Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Mübtelā oldum görüp gün yüzüñ iy māhum benüm
Gör ne ḥāl oldı baña yoġ iken āgāhum benüm
Çünki alduñ göñlümi alma ṣaḳın āhum benüm
Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh’um benüm
Leyli-i zülfüñ ṣalaldan göñlümi sevdālara
Düşmüşem Mecnūn-ı ser-gerdān gibi ṣaḥrālara
Eşk-i çeşmüm fürḳatinde ṭa‘n ider deryālara
Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh’um benüm
Hicrüñ ile āh kim āsūde-ḫāṭır olmadum
Göz açup bir gün cemāl-i vaṣla nāẓır olmadum
Küfr-i zülfüñe göñül virdümse kāfir olmadum
Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh’um benüm
‘Aḳl u ṣabr u cān u dil yād oldı benden ḥasretā
Mümkin olmadı senüñle bir dem olmaḳ āşinā
Hicrüñ ile nice bir maḥzūn olam ben mübtelā
Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh’um benüm
Fażlī-i üftādeyem ṣalduñ diyār-ı miḥnete
Āh kim raḥm itmedüñ ben bende-i bī-devlete
Ṭāḳatum ṭāḳ oldı ḳalmadı mecālüm fürḳate
Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh’um benüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey ayım, gün yüzünü görüp sana tutuldum; haberim yokken başıma ne hâl geldi, bir gör; madem gönlümü aldın, sakın ahımı alma. Ben kuluna merhamet et, Memî Şahım benim. ("Ah almak", birinin bedduasını almak demektir.)

2. Leylâ gibi zülfün gönlümü sevdalara saldığından beri şaşkın Mecnun gibi çöllere düştüm; ayrılığında gözümün yaşı denizleri küçümser. Ben kuluna merhamet et, Memî Şahım benim.

3. Ah, ayrılığınla bir gün olsun gönlüm rahat etmedi; göz açıp bir gün vuslatın güzelliğini görmedim; zülfünün küfrüne gönül verdimse de kâfir olmadım. Ben kuluna merhamet et, Memî Şahım benim. (Siyah zülf, karanlığı ve örtüsü yüzünden küfre benzetilir.)

4. Ne hasret ki akıl, sabır, can ve gönül benden yabancı oldu; seninle bir an tanış olmak mümkün olmadı; ben düşkün âşık ayrılığınla daha ne zamana dek mahzun olayım. Ben kuluna merhamet et, Memî Şahım benim.

5. Ben düşkün Fazlî'yim, beni mihnet diyarına saldın; ah, ben bahtsız kuluna acımadın; gücüm tükendi, ayrılığa dayanacak mecalim kalmadı. Ben kuluna merhamet et, Memî Şahım benim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Ben ḳuluña merḥamet eyle Memī Şāh'um benüm" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte bütün mısralar "-āhum benüm" ile biter. İkinci bentte "-lara", üçüncü bentte "olmadum" redifleri kullanılır; dördüncü ve beşinci bentlerin kafiyeleri "-ā" ve "-ete"dir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer.

Özkat şiiri divanın on ikinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 223b) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre mecmuanın bu kısmı 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir; üzerinde "yarım kaldı" kaydı vardır.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat'a göre bu murabba, Fazlî'nin Derzi (Terzi) Memî Şâh adlı ünlü güzel için yazdığı üç murabbadan ikincisidir (öteki ikisi 10 ve 17. musammatlardır). Onuncu murabbadan farklı olarak burada sevgilinin mesleğine ait imgeler kullanılmaz; şiir, klasik âşık ile sevgili ilişkisinin yakarış diliyle kurulur. Nakarattaki "ben kuluna merhamet et" sözü, âşığın kendini kul, sevgiliyi şah olarak gördüğü geleneğe uyar ve "Memî Şāh" adındaki "şah" kelimesi bu geleneğe kendiliğinden yerleşir.

Birinci bentte "gönül almak" ile "ah almak" yan yana getirilir: sevgili âşığın gönlünü almıştır, şimdi onun ahını, yani bedduasını almaktan sakınmalıdır. Özkat bu bentten "ah almak" ve "gönül almak" deyimlerini, üçüncü bentten de "gönül vermek" deyimini örnekler. İkinci bentte Leylâ ile Mecnun kıssasına telmih yapılır: sevgilinin zülfü Leylâ, âşık ise çöllere düşen Mecnun'dur; ayrılıkta dökülen gözyaşları denizleri bile küçümseyecek kadar çoktur. Üçüncü bentte bir tezat vardır: âşık zülfün "küfrüne" gönül vermiştir, ama kâfir olmamıştır. Siyah zülfün küfre benzetilmesi divan şiirinin bilinen mazmunlarındandır; şair bu mazmunla aşkının dürüstlüğünü savunur. Dördüncü bentte akıl, sabır, can ve gönlün âşıktan yabancılaşması bir sayma yoluyla verilir. Son bentte "ṭāḳat" (güç) kelimesinden sonra gelen "ṭāḳ" (tükenmiş) sözü bir ses oyunu kurar. Dil sadedir; Özkat'ın murabbalar için belirttiği sadelik burada da görülür.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 239-240, musammat no. 12 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 223b); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 90-92 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar