Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Cān olaldan ol Mesīḥ-efġānuñ iy dil hem-demi
Pür-sürūr oldı ferāmūş eyleyüp derd ü ġamı
Kim dürür dirseñ eger ol pādişāh-ı ‘ālemi
Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī
Ḥüsn-i bī-hem-tā ile bir dilber-i merġūbdur
Yoḳ naẓīri ‘ālem içre māh-ı şehr-āşūbdur
Bī-naẓīr ü bī-bedeldür ḫūbdur maḥbūbdur
Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī
Lā‘l-i cān-baḫş ile ol āfet Mesīḥ-i s̱ānidür
Ḫande-i şīrīn-i cān-efzāsı ādem cānıdur
Ġamzesi cānlar alur līkin cihān fettānıdur
Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī
Çeşm-i şehlāsı ‘aceb ḫūnī ḥarāmīdür anuñ
Murġ-ı dil ṣaydına zülfi fitne dāmıdur anuñ
Ġamzesi siḥriyle ‘ālem cümle rāmīdür anuñ
Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī
Bir ḳuloġlıdur ki ‘ālem ḫalḳınuñ maḳbūlidür
Manṣıb-ı ḥüsnīnüñ anuñ şāhlar ma‘zūlidür
Fażlī-i üftāde ol şāh-ı cihānuñ ḳulıdur
Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, can, sesi Mesih nefesi gibi diriltici olan o güzelin soluk arkadaşı olalı dert ve gamı unutup sevinçle doldu. O dünya padişahı kimdir dersen: gönül okşayanım, başı yücem, dilberim, nazik Memî.

2. Eşsiz güzelliğiyle beğenilen bir dilberdir; dünyada benzeri yoktur, şehri birbirine katan bir aydır; benzersizdir, yerini tutacak kimse yoktur, güzeldir, sevgilidir. Gönül okşayanım, başı yücem, dilberim, nazik Memî.

3. O afet, can bağışlayan lal dudağıyla ikinci bir Mesih'tir; can katan tatlı gülüşü insanın canıdır; gamzesi canlar alır, ama cihanın fitnecisidir. Gönül okşayanım, başı yücem, dilberim, nazik Memî.

4. Süzgün gözü ne tuhaf, kan döken bir haramidir; zülfü, gönül kuşunu avlamak için kurulmuş bir fitne tuzağıdır; gamzesinin büyüsüyle bütün âlem ona boyun eğmiştir. Gönül okşayanım, başı yücem, dilberim, nazik Memî. (Mısra sonundaki "rāmī" kelimesi "okçu" anlamına da gelir; bu okuyuşla âlem, gamzesinin büyüsüyle onun okçusu olmuştur.)

5. Bir kuloğludur ki dünya halkının beğendiğidir; onun güzellik makamı karşısında şahlar azledilmiş gibidir; düşkün Fazlî o cihan şahının kuludur. Gönül okşayanım, başı yücem, dilberim, nazik Memî.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Dil-nevāzum ser-firāzum dilberüm nāzük Memī" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte "hem-demi, ġamı, ‘ālemi" kelimeleri nakarattaki "Memī" ile kafiyelenir. Öteki bentlerin kafiyeleri "-ūbdur" (merġūbdur, şehr-āşūbdur, maḥbūbdur), "-ānidür/-ānıdur" (s̱ānidür, cānıdur, fettānıdur), "-āmīdür anuñ" ve "-ūlidür"dür; dördüncü bentte "anuñ" kelimesi redif olarak kullanılır. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer.

Özkat şiiri divanın on yedinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 225b) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre mecmuanın bu kısmı 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat'a göre bu şiir, Fazlî'nin Derzi (Terzi) Memî Şâh adlı ünlü güzel için yazdığı üç murabbanın üçüncüsüdür (öteki ikisi 10 ve 12. musammatlardır). Onuncu murabbadaki terzilik imgeleri ve on ikincideki yakarış burada yerini bir övgüye bırakır; nakarat da art arda sıralanan sevgi sıfatlarından oluşur: "dil-nevāz" (gönül okşayan), "ser-firāz" (başı yüce), "dilber" ve "nāzük".

Şiirin en belirgin imgesi Mesih'tir. İlk bentte güzel "Mesīḥ-efġān" diye anılır; Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiğine inanılır, bu yüzden onun sesi ya da nefesi cana can katar. Üçüncü bentte aynı düşünce açıkça söylenir: can bağışlayan lal dudağıyla güzel "Mesīḥ-i s̱ānī", yani ikinci Mesih'tir. Buna karşılık gamzesi canlar alır; böylece dudak ile gamze arasında, can vermek ile can almak arasında bir tezat kurulur. Dördüncü bentte göz kan döken bir haramiye, zülf gönül kuşunu avlayan bir tuzağa benzetilir; "çeşm-i şehlā" (süzgün, ela göz) ile "ḫūnī ḥarāmī" (kan dökücü haydut) yan yana gelir. Bu bendin son kafiyesi olan "rāmīdür" kelimesi iki türlü anlaşılabilir: "rām" okunursa âlem güzele boyun eğmiştir, "rāmī" okunursa onun okçusu olmuştur; gamzenin oka benzetildiği düşünülürse ikinci anlam da imge dünyasına uyar.

Son bent şiire bir ironi katar. Memî bir "ḳuloġlı"dur, yani kul soyundan gelir; ama güzellik makamında şahları azleder. Bentin sonunda Fazlî kendini bu kuloğlunun kulu, onu da "şāh-ı cihān" ilan eder. Kul ile şah arasındaki bu yer değiştirme, divan şiirinde âşığın kul, sevgilinin sultan olduğu geleneğin sevgilinin gerçek konumuyla oynayan bir uygulamasıdır.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 244, musammat no. 17 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 225b); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar