Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Ḥamdülillāh ki bulup ferr ü sa‘ādet eyyām
Burc-i iḳbāle rücū‘ itdi yine bedr-i temām
‘Āleme irdi şeref buldı cihān ẕevḳ ü ṣafā
Ḳıldı ḫūrşīd şeref evcini gūyā ki maḳām
Māh-ı ‘adl itdi ṭulū‘ oldı cihān nūrānī
Kevkeb-i ẓulm ṭolandı oluben ref‘-i ẓulām
Oldı āsūde ḥużūr ile ḳamu şeyḫ ile şāb
İrdi maḳṣūda sürūr ile ḳamu ḫāṣ ile ‘ām
Muntaẓam olmaġa ‘adl ile umūr-ı cumhūr
Virdi bir ‘ādile Ḥaḳ ṣadr-ı vezāretde ḳıyām
Buldı evvelki maḳāmın yine bir mīr-i kerīm
V’ey ne buldı yirini didi ḫavāṣ ile ‘avām
Rehaḳü’l-bāṭıl olup oldı ‘ıyān cā’ü’l-ḥaḳ
Ḥaḳ bu kim buldı yirin Ḥaḳ irişüp dehre niẓām
Ā‘ni pāşā-yı mu‘aẓẓam ser-i erbāb-ı himem
Kerem ü cūd ile ser-defter-i mecmū‘-ı kirām
Āṣaf-ı munṣif ü destūr-ı ‘adālet-düstūr
عمد الدولة والدين ظهير الاسلام
Okunuş: ‘Amedü'd-devlete ve'd-dīn-i ẓahīrü'l-İslām. Okuma Özkat'ın dipnotundandır (s. 221); okuma veznin kalıbına da uyar.
Ḥażret-i Mīr-i Sikender-derece Sun‘ullāh
İftiḫār-ı ümerā-yı küberā ẕuhr-ı ‘ıẓām
Muṣṭafā Ḫān’a vezīr oldı yine devletle
‘Adl ü dād ile bugün virmege dünyāya niẓām
Bir kerem kānı vü luṭf issidür ol ki oldı bugün
‘Adl ü dād u kerem ü cūd ile meşhūr-ı enām
Maḳdem-i pākı cihān ḫalḳını teşrīf itdi
Oldı āsūde yine memleket-i Rūm temām
Maḳdemi maḳṣad-ı aḳṣā idi bī-kāmlara
Minnet Allāh’a ki bulduḳ ḳademinden yine kām
İy kerem kānı yine sāye ṣalup devletle
Oldı teşrīf-i selāmuñla cihān dār-ı selām
Sensin ol munṣif ü ‘ādil ki zemānuñda senüñ
‘Adl ü inṣāfuñ ile buldı zemāne ārām
Ḥüsn-i tedbīrüñe vā-beste umūr-ı cumhūr
Emr ü fermānuña maḫṣūṣ mühimmāt-ı enām
İdüp aḥkāmuñı ḳānūn-ı ‘adāletle ḳavī
Buldı tedbīrüñ ile ḳaṣr-ı vezāret iḥkām
‘Adl ü dāduñla saña cümle cihān ḫalḳı muḥibb
Luṭf u cūduñla saña pīr ü cüvān oldı ġulām
Nāmesin ṭayy ide gūş itse saḫāda nāmuñ
Gerçi kim Ḥātem-i Ṭayy oldı seḫā ile be-nām
Bir ma‘nā virdi ḳażā emrüñe ẓann eylemezem
Ḳıla rāyuña muḫālif ḥareket heft-ecrām
Ka‘be-i kūyuñı ṭavf eylemege niyyet idüp
Her seḥer ṭā‘at içün ṣubḥ bürinür iḥrām
Ṭīb-i eflāḳuñ ile oldı mu‘aṭṭar āfāḳ
Gül gibi eyledi pür cümle cihān ḫalḳı meşāmm
Şerm-i rāyuñ ile ruḫ ‘ayn olur çün dil nūn
Bār-ı ḳahruñ ile dil ḳāf olur çün ten lām
Şāh-ı Rūm’a çü bugün ṣāḥib-i dīvān olduñ
Rūm u Şām’a yiridür eylesek irsāl aḥkām
Bende Fażlī ki çerāġuñdur eyā şem‘-i kerem
Baḫtı şem‘i uyanup şevḳle dir ṣubḥ ile şām
Ḥamdülillāh ki yine başuma gün ṭoġdı bugün
Ṭāli‘üm gögi açıldı [ki] olup def‘-i ġamām
Sāyesinde geçelüm ḫoş yine ṣaldı sāye
Serv-i iḳbāl ḳılup gülşen-i devletde ḫırām
Umaram dikmelerine irişe neşv ü nemā
Olalar tāze vü ter bāġ-ı ‘aṭāsında müdām
Aç elüñ eyle du‘ā çünki du‘ādur maḳṣūd
İtme taṣdī‘-i ‘iẓām eyleme taṭvīl-i kelām
Ḥaḳ Te‘ālā şeref ü devletin efzūn itsün
Nice kim devr ide ‘ālemde şühūr u a‘vām
Luṭf u cūd ile olup ḥadve-i erbāb-ı kerem
Ḥaşre dek mesned-i ‘izzetde ola ṣadr-ı kirām
Günümüz Türkçesiyle
1. Allah'a hamd olsun ki günler parıltı ve mutluluk buldu; dolunay yeniden ikbal burcuna döndü.
2. Dünyaya şeref erişti, cihan zevk ve neşe buldu; sanki güneş, en güçlü sayıldığı şeref burcunun doruğunu kendine makam edindi.
3. Adalet ayı doğdu, dünya nurlandı; karanlık kalkınca zulüm yıldızı tutuldu.
4. Yaşlı genç herkes huzurla rahata kavuştu; seçkini de sıradanı da herkes sevinçle muradına erdi.
5. Halkın işleri adaletle düzene girsin diye Allah, adil bir kişiye vezirlik başköşesinde yer verdi.
6. Cömert bir bey yine eski makamına kavuştu; seçkinler de halk da "Vay, ne de yerini buldu" dedi.
7. "Bâtıl yok oldu, hak geldi" sözü gerçekleşip apaçık göründü; doğrusu, Hakk'ın yardımı erişip dünyaya düzen geldi ve hak yerini buldu.
8. Yani himmet sahiplerinin başı olan yüce paşa; cömertlik ve bağışta bütün kerem sahiplerinin defterinin başında yazılı olan kişi.
9. İnsaflı bir Âsaf, adaleti kendine kural edinmiş bir vezir; devletin ve dinin direği, İslâm'ın arkası (dayanağı). (Âsaf, Süleyman peygamberin veziridir ve divan şiirinde ideal vezirin adı olarak anılır. Özkat Arapça mısraın anlamını "İslâm'ın ortaya çıkışı ile dinin ve devletin güvencesi" diye verir.)
10. İskender mertebeli Hazret-i Mîr Sun'ullah; büyük beylerin övüncü, ulu kişilerin dayanağı.
11. Bugün dünyaya adalet ve hakkaniyetle düzen vermek için devlet ve mutlulukla yeniden Mustafa Han'a vezir oldu.
12. O bir cömertlik madeni ve lütuf sahibidir ki bugün adaleti, hakkaniyeti, keremi ve cömertliğiyle bütün insanlar arasında meşhur oldu.
13. Temiz gelişi dünya halkını şereflendirdi; Rum ülkesi yine bütünüyle huzura kavuştu.
14. Onun gelişi muradına eremeyenlerin en büyük dileğiydi; Allah'a şükür ki onun uğurlu ayağından yine murada erdik.
15. Ey cömertlik madeni, yine devletle gölge saldın (himayene aldın); selamının şerefiyle dünya esenlik yurdu, yani cennet oldu.
16. Sen o insaflı ve adil kişisin ki senin zamanında, adaletin ve insafınla zamane huzur buldu.
17. Halkın işleri senin güzel tedbirine bağlıdır; insanların önemli işleri senin emrine ve fermanına özgüdür.
18. Hükümlerini adalet kanunuyla güçlendirdin; vezirlik köşkü senin tedbirinle sağlamlık buldu.
19. Adaletin ve hakkaniyetin yüzünden bütün dünya halkı seni sever; lütfun ve cömertliğin yüzünden yaşlı genç sana kul oldu.
20. Hâtem-i Tâî cömertlikle ün kazanmış olsa da cömertlikte senin adını duysa kendi defterini dürerdi. (Hâtem, cömertliğiyle meşhur Arap beyidir; "ṭayy" kelimesi hem "dürme, kapatma" demektir hem de Hâtem'in kabilesinin adıdır.)
21. Kader senin emrine öyle bir anlam ve güç verdi ki yedi gezegenin senin görüşüne aykırı hareket edeceğini sanmam.
22. Sabah, Kâbe gibi olan kapının tavafına niyet ederek her seher ibadet için ihrama bürünür. (Seherin beyaz aydınlığı, hacıların beyaz ihramına benzetilmiştir.)
23. Senin göklerinin (belki de "ahlakının") güzel kokusuyla ufuklar kokulandı; bütün dünya halkı burnunu gül kokusu gibi bu kokuyla doldurdu.
24. Görüşünün ve aklının karşısında duyulan utançla yüz ‘ayn harfi gibi, gönül nûn harfi gibi olur; kahrının yükü altında gönül kâf harfi, beden lâm harfi gibi olur. (Beyitte ‘ayn, kâf ve lâm harfleri bir araya gelince ‘aḳl, yani "akıl" kelimesi çıkar.)
25. Bugün Rum şahına divan sahibi (vezir) olduğuna göre, Rum'a ve Şam'a hükümler göndersek yeridir.
26. Ey cömertlik mumu, senin çırağın (hem kandilin hem yetiştirdiğin) olan bu kul Fazlî'nin baht mumu uyanıp alevlendi; sabah akşam şevkle şunu söyler:
27. Allah'a hamd olsun, bugün yine başıma gün doğdu; bulut dağılıp talihimin göğü açıldı.
28. İkbal selvisi devlet gül bahçesinde salınarak yine gölge saldı; onun gölgesinde hoşça vakit geçirelim.
29. Umarım onun diktiği fidanlara, yani yetiştirdiklerine gelişme ve büyüme erişir; onun bağış bahçesinde daima taze ve diri kalırlar.
30. Elini aç, dua et, çünkü maksat duadır; büyükleri başağrısına sokma, sözü uzatma.
31. Dünyada aylar ve yıllar döndükçe Yüce Allah onun şerefini ve devletini artırsın.
32. Lütuf ve cömertlikle kerem sahiplerinin önderi olup kıyamete dek izzet makamında, cömertlerin başköşesinde bulunsun. (Neşirdeki "ḥadve" kelimesi kapalıdır; "ḳudve", yani örnek ve önder anlamıyla çevrilmiştir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz iki beyitlik bir kasidedir ve aruzun remel bahrinden "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kaside, bir büyüğü övmek için yazılan, matla beytinden sonra her beytin ikinci mısraı aynı kafiyeyle biten uzun bir nazım şeklidir. Bu kasidenin kafiyesi "-ām" sesidir: eyyām, temām, maḳām, ẓulām, ‘ām, ḳıyām; Mustafa Özkat bu kasideyi zengin kafiyeli kasideler arasında sayar. Klasik kasidede övgüden önce bahar, kış ya da bayram tasvirinden oluşan bir "nesib" bölümü bulunur; Özkat'ın belirttiği gibi bu kasidede nesib yoktur. Şiir doğrudan bir şükür ve sevinç ifadesiyle açılır, memduhun adı onuncu beyitte, görevi on birinci beyitte anılır. Mahlas yirmi altıncı beyitte geçer, kaside bir dua bölümüyle biter.
Özkat kasideyi divanın otuz ikinci kasidesi olarak, Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuadan (vr. 113b) yayımlar. Dokuzuncu beytin ikinci mısraı Arapçadır ve neşirde Arap harfleriyle basılmıştır. Özgün metindeki bu mısra neşrin basılı sayfasından harfi harfine aktarılmıştır; okunuşu Özkat'ın dipnotundan alınmıştır. Özkat'ın verdiği anlam serbest bir açıklamadır; mısradaki "‘amed" kelimesinin sözlükte "direk", "ẓahīr" kelimesinin "arka, destekçi" anlamına geldiği ve mısraın vezirlere verilen Arapça unvan kalıplarını andırdığı tespitimizdir. Günümüz Türkçesine aktarımda bu kelime anlamları esas alınmıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin ilk yedi beyti, memduhun makamına dönüşünü gök cisimleriyle kutlar. Dolunay ikbal burcuna döner, güneş şeref burcuna yerleşir, adalet ayı doğar ve zulüm yıldızı tutulur. Bu benzetmeler, vezirin yeniden göreve gelişini evrende düzenin yerine gelmesi olarak anlatır. Yedinci beyitteki "cā'ü'l-ḥaḳ" ve "bāṭıl" sözleri, Kur'an'daki "Hak geldi, bâtıl yok oldu" âyetini hatırlatır. Âyette "yok oldu" anlamındaki fiil "zeheḳa"dır; neşirdeki "Rehaḳü" okunuşunun bu kelimeyle karşılaştırılması gerektiği, iki harfin yazıda yalnız bir noktayla ayrıldığı tespitimizdir. Metne dokunulmamıştır.
Övgü bölümünde vezirin adaleti, cömertliği ve tedbiri işlenir. Dokuzuncu beyitte Süleyman peygamberin veziri Âsaf'a, on birinci beyitte İskender'e, yirminci beyitte cömertliğiyle tanınan Hâtem-i Tâî'ye telmih vardır. Yirminci beyitteki "ṭayy ide" (dürse, kapatsa) ile "Ḥātem-i Ṭayy" arasında cinas kurulmuştur. Yirmi ikinci beyit, Özkat'ın hüsn-i ta'lîl örnekleri arasında gösterdiği beyittir: şair sabahın beyazlığını, vezirin kapısını Kâbe gibi tavaf etmeye niyetlenen bir hacının ihramına bürünmesiyle açıklar. Yirmi dördüncü beyit bir harf oyunudur. Özkat'ın belirttiği gibi beyitte adı geçen ‘ayn, kâf ve lâm harfleri yan yana gelince "akıl" kelimesi okunur; şair böylece vezirin akıllılığını harflerin biçimleri üzerinden anlatır. Harflerin eğri ve kıvrık biçimlerinin, vezirin heybeti karşısında eğilen yüzü, gönlü ve bedeni anlattığı çıkarımımızdır.
Yirmi altıncı beyitte "çerāġ" kelimesi hem kandil hem de çırak, yani birinin yanında yetişen kişi anlamına gelir; vezire "kerem mumu" diye seslenen şair kendisini onun kandili ve çırağı olarak sunar. Bu tevriye tespitimizdir. Yirmi üçüncü beyitteki "ṭīb-i eflāḳuñ" (göklerinin kokusu) sözünün "ṭīb-i aḫlāḳuñ" (ahlakının güzel kokusu) olarak okunması anlamı daha açık kılar; bu da bir tahmindir. Kasidenin son bölümünde şair kendine "Elini aç, dua et, sözü uzatma" diye seslenir ve dua kısmına geçer. Özkat bu kasideden "başına gün doğmak", "sâye salmak", "el açmak" gibi deyimleri de Fazlî'nin dilinden örnek olarak gösterir.
Tarihî Bağlam
Özkat'a göre bu kaside, Şehzade Mustafa'nın vezirlerinden Sun'ullah için yazılmıştır. Fazlî'nin devlet adamlarına sunduğu kasideler arasında Özkat onu "Vezir Sun'ullah Paşa" diye anar; Özkat memduhun hayatı hakkında bilgi bulamadığını açıkça belirtir. Kasidenin kendisi bazı ipuçları verir: altıncı beyitte memduhun "evvelki maḳāmın yine" bulduğu, on birinci beyitte "Muṣṭafā Ḫān'a vezīr oldı yine" dendiğine göre Sun'ullah bir süre görevden uzak kalmış, sonra yeniden Mustafa'nın veziri olmuştur. Yirmi beşinci beyitteki "Şāh-ı Rūm" ifadesinin Şehzade Mustafa'yı kastettiği çıkarımımızdır. Fazlî Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki divan kâtipliğini 1543'ten 1553'e kadar yürütmüştür; kasidenin bu yıllarda Amasya sarayında sunulmuş olması kuvvetle muhtemeldir, ancak kesin tarihi bilinmiyor.
Fazlî, Sun'ullah Beg'in Mahmud adlı oğlu 955 (1548) yılında ölünce bu genç için üç tarih ve dokuz bentlik bir müseddes mersiye de yazmıştır. Böylece Sun'ullah ailesi, divanda Şehzade Mustafa'dan sonra en çok şiir sunulan çevrelerden biri olarak görünür; bu değerlendirme tespitimizdir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 221-223, kaside no. 32 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 113b); ayrıca s. 9 (divan kâtipliği), s. 48 ve 55-56 (kaside üzerine), s. 59-60 (Sun'ullah'ın oğlu için tarihler), s. 68 (kafiye), s. 84 ve 86 (söz sanatları), s. 90-93 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar





