarına ayrılmıştır (27-33. beyitler). Ateşten bir şadırvan cennetteki nurdan bir serviye benzetilir, havai fişekler göğün eteğini tutuşturur, şair onların yere inişini kıyamette yıldızların dökülmesine benzetir. 32. beyitte yakılan "papazlar" ve 33. beyitte ateşbazın ateşe verip koşturduğu at, şenlikteki ateş gösterilerinin parçaları olmalıdır; ayrıntıları şiirden çıkarılamaz. Özkat 29. beyti iki yönden anar: "etekleri tutuşmak" deyiminin Farsça karşılığıyla "dāmānı yanmak" biçiminde kullanılmasına örnek olarak ve deyimler listesinde. Kasidenin bu bölümü at koşusuyla kapanır; kazanan ata göğün atlasının ödül olarak verilmesi yaraşır (35. beyit).
Övgü bölümünde Kanuni, adına uygun olarak Hz. Süleyman'a, ayrıca İskender'e, Hüsrev'e ve Nûşirevân'a benzetilir. 44. beyitteki buluş dikkat çekicidir: şair padişaha "ikinci İskender" demekten çekinir, çünkü İskender onu görseydi kendisi ikinci kalırdı. 46. beyitte Umman denizinin suyunun acılığı, padişahın cömert avucunu kıskanmaktan yüreğinin kan dolmasıyla açıklanır. Son beyitlerde "sūr" kelimesi düğün ve kale duvarı anlamlarıyla, "gül-i sūrī" ise kırmızı gül anlamıyla kullanılarak bir tevriye kurulur. Özkat'ın deyimler listesinde bu kasideden "yerden yere geçmek" (11. beyit), "sebil olmak" (15. beyit), "meydan almak" (35. beyit) ve "yüreği kan dolmak" (46. beyit) da yer alır.
Tarihî Bağlam
Kara Fazlî, hocası Zâtî tarafından 936 (1530) yılında Şehzade Mehmed'in sünnet düğününde Kanuni'ye takdim edilmiş ve sultana bir kaside sunmuştur; bu olay şairin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Özkat'a göre Fazlî'nin iki sûriyyesinden (12 ve 13. kasideler) biri, 29 Şevval 936 (27 Haziran 1530) tarihinde At Meydanı'nda yapılan Şehzade Mehmed, Şehzade Mustafa ve Şehzade Selim'in sünnet düğününde padişaha sunduğu kaside olsa gerektir. Bu kasidede düğünün At Meydanı'nda yapıldığı açıkça söylenir. Öte yandan kasidede iki kez padişahın kılıcıyla Tebriz ve Horasan ülkesini açtığı söylenir (37 ve 42. beyitler); şiirin hangi düğün için yazıldığı sorusunda bu ayrıntı da dikkate alınmalıdır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 156-160, kaside no. 12 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 123b); ayrıca s. 50-51 (kasideler üzerine), s. 77 (düğün tasvirleri) ve s. 87-94 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






