Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Yile viren ‘aklumı anuñ hevāyī ḫālidür
Bend iden göñlüme ol zülf-i perīşān-ḥālidür
Mūr-veş dil diyu derd-i ‘ışḳınuñ pā-mālidür
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Görmedi anuñ gibi bir pādişā çeşm-i cihān
Yolına terk eyler ise dil ‘aceb mi cism ü cān
Ben degül ancaḳ ḳulı olmış durur ins ile cān
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Mūr-veş pā-māliyem itmez baña bir gün naẓar
İtdi pāyi diyu derd ü ġuṣṣada zīr ü zeber
Meyl ider düşmenlere feryād elinden dōstlar
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Ruḫları ḥüsn āsümānında münevver māhdur
Ḳaşları muṣḥaf yüzünde medd-i Bismi’llāh’dur
Milket-i ḥüsn ü melāḥatde mükerrem şāhdur
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Cām-ı lā‘l-i ḥasreti her-dem gözüm giryān ider
Nāme-i zülfi dil-i miskīn-i ġamdan ḳan ider
Bezm-i ġamda ney gibi her-dem işüm efġān ider
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Bezm-i ġamda her ḳaçan dil cām-ı lā‘lin yād ider
Çeng olur ḳaddüm benüm dil ney gibi feryād ider
Dōstını aġladup düşmenlerini şād ider
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür
Ḳomadı bir dāne ṣabrum dilde ol ḫāl-i siyāh
Ḫirmen-i dünyāyı berbād itse n’ola bād-ı āh
Fażlī’yi yad eyleyüp aġyārı yād eyler o şāh
Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli’dür

Günümüz Türkçesiyle

1. Aklımı yele veren onun hevaî (havada uçuşan, gönül çelen) benidir; gönlümü bağlayan o perişan hâlli zülüftür; gönül, karınca gibi, aşkının derdi altında ayak altında kalmıştır. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir. ("Yele vermek" boşa harcamak, yok etmek demektir.)

2. Cihanın gözü onun gibi bir padişah görmedi; gönül onun yolunda bedeni ve canı terk ederse şaşılır mı? Ona yalnız ben değil, insan ve cin kul olmuştur. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

3. Karınca gibi ayak altındayım, bir gün olsun bana bakmaz; derdin ve kederin içinde beni ayakları altında alt üst etti; o düşmanlara meyleder, ey dostlar, elinden feryat. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

4. Yanakları güzellik göğünde parlayan bir aydır; kaşları, yüzünün mushafında Besmele'nin uzatma çizgisidir (medd); güzellik ve tatlılık ülkesinde saygın bir şahtır. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

5. Lal dudağının kadehine duyduğum hasret gözümü her an ağlatır; zülfünün mektubu zavallı gönlü gamdan kana boyar; gam meclisinde işim, ney gibi her an inlemektir. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

6. Gam meclisinde gönül ne zaman onun lal dudağının kadehini ansa, boyum çeng gibi bükülür, gönül ney gibi feryat eder; o, dostunu ağlatıp düşmanlarını sevindirir. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

7. O siyah ben, gönülde sabrımdan bir tane bırakmadı; ahımın rüzgârı dünya harmanını savursa şaşılır mı? O şah Fazlî'yi yabancı tutup rakipleri anar. Bir güzellik şahını sevmişim, adı Süleyman Bâlî'dir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Sevmişem bir şāh-ı ḥüsn adı Süleymān Bāli'dür" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte bütün mısralar "-ālidür" sesiyle biter (ḫālidür, ḥālidür, pā-mālidür, Bāli'dür). Öteki bentlerin kafiyeleri "-ān", "-er/-ar", "-āhdur", "-ān ider", "-ād ider" ve "-āh"tır; beşinci ve altıncı bentlerde "ider" kelimesi redif olarak kullanılır. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer. Özkat'a göre Fazlî'nin yedi bentli üç murabbası vardır (14, 16 ve 22. musammatlar); bu onların ikincisidir.

Özkat şiiri divanın on altıncı musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 225a) bulunur; mecmuanın bu kısmı Özkat'a göre 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat bu murabbayı, Fazlî'nin devrinde ün salmış güzeller için yazdığı övgü şiirleri arasında Süleyman Bâlî adlı bir güzele bağlar. Fazlî, öteki murabbalarında olduğu gibi burada da sevgilinin adından bir imge dünyası kurar. Süleyman adı, Kur'an'da ve kısas-ı enbiyada anlatılan Hz. Süleyman'ı hatırlatır: rüzgâra hükmeden, insana ve cine padişahlık eden, karıncanın sözünü işiten peygamber-hükümdar. Şiirdeki "yile viren" (yele veren), "hevāyī", "mūr" (karınca), "pā-māl" (ayak altında) ve "ins ile cān" (insan ve cin) kelimeleri bu hikâyeye bağlanır. Birinci ve üçüncü bentlerde âşık kendini Süleyman'ın ordusu önünde ezilmekten korkan karıncaya benzetir; ikinci bentte güzelin padişahlığı insanı da cini de kapsar. "Hevāyī" kelimesi bir yandan rüzgâr ve havayla, bir yandan da gelip geçici heves ile ilgilidir; aklı yele veren ben bu iki anlamı birlikte taşır. Özkat'ın deyimler listesinde "yele vermek" bu bentten örneklenir.

Dördüncü bentte sevgilinin yüzü mushafa, kaşları Besmele'deki uzun "medd" çizgisine benzetilir; bu, divan şiirinde yüz ile kitap arasında kurulan bilinen bir ilgidir. Beşinci ve altıncı bentler bir içki meclisinin araçlarıyla örülür: kadeh (cām), ney ve çeng. Âşığın bükülen boyu çengin eğri gövdesine, iniltisi neyin sesine benzer. Son bentte "dāne" ile "ḫirmen" (harman) ve "bād" (rüzgâr) arasında bir tenasüp vardır: siyah ben sabır tanelerini tüketmiş, ahın rüzgârı da dünya harmanını savurmaya hazırdır. Aynı bentteki "yad eyleyüp" (yabancı tutup) ile "yād eyler" (anar) arasında cinas kurulur; şah, Fazlî'yi yabancı sayar, rakipleri ise anar.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 243, musammat no. 16 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 225a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar