Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Der-miyān itdüñ ẓaferden tīġ u nuṣretden kemer
İşde meydān merd-ise meydāna gelsün surḫ-ı ser
Rāyet-i Fetḥ-āyet-i şāhı çeküp iḳbāl ile
Cānib-i şarḳa seḥerden gün gibi ḳılduḳ sefer
Nehr-i cārīdür ki himmet şarḳa olmışdur revān
Tīġumuz a‘dāyı ġarḳ-āb-ı helāk itmek diler
Ābdur gerçi ṣafāda tīġ-ı ḫūn-efşānumuz
Başına görseñ ki a‘dānuñ ne āteşler yaḳar
Ṣu gibi nūş itmege ḳanın ḳızılbaşuñ yine
Ḫancer-i bürrān-ı ḫūn-efşānumuz işler yeder
Furṣat u şevket bize oldı ḳaravul ṣaġ u ṣol
Fetḥdür sālār u serheng ü ḳulaġuzdur ẓafer
Ḳara baġrında ḳızılbaşuñ ne başlar çıḳdıġın
Der-zebān-ı ḥālle bir lāleyi gūş itseñ eger
Tūġlar çözmiş ṣaçın meftūl ṣābīler gibi
Naḳd-i cānın cünd-i a‘dānuñ diler kim ide cerr
Āl ü vālālarla her bayraḳ ‘arūs-ı fetḥdür
Olmaġa a‘dāya hem-pehlū iderler āller
Sīnesin dāyim te’essüfden dögüpdür ṭabllar
Vā saña iy düşmen-i bed-i‘tiḳād u bed-güher
Sūr-nālar nāle vü feryād idüp dir dem-be-dem
Şimdilik nevbet bizümdür iy ‘adū-yı bī-hüner
Her ṭarafdan zencler ceng içre urup el ele
Hey hey urur düşmene eylerler istihzā meger
Her naḳāre dir ne ḳara günlere ḳalduñ göre
Aç gözüñ eyler naḳāre gülleñi tīġ-ı żarar
Ṭōplar berḳ-i şerer-bār-ı helāket oldıġın
Başına ṭoḫınmayınca bilmez el-ḥaḳ surḫ-ı ser
Bir çaḳım oddur atılmaġa ‘adūdan cānibe
Ḫışm ile ṭōp u tüfeng aġzından āteşler ṣaçar
Bir belādur k’āsümānī ḳahrdan nāzil olur
Ḳılmaġa her ṭōp a‘dā milkini zīr ü zeber
Leşker-i cerrār u ḫūn-efşānumuz kim her biri
Rüstem-i destāna destān-ı veġā ta‘līm ider
Ḳahramān’ı ḳahr ider virmez Nerīmān’a amān
Sām olur ser-sām ḫavfından muḳābil olsa ger
Sehm-i sehminden olur Behrām-ı bī-ārām rām
Güstehem hem cān virüp tenden Tehem-ten el çeker
Ḥażret-i Sulṭān Süleymān devletinde gerçi kim
Leşkerüñ her ṣaffı ṣaf-derlerle birdür ser-te-ser
Āferīn olsun velīkin ‘asker-i İslām da
Rūm ili gerçeklerine kim geçerler gerçek er
Her sipāhī biñ sipāhī ḳahr ider bir ḥamlede
İşde meydān yāver itmezse ‘adū-yı bī-hüner
Her ṣubaşı bir ṣubaşıdur şecā‘at ābına
Teşnedür tīġından a‘dā bir içim ṣu ḥarr ider
Beglerinüñ her biri rūy-ı ẓaferde beg durur
Şāhid-i nuṣret o beglerle bulupdur zīb ü fer
Ḫāṣṣeten ol ‘askere beglerbegi olsun kerīm
Kim ‘Alī’dür nām ile ol ṣun‘ıdur Ḥaydar-siyer
Tañrı arslanı ‘Alī ḥaḳḳı-y-çün oldur ad ile
Pīşe-i cūd u şecā‘atden yekūn-ı şīr-i ner
Ḳan ḳuşanur ḫavf-ı tīġından anuñ şīr-i sipihr
Dāmen-i çerḫi şafaḳdan surḫ olur ṣanmañ seḥer
Bir kerem kānı mürüvvet ma‘denidür kim anuñ
Dest-i cūdı ḥasretinden la‘l olur ḫavfın çeker
Rūşen eylerken anuñ dünyāyı rāy-ı rūşeni
Māh u ḫūrşīdi sipihr-i pīr bilsem kim neder
Būy-ı ḫulḳ ile mu‘aṭṭardur dimāġ-ı kā‘ināt
Deñ getürsin şimdiden girü ḳoḳuyı misk-i ter
Bir ‘Ömer ‘adl ü ‘Alī cūd u Muḥammed ḫulḳdur
Kim naẓīri görmedi dünyāda erbāb-ı naẓar
‘Adl ü cūd u ḫulḳ [kim] her laḥẓa ‘ādet ẕātına
Yusa ‘ādetle sa‘ādet ehlidür ol nām-ver
Fitne Ye’cūc’ı zemānında nice bulsun ẓuhūr
Rāh-ı Ḥaḳ’da Sedd-i İskender’dür ol Dārāb-der
Her marīż-i faḳr olan ma‘zūle tīmār itmede
Lafẓ-ı cān-baḫşında var nuṭḳ-ı Mesīḥā’dan es̱er
N’ola gösterse cinān ‘aksin cihān āyīne-veş
Ṣayḳal-ı rāyıyla gitdi rūy-ı ‘ālemden keder
Şerbet-i cūdı cihān ḫalḳını sīr-āb eyledi
Şimdiden girü ne dadı var ṣuya ursun şeker
Şeh Süleymān’uñ ṣalaldan tīġın ol mīr-i şecī‘
Fitne ḳaṭ‘ oldı vü götrüldi cihāndan şūr u şer
Yoḳ dur[ür] evṣāfına ġāyet ṣavāb oldur hemān
Kim du‘ādan dem urup idem kelāmum muḫtaṣar
Vaṣf u medḥinden du‘ādur saña Fażlī’nüñ ġaraż
Ẕāt-ı pāka gerçi kim virür kerīmā derd-i ser
İntisāb itmek diler dergāhuña ol müstemend
Bendeñ olmaḳdur murādı ḳıl ḳabūl iy nām-ver
Niçe kim her ṣubḥ-dem cünd-i ẓulām-efrūz-ı şeb
‘Ayn-ı nuṣretden ola meşhūr şemşīr-i seḥer
Eyleye ġālib seni her laḥẓa a‘dā üstine
Nitekim şemşīr-i ḳahr-ı Ḫüsrev ü Cemşīd-fer
Ḥaşr olınca devlet ü baḫt ile oluben kām-rān
Dāyimā ol Āṣaf-ı maḳbūl şāh-ı baḥr ü ber

