Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlü Mefā‘īlü Fe‘ūlün
Hicrānuñ ile geçdi meh ü sālüm efendüm
İrişmedi vaṣla dil-i meyyālüm efendüm
Ġāyet de mükerrer durur aḥvālüm efendüm
Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm
Destüñdeki ḫātem gibi ḳaddüm ḫam olupdur
Çeşm-i dem ile lā‘l-i nigīn ḫātem olupdur
Aġladuġuma raḥm ider iseñ dem olupdur
Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm
Sen serv-ḳadi cāme-i sebz ile görelden
Ṣu gibi revān oldı göñül iy yüzi gülşen
Üftāde durur sāye gibi mihrüñ ile ten
Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm
Bu sūsenī ferrāce vü ol fıstıḳī aṭlas
Gey yaraşur el-ḥaḳ saña iy gözleri nergis
Dil-dāde durur bencileyin ḥüsnüñe herkes
Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm
Ger ḥüsn-i ḫaṭuñ bilmez isem nāme-i iḳbāl
Ḳaṭ‘ it ḳalemüñ gibi başum tīġ ile fī’l-ḥāl
Yaz göñlini Fażlī ḳuluñuñ eyleme ihmāl
Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Efendim, ayrılığınla ayım da yılım da geçti; sana meyleden gönlüm vuslata ermedi, efendim; hâlim pek çok kez tekrarlandı (hep aynı derdi anlatıp durdum), efendim. Ben kuluna merhamet et, Hasan Bâlî'm, efendim.
2. Boyum elindeki yüzük gibi iki büklüm oldu; kan ağlayan gözüm, kızıl lal taşlı bir yüzüğe döndü; ağladığıma acıyacaksan, işte vakit geldi. Ben kuluna merhamet et, Hasan Bâlî'm, efendim. ("Dem" kelimesi burada hem "kan" hem "vakit" anlamında kullanılmıştır.)
3. Ey yüzü gül bahçesi, seni yeşil elbise içinde servi boylu göreli gönül su gibi akıp gitti (sana koştu); ten, senin güneşine (sevgine) gölge gibi düşkün oldu. Ben kuluna merhamet et, Hasan Bâlî'm, efendim.
4. Ey nergis gözlü, şu süsen renkli (mor) feraceyi ve o fıstıki atlası giy; doğrusu sana yaraşır; herkes benim gibi güzelliğine gönül vermiştir. Ben kuluna merhamet et, Hasan Bâlî'm, efendim.
5. Ayva tüylerinin güzelliğini ikbal mektubu bilmezsem, kalemin ucunu keser gibi başımı hemen kılıçla kes; Fazlî kulunun gönlünü (gönlüne göre bir mektup) yaz, ihmal etme. Ben kuluna merhamet et, Hasan Bâlî'm, efendim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Ben bendeñe raḥm eyle Ḥasan Bālüm efendüm" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte bütün mısralar "-ālüm efendüm" ile biter; "efendüm" redif, "sālüm, meyyālüm, aḥvālüm, Bālüm" kelimeleri kafiyedir. İkinci bentte "olupdur" redifi ile "ḫam, ḫātem, dem" kafiyesi kullanılır; öteki bentlerin kafiyeleri "-en" (görelden, gülşen, ten), "-as/-is" (aṭlas, nergis, herkes) ve "-āl"dir (iḳbāl, fi'l-ḥāl, ihmāl). Vezin hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer.
Özkat şiiri divanın yirminci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 226b) bulunur. Mecmuanın bu kısmı Özkat'a göre 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat, Fazlî'nin devrinde ün salmış güzeller için yazdığı murabbalar arasında bu şiiri Hasan Bâlî adlı bir güzele bağlar. On birinci murabbanın muhatabını ise Berber Hasan Bâlî olarak ayrıca anar. Nakarattaki "efendüm" hitabı, ilk bentte her mısraın sonunda tekrarlanarak şiire saygılı ama yakın bir konuşma tonu verir.
İkinci bent bir yüzük imgesi etrafında kurulur. Âşığın bükülmüş boyu sevgilinin parmağındaki halkaya, kanlı yaşla dolan gözü de kızıl lal taşlı bir yüzüğe benzer; "ḫātem" (yüzük), "nigīn" (yüzük taşı) ve "lā‘l" bir tenasüp oluşturur. "Dem" kelimesi aynı bentte iki kez ve iki ayrı anlamda kullanılır: önce "kan", sonra "vakit" anlamında. Üçüncü bentte gönlün "su gibi revān" olması, Özkat'ın deyimler arasında saydığı "su gibi akmak" deyiminin bir örneğidir. Aynı bentte "mihr" kelimesi hem güneşi hem sevgiyi karşılar; ten, güneşe düşkün bir gölge gibidir.
Dördüncü bent Fazlî'nin murabbalarında görülen gerçekçi ayrıntıların bir örneğidir. Sevgilinin giyimi renkleriyle anılır: yeşil elbise (cāme-i sebz), süsen renkli ferace ve fıstıki atlas. Şair bu kıyafetleri ona yakıştırır ve giymesini ister. Son bent ise yazı araçlarıyla örülür: "ḫaṭ" kelimesi hem yüzdeki ayva tüylerini hem yazıyı karşılar; "nāme-i iḳbāl" (talih mektubu), "ḳalem", "ḳaṭ‘" (kalemin ucunu kesme) ve "yaz" fiili bir tenasüp kurar. Âşık, sevgilinin ayva tüylerinin güzelliğini bir talih mektubu bilmezse başının kalem gibi kesilmesini ister. Son mısraın "Yaz göñlini Fażlī ḳuluñuñ" sözü kapalıdır; sevgiliden âşığın gönlünü hoş edecek bir şey yazması istendiği düşünülebilir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 246, musammat no. 20 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 226b); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






