Özgün Metin

Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün

Yine cihāna şeref virdi Ḥażret-i müte‘āl
Ki ṭoġdı burc-ı sa‘ādetden āfitāb-ı kemāl
‘Aceb mi ḫalḳ-ı cihān pād-şāh-ı vaḳt olsa
Çü ṣaldı sāye hümā-yı sa‘ādet ü iclāl
Mübeşşirān-ı sa‘ādet beşāret eylediler
Ki irdi mevsim-i şādī vü gitdi derd ü melāl
Sa‘īd-i ṭāli‘ olup yine ṭoġdı başuma gün
Ki itdi gün gibi māh-ı kemāl ‘arż-ı cemāl
Müşerref itdi ḳudūm-ı mübārek ile bugün
İrişdi Rūm iline ol emīr-i ferruḫ-fāl
Sürūş-ı ġaybdan irişdi gūş-ı hūşe seḥer
Ki ḫayr-maḳdem eyā ṣāḥib-i ḫuceste-ḫiṣāl
Meh-i Züḥal maḥal u Āfitāb-ı Zühre nedīm
Emīr-i tīr-i tedābīr ü Müşterī iḳbāl
‘Alī seḫā vü Ebū Bekr ṣıdḳ u Aḥmed nām
Melik-ḫıṣāl ü felek-iḳtidār ü baḥr-nevāl
Olup sa‘ādet ile Rūm iline defter-dār
Yazıldı defter-i iḳbāle nāmumuz fi’l-ḥāl
Revāḳ-ı ḳadrine irmekde dest kūtehdür
Egerçi burc-ı sipihre ider kemend-i ḫayāl
Żamīr-i rūşeni āyīne-i münevverdür
Ki her ṭarīḳ ile rūşendür aña ṣūret-i ḥāl
Nikāt-ı fikreti dergende ‘aḳl-i gül ‘āciz
‘Ulūvv-i himmeti vaṣfında nefs-i nāṭıḳa lāl
İşitse ḥikmet ile manṭıḳın anuñ bulımaz
Ebū ‘Alī gibi yüz biñ ḥakīm nuṭḳa mecāl
Muḥibbisin fużalānuñ fünūn-ı fażlıla sen
Zihī kemāl-i fażīlet nihāyet-i efḍāl
Eyā kerīm sen ol ṣāḥib-i seḫāsın kim
‘Alī olur saña olursa ger keremde hemāl
Ne cūd olur bu begenmez ġınāda Ḳārūn’ı
Cenāb-ı devletüñe gelse bir faḳīrü’l-ḥāl
Su’āl olınsa baña ger ‘aṭā vü cūduñdan
Budur cevābum o dem kim ne lāzım aña su’āl
Ne vaṣf idem kerem ü cūduñuñ mübālaġasın
Ki dest-i ḥayret urur pā-yı ‘aḳl u fikre ‘ıḳāl
Çü esb-i devleti meydān-ı rif‘ate ṣalduñ
Senüñ durur yüri meydān murād ṭōpın çal
Ẓamīr-i rūşenüñe beñzedürse kendüyi şems
Başından olmasun eksik anuñ hemīşe zevāl
Peleng-i ḳahruñ eger açsa pençe-i ġażabı
Hezār şīr-i ner olsa öñüñde ola ġazāl
Ḳaçan muḳābil ola saña düşmen-i maḳhūr
Ne ṭāḳat irgüre şīr-i nere ża‘īf şeġāl
Kerīmsin ki keremde naẓīrüñ olmaz hīç
Umūr-ı luṭfda Ḥaḳ saña virmiş istiḳlāl
Ne ben hemān ki bütün ḫalḳ-ı ‘ālem eylerler
Du‘ā-yı devletüñi rūz u hefte vü meh ü sāl
Du‘āya el aça ger el devām-ı devletüñe
Ḳabūl-i Ḥażret ider ol du‘āyı istiḳbāl
Muḥāldür ki seni vaṣf idem kemā-hiye ben
Vücūda gelse eger dünyede her emr-i muḥāl
Ḳalem ne yüzden ide medḥüñi ‘aceb taḥrīr
Hümāyı ṣayd ide mi bir ġurāb bī-per ü bāl
Bilüp mekārim-i aḫlāḳ u ḥüsn-i işfāḳuñ
Saña ḳul olmaġa geldüm ḳabūl ḳıl elüm al
Kemīne Fażlī-i bī-çāre vü du‘ā-gūnuñ
Du‘ā durur ġarażı fī’l-ḳaduvvi ve’l-āṣāl
Ṣalarsa pertevini āfitāb-ı iḥsānuñ
Şehīr ola ḳamu şehr içinde māh mis̱āl
‘İnāyetüñ naẓarıyle olursa ger manẓūr
Türāb iken işi altun olur anuñ fi’l-ḥāl
Niçe ki vire şeref rūy-ı ‘āleme ḫūrşīd
Niçe ki māh ide ḫalḳ-ı cihāna ‘arż-ı cemāl
Mübārek eyleye Ḥaḳ maḳdemüñ sa‘ādetle
Hemīşe ola teraḳḳīde rif‘at ü iḳbāl
‘Adūlaruñ ola maḳhūr u dōstlaruñ şādān
Sa‘ādet ile ṭavīl ide ‘ömrüñi müte‘āl Āmīn Yā Mu‘īn

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüce Allah cihana yine şeref verdi, çünkü saadet burcundan kemal güneşi doğdu.

2. Saadet ve yücelik hüması gölge saldığına göre cihan halkı zamanın padişahı olsa şaşılır mı. (Hüma kuşunun gölgesi kimin üstüne düşerse onun padişah olacağına inanılırdı.)

3. Saadet müjdecileri müjde verdi: sevinç mevsimi geldi, dert ve usanç gitti.

4. Talihim kutlu olup başıma yine gün doğdu, çünkü kemal ayı güneş gibi yüzünü gösterdi.

5. O uğurlu emir Rumeli'ye erişti ve bugün mübarek gelişiyle onu şereflendirdi.

6. Seher vakti gayb meleğinden aklın kulağına şu ses erişti: Hoş geldin, ey kutlu huylu kişi.

7. O, Zühal'in yerinde oturan bir ay, Zühre'yi nedim edinmiş bir güneştir; tedbirlerde Utarid'in emiri, ikbalde Müşteri'dir. (Utarid kâtiplerin, Müşteri saadetin, Zühre eğlencenin yıldızı sayılırdı.)

8. Cömertlikte Ali, sadakatte Ebû Bekir, adı Ahmed'dir; melek huylu, felek kudretli, deniz gibi bağışlıdır.

9. O saadetle Rumeli'ye defterdar olunca bizim adımız da hemen ikbal defterine yazıldı.

10. Hayal kementini göğün burcuna atsa da el onun kadrinin revakına erişmekte kısa kalır.

11. Aydın gönlü parlak bir aynadır; durumun sureti ona her yönden apaçık görünür.

12. Düşüncesinin inceliklerini kavramakta Külli Akıl bile acizdir; himmetinin yüceliğini anlatmakta konuşan nefis dilsizdir. (Metinde "‘aḳl-i gül" yazılıdır; "‘aḳl-ı küll" olarak anlaşılmıştır.)

13. Onun hikmetli konuşmasını işitse, Ebû Ali (İbn Sînâ) gibi yüz bin bilge söz söylemeye mecal bulamaz.

14. Sen fazilet bilgileriyle faziletlilerin dostusun; ne kemal bir fazilet, üstünlerin vardığı son nokta.

15. Ey cömert kişi, sen öyle bir cömertlik sahibisin ki keremde sana denk biri olsa o ancak Ali olur. ("‘Alī" hem Hz. Ali'nin adı hem "yüce" demektir.)