Günümüz Türkçesiyle

1. Beline zaferden kılıç, ilahi yardımdan kemer kuşandın; işte meydan, kızıl baş er ise meydana gelsin. ("Surḫ-ı ser", kızıl baş, Kızılbaşlara işarettir.)

2. Fetih müjdeleyen şahın sancağını ikballe çekip sabah vakti güneş gibi doğu yönüne sefere çıktık.

3. Himmet, doğuya doğru akan bir ırmaktır; kılıcımız düşmanları helak suyunda boğmak ister.

4. Kan saçan kılıcımız parlaklıkta gerçi sudur; ama düşmanların başında ne ateşler yaktığını bir görsen.

5. Kan saçan keskin hançerimiz, Kızılbaş'ın kanını yine su gibi içmek için iş görür. (Mısra sonundaki "işler yeder" ifadesi kapalıdır.)

6. Fırsat ve şevket sağımızda solumuzda karakol oldu; fetih komutanımız ve öncümüz, zafer kılavuzumuzdur.

7. Bir lalenin hâl diliyle anlattığına kulak versen, Kızılbaş'ın kara bağrından ne başların çıktığını duyarsın. (Lalenin kırmızı yaprakları ve kara ortası, kızıl başlıklı Kızılbaşa ve kara bağrına benzetilir.)

8. Tuğlar, büklüm büklüm saçlarını çözmüş çocuklar gibi, düşman ordusunun can akçesini toplamak ister. (Beyit iki türlü okunabilir: "ṣābī" çocuk anlamına alınabileceği gibi yıldızlara tapan Sâbiîler anlamına da gelir; "cerr" ise bağış toplamak demektir.)

9. Al kumaşlar ve ipeklilerle her bayrak fethin gelinidir; düşmanla yan yana gelmek için hileler ederler. ("Āl" hem kırmızı hem hile demektir.)

10. Davullar üzüntüden durmadan göğüslerini dövmüştür: vah sana, ey inancı kötü, soyu bozuk düşman. (Davula vurulması göğüs dövmeye benzetilir.)

11. Zurnalar inleyip feryat ederek her an şöyle der: Ey hünersiz düşman, şimdilik nöbet bizimdir. ("Nevbet" hem sıra hem mehterin nöbet vurması demektir.)

12. Savaşta her taraftan zilciler zilleri birbirine vurup düşmanla alay ederek "hey hey" diye bağırır.

13. Her nakkare (küçük davul) der ki: Ne kara günlere kaldın, göreceksin; gözünü aç. (İkinci mısraın geri kalanı kapalıdır; zarar kılıcının düşmanı dövülen bir nakkareye çevireceği anlaşılabilir.)

14. Kızıl baş, topların helak kıvılcımı saçan şimşek olduğunu doğrusu başına değmeden bilmez.

15. Top ve tüfek, düşman tarafına atılmak için bir çakım ateştir; öfkeyle ağızlarından ateşler saçar.

16. Her top, düşman ülkesini altüst etmek için gökten öfkeyle inen bir beladır.

17. Kalabalık ve kan saçan ordumuzun her biri, destanlık Rüstem'e savaş destanı öğretir.

18. Kahraman'ı kahreder, Nerîman'a aman vermez; Sâm karşısına çıksa korkudan sersem olur. (Kahraman, Nerîman ve Sâm, Şehnâme kahramanlarıdır; "Sām" ile "ser-sām", yani sersemlik arasında ses oyunu vardır.)

19. Okunun dehşetinden rahatı kaçmış Behram boyun eğer; Güstehem de can verir, Tehemten (Rüstem) bedenden el çeker. ("Sehm" hem ok hem korku demektir; "Tehem-ten" ile "ten" arasında da ses oyunu vardır.)

20. Hazret-i Sultan Süleyman'ın devletinde ordunun her safı gerçi baştan başa saf yaran yiğitlerle doludur.

21. Ama İslam askerine de, Rumeli'nin yiğitlerine de aferin olsun ki gerçek er olarak tanınırlar. (Eski Türkçede "gerçek" yiğit demektir.)

22. Her sipahi bir hamlede bin sipahiyi kahreder; işte meydan, hünersiz düşmanın yardımcısı olmasa (bunu görür).

23. Her subaşı, yiğitlik suyunun bir su başıdır; düşmanlar onun kılıcından bir içim suya hasret yanar. ("Ṣubaşı", yani kumandan, ile "ṣu başı", yani pınar arasında ses oyunu vardır.)

24. Beylerinin her biri zaferin yüzünde bir bendir; nusret güzeli bu beylerle süs ve parlaklık bulmuştur. (Eski yazıda "beg" ile "ben" aynı biçimde yazılır.)

25. Hele o askerin beylerbeyi olan cömert kişi; adı Ali'dir ve Haydar (Hz. Ali) huylu bir yaratılıştır.

26. Tanrı'nın arslanı Ali hakkı için, o da adına uygun olarak cömertlik ve yiğitlik ormanının bir erkek arslanıdır.

27. Gökteki Aslan (burcu) onun kılıcının korkusundan kana bulanır; sabah göğün eteği şafaktan kızardı sanmayın.

28. O bir kerem ocağı, mürüvvet madenidir; cömert elini kıskanmaktan madendeki taş lal olur, ondan korku çeker.

29. Onun aydın görüşü dünyayı aydınlatırken yaşlı felek ayı ve güneşi ne yapar, bir bilsem.

30. Kâinatın dimağı onun huyunun kokusuyla güzel kokuludur; taze misk bundan sonra kokusunu ona denk getirebilsin bakalım.

31. O, adalette bir Ömer, cömertlikte bir Ali, ahlakta bir Muhammed'dir; bakış sahipleri dünyada onun benzerini görmedi.

32. Adalet, cömertlik ve güzel huy her an onun zatının âdetidir; o ünlü kişi bu âdetle saadet ehlidir. (Mısra, "sa‘ādet" kelimesinin içinde "‘ādet" kelimesinin bulunmasıyla oynar; "yusa" kelimesinin burada nasıl anlaşılacağı açık değildir.)

33. Fitne Yecüc'ü onun zamanında nasıl ortaya çıksın; Dârâ gibi kapısı olan o kişi, Hak yolunda bir İskender Seddi'dir. (Rivayete göre İskender, Yecüc ve Mecüc kavimlerine karşı bir set çektirmişti.)

34. Yoksulluk hastası olan her azledilmiş kişiye tımar etmekte (bakıp onları iyileştirmekte); can bağışlayan sözünde Mesih'in (Hz. İsa'nın) sözünden bir eser vardır. ("Tīmār" hem bakım ve tedavi hem dirlik olarak verilen tımar demektir.)

35. Cihan ayna gibi cennetlerin yansımasını gösterse şaşılır mı; onun görüşünün cilasıyla âlemin yüzünden keder silindi. ("Keder" aynı zamanda aynadaki bulanıklık demektir.)

36. Onun cömertlik şerbeti cihan halkını kandırdı; şekerin bundan sonra ne tadı kalır, (utancından) suya atılsın.

37. O yiğit emir Şah Süleyman'ın kılıcını salladığından beri fitne kesildi, cihandan kargaşa ve kötülük kalktı.

38. Onun vasıflarının sonu yoktur; en doğrusu duaya geçip sözümü kısa kesmemdir.

39. Ey cömert kişi, Fazlî'nin seni vasfetmekten ve övmekten maksadı sana dua etmektir; gerçi bunlar temiz zatına baş ağrısı verir.

40. O dertli kişi dergâhına bağlanmak ister; muradı senin kulun olmaktır; ey ünlü kişi, kabul et.

41. Her sabah vakti, karanlığı tutuşturan gece ordusuna karşı zaferin gözünden sabahın kılıcı çekildikçe ("meşhūr" hem çekilmiş hem ünlü demektir),

42. (Allah) seni, Hüsrev ve Cemşid ihtişamlı (padişahın) kahır kılıcı gibi, her an düşmanların üstüne galip etsin.

43. O makbul Âsaf, mahşere kadar devlet ve bahtla muradına ererek karanın ve denizin şahının yanında daima (kalsın). (Âsaf, Hz. Süleyman'ın veziridir; padişahın adı Süleyman olduğu için onun devlet adamı Âsaf'a benzetilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir kırk üç beyitlik bir medhiye kasidesidir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-er" sesidir (kemer, ser, sefer, diler, yaḳar...); redif yoktur. Kanuni Sultan Süleyman 20. beyitte, övülen beylerbeyi Ali 25. beyitte anılır; mahlas 39. beyitte geçer. Özkat bu kasideyi Kanuni Sultan Süleyman ve askerlerinin kahramanlığını dile getiren bir medhiye olarak tanıtır ve nesip bölümünde Fazlî'nin savaş meydanlarının debdebesini yansıtmaya çalıştığını söyler.

Metin yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 115b) bulunur. 14. beyitteki "şerer" (kıvılcım) kelimesi nüshanın metninde "şeref" diye yazılmış, kenarda "şerer" olarak düzeltilmiştir; 15. beyitteki "oddur" da metinde "otdur" iken kenarda düzeltilmiştir. Özkat bu düzeltmeleri esas almıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ilk on dokuz beyti bir sefer tablosudur. Şair "biz" ağzından konuşur: padişahın sancağı çekilmiş, ordu sabahleyin güneş gibi doğuya yürümüştür. Düşman açıkça Kızılbaştır; ilk beyitteki "surḫ-ı ser" (kızıl baş) ve beşinci beyitteki "ḳızılbaş" sözleri bunu gösterir. Fazlî bu adla oynamayı sürdürür: yedinci beyitte kırmızı yapraklı, kara ortalı lale, Kızılbaşın kara bağrından çıkan kızıl başlara benzetilir; 14. beyitte kızıl başın, topun şimşek gibi olduğunu başına değmeden anlamayacağı söylenir. Özkat dördüncü beyti ayrıca anar: kılıçların parlaklıkta su gibi olduğu, ama düşmanın başında ateşler yaktığı söylenirken çeliğe su verme geleneğine de işaret edilmiştir.

Savaş sahnelerinde mehter ve ateşli silahlar ön plandadır. Davullar düşmana acıyıp göğüslerini döver, zurnalar "nöbet bizimdir" diye inler, zilciler alay eder, nakkareler kara günler haber verir. Bu beyitlerde çalgılar konuşturulur ve "nevbet" kelimesindeki tevriye gibi buluşlarla süslenir. Top ve tüfek ağızlarından ateş saçar, her top gökten inen bir bela gibi düşman ülkesini altüst eder. 17-19. beyitlerde ordunun yiğitleri Şehnâme kahramanlarıyla ölçülür: Rüstem'e destan öğretir, Kahraman'ı kahreder, Sâm'ı sersem eder. Bu beyitlerde ses oyunları yoğundur: "Sām" ile "ser-sām", "sehm" kelimesinin ok ve korku anlamları, "Tehem-ten" ile "ten". Altıncı beyitte fırsat ve şevket karakol, fetih komutan, zafer kılavuz olur; Özkat bu beyti savaş meydanlarındaki hareketliliğin canlı tasvirine örnek gösterir.

20. beyitten sonra övgü, Rumeli askerine ve onların beylerbeyi Ali'ye yönelir. 21. beyitte "gerçek" kelimesinin eski "yiğit" anlamıyla bugünkü anlamı birlikte kullanılır; 23. beyitte "ṣubaşı" ile "ṣu başı", 24. beyitte "beg" ile "ben" arasında oyun yapılır. Beylerbeyinin adı Ali olduğu için şair onu Hz. Ali'ye bağlar; Tanrı'nın arslanının hakkı için o da bir erkek arslandır ve gökteki Aslan burcu bile kılıcından korkup kana bulanır. 27. beyitte şafak kızıllığına getirilen bu açıklama tipik bir hüsn-i talildir. 34. beyitte "tīmār" kelimesi, hem azledilmiş yoksulların bakılıp iyileştirilmesi hem de onlara dirlik olarak tımar verilmesi anlamında kullanılır. Kaside, övülen kişiyi Hz. Süleyman'ın veziri Âsaf'a benzeten bir dua ile biter; padişahın adı Süleyman olduğu için benzetme yerini bulur.

Özkat'ın derlediği deyimler arasında bu kasideden "başına ateşler yakmak" (4. beyit), "kara günlere kalmak" ve "gözünü açmak" (13. beyit), "ağzından ateş saçmak" (15. beyit), "altüst etmek" (16. beyit), "aman vermemek" (18. beyit), "can vermek" ve "el çekmek" (19. beyit), "kan kuşanmak" (27. beyit) ile "dem vurmak" (38. beyit) bulunur. Özkat 39. beyitte "baş ağrısı" yerine Farsça "derd-i ser" denildiğini, Fazlî'nin bazı deyimleri Arapça-Farsça karşılıklarıyla kullandığına örnek olarak gösterir.

Tarihî Bağlam

Kaside Kanuni'nin doğuya, Kızılbaşlara karşı yapılan seferlerinden biri sırasında yazılmış olmalıdır; ancak hangi sefer olduğu şiirde açıkça belirtilmez, Özkat da bir tarih vermez. Övülen "beylerbeyi Ali"nin kim olduğu da tespit edilemedi. Özkat, Fazlî'nin devlet adamları için yazdığı medhiyeleri sayarken bu kişiyi anmaz; kasideyi Kanuni'ye yazılmış medhiyeler arasında gösterir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 153-156, kaside no. 11 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 115b); ayrıca s. 48-50 (kasideler üzerine), s. 76-77 (savaş tasvirleri) ve s. 87-93 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar