Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlün Mef‘ūlü Mefā‘īlün

Şehr içre göñül oldı ẓāhir yine bir meh-rū
Ḫūrşīd-i cihān ẕerre mihr-i ruḫına ḳarşu
Bu ḥüsn ile olmışdur bir şehr-i semen-ber o
Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū
V’Allāhi anuñ gibi bir māh-ı münīr olmaz
Ḫūrşīd-i cemāline dünyāda naẓīr olmaz
Billāh gel inṣāf it aña kim esīr olmaz
Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū
Bir dilber-i ra‘nādur bir serv-i dil-ārādur
Bir ben degülüm el-ḥaḳ hep ḫalḳ aña şeydādur
Gün gibi cihān içre ḥüsn ile hüveydādur
Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū
Pür-şūr ider cānum ḳaldıḳça şeker-ḫande
Lā‘lī şekeri aġzı dadını virür ḳande
Āzāde iken ḳıldı ‘ışḳına beni bende
Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū
İy Fażlī görüp sevdüm biñ cān ile ol māhı
Eflāke irişdürsem her-dem yiridür āhı
Öldürse ḳomaḳ yoḳdur dāmānına v’Allāhi
Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, şehirde yine ay yüzlü biri belirdi; dünyanın güneşi onun yanağının ışığı karşısında bir zerre kalır; bu güzellikle o, yasemen göğüslü bir şehir güzeli olmuştur. O dünyayı süsleyen dolunay, hilal kaşlı Mahmud.

2. Vallahi onun gibi parlak bir ay olmaz; güneş gibi güzelliğinin dünyada eşi olmaz; Allah için gel, insaf et: ona kim esir olmaz? O dünyayı süsleyen dolunay, hilal kaşlı Mahmud.

3. Güzel bir dilberdir, gönül süsleyen bir servidir; doğrusu ona tutulan yalnız ben değilim, bütün halk ona divanedir; güzelliğiyle cihanda güneş gibi apaçık görünür. O dünyayı süsleyen dolunay, hilal kaşlı Mahmud.

4. Şeker gülüşü güldükçe canımı coşkuyla doldurur; lal dudağı şekerdir, ağzı tadını kand şekerine verir (kandın tatlılığı ondandır); hür iken beni aşkına kul etti. O dünyayı süsleyen dolunay, hilal kaşlı Mahmud.

5. Ey Fazlî, o ayı görüp bin canla sevdim; ahımı her an göklere eriştirsem yeridir; vallahi beni öldürse de eteğini bırakmak yoktur. O dünyayı süsleyen dolunay, hilal kaşlı Mahmud.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Ol bedr-i cihān-ārā Maḥmūd-ı hilāl-ebrū" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte "meh-rū, ḳarşu, o" kelimeleri nakarattaki "ebrū" ile kafiyelenir. Öteki bentlerin kafiyeleri "-īr olmaz" (münīr, naẓīr, esīr; redif "olmaz"), "-ādur" (dil-ārādur, şeydādur, hüveydādur), "-ande" (ḫande, ḳande, bende) ve "-āhı/-āhi"dir (māhı, āhı, v'Allāhi). Vezin hezec bahrinin iki eşit parçaya bölünen "mef‘ūlü mefā‘īlün mef‘ūlü mefā‘īlün" kalıbıdır; bu kalıp mısralara oynak, şarkıyı andıran bir ritim verir. Mahlas son bentte geçer.

Özkat şiiri divanın yirmi birinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 227a) bulunur; bu kısım Özkat'a göre 1149 (1736) yılında istinsah edilmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat bu murabbayı, Fazlî'nin devrin ünlü güzelleri için yazdığı övgü şiirleri arasında Mahmud adlı bir güzele bağlar. İlk mısra şiirin konusunu doğrudan söyler: şehirde yine ay yüzlü biri belirmiştir. Şiirin bütün benzetmeleri gök cisimlerinden gelir. Nakaratta güzel "bedr", yani dolunaydır; kaşı ise "hilāl"dir. Dolunay ile hilal, ayın iki ayrı hâli olarak aynı yüzde buluşur. İlk bentte dünyanın güneşi onun yanağının ışığı karşısında bir "ẕerre" kalır; ikinci ve üçüncü bentlerde güzel, parlak bir ay ve cihanda güneş gibi apaçık görünen biri olarak anılır. Bu ay, güneş ve zerre imgeleri bir tenasüp kurar.

Dördüncü bent tatlılık imgelerine ayrılmıştır: "şeker-ḫande" (şeker gülüşlü), "lā‘l" dudak, "ḳand" (kesme şeker). Dudağın tadını kanda vermesi, bilinen sıralamayı tersine çevirir: sevgilinin dudağı şekere benzetilmez, şeker tatlılığını ondan alır. Özkat bu bentteki "dadını virür" sözünü "ağız tadı" deyiminin örnekleri arasında anar. Aynı bendin son mısraında "āzāde" (hür) ile "bende" (kul) arasında bir tezat vardır: âşık özgürken aşk onu kul etmiştir.

Şiirin dili sade ve konuşma diline yakındır. "V'Allāhi" ve "Billāh" yeminleri, "gel inṣāf it" hitabı ve "kim esīr olmaz" sorusu, övgüye bir sohbet sıcaklığı verir. Son bentteki "dāmānına ḳomaḳ yoḳdur" (eteğini bırakmak yok) sözü, birinin eteğine yapışıp ondan medet umma anlamındaki deyimi hatırlatır; âşık, sevgili onu öldürse de bu eteği bırakmayacaktır.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 247, musammat no. 21 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 227a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 90 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar