Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
Olmışdı zīr-i zīn baña bir esb-i pād-şā
Kim görmedi naẓīrini mīr-āḫūr-ı ḳażā
Gītī-güẕār u ṣā‘iḳa-cünbiş felek-reviş
Hāmūn-nevred ü bādiye-peymā vü bād-pā
Bir esb idi ki ‘ālemi devr eyler yidi cest
Bādī naẓarda niteki fikr-i ūlü’n-nühā
Ḳavs-i ḳuzaḥ mis̱āl idi hey’etde gerçi kim
Sür‘atde līk tīr gibi ṭāyirü’l-hevā
Ġāyet ‘aẓīm cüs̱s̱e velīkin ḫafīf pāy
Gerçi sebük-‘inān idi ammā girān-bahā
Ḫiffetde bād öñince uçar berg-gāh-veş
Ḳuvvetde līk kūh gibi s̱ābitü’l-binā
Maşrıḳda bir kişi aña olsa süvār eger
Maġrib zemīni eyler idi bir adımda cā
Sebḳat iderdi sāyesine ḳılsa ger reviş
Görmezdi gerdeni yele yillerle ger ṣabā
Mānend-i murġ bāl açup uçardı yürise
Bir berḳ-seyr idi n’ola dirsem Burāḳ aña
Atlu eşeklü farḳı-var anuñla görmezem
Ben anı raḫş-ı Rüstem’e beñzetmegi revā
Sür‘atde ‘ömr disem eger aña yiri durur
Kim ‘ömr gibi geçdi cihāndan bulup fenā
Şöyle serī‘-seyr idi kim bir adımda rāst
Dār-ı fenādan oldı yiri menzil-i beḳā
Ḥayfā ki şāh-bāz-ı ecel eyledi şikār
Olmışdı ol hevā-yı leṭāfetde bir hümā
Lu‘b ile aldı atumı māt eyledi beni
Leclāc-ı dehr gör ne oyun oynadı baña
Ferzāne ḫāk-i pāyına yüz sür göñül varup
Ḳalduñ piyāde irmeye ger şāhdan ‘aṭā
Ġam çekme gitdi ise ger atuñ ecel irüp
Anı viren birin daḫi iḥsān ider saña
Iṣṭabl-ı şāhda ata ḫod ḥadd ü ḥaṣr yoḳ
Ḳoş ḳoş da yüğrügini al iy ḫaste-dil gedā
Rüstem-nihād-ı ma‘reke vü Ḳahramān-ı rezm
Çābük-süvār-ı ‘arṣa Şehen-şāh Muṣṭafā
Bir şāhdur ki sümm-i semendi ġubārını
Şehler ḳılurdı gözlerine bulsa tūtiyā
Sürseñ semend-i nuṣreti meydāna ‘azm idüp
Teng ola düşmenüñ başına ‘arṣa-i veġā
Binseñ semend-i devlete cānlar virür ḳamu
Şehler öñüñce ġāşiye-dār olmaġa şehā
Meydān senüñdür eyle şehā şeh-süvārlıḳ
Esb-i sa‘ādeti saña rām itdi çün Ḫudā
Ḳadrüñ semendi ‘arṣa-i çerḫa güẕer ḳılup
Na‘lın düşürdi ṣanma hilāl anı ḫüsrevā
Sen naṭ‘-ı devlete süricek esb-i pīl-ten
Ferzāne şāhlar ura yüz ḫāke māt ola
Görse semend-i salṭanat üzre şehā seni
Ḫink-i felekden ercül ola ḫüsrev-i semā
Sensin ol şeh ki sümm-i semendüñe yiridür
Ger olsa na‘l-i zer meh-i nev mīḫlar Sühā
Ḫink-i sipihr ḳan ḳuşanur ṣanmaġıl şafaḳ
İster ki zīr-i zīn ola sen şāha serverā
Meydān-ı naẓm gerçi ki ġāyetde tengdür
Ṣaldum ṭabī‘at esbini Ḥaḳ’dan budur recā
Öğdül alam ki naẓmla meydānda olmışam
Çābük-süvār-ı ‘arṣa-i evṣāf-ı pād-şā
Dönder ‘inānı semt-i s̱enāya ki ḥaşre dek
Sürsüñ ṭabī‘at esbini sa‘y ile Fażliyā
Evṣāfı menziline o şāhuñ irişmeye
Ṭab‘uñ Burāḳ gibi eger berḳ-seyr ola
İḫlāṣ esbine demidür oluben süvār
Olsañ eger ki rāh-rev-i menzil-i du‘ā
Nice ki ḫink-i çerḫa şeh-i necm olup süvār
Ḳaṭ‘-ı menāzil eyleye her ṣubḥ tā mesā
Binsün sa‘ādet esbine iḳbāl ü ‘izz ile
Şehler olup piyāde rikābında dāyimā
A‘dā atı ayaġına pā-māl idüp reviş
Ṣıḥḥatde ẕāt-ı pākı ola sālim ü ṣafā
Günümüz Türkçesiyle
1. Altımda bir padişah atı vardı; kaderin ahır beyi bile onun bir benzerini görmemişti.
2. Dünyayı dolaşan, yıldırım gibi hareket eden, felek gibi yürüyen; ovaları aşan, çölleri ölçen, rüzgâr ayaklı bir attı.
3. Öyle bir attı ki dünyayı yedi sıçrayışta dolaşırdı; tıpkı akıl sahiplerinin düşüncesinin bir bakışta her yeri dolaşması gibi.
4. Biçimce gökkuşağı gibi kavisliydi, ama hızda havada uçan bir ok gibiydi.
5. Gövdesi pek iriydi ama ayağı hafifti; dizgine çabuk uyardı ama değeri ağırdı.
6. Hafiflikte rüzgârın önünde saman çöpü gibi uçar, güçte ise dağ gibi sağlam temelli dururdu.
7. Doğuda biri ona binse, bir adımda batının toprağına varırdı.
8. Gölgesiyle yarışsa onu geçerdi; seher yeli yıllarca esse onun yelesini göremezdi.
9. Yürüdüğünde kuş gibi kanat açıp uçardı; şimşek hızında giden bir attı, ona Burak desem yeridir. (Burak, Peygamber'in Miraç gecesinde bindiği binektir.)
10. Onunla Rüstem'in atı Rahş arasında atlı ile eşekli arasındaki kadar fark vardır; onu Rahş'a benzetmeyi layık görmem.
11. Hızda ona "ömür" desem yeridir; çünkü ömür gibi tükenip dünyadan geçti gitti.
12. Öyle hızlı giderdi ki bir adımda dosdoğru fani dünyadan kalıcı dünyaya ulaştı.
13. Yazık ki ecel şahini onu avladı; o ise incelik havasında uçan bir hüma kuşu olmuştu.
14. Zamanın satranç ustası bir hamleyle atımı aldı, beni mat etti; bak bana ne oyun oynadı.
15. Ey gönül, varıp bilge vezirin ayağının toprağına yüz sür; şahtan bağış gelmezse yaya kalırsın. (Satrançta "ferzāne" vezir, "piyāde" piyon, "şāh" şah taşıdır; kelimeler hem saray hem satranç anlamıyla kullanılmıştır.)
16. Ecel gelip atın gittiyse gam çekme; onu sana veren bir tane daha ihsan eder.
17. Şahın ahırında atların sınırı sayısı yoktur; ey gönlü yaralı dilenci, koş koş da hızlısını al.
18. O, savaşta Rüstem yaratılışlı, çarpışmada Kahraman gibi, meydanın çevik binicisi şahlar şahı Mustafa'dır. (Rüstem ve Kahraman, İran destanlarının kahramanlarıdır.)
19. O öyle bir şahtır ki şahlar onun atının toynağından kalkan tozu bulsalar gözlerine sürme yaparlardı.
20. Zafer atını azmedip meydana sürersen savaş meydanı düşmanın başına dar olur.
21. Ey şah, devlet atına binsen şahların hepsi önünde eyer örtünü taşımak için can verir.
22. Ey şah, meydan senindir, binicilik et; çünkü Allah saadet atını sana boyun eğdirdi.
23. Ey hükümdar, değer atın göğün meydanından geçip nalını düşürdü; onu hilal sanma.
24. Sen devlet satranç tahtasında fil gövdeli atını sürünce bilge şahlar yüzlerini toprağa sürüp mat olur.
25. Ey şah, göğün hükümdarı, yani güneş, seni saltanat atı üstünde görse feleğin beyaz atından iner, yaya kalır. (Mısradaki "ercül" kelimesi "yaya" anlamında anlaşılmıştır.)
26. Sen öyle bir şahsın ki yeni ay altın bir nal, Süha yıldızı da onun mıhları olsa ancak atının toynağına layık olur.
27. Göğün beyaz atı kana bürünür, onu şafak sanma; ey önder, o da senin gibi bir şahın eyeri altında olmak ister.
28. Şiir meydanı gerçi pek dardır; ama ben tabiatımın atını saldım, Allah'tan dileğim de budur:
29. Şiirle meydana çıkıp padişahın vasıfları meydanının çevik binicisi olduğumdan bir ödül alayım.
30. Ey Fazlî, dizgini övgü yönüne çevir de tabiatının atını kıyamete dek gayretle sür.
31. Tabiatın Burak gibi şimşek hızında olsa bile o şahın vasıflarının menziline erişemez.
32. Dua menzilinin yolcusu olacaksan, şimdi ihlas atına binme zamanıdır.
33. Yıldızların şahı, yani güneş, feleğin beyaz atına binip her gün sabahtan akşama kadar konakları aştıkça,
34. O, ikbal ve izzetle saadet atına binsin; şahlar daima yaya olarak onun üzengisinde yürüsün.
35. Düşmanlarını atının ayağı altında çiğneyerek yürüsün; temiz varlığı sağlık içinde esen ve safalı olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz beş beyitlik bir kasidedir. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-ā" sesidir: pād-şā, ḳażā, bād-pā, ūlü'n-nühā, hevā ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mustafa Özkat'ın özetine göre şair nesib bölümünde kendisine hediye edilen bir atı tasvir eder, bu atın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirir ve yeni bir at ister. Memduhun adı 18. beyitte, şairin mahlası 30. beyitte geçer; kaside "at" ile ilgili kavramların yer aldığı bir dua bölümüyle biter. İlk on üç beyit atın övgüsü ve ölümüdür, 14-17. beyitler isteğe geçişi sağlar, 18-27. beyitler şehzadeyi över, 28-32. beyitler şairin kendi şiiri üzerine söyledikleridir, son üç beyit duadır.
Özkat kasideyi divanın 22. kasidesi olarak yayımlar. Şiir Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 120a) başlıksız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 148a) "Ḳaṣīde-i Fażlī berāy-ı Sulṭān Muṣṭafā" başlığıyla bulunur. Revan nüshasında 32. beytin ikinci, 33. beytin ilk mısraı eksiktir.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin bütün imgeleri at etrafında toplanır. Girişte ölen at mübalağalı benzetmelerle övülür: dünyayı yedi sıçrayışta dolaşır, doğudan bir adımda batıya varır, gölgesini geçer, seher yeli yıllarca esse onun yelesini göremez. Dördüncü beyitte gökkuşağı ile ok, beşinci ve altıncı beyitlerde iri gövde ile hafif ayak, hafif dizgin ile ağır değer, saman çöpü ile dağ arasında tezatlar kurulur. Şair atı Peygamber'in bineği Burak'a benzetir, Rüstem'in ünlü atı Rahş'ı ise onun yanında eşek sayar. 11. ve 12. beyitlerde atın hızı onun ölümüne bağlanır: ömür gibi hızlı olan at, bir adımda fani dünyadan kalıcı dünyaya geçmiştir. Bu, ölümü atın hızıyla açıklayan bir hüsn-i talildir.
14. ve 15. beyitlerde satranç terimleri devreye girer. "Leclāc-ı dehr", zamanın satranç ustası, bir hamleyle şairin atını almış ve onu mat etmiştir; gönül "ferzāne"nin, yani hem bilge kişinin hem vezir taşının ayağına yüz sürmelidir, yoksa "piyāde", yani hem yaya hem piyon kalacaktır. Özkat 24. beyitte de devlet işlerinin satranç tahtasına benzetildiğini ve fil ya da at hamlesiyle rakibin mat edilişinin anlatıldığını belirtir. 23. ve 26. beyitlerde gökteki hilal şehzadenin atının düşürdüğü ya da toynağına layık görülen altın nal olur; Özkat 26. beyitte Büyükayı takımyıldızındaki yıldızların bu nalın mıhları sayıldığını açıklar. 17. beyitteki "yüğrük" (hızlı koşan at), Özkat'ın şairin dilinde yaşamaya devam eden eski Türkçe kelimeler arasında gösterdiği örneklerdendir.
Kasidenin 14. beyti, Fazlî'nin yine Şehzade Mustafa'dan at istediği 25. kasidenin ilk beytinin neredeyse aynısıdır: orada da "Bir oyun oynadı baña leclāc-ı rūzgār / Lu‘b ile aldı atumı" denir. 17. beyitteki "Iṣṭabl-ı şāhda ata ḫod ḥadd ü ḥaṣr yoḳ" mısraı da 25. kasidenin 17. beytinde hemen hemen aynı sözlerle tekrarlanır. Özkat bu iki kasidenin aynı isteği dile getirdiğini belirtir. 28-31. beyitlerde at imgesi şiirin kendisine aktarılır: şiir meydanı dardır, şair tabiatının atını bu meydana salar ve padişahın vasıflarının çevik binicisi olduğu için ödül bekler.
Tarihî Bağlam
Revan nüshasındaki başlık ve 18. beyitteki "Şehen-şāh Muṣṭafā" sözü, kasidenin Şehzade Mustafa'ya sunulduğunu gösterir. Fazlî 1543'ten 1553'e kadar Mustafa'nın Amasya'daki divanında kâtiplik yapmıştır; kasidenin hangi yıl yazıldığı bilinmez. İlk beyitteki "esb-i pād-şā" sözünü Özkat, şaire padişah tarafından hediye edilmiş bir at olarak anlar; şiirde "şāh" ve "pād-şā" sözleri şehzade için de kullanıldığından, bu hediyenin şehzadenin kendisinden gelmiş olması da mümkündür. Divan kâtibinin iki ayrı kasidede şehzadeden at istemesi, şehzade sarayında hizmetlilerin binek ve geçim bakımından hükümdarın ihsanına bağlı olduğunu gösterir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 188-191, kaside no. 22 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 120a; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 148a); ayrıca s. 53-54 (kasideler üzerine), s. 79 (satranç ve at) ve s. 105-106 (eski Türkçe kelimeler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






