Özgün Metin
Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün
Berāhine buña cāzim degül mi ‘aḳl-ı selīm
Ki ‘ilm ü fażl iledür serd-i vācibü’l-ta‘ẓīm
Zihī kemāl-i şeref ehl-i ‘ilme dünyāda
Ki nāmını göre lāyıḳ aña Ḫudā-yı ‘alīm
‘Uyūn-ı ‘aḳlı ḳılan nūr-ı ‘ilm ile rūşen
Olur ḥaḳāyıḳ-ı eşyā’ı hep baṣīr ü fehīm
Şīven-i cehl ile olur kişi denī vü ḫasīs
Kemāl ü ‘ilm iledür ādemī şeref ü ‘aẓīm
Yetīm odur ki ola ‘ilm ü fażldan maḥrūm
Dimeñ ki bī-peder olan cihānda ola yetīm
Düriş ki şerbet-i ‘ilm ile olasın sālim
Ṣaḳın ṣaḳın maraż-ı cehl birle ḳalma saḳīm
Cihānda olmadı kes bī-kemāl bildük çün
Ol imdi kesb-i kemāl ile vācibü’l-tekrīm
Çün oldı ‘ilm-i farīża budur ḥadīs̱-i ṣaḥīḥ
Ṣaḳın ki cehl ile terk idüp anı olma as̱īm
Egerçi ‘ilm-i mükerrem durur ‘ale’l-ıṭlāḳ
‘Ale’l-ḥuṣūṣ ki ‘ilm-i şerīf diyen ḳavīm
Ne devlet ola ‘aceb bundan ilerü kişiye
Ki ola ‘ālim-i sırr-ı kelām-ı Ḥayy ü Ḳadīm
Zihī kerāmet ü ‘izzet bu ‘ilme kim oldı
Anuñla ‘ālim olan müstaḥiḳḳ-i bāġ-ı na‘īm
Cihānda ‘ālim ü ‘āmil o ‘ilm ile el’ān
‘Aceb kim ola diriseñ baña o şān-ı kerīm
Ferīd-i dehr ü vaḥīd-i zemāne a‘lem-i nās
K’odur fünūn-ı feżāyilde mis̱l ü şibhi ‘adīm
Cihānda ‘ilm sürūrı Efendi Ḫᵛāce-i Şān
K’odur mevāli-i ‘aṣr içre vācibü’l-ḳadīm
Kemāl-i keşf ile bāṭında mürşid-i kāmil
Fünūn-ı fażl ile ẓāhirde ḫod imām-ı ‘aẓīm
Fünūn-ı ḥikmet ile ẕū-fünūn-ı ‘ālemdür
Revādur olsa tilāmīẕi ṣad hezār ḥakīm
Mesīḥ-i vaḳtdür el-ḥaḳ ki nuṭḳ-ı cān-baḫşı
Ta‘alluḳ eylese ger ḥayy ola ‘iẓām-ı remīm
Odur bugün ‘alem-i ‘ilm ile cihānda ‘alem
‘Aceb mi a‘lem-i ‘ālim olursa ger o ‘alīm
‘Ulüvv-i rif‘atı bābında çerḫ-i dūn dūnī
Seḫā vü himmeti bābında kān u baḥr-ı le’īm
Ḫazān irişmeye mümtedd ola cihānda bahār
Eger ki perverişi andan ögrenürse nesīm
Eger ki rāyına teşbīh iderse kendin elif
Ḫam ola ḳaddi cihānda anuñ çü ḫalḳa-i cīm
Sen ol kerīmsin el-ḥaḳ ki saña ḥāṣıldur
‘Ulūm-ı nāfı‘a vü ḫulḳ-ı nīk ü luṭf-ı ‘amīm
Ġubār-ı rāhuñ ile ‘ayn-ı āfitāb-ı keḥīl
Cebīn-i māh-ı felek dāġ-ı mihrüñ ile vesīm
Tederrüse sen Ebü’l-‘ilme Bū ‘Alī gelse
Revādur aña çü ṭıfl ebced eyleseñ ta‘līm
Nesīm-i luṭfuñ eger nefḥ-i rūḥ eylemese
Revā olurdı dimek Meryem-i cihāna ‘aḳīm
Nesīm-i luṭfuñ eger dūzaḫ üzre ḳılsa güzer
‘Adīl-i nūr-ı na‘īm ola nār-ı dār-ı caḥīm
