Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Geldi bir dem yine ḥüccāca maḳām oldı Ḥicāz
Düzdi ‘uşşāḳ ḳamu na‘re-i Lebbeyk le sāz
Ḥamdülillāh yine irişdi Ṣafā’ya ḥüccāc
Herbiri sa‘y idüben gerçi ki itdi tek ü tāz
‘Umre sürerse n’ola ẕevḳ ü ṣafāsı ḥaccuñ
İrdiler menzile ḳaṭ‘ eyleyüben rāh-ı dırāz
Ne mübārek gün olur bu güne ḳurbān olayın
K’irdi ḳurbānlar ile maḳṣada erbāb-ı niyāz
Şerefine bugünüñ secde-i şükr it ki olasın
Ol ḥarīm-i Ḥarem-i muḥtereme maḥrem-i rāz
Cān u dilden gelüñüz ṣıdḳ ile tekbīr idelüm
Rūz-ı tekbīr ü dem-i ẕikr durur vaḳt-i nemāz
Muġtenem ḳılsa n’ola ‘ālemi envā‘-ı ni‘am
Lāzım oldı çü bu mihmān-ı ‘azīze i‘zāz
Ḫūn-ı ḳurbān ile her gūşe gül-istān oldı
Şeref-i ‘īdi görüñ ḳıldı şitāyı bize yaz
Ḫūn-ı ḳurbān ile lā‘l oldı ḳamu seng-i siyeh
Ḳıymeti ḳalmadı yāḳūtuñ eger olsa da az
Lāleler ṣanma görinenleri ṣaḥrālarda
Ḫūn-ı ḳurbān ile al oldı ḳamu şīb ü firāz
Oldı ḳurbān şu ḳadar ḳalmadı ‘ālemde bugün
Mākiyān u ġanem ü esb ü şütür ördek ü ḳaz
Muġtenim oldı şu deñlü ni‘ama bāy u faḳīr
Az ḳaldı ki cihāndan gide vü götürüle āz
Ḳulı ḳurbānı olupdur bugünüñ s̱evr ü ḥamel
Ki anuñ vāsıṭasıyla der-i devlet ola bāz
Dergeh-i şāhda ḳurbān oluben bula şeref
Gösterürse eger ol şāh-ı cihān-baḫş cevāz
Kār-sāz-ı fuḳarā şāh-ı ra‘iyyet-perver
Dest-gīr-i żu‘afā pād-şeh-i bende-nüvāz
Pād-şeh-zāde-i gerdūn-‘aẓamet kim oldur
‘İẓem-i şān ile şeh-zādeler içre mümtāz
Muṣṭafā Ḫān ki işiginde müyesserdür anuñ
Eñ kemīn bendesine devlet-i Maḥmūd u Ayāz
‘Adl-i ḳānūnına iḳbāli anuñ çeng uralı
Oldı āvāzesi Nūşīn-revān’uñ nā-sāz
Cām-ı iḥsān ile mīr-i ‘asākir perver
Tīġ-ı ḫūn-ḫvār ile şāh-ı memālik perdāz
Ṣavletüñ nāmı cihāna şu ḳadar fāş oldı
Ḫavf iderler Şeh-i Tebrīz ile Şāh-ı Şīrāz
Düşmenüñ naḳd-i revānını alup virmede merg
Dest-i ḳahruñla şehā tīġuñ olupdur enbāz
Cümle ‘ālem n’ola müstaġraḳ-ı iḥsān olsa
Baḥr-i cūduñdan eger ḳaṭre-i nā-çīz ifrāz
Süfre-i ni‘met ü cūduñda meh ü mihr iki ḳurṣ
Maṭbaḫ-ı rif‘at ü ḳadrüñde felek bir ḫabbāz
Ḳāżi-i devlet ider ḥükm ki ḥaḳdur saña taḫt
Müdde‘ī eylese biñ vechle ḥüccet ibrāz
Ḫil‘at-ı devleti biçdi saña ḫayyāṭ-ı ḳadr
Nuṣret ü fetḥdür ol ḫil‘at-ı zībāya ṭırāz
Salṭanat murġını iy şāh şikār eylemege
Oldı te’yīd yed-i ḳudretüñ üzre şeh-bāz
Çerḫ-i raḳḳāṣ u meh ü mihr olupdur deffāf
Zühre bezmüñde senüñ cāriye-i çeng-nüvāz
Çār-pāre ide çengini girüp raḳṣa revān
Zühre ger muṭrib-i bezmüñle olursa dem-sāz
Tā Ṣıfāhān u ‘Irāḳ’a irişe ṣayd u ṣadā
Rāstī eyleye ger muṭrib-i bezmüñ āvāz
Pür idem vaṣf-ı medīḥüñle ṭoḳuz ıṭbāḳı
Baña bir kerre eger kim diyesin medḥümi yaz
Dür idem medḥüñe ṣad beyt ne ṣad belki hezār
Pād-şāhum hele ma‘ẕūr buyur ḳāfiye az
Şi‘r dimekde benüm ẕerrece ‘aczüm yoḳdur
‘Āciz olur mı şikār almada hergiz cürre-bāz
İtme tafṣīl ki müsta‘ceb-i taṣdī‘dür ol
Sözde maṭlūbdur iy Fażlī bilürsin īcāz
Nice kim eyleye ‘uşşāḳ-ı Ṣıfāhān u ‘Irāḳ
Ṣad nidā ile reh-i rāstdan āheng-i ḥicāz
Ka‘be gibi işigüñ ola meṭāfı ḫalḳuñ
Dergehüñde ire maḳṣūdına erbāb-ı niyāz
Her günüñ ‘īd ü giceñ devlet ile ḳadr ola
Rūz u şeb ola müyesser ṭapuña ni‘met ü nān
Meclisüñ ḥaşre degin ẕevḳ ü ṣafādan pür olup
Hem-nişīnüñ ola biñ dilber-i şūḫ u ṭannāz
Günümüz Türkçesiyle
1. Yine bir zaman geldi, hacılara Hicaz yurt oldu; bütün âşıklar "Lebbeyk" nidasıyla sazlarını düzdü. (Hicaz hem kutsal toprakların hem bir musiki makamının, "‘uşşāḳ" hem âşıkların hem bir makamın adıdır. "Lebbeyk", hacıların "Buyur Allah'ım, emrine hazırım" anlamındaki nidasıdır.)
2. Elhamdülillah, hacılar yine Safa'ya ulaştı; her biri sa'y ederek gerçekten koşturup durdu. (Safa, Kâbe'nin yanındaki tepedir; sa'y, hacıların Safa ile Merve arasında gidip gelmesidir.)
3. Haccın zevki ve safası umre boyunca sürse şaşılmaz; uzun yolu aşıp menzile ulaştılar. (Mısrada "‘umre" ile "‘ömr", yani ömür arasında ses benzerliği vardır; "ömür boyu sürse" diye de anlaşılabilir.)
4. Ne mübarek bir gün; bu güne kurban olayım ki niyaz ehli kurbanlarıyla muradına erdi.
5. Bu günün şerefine şükür secdesi et ki o muhterem Harem'in kutsal alanında sırra ortak olasın.
6. Candan gönülden gelin, içtenlikle tekbir getirelim; tekbir günü, zikir zamanı, namaz vaktidir.
7. Bayram dünyayı türlü nimetlerle doyursa şaşılmaz; çünkü bu aziz misafire ikram etmek gerekir.
8. Kurbanların kanıyla her köşe gül bahçesi oldu; bayramın şerefine bakın, kışı bize yaz etti.
9. Kurban kanıyla bütün kara taşlar lal oldu; yakut artık az bulunsa da değeri kalmadı.
10. Kırlarda görünenleri lale sanma; bütün inişler ve yokuşlar kurban kanıyla kırmızıya boyandı.
11. O kadar kurban kesildi ki bugün dünyada ne tavuk kaldı ne koyun, ne at ne deve, ne ördek ne kaz.
12. Zengin de yoksul da o kadar nimete kavuştu ki az kalsın "azlık" dünyadan kalkıp gidecek.
13. Boğa ve Koç burçları bugünün kulu kurbanı olmuştur; onlar vasıtasıyla devlet kapısı açılsın. ("Sevr" ve "Hamel" hem burç adları hem öküz ve koç demektir, yani kurbanlık hayvanlardır.)
14. O cihan bağışlayan şah izin verirse, onun dergâhında kurban olup şeref bulsunlar.
15. O, yoksulların işini gören, halkını gözeten şah; güçsüzlerin elinden tutan, kullarını kayıran padişahtır.
16. Gök azametli padişahzade odur ki şanının büyüklüğüyle şehzadeler arasında seçkindir.
17. O Mustafa Han'dır ki eşiğinde en aşağı kuluna bile Mahmud ile Ayaz'ın devleti nasip olur. (Gazneli Mahmud ile onun sevgili kölesi Ayaz, divan şiirinde efendi ile kul arasındaki sevginin örneğidir.)
18. Onun ikbali adalet kanununa çeng çalalı beri Nuşirevan'ın sesi akortsuz kaldı. ("Ḳānūn" ve "çeng" çalgı adlarıdır; Sasani hükümdarı Nuşirevan adaletin örneğidir.)
19. İhsan kadehiyle askerini besleyen emir, kan içen kılıcıyla ülkeleri düzene koyan şahtır.
20. Ey şah, saldırışının adı dünyaya öyle yayıldı ki Tebriz şahı da Şiraz şahı da senden korkar.
21. Şahım, düşmanın can nakdini alıp ölüme vermede kılıcın, kahreden elinle ortak olmuştur.
22. Cömertlik denizinden değersiz bir damla ayrılsa, bütün dünya ihsana gark olsa şaşılmaz.
23. Nimet ve cömertlik sofranda ay ile güneş iki yuvarlak ekmek, değer ve yücelik mutfağında felek bir ekmekçidir.
24. Davacı bin türlü delil gösterse de devlet kadısı tahtın senin hakkın olduğuna hükmeder.
25. Kader terzisi devlet kaftanını sana biçti; o güzel kaftanın işlemesi zafer ve fetihtir.
26. Ey şah, saltanat kuşunu avlaman için Allah'ın desteği kudret elinin üzerinde bir şahin oldu.
27. Senin meclisinde dönen felek oyuncu, ay ile güneş def çalan, Zühre de çeng çalan cariyedir.
28. Zühre meclisinin çalgıcısıyla birlikte çalsa, oyuna girip çengini paramparça eder.
29. Meclisinin çalgıcısı sesini doğru, yani Rast makamında okursa avı ve sedası İsfahan'a ve Irak'a kadar ulaşır. ("Rāstī" hem doğruluk hem Rast makamını; İsfahan ve Irak hem şehir ve ülke hem makam adlarını anlatır.)
30. Bana bir kez "Övgümü yaz" desen, dokuz kat göğü senin övgünle doldururum.
31. Senin övgüne yüz beyit, hayır yüz değil bin beyit inci dizerdim; padişahım, beni mazur gör, kafiye az.
32. Şiir söylemede benim zerre kadar acizliğim yoktur; şahin hiç av yakalamada aciz kalır mı.
33. Uzatma, çünkü uzatmak baş ağrıtmayı gerektirir; ey Fazlî, bilirsin, sözde istenen kısa ve özlü söylemektir.
34. İsfahan ve Irak âşıkları yüz nida ile Rast yolundan Hicaz ahengine geçtikçe, (Bütün bu adlar aynı zamanda makam adlarıdır.)
35. Eşiğin Kâbe gibi halkın tavaf yeri olsun; dergâhında niyaz ehli muradına ersin.
36. Her günün bayram, gecen devletle Kadir gecesi olsun; gece gündüz kapında nimet ve ekmek hazır bulunsun.
37. Meclisin kıyamete dek zevk ve safa ile dolu olsun, yanında oturanlar bin şuh ve nazlı güzel olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz yedi beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-āz" sesidir: Ḥicāz, sāz, tāz, dırāz, niyāz ve sonraki beyitlerde aynı ses. 36. beyitteki "nān" kelimesi bu kafiye düzenine uymaz; metin neşirdeki gibi verilmiştir. Mustafa Özkat kasideyi Şehzade Mustafa övgüsünde, nesib bölümünde Kurban Bayramı'nın anlatıldığı bir ıydiyye olarak tanımlar ve onu klasik bir kasidenin hemen bütün niteliklerine sahip bir medhiye sayar. İlk on dört beyit hac ve bayram tasviridir; şehzadenin adı 17. beyitte geçer; 30-33. beyitler şairin kendinden söz ettiği fahriyedir ve mahlas 33. beyitte yer alır; son dört beyit duadır.
Özkat kasideyi divanın 21. kasidesi olarak yayımlar. Şiir Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 152a) tam olarak bulunur; Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 119b) ise başlıksızdır ve yalnız ilk on yedi beyti vardır. Revan nüshasında ikinci beyitteki "Ṣafā" yerine "Minā" okunur, sekizinci beyit de bu nüshada yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Giriş bölümü hac ibadetinin terimleriyle örülüdür: Lebbeyk nidası, Safa tepesi, sa'y, umre, Harem, tekbir ve kurban. Şair ilk beyitte bu terimleri musiki terimleriyle birleştirir: Hicaz hem hacıların yurdu hem bir makamdır, "‘uşşāḳ" hem âşıklar hem bir makamdır, sazlarını düzen âşıklar da Lebbeyk nidasıyla ses verir. Aynı oyun kasidenin sonunda, 29. ve 34. beyitlerde Rast, İsfahan, Irak ve Hicaz makamlarıyla yeniden kurulur; Özkat 34. beyti tenasüp sanatına örnek olarak gösterir. Beşinci beyitteki "ḥarīm", "Ḥarem", "muḥterem" ve "maḥrem" kelimeleri aynı kökten türemiştir; Özkat bu beyti iştikak sanatının örneği olarak verir.
Kurbanların anlatıldığı 8-13. beyitler mübalağa ile kurulmuştur. Kurban kanı her köşeyi gül bahçesine çevirmiş, kara taşları lale ve lal rengine boyamış, öyle ki yakutun değeri kalmamıştır. 11. beyitte dünyada tavuk, koyun, at, deve, ördek ve kaz kalmadığı söylenir. 13. beyitte gökteki Boğa ve Koç burçları da bayramın kurbanı olur; "s̱evr" ve "ḥamel" kelimeleri hem burç adı hem kurbanlık hayvan anlamıyla tevriye taşır.
Övgü bölümünde şehzade yoksulları gözeten, adaletiyle Nuşirevan'ı unutturan, kılıcıyla ülkeler düzenleyen bir hükümdar olarak çizilir. 18. beyitteki "ḳānūn" ve "çeng", 27. ve 28. beyitteki Zühre, def ve çeng, şehzadenin meclisini bir musiki meclisi olarak gösterir. Özkat 26. beyitte saltanatın bir kuşa benzetildiğini ve şahin gibi yırtıcı kuşların avcılıkta kullanıldığına işaret edildiğini belirtir. 31. beyit kasidenin en bilinen yeridir: şair, şehzadenin övgüsüne yüzlerce, hatta binlerce beyit söyleyebileceğini, ama kafiyenin buna izin vermediğini söyler. "-āz" kafiyesi gerçekten dar bir kafiyedir ve beyit, şairin bu güçlüğü bir özür nüktesine çevirmesidir. Özkat 32. beyitteki "Şahin av bulmada aciz kalmaz" sözünü bir atasözü olarak kaydeder.
Tarihî Bağlam
Revan nüshasındaki başlık ve 17. beyitteki "Muṣṭafā Ḫān" sözü, kasidenin Şehzade Mustafa'ya bir Kurban Bayramı vesilesiyle sunulduğunu gösterir. Fazlî 1543'ten 1553'e kadar Mustafa'nın Amasya'daki divanında kâtiplik yapmıştır; kaside bu yıllardan birine aittir, ama yılı bilinmez. Şehzadenin 16. beyitte "şeh-zādeler içre mümtāz" diye anılması ve 24. beyitte, davacı bin türlü delil getirse de devlet kadısının tahtın onun hakkı olduğuna hükmedeceğinin söylenmesi, Fazlî'nin öteki kasidelerinde de görülen, Mustafa'nın tahta çıkacağı beklentisini yansıtır. 20. beyitteki Tebriz ve Şiraz şahları, şehzadenin ününün İran'a kadar yayıldığını anlatmak için anılır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 185-188, kaside no. 21 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 152a; Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 119b); ayrıca s. 53 (kasideler üzerine), s. 45, 79 ve 83 (söz sanatları) ve s. 89 (atasözleri), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






