Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
İy kāşif-i ḥaḳāyıḳ-ı esrār Yā Ḥüseyn
V’ey vāḳıf-ı daḳāyıḳ-ı eṭvār Yā Ḥüseyn
İy iḫtiyār-ı zümre-i evlād-ı Ḥaydarī
V’ey faḫr-i Āl-i Aḥmed-i Muḫtār Yā Ḥüseyn
İrdi cihāna pertev-i ḥüsnüñle rūşenā
İy vech-i pākı maṭla‘-ı envār Yā Ḥüseyn
Nuṭḳuñdan oldı ‘āleme rūşen kelām-ı Ḥaḳ
İy rāz-dār-ı Ḥaydar-i Kerrār Yā Ḥüseyn
İtdi ẓuhūr ṣūret-i pākuñda fażl-ı Ḥaḳ
‘Arż eyledüñ cihāna çü dīdār Yā Ḥüseyn
Cām-ı lebüñden içdi “ene’l-Ḥaḳ” şarābını
Manṣūr ki oldı cāni-i ser-dār Yā Ḥüseyn
İḳrārumuz budur ki odur münkir-i Ḫudā
Her kim ki eyledi saña inkār Yā Ḥüseyn
Bend itdi gerden-i dile ṭavḳ-ı muḥabbetüñ
Ḳaṭ‘ itdi her ‘alāḳa-i aḥrār Yā Ḥüseyn
Īmān getürdi ḥubbüñe bel baġladı senüñ
Her kim Ḫudā’ya eyledi iḳrār Yā Ḥüseyn
Ḫalḳ-ı cihānı eyledi āzār Ḥaḳḳ’ı hem
Her kim ki eyledi seni āzār Yā Ḥüseyn
Bilsem ki nice çekdi saña tīġ-ı kīne
Mervān-ı ḫar Yezīd-i sitem-kār Yā Ḥüseyn
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā ki ẓulm ile
Ḳıydı vücūd-ı pākuña eşrār Yā Ḥüseyn
Ẓulm ile dökdi ḫāke nidem ḫūn-ı pākuñı
Bir ḳaç ḫabīs̱ ü mühmil ü murdār Yā Ḥüseyn
Her gice mātemüñde revā ḳanlar aġlasa
Tā ṣubḥ olınca dīde-i bīdār Yā Ḥüseyn
Çāk eyleyüp yaḳasını nālişler eylesün
Her kim ki ola mü’min ü din-dār Yā Ḥüseyn
Geysün kebūd ḥaşre degin mātemüñ ṭutup
Olup ġam ile çerḫ nigū-sār Yā Ḥüseyn
Ṣubḥ eylesün yaḳasını şevḳüñ eliyle çāk
Mihrüñde ṣıdḳın eyleyüp iẓhār Yā Ḥüseyn
Yaḳsun derūnın āteş-i hicrüñle mihr ü māh
Girsün semā‘a seb‘a-i seyyār Yā Ḥüseyn
Derd ile ra‘d perde-i eflākı çāk idüp
İtsün hezār na‘re olup zār Yā Ḥüseyn
Hicr ile giryeler ḳıluben ḳaṭre ḳaṭre yaş
Döksün gözinden ebr-i güher-bār Yā Ḥüseyn
Gün ṭoġmasun başına daḫı rūz-ı rūşenüñ
Ḳalsun bu mātem ile şeb-i tār Yā Ḥüseyn
Baġrını tīġ-ı ḥasret ile ḫūn idüp şafaḳ
Yaḳsun derūnına ġam ile nār Yā Ḥüseyn
Derd ile sīnesini zemīn çāk çāk idüp
İtsün cihāna varını īs̱ār Yā Ḥüseyn
Cūş u ḫurūş idüp bu hevā ile baḥr-vār
Dögsün başını ṭaşlara enhār Yā Ḥüseyn
Bu mātem ile bāda virüp berg ü bārını
Artuḳda gülmesün gül-i gülzār Yā Ḥüseyn
Bülbül hezār nāle ile rāḥat olmasun
Bālīn ü pisterini idüp ḫār Yā Ḥüseyn
Baġrına dāġ-ı ḥasret urup lāleler ḳamu
Yaḳsun başına āteşi küh-sār Yā Ḥüseyn
Sūsen bu ḥasret ile düşüp ḫancer-i ġama
Yumsun gözini nergis-i bīmār Yā Ḥüseyn
Ḳaddini ḥasret ile benefşe ḫam eyleyüp
Yolsun ṣaçını sünbül-i pür-tār Yā Ḥüseyn
Ḳan aġlasun bu māteme derd ile cinn ü ins
Yansun bu derde mü’min ü küffār Yā Ḥüseyn
Mervān-ı ḫar Yezīd-i la‘īn şerr-i kāfirüñ
La‘netler ola cānına her bār Yā Ḥüseyn
Her kim k’aña muḥibb ü mu‘īn ola ḥaşre dek
Cānına ola la‘net-i bisyār Yā Ḥüseyn
Ceddüñ ḥaḳı ki cümle Ben-i Ādem içre ol
Oldı Ḥabīb-i Ḥażret-i Dādār Yā Ḥüseyn
Hem vālid-i kerīmüñ olan Murtażā ḥaḳı
K’oldur emīn-i gevher-i esrār Yā Ḥüseyn
Ümm’üñ ḥaḳı ki ṣūret-i ‘ismetde ol durur
Ümmü’l-kitāba maẓhar-ı ās̱ār Yā Ḥüseyn
Āḫ-ı büzürg-vāruñ olan muḳtedā ḥaḳı
Ya‘nī Ḥasan emīr-i cihān-dār Yā Ḥüseyn
Ẕātuñ ḥaḳı ki mefḫar-ı evlād u āl olup
Olduñ gürūh-ı ümmete ser-dār Yā Ḥüseyn
Zeyne’l-‘ibād ḥaḳḳı ki oldur kemāl ile
Dürc-i vücūduña dür-i şeh-vār Yā Ḥüseyn
Evlād-ı pākuñ içre anuñ ḥaḳḳı kim odur
Bāḳır Muḥammed ol ser ü sālār Yā Ḥüseyn
Ṣādıḳ ḥaḳı ki ṣıdḳ ile mānend-i ṣubḥ odur
Şems-i cemāl-i Ḥaḳḳ’a nümū-dār Yā Ḥüseyn
Anuñ ḥaḳı ki Mūsi-i Kāẓım dinür aña
Ā‘nī emīr-i zümre-i ebrār Yā Ḥüseyn
Daḫı Rıżā Taḳī vü Naḳī ‘Askerī ḥaḳı
Kim oldı her biri ser-i aḫyār Yā Ḥüseyn
Mehdī ḥaḳı ki hādi-i āḫir-zemān olup
Sırr-ı ḥaḳīḳati ider iẓhār Yā Ḥüseyn
Ḥubbuñla ḳalb-i Fażlī’yi şol resme eyle pür
Kim ṣıġmaya derūnına aġyār Yā Ḥüseyn
Her ṣubḥ u şām vird-i zebān eyleyüp müdām
Nām-ı şerīfüñ eyleye tekrār Yā Ḥüseyn
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey hakikatlerin sırlarını açığa çıkaran, ey hâllerin inceliklerini bilen Ya Hüseyin.
2. Ey Haydar (Hz. Ali) soyunun seçkini, ey seçilmiş Ahmed'in, yani Hz. Muhammed'in ailesinin övüncü Ya Hüseyin.
3. Ey temiz yüzü nurların doğduğu yer olan Hüseyin, güzelliğinin ışığıyla cihana aydınlık erişti.
4. Ey düşmana dönüp dönüp saldıran Haydar'ın (Hz. Ali'nin) sırdaşı Ya Hüseyin, Hakk'ın sözü senin konuşmanla âleme açıklık kazandı.