Ṭapuña ḥilye-i ‘ilm ile ḥulle-i ‘ilmi
Müyesser eylemiş ol Ḥażret-i ‘alīm ü selīm
Ne medḥ idem seni ben kim yazılmaya tā ḥaşr
Eger ki ṣafḥa-i eflāke eylesem terḳīm
Olınmaya ser-i mū deñlü şerḥ-i evṣāfuñ
Tenümde her ser-i mū ḥaşr olınca olsa kelīm
Murād-ı Fażlī mürīd ü muḥibbüñ olmaḳdur
Elinde tuḥfesi ancaḳ irādet ü teslīm
Cenābuña n’ola ‘arż itse ma‘rifet dürrin
Cevāhiri dür olan ḳadr ü cevheri çü fehīm
Egerçi ṭab‘ı ża‘īf oldı līk ḥāṣıldur
Sözinde ma‘nā-yı bārīk birle lafẓ-ı cīm
Niçe ki eşref-i nās ola ‘ilm ile ‘ulemā
Niçe [ki] fażl ile ḫalḳ ola vācibü’l-ta‘ẓīm
Hemīşe ṣadr-ı kirām ol olup sa‘ādetle
Serīr-i ‘izzet ü ṣadr-ı riyāset üzre muḳīm
Müyesser ide müyessir budur murādum kim
Cihānda ni‘met-i ‘uẓmā vü āḫiretde na‘īm
Günümüz Türkçesiyle
1. Sağlam akıl şu delillere kesin olarak inanmaz mı ki saygıya layık olmak ancak ilim ve faziletledir.
2. Dünyada ilim ehli için ne kemal bir şereftir ki her şeyi bilen Allah onun adını kendine layık görür. ("‘Ālim", bilgin, adı Allah'ın "‘Alīm", her şeyi bilen, sıfatıyla aynı köktendir.)
3. Aklın gözlerini ilim nuruyla aydınlatan kişi, eşyanın bütün hakikatlerini görür ve anlar.
4. Kişi cehalet tavrıyla alçak ve bayağı olur; insan kemal ve ilimle şerefli ve büyük olur.
5. Yetim, ilimden ve faziletten mahrum olandır; dünyada babası olmayana yetim demeyin.
6. Çalış ki ilim şerbetiyle sağlıklı olasın; sakın, sakın, cehalet hastalığıyla hasta kalma.
7. Dünyada kemalsiz kimsenin değer bulmadığını bildiğimize göre, sen de şimdi kemal kazanarak ağırlanmaya layık ol.
8. İlim farz olduğuna göre, ki sahih hadis budur, sakın cehaletle onu bırakıp günahkâr olma. ("İlim talep etmek her Müslümana farzdır" hadisine işaret vardır.)
9. Gerçi ilim her bakımdan değerlidir; ama özellikle "şerefli ilim" denilen ilim sağlam ve güçlüdür.
10. Kişiye bundan öte ne devlet olabilir ki diri ve ezelî olan Allah'ın kelamının sırrını bilen biri olsun.
11. Bu ilme ne keramet ve izzet verilmiştir ki onunla âlim olan cennet bahçesine layık olmuştur.
12. "Dünyada şimdi bu ilimle hem âlim hem amil olan o şanı yüce kişi kimdir" diye bana sorarsan,
13. (o,) zamanın biriciği, devrin teki, insanların en bilginidir; fazilet bilgilerinde benzeri ve eşi yoktur.
