Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün

Bir seḥer-gāh meger ḫüsrev-i çārüm-eyvān
Sūr-ı eflākda dikdi ‘alem-i nūr-efşān
Şeb-i tārīk geçüp itmiş idi mihr ẓuhūr
Ẓulmet içre nitekim çeşme-i āb-ı ḥayvān
Ḥücreme geldi benüm bir melek-i sidre-serīr
Didi kim başuña gün ṭoġdı ṭur iy bī-sāmān
Ġāfil olma gözüñ aç devlet ü ‘izzetle bugün
Sūr ider sūr-ı cihānda yine sulṭān-ı cihān
Ḥamdülillāh yine başlansa gerek bir sūra
Ki ola “ Fātiḥa” sı āyet-i gül-zār-ı cinān
Öyle sūr itse gerekdür ki sürūrından anuñ
Göglere çıḳsa gerek velvele-i ṭabl-ı zenān
Göglere irse gerek ṭabl u nefīr āvāzı
Gür gür olmazsa ‘acebdür hele gūş-ı Keyvān
Sūr-ı eflākda pür-şevḳ durur ol sūra
İki senc olmaġa ḫūrşīd ile māh-ı tābān
Cümle oḳınsa gerekdür ümerā-yı ‘ālem
Gelse ol sūrı ḳamu itse gerekdür seyrān
Maṭbaḫında şu ḳadar bişse gerekdür ni‘met
Ki ṭuyūrı ṭoyura cümle degül geh insān
‘Ālemüñ lā‘l ola her seng-i siyāhı ḳandan
Mākiyān ile bize şol ḳadar ola ḳurbān
Cān virürler ikisi de ḳulı ḳurbānı durur
Ḥamel ü s̱evr bugün olmaġa anda biryān
Şu ḳadar söğlün eti ola söğülme anda
Ki söğülmeyle yiyeler anı bengī yārān
Yiridür kim bu yidi ḳat felek-i mīnā-fām
Olsa ol sūr-ı mu‘aẓẓamda yidi çerḫi ḳazan
Kūh-ı billūr durur dāne pirinci anuñ
İştihā şāhına maṭlūb durur ġāyet o kān
Ṣaḥnı her dāne pirincüñ ki ṭolu revnaḳ ola
Beñzer ol incü ile ṭopṭolu bir baḥre hemān
Ṭōpdur anda olan sükkeri me’mūniyye
İştihā ḳal‘asını eylemek-içün vīrān
Nice vaṣf eyleyeyin anda bişen ni‘meti ben
Kimse anuñ ‘adedin bilmeye ancaḳ Sübḥān
Sükkerī şerbetine kim dil uzatsa anuñ
Aġzı dadını hemān virse gerekdür ol ān
Şol maḥbūb dügün ola bu kim anda şeker
Ezile başını ortaya ḳoyup aña revān
Bir yürekler yaḳıcı ḫūbdur anda ‘asel
İçmeyen şerbetini eylemez anı iẕ‘ān
Şāh naṭ‘ında şeker işleri ferzānelerüñ
Kimine at kimine fīl idiser iḥsān
Dürlü ṣūretlere girüp nüdemā eyleyeler
Anda eşkāl-i ġarīb ile cihānı ḥayrān
Her güni ‘īd olup her gicesi Ḳadr ola
Bir nice gün ola bu sūr ile ‘ālem ḫandān
Gündüzin ‘ıyş ü ṣafā ile ḳamu ẕevḳ ideler
Gicesi āteş işinden ola pür-şevḳ-i cihān
Ḳal‘a-i düşmen-i sulṭān gibi her āteş-bāz
Od urup itse gerek niçe ḳılā‘ı vīrān
Şöyle şevḳ olsa gerek āteş işinden giceler
Ki yaḳa giceligin şevḳle ba‘żı yārān
Yürüye od gibi anda işi āteş-bāzuñ
Od urup ata o ṣaḥrāda idicek cevelān
Getürüp ortaya pāpāsları ger yaḳalar
Nār u nūr ola yanınca olara vird-i zebān
Āsümānīleri kim ire hevāya anuñ
Bir ṭırāḳa ḳopara idesin āḫir seyrān
Böyle ḫalḳuñ göricek kes̱ret ile seyrānın
Ara yirde delice olsa gerek ser-gerdān
İşidüp bu sözini ol melik-i Īsī-demüñ
Didüm ol sūre nedür ola sebeb iy lebi cān
Didi şeh-zādeleri sünnet idüp şāh-ı cihān
Lūle-i la‘lden aḳıtsa gerekdür mercān
Şāh-ı Cem cām u Sikender-derece Dārā-dār
Mihr-i Bercīs sa‘ādet meh-i keyvān-eyvān
Ḥażret-i Şāh Süleymān-ı zemān bin Selīm
Şāh-ı şāhān-ı cihān ḫüsrev-i ḫāḳān-ı zemān
Südde-i salṭanata ẕāt-ı laṭīfi sulṭān
Nāme-i ma‘delete nām-ı şerīfi ‘ünvān
Rāy-ı pür-nūrına ḫūrşīd dimek olur idi
Ẕerre ḫūrşīd-i münīr olmaġa olsa imkān
Ḳaṣr-ı ḳadri yücedür şol ḳadar anuñ ki Züḥal
Çıḳdı bām-ı felege itmege anı seyrān
Server-i rif‘ati bir mertebede a‘lādur
Yiridür küngüre-i ‘arş aña olsa mekān
Ḳahramān uġraya ḳahrına eger kim anuñ
Ḳahr ide ol dem anı virmeye ol ḳahr āmān
Server-i ḳahrınuñ içürse eger şerbetini
Nīş ide nūşını nūşīn revānuñ o revān
Şīr-gerdūn ola naḫcīri eger ḳursa kemīn
Tīr-eflāk ola omacı eger çekse kemān
Sensin ol şāh-ı felek-ḳadr ü melek-mertebe kim
Faḫr ider saña ḳul olmaġ ile şāhān-ı cihān
Görmedi sencileyin bir şeh-i ‘ālī-menzil
Gerçi çoḳ serveri seyr itdi ‘uyūn-ı devrān
Sensin ol şāh ki sulṭān-ı serāy-ı heftüm
Şimdi bir Hindi ġulāmuñ durur adı Keyvān
Bir silaḥ-dār ola ḳapuñda diler kim Behrām
Tīġ-dār olduġı eflākde oldur her ān
Bir ḳaṣīde getürüpdür saña Fażlī çāker
Görse anı diye sellemtü hezārān Selmān
Nice kim sūr-ı cihānda ola sūr-ı a‘ẓam
Nice kim sūr ile mesrūr ola maḫlūḳ-ı cihān
Sūr-ı ‘ömrüñi senüñ eyleye Bārī muḥkem
Gül-i sūrīlerüñe irmeye hergiz noḳṣān

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir seher vakti, meğer dördüncü kat göğün hükümdarı (güneş), feleklerin surunda nur saçan sancağını dikti.

2. Karanlık gece geçmiş, güneş karanlıklar içindeki hayat suyu çeşmesi gibi ortaya çıkmıştı.

3. Hücreme, tahtı sidre ağacı olan bir melek geldi ve dedi ki: Ey perişan kişi, kalk, başına gün doğdu. (Sidre, yedinci kat gökteki ağaçtır.)

4. Gafil olma, gözünü aç; cihan sultanı bugün devlet ve izzetle cihanın surunda yine düğün yapıyor. ("Sūr" hem düğün hem kale duvarı demektir.)

5. Hamdolsun, yine bir düğüne başlanacak; onun Fâtiha'sı cennet gül bahçesinin bir ayeti olacak. ("Sūr" kelimesi "sure"yi de çağrıştırır; Fâtiha, Kur'an'ın ilk suresidir.)

6. Öyle bir düğün yapacak ki onun sevincinden davul çalan kadınların gürültüsü göklere çıkacak.

7. Davulun ve borunun sesi göklere erişecek; Zühal'in kulağı hele gür gür etmezse şaşılır.

8. Güneş ile parlak ay, o düğünde iki zil olmak için feleklerin surunda coşkuyla durmaktadır.

9. Dünyanın bütün emirleri davet edilecek; hepsi gelip o düğünü seyredecek.

10. Mutfağında o kadar nimet pişecek ki insanlar şöyle dursun, bütün kuşları doyuracak.

11. Tavuklarla birlikte bize o kadar kurban kesilecek ki dünyanın her kara taşı kandan lal olacak.

12. Koç ve Boğa burçlarının ikisi de onun kulu kurbanıdır; bugün orada kebap olmak için can verirler.

13. Orada o kadar haşlanmış et olacak ki esrarkeş dostlar onu söğülmeyle yiyecek. (Söğülme, haşlanıp doğranmış ettir; kelime "sövülmek"i de çağrıştırır. Beytin ayrıntısı kapalıdır.)

14. Mavi mine renkli bu yedi kat felek, o büyük düğünde yedi kazan olsa yeridir.

15. Onun pirincinin her tanesi bir billur dağıdır; o maden, iştah şahının çok aradığı şeydir.

16. Her tanesi parlaklıkla dolu pirincin sahanı, incilerle dopdolu bir denize benzer.

17. Oradaki şekerli memuniye, iştah kalesini yıkmak için birer top güllesidir.

18. Orada pişen nimeti ben nasıl anlatayım; onun sayısını kimse bilmez, ancak Allah bilir.

19. Onun şekerli şerbetine kim dil uzatsa, o an ağzına tat gelir.

20. Bu öyle sevimli bir düğün olacak ki şeker, ona doğru koşup başını ortaya koyarak ezilecek.

21. Bal orada yürekler yakan bir güzeldir; şerbetini içmeyen onun değerini kabul etmez.

22. Akıllı şah, satranç tahtasında şeker işlerinden kimine at, kimine fil bağışlayacak. ("Ferzāne" akıllı demektir ve satrançtaki "ferz" taşını çağrıştırır; at ve fil de satranç taşlarıdır.)

23. Nedimler türlü kılıklara girip garip suretlerle orada cihanı hayran edecek.

24. Her günü bayram, her gecesi Kadir Gecesi olacak; âlem bir nice gün bu düğünle gülecek.

25. Gündüz herkes eğlence ve neşeyle zevk edecek, gece de cihan ateş oyunlarıyla coşacak.

26. Her ateşbaz, sultanın düşmanının kalesine yapar gibi ateş verip nice kaleyi yıkacak.

27. Geceleri ateş oyunlarından öyle bir coşku olacak ki bazı dostlar coşkudan geceliklerini yakacak. ("Yaka" kelimesi yakmak ve giysi yakası anlamlarını çağrıştırır.)

28. O kırda ata ateş verip koşturduğunda ateşbazın işi orada ateş gibi yürüyecek.

29. Papazları ortaya getirip yakarlarsa, onlar yandıkça dillerinin virdi "ateş ve nur" olacak.

30. Havai fişekleri havaya yükselince bir patlama koparacak, sen de sonunda seyredeceksin.

31. Halkın bu kalabalıkla seyre çıktığını gören, arada deli gibi başı dönmüş olacak.

32. İsa nefesli o meleğin bu sözünü işitince dedim ki: Ey dudağı can olan, o düğünün sebebi nedir?

33. Dedi ki: Cihan şahı şehzadeleri sünnet edecek; lal oluktan mercan akacak. (Sünnet kanı mercana benzetilir.)

34. O, Cem'in kadehine, İskender'in rütbesine, Dârâ'nın haşmetine sahip bir şah; Müşteri'nin saadetine sahip bir güneş, Zühal'in köşküne erişmiş bir aydır. (Müşteri, Jüpiter; Zühal, Satürn gezegenidir.)

35. O, Selim oğlu zamanın Süleyman'ı Hazret-i Şah, cihan şahlarının şahı, zamanın hakanlarının hükümdarıdır.

36. Saltanat eşiğinin sultanı onun ince zatı, adalet kitabının başlığı onun şerefli adıdır.

37. Bir zerre parlak güneş olabilseydi, onun nurlu görüşüne güneş denebilirdi. (Güneş onun yanında bir zerre kalır.)

38. Onun kadir köşkü o kadar yücedir ki Zühal onu seyretmek için feleğin damına çıktı.

39. Yüceliğinin tahtı öyle bir mertebededir ki arşın burç dişleri ona yer olsa yeridir.

40. Kahraman onun kahrına uğrarsa, o kahır o an onu ezer ve aman vermez. (Kahraman, Şehnâme kahramanlarından biridir; adı "kahr" kelimesiyle oynanır.)

41. Kahrının ulusu şerbetini içirirse, Nûşirevân'ın tatlı canını zehre çevirir. ("Nūş" tatlı, "nīş" zehir demektir; Nûşirevân adı "tatlı can" diye okunabilir.)

42. Pusu kursa gökteki Aslan onun avı olur; yay çekse feleklerin Tîr'i (Utarid) onun hedefi olur. ("Tīr" hem ok hem Utarid gezegenidir.)

43. Sen o felek değerli, melek mertebeli şahsın ki cihanın şahları sana kul olmakla övünür.

44. Devranın gözleri nice hükümdarı seyretti, ama senin gibi yüce makamlı bir şah görmedi.

45. Sen o şahsın ki yedinci sarayın sultanı Keyvân (Zühal), şimdi senin bir Hintli kölendir. (Zühal kara renkli sayıldığı için Hintli köleye benzetilir.)

46. Behram (Merih) kapında bir silahdar olmak ister, çünkü göklerde her an kılıç taşıyan odur.

47. Kulun Fazlî sana bir kaside getirmiştir; binlerce Selmân görse "teslim oldum" der. ("Sellemtü", teslim oldum demektir; kelime İranlı kaside şairi Selmân'ın adıyla oynar.)

48. Cihan düğününde en büyük düğün oldukça, cihanın yaratıkları düğünle sevindikçe,

49. Yaratıcı senin ömrünün surunu sağlam etsin; kırmızı güllerine asla eksiklik erişmesin. ("Gül-i sūrī" kırmızı güldür.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir kırk dokuz beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ān" sesidir (eyvān, efşān, ḥayvān, sāmān, cihān...); redif yoktur. Kanuni Sultan Süleyman 35. beyitte "Ḥażret-i Şāh Süleymān-ı zemān bin Selīm" diye anılır, mahlas 47. beyitte geçer. Özkat'a göre kaside, on ikinci kaside gibi bir "sûriyye"dir, yani bir saray düğününü konu alır; konu bakımından ondan farklı değildir.

Kaside Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 124b) başlıksız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 145a) "Der Medḥ-i Pād-şāh-ı İslām Refe‘ullāh-ı Livā’-yı Devlete Der-Ṣıfat-ı Sūr-ı Pür-Sürūr" başlığıyla bulunur; başlık, kasidenin İslam padişahının övgüsünde ve sevinç dolu düğünün vasfında yazıldığını bildirir. 20. beyit Revan nüshasında yoktur. Öteki farklar küçüktür: 14. beyitteki "kim" Süleymaniye nüshasında yoktur, 22. beyitte "fīl idiser" Süleymaniye nüshasında "idiser fīl", 32. beyitte "nedür" Revan nüshasında "neden", 35. beyitte "bin" Revan nüshasında "ibn-i" biçimindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Kaside küçük bir hikâye çerçevesine oturtulmuştur. Bir sabah güneş doğarken şairin hücresine sidre ağacında oturan bir melek gelir ve onu uyandırır: cihan sultanı bugün yine düğün yapacaktır. 6. beyitten 31. beyte kadar meleğin ağzından gelecek zamanla, "-se gerek" kalıbıyla, olacak şenlik anlatılır. 32. beyitte şair düğünün sebebini sorar, melek de padişahın şehzadeleri sünnet ettireceğini söyler (33. beyit). Kasidenin ilk beyti Özkat'ın düğün tasvirleri arasında andığı beyitlerdendir: güneşin seher vakti feleklerin surunda nur saçan sancağını dikmesi, düğünü haber veren sancağın dikilişini çağrıştırır. Özkat'ın derlediği deyimler arasında bu kasideden "alem dikmek" (1. beyit), "başına gün doğmak" (3. beyit), "kulu kurbanı olmak" (12. beyit), "başını ortaya koymak" (20. beyit) ve "yürek yakıcı" (21. beyit) bulunur.

Şenlik tasviri on ikinci kasideyle büyük ölçüde örtüşür ve bazı beyitler neredeyse aynı sözlerle iki kasidede de geçer. Satranç tahtasında şeker işlerinden kimine at, kimine fil bağışlanması (13. kasidenin 22. beyti, 12. kasidenin 14. beyti), günlerin bayram ve gecelerin Kadir Gecesi olması (24 ve 26. beyitler), ateşbazın ata ateş verip kırda koşturması (28 ve 33. beyitler), papazların yakılması (29 ve 32. beyitler), havai fişekler ve kaside sonundaki "sūr-ı ‘ömr" ile "gül-i sūrī" duası (48-49 ve 49-50. beyitler) iki şiirde ortaktır. Bu kasidenin kendine özgü yanı ziyafet bölümündeki mübalağalardır: kuşları bile doyuracak nimetler pişer, kesilen kurbanların kanıyla kara taşlar lal olur, Koç ve Boğa burçları kebap olmaya can atar, yedi kat gök yedi kazan, pirinç taneleri billur dağları olur, memuniye tatlıları iştah kalesini yıkan gülleler hâline gelir. 26. beyitte ateşbazların ateşe verdiği kaleler de anılır.

Övgü bölümünde yıldızlarla ilgili imgeler öne çıkar. Zühal padişahın köşkünü seyretmek için feleğin damına çıkar, yedinci göğün sultanı olan bu gezegen padişahın Hintli kölesi olur; Merih ise kapısında silahdarlık ister. 42. beyitte "Tīr" kelimesi hem ok hem Utarid gezegeni anlamında kullanılır; gökteki Aslan padişahın avı, Tîr onun hedefi olur. 41. beyitte "Nūşīn-revān" adındaki "nūş" (tatlı) kelimesi "nīş" (zehir) ile karşılaştırılır. 47. beyitte şair, kasidesini gören binlerce Selmân'ın "sellemtü" (teslim oldum) diyeceğini söyler; ad ile fiil arasındaki ses benzerliği, İranlı kaside şairi Selmân'ın adına yapılan bir oyundur. Başlıkta da geçen "sūr" kelimesi kaside boyunca düğün, kale duvarı ve sure anlamlarıyla çağrışım kurar; beşinci beyitte düğünün "Fâtiha"sı olacağı söylenir.

Tarihî Bağlam

Kara Fazlî 936 (1530) yılında Şehzade Mehmed'in sünnet düğününde hocası Zâtî tarafından Kanuni'ye takdim edilmiş ve sultana bir kaside sunmuştur. Özkat'a göre on ikinci ve on üçüncü kasidelerden biri, 29 Şevval 936 (27 Haziran 1530) tarihinde At Meydanı'nda yapılan Şehzade Mehmed, Şehzade Mustafa ve Şehzade Selim'in sünnet düğününde padişaha sunulan kaside olsa gerektir. Bu kasidede düğünün sebebi açıkça şehzadelerin sünnet edilmesi olarak verilir ve şenlik henüz gerçekleşmemiş, haber verilen bir olay gibi anlatılır. Özkat iki kasideden hangisinin 1530 düğünü için yazıldığını kesin olarak belirtmez.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 160-164, kaside no. 13 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 124b; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 145a); ayrıca s. 50-51 (kasideler üzerine), s. 77 (düğün tasvirleri) ve s. 90-94 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
  • Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.

Çevrimiçi kaynaklar