Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlü Mefā‘īlü Fe‘ūlün
Çeşmüm nice bir derd ü firāḳ ile ter olsun
Hicr ile ya göñlüm nice zīr ü zeber olsun
Her laḥẓa o düşmenler ile cilve-ger olsun
Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun
Ḫūbān-ı cihān içre bugün mihr ü vefā yoḳ
Ammā ki ‘itāb-ı sitem ü cevr ü cefā çoḳ
Ṣabr eyleyeyin [dil] ne çeker sīm çeküp ayruḳ
Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun
Hicrinde nice bir çekeyin her birinüñ ġam
Derd ü elemin eyleyüben cānuma hem-dem
Şimden gerü ger iy dil-i dīvāne ölürsem
Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun
Anlar olalar hem-ḳadeḥ aġyār ile her ān
Ben nice ṣurāḥī gibi her-dem yudayın ḳan
Olmazsa vefā-dārını bulmaḳlıġa imkān
Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun
Bālā ḳadi başuma belādur çü ṭurursa
Yüz fitne ḳopar nāz-ile iy Fażlī otursa
Ger ḥüsn ile ḫūrşīd-i cihān-tāb [da] olursa
Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözüm dertle ve ayrılıkla daha ne zamana kadar yaşlı kalsın, gönlüm ayrılıkla daha ne kadar altüst olsun; o ise her an düşmanlarla cilveleşsin. Tövbeler olsun, hercai güzeli sevmeyeyim.
2. Bugün cihan güzelleri içinde sevgi ve vefa yok, ama sitemli azar, zulüm ve cefa çok. Sabredeyim; gönül artık gümüş tenliler peşinde daha ne çeksin. Tövbeler olsun, hercai güzeli sevmeyeyim. (Üçüncü mısraın söz dizimi kapalıdır.)
3. Onun ayrılığında her birinin gamını, derdini ve elemini canıma arkadaş edip daha ne kadar çekeyim; ey divane gönül, bundan sonra ölsem de, tövbeler olsun, hercai güzeli sevmeyeyim.
4. Onlar her an yabancılarla kadeh arkadaşı olsun, ben ise ne zamana dek sürahi gibi her an kan yutayım; vefalısını bulmak mümkün değilse, tövbeler olsun, hercai güzeli sevmeyeyim. (Sürahinin içindeki kırmızı şarap, yutulan kana benzetilir.)
5. Ey Fazlî, o uzun boylu ayağa kalksa başıma beladır; nazla otursa yüz fitne kopar; güzellikte cihanı aydınlatan güneş de olsa, tövbeler olsun, hercai güzeli sevmeyeyim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Hercāyi güzel sevmeyeyin tevbeler olsun" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte nakarat da "olsun" redifini paylaşır. Öteki bentlerin kafiyeleri "-oḳ", "-em", "-ān" ve "-ursa"dır. Vezin hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Özkat şiiri divanın beşinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 221a) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre mecmuanın bu kısmı 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir; üzerinde "yarım kaldı" kaydı vardır ve bazı varakları eksiktir. İkinci bentteki "[dil]" ve beşinci bentteki "[da]" neşirde yapılmış tamamlamalardır.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, hercai güzellerden yapılan bir tövbedir. "Hercāyi" kelimesi Farsçada "her yerde olan", yani hiçbir yere bağlanmayan demektir ve divan şiirinde vefasız sevgilinin sıfatlarındandır. Âşık, bir yere bağlanmayan, her an başkalarıyla cilveleşen güzelleri sevmekten vazgeçtiğini her bentte yeniden ilan eder. Nakarattaki "tevbeler olsun" sözünün her bentte tekrarlanması, âşığın kendini inandırmaya çalıştığını hissettirir; çünkü bentlerin içinde hâlâ sevgilinin ayrılığı, cilvesi ve nazı anlatılır. Özkat'ın Fazlî'nin murabbaları için söylediği gibi şiirde aşk, aşk acısı ve sevgiliye duyulan hasret işlenir.
Dördüncü bentte güzel bir teşbih vardır: rakipler sevgiliyle kadeh arkadaşı olurken âşık sürahi gibi durmadan kan yutar. Sürahinin içindeki kırmızı şarap, âşığın içine akıttığı kana benzetilmiştir; Özkat "kan yutmak" deyimini bu bentten örnekler. Beşinci bentte "bālā" (uzun) ile "belā" kelimeleri arasında bir ses oyunu, kalkmak ile oturmak arasında da bir tezat kurulur: sevgili ayağa kalksa bela, otursa yüz fitne kopar. Bu bent, sevgilinin boyunun kıyamete benzetilmesi geleneğine dayanır; "fitne koparmak" deyimi de Özkat'ın listesindedir. Son mısrada şair, sevgili cihanı aydınlatan güneş de olsa vazgeçeceğini söyler; tövbe en güçlü sınavına bu mısrada çıkar. Şiirin dili, Fazlî'nin murabbalarının çoğunda olduğu gibi sadedir; Arapça ve Farsça tamlamalar azdır, cümleler konuşma dilinin akışını izler.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 234, musammat no. 5 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 221a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 92-93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






