Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
Düşdi türāba bir gül-i nāzük-‘iẕār ḥayf
Ṣoldı ḫazān-ı mergle bir nev-bahār ḥayf
Vardı hevāya ḫırmen-i ṣabr u ḳarār ḥayf
Ẓulm itdi rūz-gār diyin rūz-gār ḥayf
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Ol ġonce kim netīce-i ṣun‘-ı İlāh-idi
Nām-ı şerīfi Ḥażret-i Maḥmūd Şāh-idi
Başında devlet ü şeref anuñ külāh-idi
İrdi ḫusūfa çerḫ-i melāḥatde māh idi
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Açılmadan o ġonce ‘aceb ṣoldı hey dirīġ
Bār-ı ümīdi dest-i ecel yoldı hey dirīġ
‘Ömr-i şerīfi gül gibi az oldı hey dirīġ
Peymāne-i ḥayātı ne tīz ṭoldı hey dirīġ
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Dünyā didükleri ne ‘aceb cān-sitān imiş
Bī-raḥm u bī-mürüvvet imiş bī-amān imiş
Mihrine dil verenlere nā-mihr-bān imiş
‘Ahdinde yoḳ ṣadāḳat ü ḳavli yalan imiş
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
İy dil hezār derd ile ḳıl nāle vü fiġān
İy göz firāḳ u ḥasret ile demdür aġla ḳan
İy sīne nār-ı zecr ü meşaḳḳatde ṭurma yan
İy cān belā vü miḥnet ile tenden ol revān
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Bir serv idi ki ḳāmeti ṭūbā-mis̱āl idi
Şimşād-ı dil-keş-i çemen-i i‘tidāl idi
Ruḫsār-ı āfitāb-idi ḳaşı hilāl idi
Gitdi naẓardan āh nidem ṣan ḫayāl idi
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Bu çerḫ-i bī-vefā ne ‘aceb cünbiş eyledi
Devren yeñildi ‘aksine mi gerdiş eyledi
Bilmen ne düşdi hey nice müşkil iş eyledi
Cümle cihānı derd-ile pür-nāliş eyledi
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Bir āteş urdı ḳalbimüze hicr-i yār āh
Sūz u güdāzı eyledi çoḳ cāna kār āh
Yād-ı fenā ile yele vardı ḳarār āh
Ṭoldı belā vü derd ile dār u diyār āh
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Nūr ola ḳabri dāyim olup ġarḳa-i rıżā
Ṣabr-ı cemīl idüp atasına anuñ ‘aṭā
Dünyāda v’āḫiretde ‘ıvażlar vire Ḫudā
Fażlī didükçe ḥasret ile ḫalḳ dāyimā
Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf
Günümüz Türkçesiyle
1. Yazık, nazik yanaklı bir gül toprağa düştü; yazık, ölüm hazanıyla bir ilkbahar soldu. Yazık, sabrın ve huzurun harmanı yele gitti; zaman zulmetti, "zaman" deyin, yazık. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
2. Allah'ın yaratmasının meyvesi olan o gonca, şerefli adı Hazret-i Mahmud Şah olan gençti. Devlet ve şeref onun başında bir külahtı; güzellik göğünde bir aydı, tutulmaya uğradı. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
3. Ne tuhaf, o gonca açılmadan soldu, ah yazık; ecelin eli onun umut meyvesini kopardı, ah yazık. Şerefli ömrü gül gibi kısa oldu, ah yazık; hayat kadehi ne çabuk doldu, ah yazık. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
4. Dünya dedikleri ne tuhaf bir can alıcıymış; merhametsiz, insafsız, amansızmış. Sevgisine gönül verenlere karşı sevgisizmiş; sözünde sadakat yokmuş, vaadi yalanmış. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
5. Ey gönül, bin dertle inle, feryat et; ey göz, ayrılık ve hasretle kan ağlama vaktidir. Ey göğüs, durma, azar ve sıkıntı ateşinde yan; ey can, bela ve mihnetle bedenden çıkıp git. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
6. O bir serviydi ki boyu cennetteki Tuba ağacına benzerdi; ölçülü güzellik çimenliğinin gönül çeken şimşiriydi. Yanağı güneş, kaşı hilaldi; ah, gözden kayboldu, ne yapayım, sanki bir hayaldi. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
7. Bu vefasız felek ne tuhaf bir hareket yaptı; devri mi yenilendi, yoksa tersine mi döndü? Bilmem ne oldu, ah, ne zor bir iş etti; bütün dünyayı dertle, iniltiyle doldurdu. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
8. Sevgilinin ayrılığı kalbimize bir ateş saldı, ah; çok cana yanmayı ve erimeyi iş edindirdi, ah. Fenayı, yani ölümü hatırlamakla huzur yele gitti, ah; ev ve yurt bela ve dertle doldu, ah. Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
9. Kabri, Allah'ın rızasına gark olarak daima nurla dolsun; Allah onun babasına güzel bir sabır versin, dünyada da ahirette de ona karşılık ihsan etsin; ta ki halk, Fazlî gibi, hasretle her zaman şöyle desin: Felek o genç fidana kıydı; imdat, yazık. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin kez yazık.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir dokuz bentlik bir müseddes mersiyedir. Müseddes, altı mısralık bentlerden kurulan bir nazım şeklidir. Burada her bendin ilk dört mısraı kendi arasında kafiyelidir, son iki mısra ise "Ḳıydı o nev-cüvāna meded rūz-gār ḥayf / Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār ḥayf" beyti olarak her bentte tekrarlanır. Mustafa Özkat bu yüzden şiiri mütekerrir bir müseddes olarak tanımlar. Birinci bentte dört mısra da nakarat gibi "ḥayf" redifiyle biter; sonraki bentlerde "-āh idi", "hey dirīġ", "imiş", "eyledi" ve "āh" gibi redifler kullanılır. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte "Fażlī didükçe" sözünde geçer.
Özkat mersiyeyi divanın 34. musammatı olarak, Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuanın 111a varağından yayımlar. Nüshadaki başlığı "Mers̱iye-i Merḥūm Maḫdūm-zāde-i Ṣun‘ullah Beg"dir; Özkat başlığı Şehzade Mustafa'nın vezirlerinden Sun'ullah Beg'in oğlunun ölümüne yazılmış bir mersiye olarak açıklar. Ölen gencin adı ikinci bentte "Ḥażret-i Maḥmūd Şāh" diye geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Mersiyenin ana imgesi, vaktinden önce solan bir çiçektir. Genç, birinci bentte nazik yanaklı bir gül ve ölüm hazanıyla solan bir ilkbahar, üçüncü bentte açılmadan solan bir gonca olarak anılır; "‘Ömr-i şerīfi gül gibi az oldı" mısraı gülün kısa ömrüne dayanan bir teşbihtir. Altıncı bentte imge servi ağacına ve şimşire geçer, bunlar gencin boyunu anlatır; "ruḫsār-ı āfitāb" ile "ḳaşı hilāl" ise yüzünü güneşe ve aya benzetir. İkinci bentteki "irdi ḫusūfa", ay tutulmasına uğradı ifadesi, güzellik göğündeki ayın kararmasıyla ölümü anlatır. Bütün bu imgeler bahar, bahçe ve gökyüzüne ait bir tenasüp içinde kullanılmıştır.
Dördüncü ve yedinci bentler mersiye geleneğinin dünyaya ve feleğe sitem bölümüdür. Dünya "cān-sitān", can alıcıdır, sözünde sadakat yoktur; felek bir "cünbiş" yapmış, devri tersine dönmüştür. Beşinci bentte şair gönle, göze, göğse ve cana ayrı ayrı seslenir; aynı kalıpla dört kez tekrarlanan bu hitap bir nida ve tekrir sanatıdır. Nakarattaki "meded" çağrısı ve "derdā, ḥasretā, dirīġā" ünlemleri, Fazlî'nin Şehzade Mustafa için yazdığı murabba mersiyedeki "Meded begler meded" nakaratını hatırlatır. Son bent, mersiyelerin geleneksel dua bölümüdür: ölen için kabrinin nurla dolması, geride kalan babası için "ṣabr-ı cemīl", güzel bir sabır dilenir.
Tarihî Bağlam
Sun'ullah Beg, Fazlî'nin divanında bir kasideye de konu olmuştur. Özkat'ın notuna göre 32. kaside, Şehzade Mustafa'nın vezirlerinden Sun'ullah için yazılmıştır; kasidede onun "Muṣṭafā Ḫān'a vezīr oldı yine" diye, yani yeniden Mustafa'nın veziri olduğu ve "evvelki maḳāmın" bulduğu söylenir. Fazlî, Sun'ullah Beg'in oğlu Mahmud'un ölümüne bu mersiyeden başka üç tarih de düşürmüştür; biri Farsçadır. Özkat'a göre tarih manzumeleri ölümü 955 (1548) yılına koyar. Bu yıllarda Şehzade Mustafa Amasya sancakbeyiydi ve Fazlî onun divan kâtibiydi; mersiye bu yüzden şehzadenin Amasya'daki sarayının yakın çevresinde yaşanmış bir ölümü anlatır. Mahmud'un kaç yaşında öldüğü bilinmez; şiirdeki "nev-cüvān" ve "açılmadan solan gonca" ifadeleri onun çok genç yaşta öldüğünü gösterir. Sun'ullah Beg hakkında Özkat'ın verdiklerinden başka bir bilgiye bu çalışmada ulaşılamamıştır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 261-263, musammat no. 34 (Âşir Efendi 314, vr. 111a); ayrıca s. 58 (müseddesler), s. 60 (Sun'ullah Beg için tarihler) ve kaside no. 32, https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






