Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Rūz-ı evvelde görüp dīdār-ı yāri ‘ayn-ı cān
‘Işḳ-ı dīdār ile cūşān u ḫurūşān her zamān
Ṣu gibi her ṣuya idüp gözlerüm yaşın revān
Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān
Sen şehe ḳul olmaġ ile ġuṣṣadan āzād olup
Ḳurtulup dünyā ġamından ‘ışḳ ile dil-şād olup
Sen lebi Şīrīn’e yüz biñ cān ile Ferhād olup
Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān
Leyli-i zülfüñ hevāsını görüp çıḳ cān gibi
Sīne-i bī-kīnede ḥıfẓ eyleyüp īmān gibi
Ḫalḳdan vaḥşet idüp Mecnūn-ı ser-gerdān gibi
Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān
Zülfüñ evcinden düşüp uzun uzaḳ sevdālara
Ḫalḳdan geçdüm ḳaçup dīvāne-veş ṣaḥrālara
Ka‘be ḥaḳḳı deşt ü ṭaġı vermezem dünyālara
Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān
Ḫalḳ-ı ‘ālemden idüp ‘ışḳ ile iy Fażlī firār
Ṭāġlarda düşdi vaḥşīlerle ülfet iḫtiyār
Bir gözi āhūya ser-gerdān olup dīvāne-vār
Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān

Günümüz Türkçesiyle

1. İlk gün (ezelde) can gözüyle sevgilinin yüzünü görüp o yüzün aşkıyla her zaman coşup kaynayarak, gözlerimin yaşını su gibi her suya akıtarak: gönlüm durulmaz, bana hemen dağlara düşmek gerek.

2. Sen şaha kul olmakla tasadan kurtulup, dünya gamından kurtulup aşkla gönlü şen olarak, Şirin dudaklı sana yüz bin canla Ferhat olarak: gönlüm durulmaz, bana hemen dağlara düşmek gerek. (Ferhat, Şirin'e kavuşmak için dağları delen âşıktır.)

3. Leylâ gibi zülfünün hevesini görüp (bedenden) can gibi çıkarak, onu kinsiz göğsümde iman gibi saklayarak, şaşkın Mecnun gibi halktan ürküp kaçarak: gönlüm durulmaz, bana hemen dağlara düşmek gerek.

4. Zülfünün doruğundan uzun uzak sevdalara düştüm, halktan geçip divane gibi kırlara kaçtım; Kâbe hakkı için, çölü ve dağı dünyalara değişmem: gönlüm durulmaz, bana hemen dağlara düşmek gerek.

5. Ey Fazlî, aşkla âlemin halkından kaçıp dağlarda vahşi hayvanlarla dostluğu seçtim; bir ceylan gözlüye divane gibi serseri olarak: gönlüm durulmaz, bana hemen dağlara düşmek gerek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Göñlüm ārām eylemez ṭaġlara düşmemdür hemān" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte nakarat da "-ān" kafiyesini paylaşır. İkinci bentte "olup", üçüncü bentte "gibi", dördüncü bentte "-lara" redifleri kullanılmıştır; son bendin kafiyesi "-ār"dır. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.

Özkat şiiri divanın sekizinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 222a) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre mecmuanın bu kısmı 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir; üzerinde "yarım kaldı" kaydı vardır ve bazı varakları eksiktir. Bir önceki murabba ile aynı varakta yer alır ve konu bakımından onun devamı gibidir: orada yurdu terk etmek istenir, burada dağlara düşülür.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir, divan şiirinin iki büyük âşık kıssasına dayanır. İkinci bentte âşık, Şirin dudaklı sevgiliye yüz bin canla Ferhat olmuştur; Ferhat'ın Şirin'e kavuşmak için dağları delmesi, nakarattaki "dağlara düşmek" sözüyle ilgi kurar. Üçüncü ve beşinci bentlerde Mecnun öne çıkar: sevgilinin zülfü Leylâ'ya benzetilir, âşık Mecnun gibi halktan ürküp kaçar, dağlarda vahşi hayvanlarla dostluk kurar ve bir "ceylan gözlü"ye serseri olur. Leylâ adı Arapçada geceyle ilgilidir; siyah zülfün Leylâ'ya benzetilmesi bu ilgiye dayanır. Mecnun'un çölde ceylanlarla dostluğu da bilinen bir hikâye ayrıntısıdır; beşinci bentteki "āhū" (ceylan) kelimesi hem bu hikâyeyi hem sevgilinin ceylan gözünü çağrıştırır.

İlk bentteki "rūz-ı evvel" (ilk gün) sözü, ruhların yaratılış anındaki ilk tanışmasını hatırlatır; âşık sevgilinin yüzünü daha o gün can gözüyle görmüştür. Dördüncü bentte "zülfün evci" (doruğu) ile "uzun uzak sevdalar" arasında bir ilgi kurulur: zülf uzundur, "sevda" kelimesi de hem tutkuyu hem siyah rengi çağrıştırır. Şair Kâbe hakkı için çölü ve dağı dünyalara değişmeyeceğini söyler; dünyadan uzaklaşmak burada seçilmiş bir hâldir. Her bendin birbirine bağlanan ulaçlarla (görüp, olup, idüp) kurulması, nakarata kadar soluksuz akan bir cümle duygusu verir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 236-237, musammat no. 8 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 222a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar