Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Ṣanmañuz ‘ālemde hergiz kār ü bār ister göñül
El çeküp her kārdan bir özge kār ister göñül
‘Işḳ sevdāsıyle ‘ālemden kenār ister göñül
Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül
Kūy-ı ḥasretde nice bir bī-ser ü sāmān olam
Rūz u şeb ḫalvet-nişīn ü gūşe-i hicrān olam
Vaḳtdür kim ‘ışḳ ile ḥayrān u ser-gerdān olam
Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül
Cān ise sā‘at-be-sā‘at ‘ışḳa ṭālib olmada
‘Işḳ ise günden güne göñlüme ġālib olmada
Yār ise her laḥẓa aġyāre muṣāḥib olmada
Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül
Derd-i ‘ışḳ ile cihān içre olanlar nā-tüvān
Bulmayup dünyāda bu derdüñ devāsın bī-gümān
Didiler kim çāresi ṣabr u seferdür her zamān
Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül
Yāri iy Fażlī görüp aġyār ile zār olmadın
Her zamān derd ü belā vü miḥnete yār olmadın
Ṣabr ile ḳurtulmadum çünkim giriftār olmadın
Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül
Günümüz Türkçesiyle
1. Sanmayın ki gönül dünyada asla kazanç ve mal ister; her işten el çekip bambaşka bir iş ister; aşk sevdasıyla dünyadan bir kenara çekilmek ister. Sabra güç kalmadı, gönül yurdunu terk etmek ister.
2. Hasret mahallesinde daha ne zamana dek başsız ve perişan kalayım; gece gündüz yalnızlığa çekilmiş, ayrılık köşesinde oturan biri olayım; artık aşkla şaşkın ve serseri olmanın vaktidir. Sabra güç kalmadı, gönül yurdunu terk etmek ister.
3. Can saat saat aşkı istemekte, aşk günden güne gönlüme üstün gelmekte, sevgili ise her an yabancılarla sohbet etmekte. Sabra güç kalmadı, gönül yurdunu terk etmek ister.
4. Dünyada aşk derdiyle güçsüz düşenler, bu derdin devasını dünyada bulamayınca, şüphesiz, "çaresi her zaman sabır ve yolculuktur" dediler. Sabra güç kalmadı, gönül yurdunu terk etmek ister.
5. Ey Fazlî, sevgiliyi yabancılarla görüp inlemeden önce, her an derde, belaya ve mihnete yâr olmadan önce, tutsak düşmeden önce de sabırla kurtulamadım. Sabra güç kalmadı, gönül yurdunu terk etmek ister. (Bendin söz dizimi tam açık değildir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş bentlik bir murabbadır. Her bendin ilk üç mısraı kendi arasında kafiyelidir; dördüncü mısra "Ṣabra ṭāḳat ḳalmadı terk-i diyār ister göñül" nakaratı olarak her bentte tekrarlanır. İlk bentte bütün mısralar "ister göñül" redifiyle biter. İkinci bentte "olam", üçüncü bentte "olmada", beşinci bentte "olmadın" redifleri kullanılmıştır; dördüncü bendin kafiyesi "-ān"dır. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas son bentte geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Özkat şiiri divanın yedinci musammatı olarak yayımlar. Metin yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 222a) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre mecmuanın bu kısmı 1149 (1736) yılında istinsah edilmiş ve sonradan cilde eklenmiştir; üzerinde "yarım kaldı" kaydı vardır ve bazı varakları eksiktir.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin konusu, aşk acısından kurtulmak için yurdu terk etme kararıdır. Birinci bent bu kararın dünyevi bir hesapla ilgisi olmadığını baştan söyler: gönül kazanç ve mal istemez, her işten el çekip başka bir "iş" ister ve aşk sevdasıyla dünyadan kenara çekilmek ister. Özkat "el çekmek" deyimini bu bentten örnekler. İkinci ve üçüncü bentler kararın gerekçelerini sıralar: âşık hasret mahallesinde perişan kalmış, can saat saat aşkı istemekte, aşk günden güne gönle üstün gelmekte, sevgili ise yabancılarla sohbet etmektedir. Üçüncü bentteki üç mısra aynı kalıpla kurulmuştur ("Cān ise... ‘Işḳ ise... Yār ise..."); bu yapı, âşığın, aşkın ve sevgilinin üç ayrı yöne gidişini yan yana koyar.
Dördüncü bent şiirin mantığını kurar. Aşk derdine düşenler bu derde dünyada çare bulamayınca "çaresi sabır ve yolculuktur" demişlerdir. Nakarat bu öğüdün ilk yarısının tükendiğini söyler: sabra güç kalmamıştır, geriye yalnız yolculuk, yani yurdu terk etmek kalır. Böylece nakarat mısraı dördüncü bentte bir sonuç cümlesine dönüşür. "Terk-i diyār" sözü, aşkın âşığı yurtsuz bırakan, onu gurbete iten bir güç olarak düşünülmesine dayanır; Mecnun'un çöle düşmesi bu düşüncenin en bilinen örneğidir. Dil sadedir ve konuşma dilinin akışını taşır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 235-236, musammat no. 7 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 222a); ayrıca s. 57-58 (murabbalar üzerine), s. 92 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