5. Ya Hüseyin, cihana yüzünü gösterdiğin için Hakk'ın lütfu senin temiz suretinde göründü.
6. Darağacında suçlu diye can veren Mansur, "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) şarabını senin dudağının kadehinden içti, Ya Hüseyin. (Hallâc-ı Mansûr, "Ene'l-Hak" dediği için idam edilen sufidir.)
7. İkrarımız şudur: seni inkâr eden herkes Allah'ı inkâr etmiş olur, Ya Hüseyin.
8. Sevginin gerdanlığı gönlün boynunu bağladı; hür gönüllüler senin uğruna bütün öteki bağlarını kesti, Ya Hüseyin.
9. Allah'ı ikrar eden herkes senin sevgine iman getirdi ve sana bel bağladı, Ya Hüseyin.
10. Seni inciten herkes, cihanın halkını da Hakk'ı da incitmiş oldu, Ya Hüseyin.
11. Eşek Mervan ile zalim Yezid sana kin kılıcını nasıl çekti, bir bilsem Ya Hüseyin. ("Ḫar", eşek demektir; burada hakaret olarak kullanılmıştır.)
12. Ne dert, ne hasret, ne yazık ki kötüler senin temiz varlığına zulümle kıydı, Ya Hüseyin.
13. Ne yapayım, birkaç habis, işe yaramaz ve murdar kişi senin temiz kanını zulümle toprağa döktü, Ya Hüseyin.
14. Uykusuz göz senin matemine her gece sabah oluncaya kadar kan ağlasa yeridir, Ya Hüseyin.
15. Mümin ve dindar olan herkes yakasını yırtıp inlesin, Ya Hüseyin.
16. Felek gamdan başını önüne eğip mahşere kadar senin yasını tutsun ve mavi giysin, Ya Hüseyin. (Mavi, yas rengi sayılırdı; göğün mavi oluşu bu yasa bağlanır.)
17. Sabah, senin sevgindeki sadakatini göstererek yakasını özlem eliyle yırtsın, Ya Hüseyin. (Tan ağarması, yakanın yırtılmasına benzetilir.)
18. Güneş ile ay senin ayrılığının ateşiyle içlerini yaksın; yedi gezegen semaya girip dönsün, Ya Hüseyin. ("Semā‘", dervişlerin dönerek yaptığı zikirdir; gezegenlerin dönüşü buna benzetilir.)
19. Gök gürültüsü dertle göklerin perdesini yırtıp inleyerek bin nara atsın, Ya Hüseyin.
20. İnci yağdıran bulut ayrılıkla ağlayıp gözünden damla damla yaş döksün, Ya Hüseyin.
21. Aydınlık günün başına bir daha güneş doğmasın; gün bu matemle karanlık bir gece olarak kalsın, Ya Hüseyin.
22. Akşam kızıllığı hasret kılıcıyla bağrını kana bulayıp gamla içine ateş yaksın, Ya Hüseyin.
23. Yer, dertle göğsünü parça parça yarıp nesi varsa cihana saçsın, Ya Hüseyin.
24. Irmaklar bu tutkuyla deniz gibi coşup kükresin, başlarını taşlara vursun, Ya Hüseyin.
25. Bahçenin gülü bu matemle yaprağını ve meyvesini rüzgâra verip artık gülmesin, Ya Hüseyin. (Gülün "gülmesi" açılması demektir.)
26. Bülbül yastığını ve döşeğini diken edip bin feryatla inlesin, rahat bulmasın, Ya Hüseyin. ("Hezār" hem "bin" hem bülbül demektir.)
27. Lalelerin hepsi bağrına hasret yarası vursun; dağlar başına ateş yaksın, Ya Hüseyin. (Lalenin ortasındaki siyah leke yara izine, dağlarda açan kırmızı laleler ateşe benzetilir.)
28. Süsen bu hasretle gam hançerinin üstüne düşsün, hasta nergis gözünü yumsun, Ya Hüseyin. (Süsenin yaprakları hançere, nergis çiçeği baygın bir göze benzetilir.)
29. Menekşe hasretle boyunu büksün, kıvrım kıvrım sümbül saçını yolsun, Ya Hüseyin.
30. Cinler ve insanlar bu matem için dertle kan ağlasın, mümin de kâfir de bu derde yansın, Ya Hüseyin.
31. Eşek Mervan'ın, lanetli Yezid'in, o kötü kâfirin canına her defasında lanetler olsun, Ya Hüseyin.
32. Kıyamete dek ona dost ve yardımcı olan herkesin canına bol bol lanet olsun, Ya Hüseyin.
33. Ceddinin hakkı için ki o, bütün Âdemoğulları arasında Yüce Yaratıcı'nın sevgilisi oldu, Ya Hüseyin.
34. Sırlar cevherinin emanetçisi olan cömert baban Murtaza'nın (Hz. Ali'nin) hakkı için, Ya Hüseyin.
35. Annenin hakkı için ki o, iffet suretinde Ümmü'l-kitabın eserlerinin göründüğü yerdir, Ya Hüseyin. (Annesi Hz. Fâtıma'dır. "Ümm" anne demektir; "Ümmü'l-kitâb", kitabın aslı demek olup Fâtiha suresinin de adıdır. Kelimeler arasında ilgi kurulmuştur.)
36. Önder olan yüce kardeşinin, yani cihanı yöneten emir Hasan'ın hakkı için, Ya Hüseyin.
37. Kendi zatının hakkı için ki sen, evlat ve aile içinde övünç kaynağı olup ümmet topluluğuna önder oldun, Ya Hüseyin.
38. Zeynelâbidîn'in hakkı için ki o, kemaliyle senin varlığının mücevher kutusundaki şahane incidir, Ya Hüseyin.
39. Temiz evladın içinde baş ve önder olan Bâkır Muhammed'in hakkı için, Ya Hüseyin.
40. Sâdık'ın (Câfer-i Sâdık'ın) hakkı için ki o, sadakatiyle sabah gibi Hakk'ın güzellik güneşini gösterendir, Ya Hüseyin. (Gerçek tan ağarmasına "subh-ı sâdık" denir; imamın lakabıyla bu söz arasında ilgi kurulmuştur.)
41. Kendisine Mûsâ Kâzım denilen, yani iyiler topluluğunun emiri olanın hakkı için, Ya Hüseyin.
42. Bir de Rızâ, Takî, Nakî ve Askerî'nin hakkı için ki her biri hayırlıların başı oldu, Ya Hüseyin.
43. Âhir zamanın yol göstericisi olup hakikatin sırrını açığa çıkaracak olan Mehdî'nin hakkı için, Ya Hüseyin.
44. Ya Hüseyin, Fazlî'nin kalbini sevginle öyle doldur ki içine başkaları sığmasın.
45. Her sabah ve akşam onu dilinin virdi edip şerefli adını durmadan tekrar etsin, Ya Hüseyin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir kırk beş beyitlik bir kasidedir. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ār" sesidir (esrār, eṭvār, Muḫtār, envār, Kerrār...), redif ise "Yā Ḥüseyn" seslenişidir; böylece her beyit Hz. Hüseyin'e yapılan bir çağrıyla kapanır. Mahlas sondan bir önceki, 44. beyitte geçer. Mustafa Özkat bu kasideyi Hz. Hüseyin övgüsünde yazılmış bir "maktel" olarak tanıtır. Maktel, Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehit edilişini konu alan eserlere verilen addır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Kaside iki mecmuada bulunur: Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 108b) ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 144a). "Ḳaṣīde-i Fażlī Çelebi" başlığı yalnız Revan nüshasındadır. İki nüsha arasındaki farklar küçüktür: Süleymaniye nüshasında 10. beyitte "cihānı" yerine "cihān", Revan nüshasında 11. beyitte "Mervān-ı ḫar" yerine "Merdān-ı ḫar", 40. beyitte "ṣubḥ odur" yerine "ṣubḥ-vār" yazılıdır. 18. beyitteki "seyyār" kelimesi iki nüshada da "seyyāre" biçimindedir; Özkat kafiyeye uysun diye bunu "seyyār" olarak düzeltmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Kaside üç kısma ayrılır. İlk on beyitte Hz. Hüseyin övülür: Haydar soyunun seçkini, Peygamber ailesinin övüncü, yüzü nurların doğduğu yer olarak anılır. Özkat'ın özetiyle şair, Hüseyin'i inkâr etmenin Tanrı'yı inkâr etmek olacağını söyledikten sonra onun öldürülüşünden duyduğu üzüntüyü samimiyetle dile getirir ve katillerine lanet yağdırır. Altıncı beyitte "Ene'l-Hak" diyerek darağacına giden Hallâc-ı Mansûr'un bu sözü Hüseyin'in dudağının kadehinden içtiği söylenir; tasavvufun sarhoşluk ve fedakârlık imgesi böylece Ehl-i beyt sevgisine bağlanır. Özkat ikinci beyti, Fazlî'nin şiirlerinde pek az bulunan zincirleme tamlamalı beyitlere örnek olarak gösterir.
11. beyitten 32. beyte kadar uzanan ikinci kısım bir matem tablosudur. Önce müminlere yakalarını yırtıp inlemeleri söylenir, sonra bütün kâinat yasa çağrılır: felek mavi giyer, sabah yakasını yırtar, güneş ile ay içlerini yakar, gezegenler semaya girer, gök gürler, bulut ağlar, yer göğsünü yarar, ırmaklar başlarını taşlara vurur. Ardından çiçekler gelir; gül artık açılmaz, bülbül dikenli döşekte rahat bulmaz, lale bağrına yara vurur, süsen hançere düşer, nergis gözünü yumar, menekşe boyunu büker, sümbül saçını yolar. Bu bölüm baştan sona hüsn-i talil üzerine kuruludur: göğün mavi oluşu, tan yerinin ağarması, menekşenin eğik duruşu gibi doğal hâller Hüseyin'in yasına bağlanır. Teşhis de yoğundur; tabiat varlıkları yas tutan insanlar gibi konuşturulur. Özkat 29. ve 30. beyitlerin Bâkî'nin Kanuni Sultan Süleyman mersiyesini hatırlattığını belirtir. İki şiirde de bütün tabiat bir ölümün ardından yasa davet edilir.
Üçüncü kısım (33-43. beyitler) bir yemin dizisidir. Şair Hz. Muhammed'in, Hz. Ali'nin, Hz. Fâtıma'nın, Hz. Hasan'ın ve Hüseyin'in kendi zatının hakkı için dua ettikten sonra Zeynelâbidîn'den Mehdî'ye kadar on iki imamın adlarını sırasıyla anar. 40. beyitte Câfer-i Sâdık'ın lakabı ile sabah arasında kurulan ilgi dikkat çekicidir: gerçek tan ağarmasına "subh-ı sâdık" denir, imam da Hakk'ın güzellik güneşini haber veren bir sabaha benzetilir. Kaside, şairin kalbinin Hüseyin sevgisiyle başkalarına yer kalmayacak kadar dolması dileğiyle biter. Bu kasidenin yer aldığı Süleymaniye mecmuasında, Özkat'ın nüsha tanıtımına göre, on iki imamla ilgili Türkçe mensur bir risale ve on iki imama ait tarihî kayıtlar da bulunur.
Şiirde günlük dilden gelen deyimler de yer alır. Özkat'ın derlediği deyimler arasında bu kasideden "bel bağlamak" (9. beyit), "başını taştan taşa vurmak" (24. beyit), "bağrı yanık" (27. beyit), "saçını yolmak" (29. beyit), "kan ağlamak" ve "derdine yanmak" (30. beyit) bulunur. Kara Fazlî'nin Halvetiyye'nin Gülşenî koluna bağlı olduğu bilinir; Mansur imgesi ve sevginin "başkalarına" yer bırakmaması dileği kasidenin tasavvufi tarafını gösterir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 146-150, kaside no. 9 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 108b; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 144a); ayrıca s. 50 (kasideler üzerine), s. 91-93 (deyimler), s. 105 (tamlamalar) ve s. 118-119 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