14. Dünyada ilmin sevinci olan Efendi Hᵛâce-i Şân'dır ki o, devrin büyük bilginleri arasında saygıya en layık olanıdır.
15. O, batında keşfin kemaliyle olgun bir mürşit, zahirde fazilet bilgileriyle büyük bir imamdır.
16. Hikmet bilgileriyle âlemin çok bilgilisidir; yüz bin hekim onun öğrencisi olsa yeridir.
17. Doğrusu o, zamanın Mesih'idir; can bağışlayan sözü çürümüş kemiklere yönelse onlar dirilir. (Hz. İsa'nın ölüleri dirilttiği anlatılır.)
18. Bugün cihanda ilim bayrağıyla bir bayrak olmuştur; o bilgin, bilginlerin en bilgini olsa şaşılır mı.
19. Onun yüceliğinin yanında alçak felek alçaktır; cömertliğinin ve himmetinin yanında maden de deniz de cimridir.
20. Rüzgâr büyütüp yetiştirmeyi ondan öğrense, dünyada bahar uzar, güz hiç gelmez.
21. Elif kendini onun düşüncesine benzetmeye kalksa, dünyada boyu cim harfinin halkası gibi eğrilir. (Elif harfi dümdüz, cim harfi eğri bir çizgidir.)
22. Doğrusu sen o cömert kişisin ki faydalı ilimler, güzel huy ve herkese yayılan lütuf sende toplanmıştır.
23. Güneşin gözü senin yolunun tozuyla sürmelenmiş, felekteki ayın alnı senin sevginin dağıyla damgalanmıştır.
24. İlmin babası Ebû Ali (İbn Sînâ) sana ders okumaya gelse, ona çocuk gibi ebced öğretsen yeridir.
25. Lütfunun rüzgârı ruh üflemeseydi, cihanın Meryem'ine kısır demek yerinde olurdu. (Hz. Meryem'e ruh üflenmesiyle Hz. İsa'nın doğuşuna telmih vardır.)
26. Lütfunun rüzgârı cehennemin üzerinden geçse, cehennem yurdunun ateşi cennet nimetinin nuruna denk olur.
27. Her şeyi bilen ve kusursuz olan Allah, senin kapına ilim süsünü ve ilim elbisesini nasip etmiştir.
28. Seni nasıl öveyim ki göklerin sayfasına yazsam mahşere dek yazılıp bitmez.
29. Bedenimdeki her kıl ucu mahşere kadar konuşan bir dil olsa, vasıflarından kıl ucu kadarı anlatılamaz.
30. Fazlî'nin muradı senin müridin ve sevenin olmaktır; elindeki armağan yalnız irade ve teslimiyettir.
31. Cevheri inci olan, kadir ve öz sahibi anlayışlı bir kişi gibi senin katına marifet incisi sunsa şaşılır mı.
32. Gerçi tabiatı zayıfladı, ama sözünde ince bir anlam ve yerinde bir lafız vardır. (Mısra sonundaki "lafẓ-ı cīm" ifadesinin anlamı açık değildir.)
33. Bilginler ilimle insanların en şereflisi oldukça, halk faziletle saygıya layık oldukça,
34. o daima saadetle cömertlerin başı olsun, izzet tahtında ve başkanlık makamında kalsın.
35. Muradım şudur ki kolaylaştıran (Allah) ona dünyada büyük nimeti, ahirette cennet nimetini nasip etsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz beş beyitlik bir medhiye kasidesidir ve Özkat'ın neşrinde Fazlî'nin son kasidesidir. Vezin müctes bahrinin "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-īm" sesidir (selīm, ta‘ẓīm, ‘alīm, fehīm, ‘aẓīm, yetīm...); redif yoktur. Başlığı yoktur. İlk on bir beyit ilmin değerini anlatan bir nesiptir; 12. beyitte şair "bu ilmin sahibi kimdir" diye sorup övgüye geçer, memduhun adı 14. beyitte "Efendi Ḫᵛāce-i Şān" diye anılır. Mahlas 30. beyitte geçer; son üç beyit duadır.
Metin yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 121a) bulunur. Nüshanın kenarına sekizinci beyitle ilgili olarak bir hadis yazılmıştır; Özkat bunu "yetim, ilim ve edep yetimidir" diye çevirir. 33. beyitteki "[ki]" neşirde yapılmış bir tamamlamadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin nesibi bir ilim övgüsüdür. Fazlî ilmi bir nur, bir şerbet, bir şeref olarak anlatır; cehaleti ise bir hastalık ve alçaklık sayar. Özkat dördüncü ve beşinci beyitleri, Fazlî'nin ilme verdiği değeri gösteren beyitler olarak iki yerde anar: kişi cehaletle alçak, ilimle şerefli olur; gerçek yetim babasız olan değil, ilimden ve faziletten mahrum kalandır. Bu beyitlerdeki "ilim" ile "fażl" kelimelerinin sık kullanımı şairin mahlasıyla da ilgilidir. Sekizinci beyitte "İlim talep etmek her Müslümana farzdır" hadisine işaret edilir; 10. beyitte ilmin en yükseği olarak Allah'ın kelamının sırrını bilmek gösterilir.
Övgü bölümünde iştikak sanatı belirgindir: 18. beyitte "‘alem" (bayrak), "‘ilm", "a‘lem" (en bilgin), "‘ālim" ve "‘alīm" kelimeleri aynı kökten türeyerek bir arada kullanılır. Memduh hem zahir hem batın ilimlerinin sahibidir: batında keşfin kemaliyle olgun bir mürşit, zahirde büyük bir imamdır (15. beyit). 17. beyitte sözünün çürümüş kemikleri dirilteceği söylenerek Hz. İsa'ya, 25. beyitte de Hz. Meryem'e ruh üflenmesine telmih yapılır. 21. beyitte harf imgesi kullanılır: dümdüz elif bile kendini onun düşüncesine benzetmeye kalksa cim harfi gibi eğrilir. 24. beyitte İbn Sînâ'ya onun önünde çocuk gibi ebced öğretilmesi, memduhun bilgisinin büyüklüğünü gösteren bir mübalağadır.
30. beyit kasidenin anahtarıdır. Fazlî burada memduhun "müridi ve muhibbi" olmak istediğini, elindeki tek armağanın "irade ve teslim" olduğunu söyler. "Murād", "mürīd" ve "irādet" kelimeleri aynı kökten gelir ve tasavvufta şeyh ile mürit ilişkisini anlatan terimlerdir. Bu beyit, kasidenin bir tarikat şeyhine sunulduğunu açıkça gösterir. 32. beyitte şair tabiatının zayıfladığını söyler; bu, kasidenin şairin ileri yaşlarında yazıldığını düşündürür.
Tarihî Bağlam
Özkat'a göre kasidede büyük bir âlim ve mutasavvıf olarak övülen Hᵛâce-i Şân, Halvetiyye'nin Gülşenî koluna mensup ve Fazlî'nin iç dünyasının mimarı olan Şeyh Zarîfî Hasan Efendi olsa gerektir. Kara Fazlî'nin tasavvufa meylederek Gülşenî şeyhlerinden Hasan Zarîfî Efendi'ye intisap ettiği bilinir. Özkat'ın verdiği bilgiye göre Zarîfî Hasan Efendi 882 (1477) yılında Siroz'da doğmuş, önce Kemalpaşazâde'nin öğrencisi iken Şeyh Pîrî Efendi'ye bağlanmış, Kahire'de İbrahim Gülşenî ile görüşerek onun halkasına katılmış, İstanbul'a dönünce Rumelihisarı'ndaki bir tekkede postnişin olmuştur. İbrahim Gülşenî 935 (1528/29) yılında İstanbul'a geldiğinde onu halife seçmiştir. Ölümü 977 (1569/70) ya da 984 (1576) yılındadır ve mezarı Rumelihisarı'ndadır. Bu kimliklendirme bir tahmindir; kasidede şeyhin asıl adı geçmez.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 227-230, kaside no. 34 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 121a); ayrıca s. 38 (şiir anlayışı), s. 57 (kasideler üzerine ve Zarîfî Hasan Efendi) ve s. 82 (konular), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar



