Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün
Nesīm-i ṣubḥ esse ṣaḥn-ı ‘ālem sebze-zār olsa
Çiçekler dürlü reng ile ḳamu naḳş-ı nigār olsa
Zemīne dāmen-i gülden ḳızıl altun nis̱ār olsa
Güzellük nev-bahārında cihān bāġı bahār olsa
Baña ol yüzi gülşensiz gerekmez ṣad hezār olsa
Geyüp gül-büni nev-rūzī ḳabā her ġonce-i ra‘nā
Nihāl-i şīve olmışdur ser-ā-ser bülbül-i gūyā
Çemende ṣalınurlar serv gibi nāz ile tenhā
Lebi ġonce beli ince güzeller çoḳ durur ammā
Öpülse der-meyān olsa ḳoculsa der-kenār olsa
Bu fānī ‘işret-ābādı degüldür ‘unṣur-ı pākuñ
Ḫarāb olmış müsāfir-ḫānesidür ehl-i idrākuñ
Temāşā-gāhıdur ṣanma bu māhir ḫār u ḫāşākuñ
Ne zībā cāy idi el-ḥaḳ zümürrüd-ḳaṣr-ı eflākuñ
Bināsı pāy-dār olsa esāsı üstüvār olsa
Belinde māh-ı nevden ḫançeri var bir sipāhīdür
Başında şa‘şa‘a ṣorḳucı mihr anuñ külāhıdur
Bu ṭoḳuz ḫayme-i vālā münaḳḳaş bār-gāhıdur
Ḳamer yüzli ḳara beñlü güzeller pād-şāhıdur
Benüm māh-ı siyeh-çerdem ‘aceb mi ḫāl-dār olsa
Ṭutalum milket-i ‘Os̱mān’uñ olduñ Fażliyā şāhı
Gerekmez baña bu dünyā-yı dūnuñ ‘izzet ü cāhı
Felekde odlara yansun göreyin mihr ile māhı
Başum alup giderdüm ben ‘adem milkine dek Āhī
Öte yanında dünyānuñ eger bir reh-güẕār olsa
Günümüz Türkçesiyle
1. Seher yeli esse, dünya avlusu yeşilliğe dönse; çiçekler türlü renkleriyle baştan başa birer resim nakşı olsa; toprağa gülün eteğinden kızıl altın saçılsa; güzellik ilkbaharında cihan bahçesi bahar olsa, o gül bahçesi yüzlü olmadan yüz bin bahar olsa da bana gerekmez.
2. Gül fidanı her güzel goncaya nevruz kaftanı giydirmiş; konuşkan bülbül baştan başa bir cilve fidanı olmuştur; çimende servi gibi nazla, tek başına salınırlar. Dudağı gonca, beli ince güzeller çoktur, ama mesele, öpülüp bele sarılmak, kucaklanıp kucağa alınmaktır. ("Meyān" bel ve orta, "kenār" kucak ve kenar demektir; beyit bu iki anlam üzerine kuruludur.)
3. Bu fani eğlence yeri temiz cevherin yurdu değildir; idrak ehlinin yıkılmış misafirhanesidir; bunu diken ve çerçöpün seyirliği sanma. Feleklerin zümrüt köşkü, doğrusu ne güzel bir yerdi, keşke binası kalıcı, temeli sağlam olsaydı.
4. Belinde yeni aydan bir hançeri olan bir sipahidir; başında parıldayan sorguç, onun külahı olan güneştir; bu dokuz kat yüce çadır onun nakışlı otağıdır. O, ay yüzlü kara benli güzellerin padişahıdır; benim esmer ayım benli olsa şaşılır mı?
5. Ey Fazlî, tut ki Osman ülkesinin şahı oldun; bu alçak dünyanın itibarı ve makamı bana gerekmez; güneş de ay da felekte ateşlere yansın, göreyim. Ey Âhî, dünyanın öte yanında bir geçit olsaydı, başımı alıp yokluk ülkesine kadar giderdim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş bentlik bir muhammestir; türü bakımından Âhî'nin bir gazeline yapılmış bir tahmistir. Her bendin ilk üç mısraı Fazlî'nin, son iki mısraı Âhî'nindir. Âhî'nin gazelinin redifi "olsa", kafiyesi "-ār"dır (bahār, hezār, der-kenār, üstüvār, ḫāl-dār, reh-güẕār). İlk bentte beş mısranın hepsi "-ār olsa" ile biter (sebze-zār, nigār, nis̱ār, bahār, hezār). Öteki bentlerde Fazlî'nin mısraları Âhî'nin beytinin ilk mısraıyla kafiyelenir: "-ā" (ra‘nā, gūyā, tenhā, ammā), "-ākuñ" (pākuñ, idrākuñ, ḫāşākuñ, eflākuñ), "-āhıdur/-āhīdür" (sipāhīdür, külāhıdur, bār-gāhıdur, pād-şāhıdur) ve "-āhı/-āhī" (şāhı, cāhı, māhı, Āhī). Vezin hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıdır.
Özkat şiiri divanın otuz ikinci musammatı olarak yayımlar. Metin, Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi'ndeki 364 numaralı, XVII. yüzyılda istinsah edilmiş şiir mecmuasının 24a varağına dayanır. Özkat'a göre Âhî'nin gazeli altı beyittir; Fazlî bunun beş beytini tahmis etmiştir. Özkat, Âhî'ye ait mısraları Necati Sungur'un hazırladığı Âhî Divanı ile karşılaştırmıştır. Divanda ilk bendin son mısraında "ṣad" yerine "ger" kelimesi bulunur; ikinci bendin son mısraında "öpülse" ile "ḳoculsa" yer değiştirir; üçüncü bendin dördüncü mısraı ise "Ne zībā ḳaṣr-idi el-ḥaḳ zümürrüd-reng eflākuñ" biçimindedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Âhî'nin matlaı bir bahar tablosunun karşısına sevgiliyi koyar: cihan bahçesi bahar olsa da, o gül bahçesi yüzlü olmadan yüz bin bahar âşığa gerekmez. Fazlî bu tabloyu genişletir: seher yeli eser, avlu yeşillenir, çiçekler resim gibi nakışlanır, gül toprağa kızıl altın saçar. Kızıl altın, gülün yere dökülen yapraklarıdır; bu bir güzel nedenlendirme (hüsn-i talil) örneği sayılabilir. İkinci bentte gül fidanının goncalara nevruz kaftanı giydirmesi baharın yeni giysisini anar. Bendin sonunda Âhî'nin mısraı bir cinas üzerine kurulur: "der-meyān" hem "ortada" hem "belde", "der-kenār" hem "kenarda" hem "kucakta" anlamına gelir.
Üçüncü bentte konu dünyanın geçiciliğine döner. Dünya, temiz cevherin yurdu olmayan, idrak sahiplerinin yıkık misafirhanesidir. Âhî'nin beyti gök kubbeyi zümrüt bir köşke benzetir ve onun kalıcı olmayışına hayıflanır. Dördüncü bent bir gök tablosudur: belinde yeni aydan hançer taşıyan, başında güneşten sorguçlu külahı olan, dokuz kat göğü otağ edinmiş bir sipahi. Hilalin hançere, güneşin sorguca, dokuz feleğin çadıra benzetilmesi bir tenasüp kurar. Âhî'nin mısraında bu sipahi, ay yüzlü kara benli güzellerin padişahıdır.
Son bentte Fazlî, Osman ülkesinin şahı olsa bile dünyanın itibarını istemeyeceğini söyler. Âhî'nin makta beyti bu dünyadan kaçış isteğini bir abartmayla bitirir: dünyanın öte yanında bir geçit olsaydı, şair yokluk ülkesine kadar başını alıp giderdi.
Tarihî Bağlam
Özkat'a göre Fazlî tahmislerini Necâtî, Zâtî ve Âhî'nin gazellerine yapmıştır; üç şairi seçmesinde üslup ve anlayış bakımından kendisini onlara yakın hissetmesi rol oynamış olabilir. Özkat, Âhî'yi manzum ve mensur karışık "Hüsn ü Dil" adlı eseriyle tanınan Âhî Benli Hasan (ölm. 1517) olarak tanıtır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 259-260, musammat no. 32 (Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Ktp. 364, vr. 24a); ayrıca s. 58 (tahmisler üzerine), s. 101 (Âhî tahmisi) ve s. 121 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Necati Sungur (hzl.), Âhî Divanı: İnceleme-Metin, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1994, s. 171 (Özkat'ın karşılaştırmasıyla).
Çevrimiçi kaynaklar






