Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Görmeyelden ḥüsnüñi iy Yūsuf-i gül-pīrehen
Bayram oldı Ḥażret-i Ya‘ḳūb-veş Beytü’l-ḥazen
Bendeñüm raḥm it baña ölsün mi sulṭānum seven
Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden
Bir güzelsin ‘ālem içre ḥüsnüñe yoḳdur naẓīr
Milket-i ḥüsn ü cemāl içre şeh-i ṣāḥib-serīr
Ben degül ancaḳ saña cümle cihān olmış esīr
Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden
‘Ārıżun ḫūrşīd ü alnuñ māhdur ḳaşuñ hilāl
Menzilüñ ḫūrşīd-i ‘ālem-tāb-veş burc-ı cemāl
Luṭf ḳıl ben ẕerreye hicr ile oldum pāy-māl
Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden
Gülşen-i ‘ālemde sen bir ġoncesin iy serv-i nāz
Serv-ḳadd u lāle-ḫadd u ser-firāz u dil-nevāz
Nāzı az it hey helāk oldum ḥabībüm nāzı az
Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden
Fażlī-i bī-çāre iy gül ḥüsnüñüñ şeydāsıdur
Gül-sitān-ı ‘ışḳuñuñ bir bülbül-i gūyāsıdur
Derdüñ ile ‘ālemüñ āvāre vü rüsvāsıdur
Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gül gömlekli Yusuf, güzelliğini göremeyeli bayramım, Hz. Yakup'unki gibi, hüzün evine (Beytü'l-hazen) döndü. Kulunum, bana acı; sultanım, seni seven ölsün mü? Ay alınlım, nazlım, gümüş tenli Muslî.

2. Dünyada bir güzelsin, güzelliğine eş yoktur; güzellik ve yüz ülkesinde taht sahibi bir şahsın; sana yalnız ben değil, bütün cihan esir olmuştur. Ay alınlım, nazlım, gümüş tenli Muslî.

3. Yanağın güneş, alnın ay, kaşın hilaldir; konağın, dünyayı aydınlatan güneşinki gibi, güzellik burcudur; ben zerreye lütfet, ayrılıkla ayaklar altında kaldım. Ay alınlım, nazlım, gümüş tenli Muslî. (Zerre, güneş ışığında görünen toz tanesidir.)

4. Ey naz servisi, dünya gül bahçesinde sen bir goncasın; servi boylu, lale yanaklı, başı yüce ve gönül okşayansın; nazı azalt, hey, helak oldum, sevgilim, nazı azalt. Ay alınlım, nazlım, gümüş tenli Muslî.

5. Ey gül, çaresiz Fazlî güzelliğinin divanesidir; aşkının gül bahçesinde dili çözük bir bülbüldür; derdinle dünyanın serserisi ve rüsvasıdır. Ay alınlım, nazlım, gümüş tenli Muslî.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Meh-cebīnüm nāzenīnüm Muṣli-i sīmīn-beden" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte "pīrehen, ḥazen, seven" kelimeleri nakarattaki "beden" ile kafiyelenir. Öteki bentlerin kafiyeleri "-īr" (naẓīr, serīr, esīr), "-āl" (hilāl, cemāl, pāy-māl), "-āz" (nāz, dil-nevāz, az) ve "-āsıdur"dur (şeydāsıdur, gūyāsıdur, rüsvāsıdur). Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer.

Özkat şiiri divanın on sekizinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 226a) bulunur. Bu bölüm Özkat'a göre 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş, cilde sonradan eklenmiş ve "yarım kaldı" kaydı taşır.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat, Fazlî'nin devrin ünlü güzelleri için yazdığı murabbaları sayarken Muslî Şâh adına iki şiir gösterir: bu murabba ve yirmi ikinci musammat. Burada güzel nakaratta "Muṣli-i sīmīn-beden", yani gümüş tenli Muslî diye anılır; "meh-cebīn" (ay alınlı) ve "nāzenīn" (nazlı) sıfatları ona eşlik eder.

İlk bent Yusuf ile Yakup kıssasına dayanır. Sevgili "Yūsuf-ı gül-pīrehen", gül gömlekli Yusuf'tur; âşık da oğlundan ayrı düşüp hüzün evine kapanan Yakup'un yerindedir. Fazlî bu telmihi bayram ile birleştirir: güzeli göremeyen âşığın bayramı "Beytü'l-ḥazen"e, hüzün evine dönmüştür. Sevinç günü ile yas evi arasındaki bu tezat bendin asıl buluşudur. Aynı bentte âşık kendini "bende" (kul), sevgiliyi "sulṭān" olarak anar ve "ölsün mi sulṭānum seven" diye sorar.

Üçüncü bent bir gök tablosudur: yanak güneş, alın ay, kaş hilaldir; sevgilinin konağı da güneşin bulunduğu bir burç olarak düşünülür. Âşık kendini bu güneşin karşısında bir "ẕerre" sayar. Güneş ışığında görünüp kaybolan toz zerresi, divan şiirinde âşığın küçüklüğünü ve güneşe yönelişini anlatan bilinen bir imgedir. Dördüncü bentte gonca, servi ve lale bir gül bahçesi tablosu kurar; "nāzı az it" sözünün mısra başında ve sonunda tekrarlanması, yakarışa konuşma dilinin sıcaklığını verir. Son bentte âşık gül bahçesinin "bülbül-i gūyā"sı, yani dili çözük, durmadan öten bülbülüdür; gül ile bülbül arasındaki geleneksel ilişki burada sevgili ile şair arasında kurulur.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 244-245, musammat no. 18 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 226a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar