Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
Niçün su’ālin eyleme bu kār-ḫāneye
Ṭutma bahāne her nefes ol bī-bahāneye
Ta‘līm eyle nāleñi çeng ü çeġāneye
Bezm-i cihānda sāzuñı düz bu terāneye
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
Rif‘at viren ahāliye çün dehr-i dūn imiş
Endīşe murġı çeng-i elemde zebūn imiş
Ṭa‘n eylemek fesāne-i dehre füsūn imiş
Da‘vā-yı ‘aḳl u lāf-ı ḫıred hem cünūn imiş
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
Devrān-ı dehr ṣunmasun ‘aks-i murādumuz
Yazılmadan defātir-i maḳṣūda adumuz
Bu çerḫ-i pür-sitem daḫı virmez murādumuz
Ümmīd budur ki kesmeye Rezzāḳ irādumuz
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
İy pāy-māl-i ẕillet olan server-i ecel
Maḳṭū‘-ı tīġ-ı ḥırṣ olup kesmeyen emel
Bu sırr-ı nūşı yazdı saña kātib-i ezel
Taḳdīr çünki olmadı taġyīr fi’l-mes̱el
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
Virmez bu çerḫ-i ‘āḳıle göñlince kāmını
Yazmaz egerçi nāme-i mihrinde nāmını
Aṣḥāb-ı ‘ışḳ kesmedi andan selāmını
İşit semā‘-ı cān ile nāṣıḥ peyāmını
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
‘Ālem serāyı pür-ġam u künc-i ferāġı yoḳ
Bī-ḫār bir güli yoḳ u bülbülli bāġı yoḳ
Destinde lāle-būy ki anuñ būy-ı dāġı yoḳ
Bundan belīġ sūsen-i bāġuñ belāġı yoḳ
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
Ol pür-cefā ki eyleye geh geh vefāya nāz
Sen dürr-i eşkden dök ayaġına ṣad niyāz
‘Arż it zebān-ı ḥāl ile yüz dürlü gizlü rāz
Gözden bıraḳdı Fażlī’yi gerdūn-ı dūn-nüvāz
Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu dünya işliğinin niçin böyle olduğunu sorma; bahanesi olmayana her nefes bahane bulma; inleyişini çenge ve çegâneye öğret; dünya meclisinde sazını bu nağmeye göre düzen: Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
2. İnsanlara yücelik veren, alçak dünya imiş; düşünce kuşu elem pençesinde (çenginde) zavallı kalmış; dünyanın masalına dil uzatmak boş bir büyü imiş; akıl davası ve bilgelik iddiası da delilik imiş. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
3. Zamanın dönüşü dileğimizin tersini önümüze koymasın; adımız maksat defterlerine yazılmamış olsa da, bu zulüm dolu çark muradımızı vermese de, umudumuz odur ki rızık veren Allah gelirimizi kesmesin. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
4. Ey zillet ayağı altında kalmış yüce kişi, hırs kılıcıyla doğranmış olduğu hâlde emelini kesmeyen; ezel kâtibi sana bu sırrı yazdı: mesel odur ki takdir değişmez. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
5. Bu felek akıllıya gönlünce murat vermez; sevgi mektubuna adını yazmasa da aşk ehli ondan selamını kesmedi; öğüt verenin sözünü can kulağıyla dinle. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
6. Dünya sarayı gam doludur, rahat bir köşesi yoktur; dikensiz bir gülü, bülbülsüz bir bahçesi yoktur; elinde, bağrında yara izi kokusu taşımayan bir lale yoktur; bahçenin süseninin bundan daha beliğ bir sözü yoktur. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
7. Ara sıra vefaya naz eden o cefakârın ayağına sen gözyaşı incisinden yüzlerce niyaz dök; hâl diliyle yüz türlü gizli sırrı arz et; alçakları okşayan felek Fazlî'yi gözden çıkardı. Gördün, zaman sana uymadı; sen zamana uy.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi bentlik bir muhammestir. Muhammes, her bendi beş mısradan oluşan musammat türüdür; burada her bendin son mısraı olan "Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye" bütün bentlerde aynen tekrarlandığı için şiir bir "muhammes-i mütekerrir"dir. İlk bentte beş mısranın hepsi "-āneye" ile biter (kār-ḫāneye, bī-bahāneye, çeġāneye, terāneye, zemāneye). Öteki bentlerde ilk dört mısra kendi arasında kafiyelidir: "-ūn imiş" (dūn, zebūn, füsūn, cünūn), "-ādumuz" (murādumuz, adumuz, irādumuz), "-el" (ecel, emel, ezel, mes̱el), "-āmını" (kāmını, nāmını, selāmını, peyāmını), "-āġı yoḳ" (ferāġı, bāġı, dāġı, belāġı) ve "-āz" (nāz, niyāz, rāz, nüvāz). Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer.
Özkat şiiri divanın yirmi dokuzuncu musammatı olarak yayımlar. Metin, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki 1073 numaralı şiir mecmuasının 37b varağına dayanır. Üçüncü bendin dördüncü mısraındaki "irādumuz" kelimesi nüshada "rūzumuz" biçimindedir; Özkat bunu vezin, anlam ve kafiye bakımından düzeltmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin konusu nakarattaki öğüttür: zaman insana uymaz, insan zamana uymalıdır. Bentler bu öğüdün gerekçelerini sıralar. Dünya bir "kār-ḫāne", yani her şeyin sebebi sorgulanmadan işlediği bir işliktir; yücelikleri "dehr-i dūn" (alçak felek) dağıtır; akıl davası bile bir delilik sayılır. Dördüncü bentte "taḳdīr çünki olmadı taġyīr fi'l-mes̱el" sözü, takdirin değişmeyeceğini bir mesel olarak anar. Altıncı bent dünyanın kusursuz bir şey vermediğini doğa imgeleriyle söyler: dikensiz gül, bülbülsüz bahçe yoktur. Aynı bentteki lale imgesi, lalenin bağrındaki kara lekenin yanık yarasına (dāġ) benzetilmesine dayanır; süsen ise divan şiirinde dilli ama sessiz bir çiçek olarak anılır, bu yüzden "belāġ" (söz, tebliğ) kelimesiyle birlikte kullanılmıştır. Bu bendin üçüncü mısraı kapalıdır ve günümüz Türkçesine yaklaşık anlamıyla aktarılmıştır.
İlk iki bent arasında bir ses ve anlam oyunu da vardır: ilk bentte "çeng", inleyişin öğretileceği çalgıdır; ikinci bentte "çeng-i elem", düşünce kuşunu tutan elem pençesidir. Dördüncü bentte "maḳṭū‘-ı tīġ-ı ḥırṣ olup kesmeyen emel" sözü, kesmek fiilini iki anlamda kullanır: hırs kılıcıyla doğranan kişi emelini kesmez. Son bent öğüdü âşıklık diline çevirir ve sevgiliye niyaz etmeyi öğütler; mahlas beytinde felek, Fazlî'yi gözden çıkaran "gerdūn-ı dūn-nüvāz" (alçakları okşayan felek) olarak anılır.
Nakaratın Geleneği
Özkat'a göre "Gördüñ zemāne uymadı uy sen zemāneye" mısraının ilk kez kim tarafından yazıldığı bilinmemektedir; ancak mısra büyük beğeni topladığı için özellikle XVI. yüzyıl şairlerinin bu nakaratla mütekerrir musammatlar yazmasına yol açmıştır. Fazlî de bu şiirle onlara katılmıştır. Muhammesin bulunduğu mecmuada aynı nakarat mısraını taşıyan Vâlihî, Şerîfî, Lütfî, Kıyâsî, Kâtibî ve Sabûhî'ye ait muhammesler de yer alır. Özkat'a göre bu muhammeslerden hangisinin hangisine nazire olduğu belli değildir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 255-256, musammat no. 29 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine 1073, vr. 37b); ayrıca s. 58 (muhammesler üzerine), s. 102 (nakaratın geleneği) ve s. 120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