16. Bu ne cömertliktir ki hâli fakir biri devletinin katına gelse zenginlikte Karun'u beğenmez olur.

17. Bana senin bağışından ve cömertliğinden sorulsa o an cevabım şudur: buna soru ne gerek.

18. Kereminin ve cömertliğinin büyüklüğünü nasıl anlatayım; hayret eli akıl ve düşüncenin ayağına bukağı vurur.

19. Devlet atını yücelik meydanına saldığına göre meydan senindir; yürü, murat topuna vur. (At üstünde oynanan çevgân oyununa telmih vardır.)

20. Güneş kendini senin aydın gönlüne benzetirse başından zeval hiç eksik olmasın. ("Zevāl" hem güneşin tepe noktasından inişi hem yok oluş demektir.)

21. Kahrının kaplanı gazap pençesini açsa, önünde bin erkek aslan olsa ceylana döner.

22. Kahrolmuş düşman ne zaman sana karşı durabilir; zayıf çakal erkek aslana nasıl güç yetirsin.

23. Öyle cömertsin ki keremde hiç benzerin yoktur; Hak lütuf işlerinde sana tam bir bağımsızlık vermiştir.

24. Yalnız ben değil, bütün âlem halkı gün, hafta, ay ve yıl boyunca senin devletine dua eder.

25. El (halk) senin devletinin sürmesi için duaya el açsa, Hazret'in (Allah'ın) kabulü o duayı karşılar. ("El" kelimesi hem halk hem el anlamında kullanılmıştır.)

26. Dünyada her imkânsız iş gerçekleşse bile, seni olduğu gibi anlatmam imkânsızdır.

27. Kalem senin övgünü ne yüzle yazsın, şaşılır; kanatsız, tüysüz bir karga hüma kuşunu avlayabilir mi.

28. Ahlakının yüceliklerini ve güzel şefkatini bilip sana kul olmaya geldim; kabul et, elimi tut.

29. Senin dua edicin olan aciz ve çaresiz Fazlî'nin maksadı sabah akşam duadır. (Özkat, mısradaki Arapça ifadeyi "başlangıçtan, Kâlû Belâ'dan beri" diye açıklar.)

30. İhsanının güneşi ışığını salarsa, (o kişi) ay gibi bütün şehirde ün kazanır. ("Şehīr", ünlü, ile "şehr", şehir, arasında ses oyunu vardır.)

31. İnayet bakışınla bakılırsa, toprak iken işi hemen altın olur.

32. Güneş âlemin yüzüne şeref verdikçe, ay cihan halkına yüzünü gösterdikçe,

33. Hak gelişini saadetle mübarek etsin; yüceliğin ve ikbalin daima yükselişte olsun.

34. Düşmanların kahrolsun, dostların sevinsin; Yüce Allah ömrünü saadetle uzun etsin. Âmin, ey Yardımcı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir otuz dört beyitlik bir medhiye kasidesidir. Vezin müctes bahrinin "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-āl" sesidir (müte‘āl, kemāl, iclāl, melāl, cemāl...); redif yoktur. Başlığı "Ḳaṣīde fī Medḥi"dir, yani "onun övgüsünde kaside". Özkat'a göre kasidede nesip bölümü yoktur, doğrudan övgüyle başlar; şair mahlasını 29. beyitte kullanır ve beş beyitlik bir dua ile kasideyi bitirir. Övülen kişinin adı 8. beyitte "Aḥmed" diye geçer, görevi 9. beyitte bildirilir: Rumeli'ye defterdar olmuştur.

Kaside, Fazlî'nin "Tehniyet-nāme-i Ḥażret-i Aḥmed Çelebi bin Meḥmed Pāşā Defter-dār-ı Tīmārhā-yı Rūmili Şud" başlıklı eserinin içinde yer alır. Tehniyetname, bir kimseyi yeni bir göreve atanması gibi bir olay dolayısıyla kutlayan eserdir. Fazlî'nin tehniyetnamesi ayet ve hadislerle desteklenmiş Arapça, Farsça ve Türkçe nazım ve nesir parçalarından oluşur; içinde bu kasideden başka yedi beyitlik bir gazel ve sekiz beyitlik bir tarih kıtası da vardır. Eserin bilinen tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuadadır; kaside bu mecmuanın 90a varağındadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ilk altı beyti bir müjde havasıyla açılır: saadet burcundan kemal güneşi doğmuş, hüma gölge salmış, müjdeciler sevinç mevsiminin geldiğini haber vermiş, gayb meleği seherde "hoş geldin" demiştir. Beşinci beyitte bu sevincin sebebi söylenir: uğurlu emir Rumeli'ye erişmiştir. Yedinci beyit gezegenlerle kurulmuş bir övgüdür: memduh Zühal'in yüce makamında oturan bir ay, Zühre'yi nedim edinmiş bir güneştir; tedbirde Utarid'in, ikbalde Müşteri'nin emiridir. Eski yıldız bilgisinde Utarid'in kâtiplerin yıldızı sayılması, bir defterdarın övgüsüne uygun düşer. Sekizinci beyitte memduhun cömertliği Hz. Ali'ye, sadakati Hz. Ebû Bekir'e bağlanır; adının Ahmed olması da Peygamber'in adına bir işarettir.

Dokuzuncu beyit, şairin bu atamayla kendi talihini nasıl birleştirdiğini gösterir: memduh defterdar olunca "bizim adımız da ikbal defterine yazıldı". "Defterdar" ile "defter" kelimeleri arasındaki ilgi, kâtip bir şairin diline yakışan bir tenasüptür. 12-14. beyitlerde memduhun aklı ve bilgisi övülür; Külli Akıl onun düşüncesinin inceliklerini kavrayamaz, İbn Sînâ gibi yüz bin bilge onun karşısında susar. 14. beyitteki "fażl" ve "fażīlet" kelimeleri şairin mahlasını hatırlatır. 15. beyitte "‘Alī" adı hem Hz. Ali'yi hem "yüce" anlamını taşır. 20. beyitte "zevāl" kelimesiyle tevriye yapılır: güneş kendini memduhun gönlüne benzetmeye kalkarsa başından zeval eksik olmasın.

27. beyitteki "kanatsız, tüysüz bir karga hüma kuşunu avlayabilir mi" sözünü Özkat, Fazlî'nin şiirlerinde kullandığı atasözleri arasında gösterir: kalemin memduhun övgüsünü yazmaya gücü yetmez. 19. beyitteki "devlet atını yücelik meydanına salmak" ve ikinci beyitteki "sâye salmak" da Özkat'ın derlediği deyimler arasındadır. 25. beyitte "el" kelimesi hem halk hem el anlamıyla iki kez kullanılır.

Tarihî Bağlam

Özkat'a göre kaside, Ahmed Çelebi'nin 954 (1547) yılında Rumeli tımarlarına defterdar tayin edilmesinden duyulan sevinci anlatmak için yazılmıştır; aynı vesileyle yazılan tarih kıtasının son mısraı da bu yılı verir. Fazlî bu kişiye büyük bir sevgi ve bağlılık duyar. Özkat, Ahmed Çelebi'nin kim olduğunu tam olarak bilmediğini yazar: II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde başdefterdarlık yapmış, Zağanos Mehmed Paşa'nın oğlu bir Ahmed Çelebi bilinir; tehniyetnamedeki Ahmed Çelebi bu kişiyse 954'te bu göreve üçüncü kez atanmış olmalıdır, değilse başka biridir. 954 yılında Fazlî, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki divanında kâtipti.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 218-220, kaside no. 31 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 90a); ayrıca s. 19 (hayatı), s. 34-35 (Tehniyetname), s. 55 (kasideler üzerine), s. 60 (tarihler üzerine), s. 88 (atasözleri) ve s. 91-93 (deyimler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar