Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
Tā tīġ-ı ṣun‘ ile ḳalem oldı varaḳ nigār
Oldı niẓām-ı ‘āleme tīġ u ḳalem medār
Mānend-i tīġ kesdi ḳalem ẓulmi dehrden
Tīġ eyledi ḳalem gibi ‘adl āyetin şikār
Ḳıldı ḳalem kerāmeti birle ẓuhūr-ı tīġ
Buldı ḳalem iżāfete tīġ ile i‘tibār
Tīġ u ḳalemle buldı s̱ebāt u ḳarār dehr
Tīġ u ḳalemle oldı cihān milki ber-ḳarār
Medḥüñde tīġuñ oldı ḳalem gerçi dür-feşān
Vaṣf-ı ḳalemde tīġuñ olupdur güher-nis̱ār
Tīġ oldı fer‘-i emn ü ḳalem aṣldur aña
Buldı emānı tīġ u ḳalem berr-i rūzgār
Tīġ u ḳalemle ḫıfẓ olınur genc ü milk ü māl
Tīġ u ḳalemle żabṭ olınur cümleten diyār
Ne tīġ bī-ḳalem virür a‘vāna intiẓām
Bī-tīġ ne ḳalem virür a‘dāya inḳışār
Tīġ olsa yāver-i ḳalem irer umūra naẓm
Cumhūra ‘adl olur ḳalem olursa tīġa yār
Ne tīġ nef‘ ider ne ḳalem intiẓāma līk
Tīġ-ı tedārik u ḳalem-i rāy-ı şehr-yār
Şeh Muṣṭafā ki tīġ u ḳalem ḥaḳḳı şehlere
Elṭāf ile ḳalem gibi ḳahr ile tīġ-vār
A‘dāya tīġ urup vire tā dōsta ḳalem
Ṣundı eline tīġ u ḳalem luṭf-ı Kird-gār
Ḥarf-i ‘adūya çekdi ḳalem tīġ-ı ḳahr ile
Hem tīġ u hem ḳalem olalı aña dest-i yār
Tīġı ḳalem gibi ḳılur a‘dā başın şikār
Mānend-i tīġ ider ḳalemi ḳaṭ‘ī kār-zār
Vaṣfını tīġınuñ nice taḥrīr ide ḳalem
Farżā k’ola zebān-ı ḳalem tīġ-ı āb-dār
Ger çekse bir ḳalem gele biñ tīġ-zen-i berīn
Bir tīġ ursa biñ ḳalemi ide tār ü mār
Emr itse bir ḳalem-zene bīñ tīġ-zen bize
Ẕī-tīġ-ı ḳudret ü ḳalem-i ‘izz ü iḳtidār
Erbāb-ı tīġ ehl-i ḳalem birle cem‘ olur
Olmasa ger ḳalem ola mı tīġ pāy-dār
Şāhā egerçi tīġ mühimdür ḳalem velī
Oldı ehem ki tīġ ḳalemsüz neye yarar
Ḫurşīd eline tīġ ‘Uṭārid ḳalem alup
Evṣāf-ı tīġ ile ḳalemüñ leyl ile nehār
Yazup çizüp sipihre ki bu tīġ u bu ḳalem
Tīġ-ı ḳażā durur ḳalem-i ḥükm-i Kird-gār
Luṭfuñla itdi tīġ mis̱āli ḳalem ẓuhūr
Ḳahruñla buldı tīġ ḳalem gibi iştihār
Ger görse tīġuñı çü ḳalem serfürū idüp
Bī-tīġ u bī-ḳalem ola a‘dā esīr ü zār
Alsañ ḳalem elüñe ḳuşatsañ belüñe tīġ
Tīġuñ ġamıyla ola ḳalem-veş ‘adū nizār
Çek tīġ-ı tīzi başını ḳaṭ‘ it ḳalem mis̱āl
Ḳılmaya tīġuña çü ḳalem kim ki ser-nis̱ār
Vaṣfında gerçi kim ḳalem ü tīġuñuñ şehā
Tīġ-ı zebānum oldı ḳalem-veş süḫan-güẕār
Ḥad yoḳ çü gördi ol ḳalem ü tīġ vaṣfına
Tīġ-ı ḫaṭīb gibi ḳalem oldı süst-i kār
Tīġ-ı zebānı çekdi ġazel ṭarzına ḳalem
Tā kim ola bu tīġ u ḳalem-i dehre yād-gār
Tīġuñ ġamından oldı ḳalem gibi ten nizār
Çek tīġı bāri kes çü ḳalem başum iy nigār
Tīġuñla her ḳaçan ḳalemüñ eyleseñ tırāş
Dil tīġ-ı reşk ile ḳalem-āsā olur figār
Baş eğmeye ḳalem gibi her kim ki tīġuña
Çek tīġı çü ḳalem başın iy tīġ iki yar
Barmaḳlaruñ durur çü ḳalem sā‘idüñ çü tīġ
Boynuma tīġuñ ol ḳaleme cān ola nis̱ār
Gül-zāra varsam ol ḳalem ü tīġ yādına
Çeşmüme ḫᵛāb olur ḳalem ü tīġ-ı tīz ḫār
Tīġuñ maẓālimini ḳalem nice şerḥ ide
Kim ol ‘aẓīm-i tīġ u ḳalem bir ża‘īf ü zār
Gel çekme tīġ-ı ẓulmi ḳalem çek maẓālime
Kim tīġ-ı ‘adli çekdi ḳalem-veş o ḳām-kār
Tīġuñ ḥaḳı ḳalem gibi yoluñda rāstdur
Fażlī ḳuluñ ki oldı ḳalem-gīr ü tīġ-vār
Tīġ-ı zebānı hem-çü ḳalem naẓm ile cerī
Nes̱r ile tīġ-veş ḳalemi maṣlaḥat-güẕār
Tīġumla eyledi ḳalemüm milk-i naẓmı fetḥ
Nuṣretde oldı ṣan ḳalemüm tīġ-ı Ẕülfeḳār
Bu ḫoş ḳaṣīde kim ḳalem ü tīġ vaṣfıdur
Bir tīġdur ki oldı ḳalem gibi üstüvār
Gel tīġ lāfın urma ḳalem çek du‘āya kim
Biñ tīġ u biñ ḳalemden o yeğdür hezār bār
Tīġ u ḳalemle tā ki bula milk infitāḥ
Tīġ u ḳalemle tā ki ire ḫaṣma inkisār
Tīġı ḳalem gibi ola fetḥ ile nām-zed
Ḳadr ile tīġ-veş ḳalemi ola nām-dār
Günümüz Türkçesiyle
1. Yaratılış kılıcıyla kalem kâğıdı nakışlamaya başladığından beri dünyanın düzeni kılıç ile kalemin etrafında döner.
2. Kalem, kılıç gibi zulmü dünyadan kesip attı; kılıç da kalem gibi adalet ayetini açığa çıkardı. (Mısradaki "şikār" kelimesi, "āşikār", yani açık anlamında anlaşılmıştır.)
3. Kılıç, kalemin kerametiyle ortaya çıktı; kalem de kılıçla yan yana anılarak itibar buldu.
4. Zaman kılıç ve kalemle sebat ve karar buldu; cihan mülkü kılıç ve kalemle ayakta durdu.
5. Kalem senin kılıcının övgüsünde inci saçar oldu; kılıcın da kalemin vasfında cevher saçar oldu. (Kılıcın "cevheri", çeliğindeki dalgalı desendir.)
6. Kılıç güvenliğin dalı, kalem onun köküdür; yeryüzü kılıç ve kalemle emniyete kavuştu.
7. Hazine, ülke ve mal kılıç ve kalemle korunur; bütün diyarlar kılıç ve kalemle zapt edilir.
8. Ne kalemsiz kılıç yardımcılara düzen verir, ne kılıçsız kalem düşmanları kırar.
9. Kılıç kaleme yardımcı olursa işler düzene girer; kalem kılıca dost olursa halka adalet gelir.
10. Ne kılıç ne kalem düzene yarar; meğer ki tedbir kılıcı ve hükümdar görüşünün kalemi olsun.
11. Şah Mustafa'dır ki kılıç da kalem de şahlara yakışır; o, lütuflarıyla kalem gibi, kahrıyla kılıç gibidir.
12. Kılıcı düşmanlara vursun, kalemi dostlara versin diye Allah'ın lütfu onun eline kılıcı ve kalemi uzattı.
13. Hem kılıç hem kalem onun eline dost olalı beri, düşmanın adının üstüne kahır kılıcıyla kalem çekti. ("Kalem çekmek" silmek demektir.)
14. Kılıcı, kalem gibi düşmanların başını koparır; kalemi de kılıç gibi savaşı kesip bitirir.
15. Kalemin dili keskin bir kılıç olsa bile, kalem onun kılıcının vasfını nasıl yazsın.
16. O bir kalem çekse bin yüce kılıççı koşup gelir; bir kılıç vursa bin kalemi darmadağın eder.
17. Kudret kılıcının, izzet ve iktidar kaleminin sahibi olan o şah, bir kalem erbabını bin kılıç erbabının başına buyurabilir. (Beyit kapalıdır; anlam bu yönde tahmin edilmiştir.)
18. Kılıç erbabı kalem ehliyle bir araya gelir; kalem olmasa kılıç kalıcı olur mu.
19. Şahım, gerçi kılıç önemlidir, ama kalem daha önemli oldu; çünkü kalemsiz kılıç neye yarar.
20. Güneş eline kılıç, Utarit kalem alıp gece gündüz kılıcın ve kalemin vasıflarını,
21. Göğe yazıp çizdiler: bu kılıç ve bu kalem, kaza kılıcı ve Allah'ın hüküm kalemidir. (Utarit, yani Merkür, kâtiplerin yıldızı sayılır.)
22. Kalem senin lütfunla kılıç gibi ortaya çıktı; kılıç senin kahrınla kalem gibi ün buldu.
23. Düşmanlar senin kılıcını görse, kalem gibi başlarını eğip kılıçsız ve kalemsiz, esir ve perişan olur.
24. Eline kalemi alsan, beline kılıcı kuşansan, düşman senin kılıcının gamıyla kalem gibi incelir.
25. Keskin kılıcını çek; kalem gibi başını kılıcına feda etmeyenin başını kalem gibi kes. (Kalem yontulurken ucu kesilir.)
26. Şahım, kılıcının ve kaleminin vasfında dilimin kılıcı kalem gibi söz yürütür oldu.
27. Kalem o kılıç ve kalem vasfında sınır olmadığını görünce, hatibin kılıcı gibi işi bırakıp gevşedi. (Hatipler minbere çıkarken ellerinde tahta bir kılıç tutarlardı.)
28. Kalem, dilinin kılıcını gazel tarzına çekti ki bu kılıç ve kalem dünyaya yadigâr kalsın.
29. Ey sevgili, kılıcının gamından tenim kalem gibi zayıf düştü; bari kılıcı çek de kalem gibi başımı kes.
30. Kılıcınla ne zaman kalemini yontsan, gönlüm kıskançlık kılıcıyla kalem gibi yaralanır.
31. Kılıcına kalem gibi baş eğmeyen herkesin başını, kılıcı çekip kalem gibi kes. (Mısranın sonundaki "iy tīġ iki yar" sözü tam açık değildir; "ey iki ağızlı kılıç gibi sevgili" diye anlaşılabilir.)
32. Parmakların kalem, bileğin kılıç gibidir; boynuma kılıcın, canım o kaleme feda olsun.
33. O kalemi ve kılıcı anarak gül bahçesine varsam, gözüme uyku kalem, diken de keskin bir kılıç olur.
34. Kalem senin kılıcının zulümlerini nasıl anlatsın; o zulüm kılıç ve kalem kadar büyüktür, kalem ise zayıf ve inleyen bir şeydir.
35. Gel, zulüm kılıcını çekme, zulümlerin üstüne kalem çek; çünkü muradına eren o şah adalet kılıcını kalem gibi çekti.
36. Kılıcının hakkı için, kalem tutan ve kılıç gibi olan kulun Fazlî senin yolunda kalem gibi dosdoğrudur.
37. Dilinin kılıcı kalem gibi nazımda cesur, kalemi nesirde kılıç gibi iş bitiricidir.
38. Kalemim kılıcımla şiir ülkesini fethetti; zaferde kalemim sanki Zülfikar kılıcı oldu. (Zülfikar, Hz. Ali'nin kılıcıdır.)
39. Kalemin ve kılıcın vasfı olan bu güzel kaside, kalem gibi sağlam bir kılıçtır.
40. Gel, kılıç lafını bırak, kalemi duaya çek; çünkü dua bin kılıçtan ve bin kalemden bin kat daha iyidir.
41. Kılıç ve kalemle ülke fethedildikçe, kılıç ve kalemle düşman kırıldıkça,
42. Onun kılıcı kalem gibi fetihle anılsın, kalemi de kılıç gibi değeriyle ün salsın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir kırk iki beyitlik bir kasidedir. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-ār" sesidir: nigār, medār, şikār, i‘tibār, ber-ḳarār ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mustafa Özkat kasideyi, Şehzade Mustafa medhinde, kılıç ile kalemin vasfedildiği ve ikisinin birbirinden ayrı olamayacağı düşüncesinin savunulduğu bir kaside olarak tanımlar. Şair memduhun adını 11. beyitte anar; 29. beyitte tecdid-i matla yapar ve mahlasını kullandığı 36. beyte kadar bir tegazzül, yani kaside içinde bir gazel bölümü yer alır. Bu geçiş 28. beyitte açıkça söylenir: kalem dilinin kılıcını "gazel tarzına" çekmiştir. Kaside, kılıç ve kalem kavramlarının sürdürüldüğü bir dua ile biter.
Özkat kasideyi divanın 24. kasidesi olarak, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 126a) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. Nüshadaki başlık "Ḳaṣīde-i Fażlī Efendi tīġ u ḳalem-i mükerrem"dir. Sekizinci beytin ilk mısraı nüshada "ne tīġ u bī-ḳalem" biçimindedir; Özkat anlam bakımından "u" bağlacını kaldırmayı uygun bulmuştur.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin en belirgin özelliği, "tīġ" (kılıç) ve "ḳalem" kelimelerinin neredeyse her beyitte birlikte kullanılmasıdır. Bu ısrarlı tekrar, şiirin bütününe bir söz hüneri gösterisi niteliği verir: şair aynı iki kelimeyi kırk iki beyit boyunca farklı anlam ilişkileri içinde kullanmayı başarır. Kılıç ile kalem kimi zaman birbirine benzetilir, kimi zaman birbirinin yerine konur, kimi zaman da birbirine muhtaç gösterilir. Altıncı beyitte kılıç güvenliğin dalı, kalem onun köküdür; sekizinci beyitte kalemsiz kılıç da kılıçsız kalem de işe yaramaz; on dokuzuncu beyitte ise kılıcın önemli, kalemin daha önemli olduğu söylenir.
Kalem ile kılıç arasındaki benzetmeler, iki aletin biçim ve kullanılışından yararlanır. Kalem yontulurken başı kesilir; bu yüzden 25. ve 29. beyitlerde kılıcın kestiği baş kalemin kesilen ucuna benzetilir. Kalem eğilerek yazar; 23. ve 31. beyitlerde baş eğen düşmanlar kaleme benzer. Kalemin inceliği 24. ve 29. beyitlerde âşığın ve düşmanın zayıflığına, kalemin doğruluğu 36. beyitte şairin bağlılığına karşılık olur. 13. ve 35. beyitlerdeki "kalem çekmek", silmek anlamındaki deyimdir; Özkat 31. beyitteki "baş eğmek" ifadesini de şairin deyimleri arasında sayar. 20. ve 21. beyitlerde güneş kılıç, kâtiplerin yıldızı Utarit kalem tutar ve gökyüzü bu iki aletin vasfını yazan bir sayfaya dönüşür.
29-36. beyitlerdeki gazel bölümünde aynı iki kelime aşk diline taşınır: sevgilinin kılıcı âşığın başını keser, sevgili kılıcıyla kalemini yonttuğunda âşığın gönlü kıskançlıktan yaralanır, sevgilinin parmakları kalem, bileği kılıç gibidir. 36-38. beyitlerde şair kendini de kılıç ve kalem ehli olarak sunar: dilinin kılıcı nazımda, kalemi nesirde ustadır; kalemi şiir ülkesini fetheden bir Zülfikar olmuştur. Bu beyitler, kalem erbabı olan bir divan kâtibinin, şehzadenin hem kılıcını hem kalemini överken kendi mesleğinin değerini de vurgulamasıdır.
Tarihî Bağlam
Kasidenin 11. beytinde "Şeh Muṣṭafā" adı geçer; Özkat kasideyi Şehzade Mustafa medhinde yazılmış kabul eder. Fazlî 1543'ten 1553'e kadar Mustafa'nın Amasya'daki divanında kâtiplik yapmıştır; kasidenin yılı bilinmez. Kasidenin konusu, bir sancakbeyinin sarayında askerî işlerle yazı işlerinin, yani kılıç ehli ile kalem ehlinin birlikte yürüttüğü yönetimi yansıtır; 18. beyitteki "erbāb-ı tīġ" ve "ehl-i ḳalem" sözleri bu iki zümreyi doğrudan anar. Şairin 19. beyitte kalemi kılıçtan daha önemli sayması, şehzadenin divan kâtibi olarak kendi yerini de savunmasıdır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 195-198, kaside no. 24 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 126a); ayrıca s. 54 (kasideler üzerine) ve s. 91 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






