Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün
Oldı menşūr-ı ‘āleme ‘unvān
Āyet-i “كل من عليها فان”
Yazmadı levḥ-i ‘ömre ḫaṭṭ-ı beḳā
Ḳalem-i kāf u nūn ile Yezdān
Dehr baḥr-i fenāda bir yildür
Cümle ḫalḳ andan olısar güẕerān
Bu ribāṭa gelen göçer āhir
Olısar cümle kārvānı revān
Ne gedā vü ne şāh u mīr ḳalur
Bir durur ‘āḳıbet ḳamuya cihān
Ḳanı ol burc-ı salṭanat māhı
Ya‘ni şāh-ı cihān Meḥemmed Ḫān
Oldı mānend-i çeşme-i ḫūrşīd
Ḫāk içinde nihān o çeşme-i cān
Taḫt iken eyleyüp yirin taḫte
Vardı taḫte’t-türābı itdi mekān
Ol hümā uçdı āşiyānından
Eyleyüp ‘azm-ı āşiyān-ı cinān
Didi ervāḥ-ı ḳuds “طاب ثراه”
Ce‘al-Allāhu cennete mis̱vāh
Okunuş (I-1b ve I-10a): Āyet-i "Küllü men ‘aleyhā fān"; Didi ervāḥ-ı ḳuds "ṭābe s̱erāh". Okuma ve anlam Özkat'ın dipnotlarındandır (s. 268-269).
Yıḳıl iy ṭārem-i sipihr-i berīn
Söyün iy şem‘-i ḳubbe-i zerrīn
Bozul iy imtizāc-ı ‘unṣur-ı çār
Üzül iy ‘aḳd-i ‘uḳde-i pervīn
Ṭaġıl iy cünd-i bī-şümār nücūm
Ṭolun iy māh sür‘at ile hemīn
Aġla iy ebr ḳıl yaşuñ bārān
İñle iy ra‘d idüp fiġān u enīn
Eyle iy berḳ āh-ı āteş-nāk
Ki yana sūz ile zamān u zemīn
Çāk ḳıl iy seḥer girībānuñ
İy şafaḳ eyle baġruñı ḫūnīn
Bürün iy şeb libās-ı mātemüñi
Ḳararup eyle ḫāṭıruñ ġam-gīn
Gün ṭoġar ṣanma başuña iy rūz
Ki ṭolındı o mihr-i devlet ü dīn
İtdi rıḥlet bu dār-ı süflīden
Oldı ‘ālī maḳāmı ‘illiyyīn
Ṣad hezārān dirīġ vā-veylā
Ki belā üzre cāna irdi belā
Bize yā Rab bu ne muṣībetdür
Ne belādur ‘aceb ne ḥāletdür
Gitdi devletlü begden ayrılduḳ
Ḳullarına bu nice nekbetdür
Bize ayruḳ cihānda rāḥat yoḳ
Gitdi rāḥat zamān-ı miḥnetdür
Tāzelikde o serv-i bāġ-ı cinān
Ḫāke düşdi bu ne ‘alāmetdür
Daḫı açılmadın o ġonce-i ter
Gül gibi ṣoldı hey ne āfetdür
Manṭıḳı mürdeye virürken cān
Kendü cān virdi bu ne ḥikmetdür
Lāle-veş ol gülüñ firāḳından
Baġrumuz ṭolu dāġ-ı ḥasretdür
Ṣad-hezārān dirīġ ü ḥasret ü āh
Gitdi ol Şeh zamān-ı firḳatdür
Ḫāke düşsek ‘aceb mi ẕilletle
Yirümüz gūşe-i meẕelletdür
Gice gündüz demidür aġlayalum
Baġrumuz nār-ı ġamda ṭaġlayalum
Yā İlāhī ne ṭurfa ḥāl oldı
Ki ḳatı mūcib-i melāl oldı
Bedr iken ol meh-i ḫuceste-ḫıṣāl
Ne zevāl irdi kim hilāl oldı
İşiginde sa‘ādet üzre iken
O sa‘ādet bize ḫayāl oldı
Oldı çünkim revān o rūḥ-ı revān
Bize dirlik daḫi muḥāl oldı
Baġrumuz ḳana döndi ḥasretle
Görüñüz kim bize ne āl oldı
Üstüḫᵛāna irişdi ġam bıçaġı
Hep eḥibbāsı bī-mecāl oldı
Gül-i ‘ömrine hem ḥayıflar anuñ
Ki düşüp ḫāke pāy-māl oldı
Bu muṣībet çü geldi başumuza
Şevḳ ü şādī bize vebāl oldı
Ġam yiyüp rūz u şebde ḳan içelüm
Ki bize Ḥaḳ’dan ol nevāl oldı
Çāre ne rūz u şeb fiġān idelüm
Baġrumuz ḥasret-ile ḳan idelüm
Rūz u şeb iy göñül fiġān eyle
Rāzuñı ḫalḳa dāstān eyle
Demidür aġla iy gözüm aġla
Ebr-veş yaşuñı revān eyle
Ṭutuş iy sīne nār-ı ḥasret ile
Sūzuñı gün gibi ‘ıyān eyle
İy ciger tīr-i hecr ile delinüp
Baġruñı ḥasret ile ḳan eyle
İtdi cānın revān o şāh-ı güzīn
İy göñül sen de terk-i cān eyle
Düşdi ḫāke o genc-i bī-hem-tā
Sen de bir günci var mekān eyle
Çıḳdı elden çü oḳ gibi o şāh
Ḳāmetüñ ġuṣṣadan kemān eyle
Menzilin tīr-i āhuñuñ yiridür
Ṣaḥn-ı ṣaḥrā-yı āsümān eyle
Çünki terk eyledi cihānı o şāh
Sen de terk-i cihāniyān eyle
Ḥasretā ḥasretā dirīġ dirīġ
Ḳapladı āfitāb-ı devleti mīġ
İy felek bī-amān imişsin sen
Ḳatı nā-mihribān imişsin sen
Ẓulm ile ‘ālemi ḫarāb itdüñ
Nice ẓulm ıssı ḫān imişsin sen
Göz göre nice ḳıyduñ ol şāha
Ẓālim ü bī-amān imişsin sen
Bizi ol yaḫşı begden ayırduñ
Hey ne yavuz yaman imişsin sen
Evvelā luṭf u soñra ḳahr itdüñ
Nice ḳavli yalan imişsin sen
Yedi ḳat ṭāsdan geçer zehrüñ
Ejder-i cān-sitān imişsin sen
Ḳāmetüñ gerçi kim kemān olmış
Tīr-i āha nişān imişsin sen
Kimse sende ḳarār itmez imiş
İki günlük mekān imişsin sen
Niçe ‘anḳāları uçurmışsın
Köhne bir āşiyān imişsin sen
Dād u feryād elüñden iy eflāk
Yirini eyledüñ o şāhuñ ḫāk
Aña yā Rab cinān ṭuraġ olsun
Meskeni gülsitān u bāġ olsun
‘Arṣa-i tāb-nāk-ı maḥşerde
Sāye-i ‘arş aña oṭaġ olsun
Meclisinde şarāb-ı Kevs̱er’den
Dest-i ḥavrāda pür-ayaġ olsun
Ḳabri tārīk olmasun bir dem
Pertev-i nūr-ı Ḥaḳ çerāġ olsun
Ola cennetde ol Burāḳ’a süvār
Öñce ġılmān ḳamu yayaġ olsun
Aña ṭaġ üsti bāġ olup her-dem
Ḥasreti baġrumuzda dāġ olsun
Yirde yatduḳça ol vücūd-ı şerīf
Pādişāh-ı zemāne ṣaġ olsun
Şecer-i ‘ömri pāydār oluban
‘Avn-i Ḥaḳ dāyimā ṭayaġ olsun
Ṣaḳlasun hep budaḳların Mevlā
Cümle pür-berg ü pür-budaġ olsun
Fażliyā ṣıdḳ ile diyen āmīn
Dilegüm bu belādan ola emīn
Günümüz Türkçesiyle
I-1. Dünyanın fermanına "Yeryüzünde bulunan her şey yok olacaktır" âyeti başlık oldu.
I-2. Allah, kâf ve nûn kalemiyle, yani "Ol" emriyle, ömür levhasına kalıcılık yazısı yazmadı.
I-3. Zaman, yokluk denizi üzerinde bir köprüdür; bütün insanlar onun üstünden geçip gidecektir. (Özkat'ın aktardığı İsen neşrinde "yil" yerine "pil", yani köprü okunur.)
I-4. Bu kervansaraya gelen sonunda göçer; bütün kervanı yola düşecektir.
I-5. Ne dilenci kalır ne şah ne bey; sonunda dünya herkes için birdir.
I-6. Hani o saltanat burcunun ayı, yani dünyanın şahı Mehmed Han nerede?
I-7. O can pınarı, güneşin kaynağı gibi toprağın içinde gizlendi.
I-8. Tahtta otururken yerini tahtaya (tabuta) bıraktı; gitti, toprağın altını kendine mekân edindi.
I-9. O hüma kuşu yuvasından uçtu, cennetteki yuvaya yöneldi.
I-10. Kutsal ruhlar "Toprağı hoş olsun" dedi; Allah cenneti onun yurdu kılsın.
II-1. Ey yüce göğün kubbesi, yıkıl; ey altın kubbenin mumu güneş, sön.
II-2. Ey dört unsurun karışımı, bozul; ey Ülker yıldızlarının dizisi, çözülüp dağıl.
II-3. Ey sayısız yıldız ordusu, dağıl; ey ay, hemen tutul.
II-4. Ey bulut, ağla, yaşını yağmur yap; ey gök gürültüsü, feryat ve inilti ile inle.
II-5. Ey şimşek, ateşli bir ah çek de zaman ve yeryüzü bu ateşle yansın.
II-6. Ey seher, yakanı yırt; ey şafak, bağrını kana boya.
II-7. Ey gece, yas elbiseni giy; kararıp gönlünü gamlı et.
II-8. Ey gündüz, başına artık gün doğacak sanma; çünkü devletin ve dinin o güneşi tutuldu.
II-9. Bu alçak dünyadan göçtü; yüce makamı İlliyyîn oldu. (İlliyyîn, Kur'an'da iyilerin yeri olarak anılan yüce makamdır.)
II-10. Yüz binlerce yazık, vay başımıza gelenler; cana bela üstüne bela erişti.
III-1. Ya Rab, bize bu ne musibettir; ne beladır, ne tuhaf bir haldir.
III-2. Devletli beyimiz gitti, ondan ayrıldık; kullarına bu ne büyük felakettir.
III-3. Artık bize dünyada rahat yok; rahat gitti, sıkıntı zamanıdır.
III-4. Cennet bahçesinin o selvisi daha tazeyken toprağa düştü; bu ne alamettir.
III-5. O taze gonca daha açılmadan gül gibi soldu; hey, ne afettir.
III-6. Sözü ölüye can verecek güzellikteyken kendisi can verdi; bu ne hikmettir.
III-7. O gülün ayrılığından bağrımız, lalenin ortasındaki kara leke gibi hasret yarasıyla doludur.
III-8. Yüz binlerce yazık, hasret ve ah; o şah gitti, ayrılık zamanıdır.
III-9. Zilletle toprağa düşsek şaşılır mı; artık yerimiz horluk köşesidir.
III-10. Gece gündüz ağlama zamanıdır, ağlayalım; bağrımızı gam ateşinde dağlayalım.
IV-1. Ya İlahî, ne tuhaf bir hal oldu ki büyük bir keder sebebi oldu.
IV-2. Uğurlu huylu o ay dolunayken ne düşüş geldi ki hilal oldu.
IV-3. Onun eşiğinde mutluluk içindeyken o mutluluk bize hayal oldu.
IV-4. O akıp giden can, o aziz ruh göçüp gidince bize artık yaşamak imkânsız oldu.
IV-5. Bağrımız hasretle kana döndü; görün, bize ne hile oldu.
IV-6. Gam bıçağı kemiğe dayandı; bütün sevenleri dermansız kaldı.
IV-7. Onun ömür gülüne de yazıklar olsun ki toprağa düşüp ayak altında kaldı.
IV-8. Bu musibet başımıza gelince şevk ve sevinç bize günah oldu.
IV-9. Gece gündüz gam yiyip kan içelim; çünkü Hak'tan bize düşen nasip bu oldu.
IV-10. Ne çare; gece gündüz feryat edelim, bağrımızı hasretle kan edelim.
V-1. Ey gönül, gece gündüz feryat et; sırrını halka destan et.
V-2. Ağlama zamanıdır; ağla ey gözüm, ağla, bulut gibi yaşını akıt.
V-3. Ey göğüs, hasret ateşiyle tutuş; yanışını güneş gibi apaçık göster.
V-4. Ey ciğer, ayrılık okuyla delinip bağrını hasretle kan et.
V-5. O seçkin şah canını verdi; ey gönül, sen de candan vazgeç.
V-6. O benzersiz hazine toprağa düştü; sen de git, bir köşeyi kendine mekân edin. (Neşirdeki "günci" kelimesi, Çavuşoğlu yayımındaki gibi "künc", yani köşe anlamında anlaşılmıştır.)
V-7. O şah ok gibi elden çıkınca sen de boyunu kederden yay gibi bük.
V-8. Ah okunun menzilini gök sahrasının meydanı etsen yeridir.
V-9. O şah dünyayı terk ettiğine göre sen de dünya halkını terk et.
V-10. Ne hasret, ne hasret; yazık, yazık; devlet güneşini bulut kapladı.
VI-1. Ey felek, sen amansızmışsın; pek sevgisizmişsin.
VI-2. Zulümle dünyayı yıktın; ne zalim bir hanmışsın.
VI-3. Göz göre göre o şaha nasıl kıydın; zalim ve amansızmışsın.
VI-4. Bizi o iyi beyden ayırdın; hey, ne kötü, ne yamanmışsın.
VI-5. Önce lütfettin, sonra kahrettin; ne sözü yalan biriymişsin.
VI-6. Zehrin yedi kat gökten geçer; can alıcı bir ejderhaymışsın.
VI-7. Boyun gerçi yay gibi bükülmüş; ama sen ah okuna hedefmişsin.
VI-8. Kimse sende kalıcı olmazmış; sen iki günlük bir konakmışsın.
VI-9. Nice anka kuşlarını uçurmuşsun; sen eski bir yuvaymışsın.
VI-10. Ey felekler, elinizden imdat ve feryat; o şahın yerini toprak ettiniz.
VII-1. Ya Rab, cennetler ona yurt olsun; meskeni gül bahçesi ve bağ olsun.
VII-2. Mahşerin parlak meydanında Arş'ın gölgesi ona çadır olsun.
VII-3. Meclisinde hurinin elindeki kadeh Kevser şarabıyla dolu olsun.
VII-4. Kabri bir an bile karanlık kalmasın; Hak nurunun ışığı ona kandil olsun.
VII-5. Cennette Burak'a binsin; önünde bütün gılmanlar yaya yürüsün.
VII-6. Onun için dağların üstü her an bağ bahçe olsun; onun hasreti de bizim bağrımızda yara olsun. (Beyit kapalıdır; "ṭaġ", "bāġ" ve "dāġ" kelimeleriyle bir ses oyunu kurulmuştur.)
VII-7. O şerefli vücut yerde yattıkça zamanın padişahı sağ olsun.
VII-8. Padişahın ömür ağacı kalıcı olsun, Hakk'ın yardımı ona daima dayanak olsun.
VII-9. Mevlâ onun bütün dallarını korusun; hepsi yapraklı, dallı budaklı olsun.
VII-10. Ey Fazlî, içtenlikle "âmin" deyin; dileğim, bu beladan emin olunmasıdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir, Şehzade Mehmed'in ölümü üzerine yazılmış yedi bentlik bir terkib-bend mersiyedir. Terkib-bend, aynı vezinde yazılmış ve her biri bir gazel gibi kafiyelenen bentlerin, kafiyesi her bentte değişen bir "vasıta beyti" ile birbirine bağlandığı bir nazım şeklidir. Mustafa Özkat'ın belirttiği gibi her bent on beyitten oluşur: dokuz beyitlik bir hane ve onu kapatan bir vasıta beyti. Toplam yetmiş beyittir. Vezin hafif bahrinin "fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Birinci bendin kafiyesi "-ān" (‘unvān, fān, Yezdān, güẕerān), ikincisinin "-īn" (berīn, zerrīn, pervīn), üçüncüsünün "-et" sesi ile "-dür" redifidir (muṣībetdür, ḥāletdür); sonraki bentler "-āl oldı", "-ān eyle", "-ān imişsin sen" ve "-aġ olsun" kafiye ve redifleriyle kurulur. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer.
Özkat mersiyeyi divanın otuz sekizinci musammatı olarak, Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuadan (vr. 69b) yayımlar; aynı mecmuanın birkaç varak sonrasında Zâtî'nin Şehzade Mehmed mersiyesi de yer alır. Nüshada şiir terci-bend adıyla kaydedilmiştir; Özkat bunun aslında bir terkib-bend olduğunu, eski dönemlerde terkib-bendlerin de terci-bend adıyla anıldığını belirtir. Özkat metni, Mustafa İsen'in Acıyı Bal Eylemek adlı kitabında Hayrullah Efendi'nin Târih-i Devlet-i Aliyye'sinden naklen yayımlanan metinle karşılaştırmış, aradaki farkları dipnotlarda göstermiştir. Birinci bentte iki Arapça ibare vardır ve neşirde Arap harfleriyle basılmıştır: ikinci mısradaki âyet ile onuncu beyitteki "ṭābe s̱erāh" duası. Özgün metindeki bu ibareler neşrin basılı sayfasından harfi harfine aktarılmıştır; okunuşları ve anlamları Özkat'ın dipnotlarındandır. Özkat, İsen'in âyetteki "‘aleyhā" kelimesini sehven "‘aleynā" diye yazdığını da not eder.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat mersiyenin planını şöyle anlatır: birinci bent Rahmân sûresinin "Yeryüzünde bulunan her şey yok olacaktır" mealindeki 26. âyetine telmihle açılır ve her canlının öleceğini anlatır; ikinci bentte şair yerde ve gökte bulunan bütün varlıkları şehzadenin ölümüne yas tutmaya çağırır; üçüncü ve dördüncü bentlerde bu ölümle dünyada rahat ve huzurun kalmadığını söyler; beşinci bentte kendi uzuvlarını yanıp tutuşmaya çağırır; altıncı bentte feleğe sitem eder; yedinci bent bir dua ile biter.
Birinci bent, ölümü genel bir hakikat olarak anlatıp ancak altıncı beyitte şehzadenin adına gelir: "Ya‘ni şāh-ı cihān Meḥemmed Ḫān". Dünya bir köprü, bir kervansaray ve bir kervandır; Özkat dördüncü beyti Fazlî'nin şiirlerindeki atasözü niteliğindeki sözler arasında gösterir. Sekizinci beyitte güçlü bir cinas vardır: "taḫt" (taht), "taḫte" (tahta, yani ölünün konduğu teneşir ya da tabut) ve "taḥte't-türāb" (toprağın altı) kelimeleri art arda gelir; tahttan tahtaya, tahtadan toprağa inen bir düşüş anlatılır. Dokuzuncu beyitte şehzade, gölgesi düştüğü kişiye devlet getirdiğine inanılan hüma kuşuna benzetilir. Bendi kapatan vasıta beytindeki Arapça dua, "Toprağı hoş olsun", ölüler için söylenen bilinen bir kalıptır.
İkinci bent bütünüyle bir hitaptır: gök kubbe, güneş, dört unsur, Ülker, yıldızlar, ay, bulut, gök gürültüsü, şimşek, seher, şafak, gece ve gündüz tek tek çağrılıp yasa davet edilir. Her beyit bir emir kipiyle başlar; "yıḳıl, söyün, bozul, üzül, ṭaġıl, ṭolun, aġla, iñle" fiillerinin art arda gelişi bende güçlü bir ritim verir. Bu söyleyiş, kâinatın bir ölüm karşısında düzenini kaybetmesini anlatan mersiye geleneğine uygundur. Üçüncü ve dördüncü bentlerde ölen şehzade erken solan bir gonca, toprağa düşen bir selvi, dolunayken hilale dönen bir aydır. Üçüncü bendin altıncı beytinde sözü ölüye can verecek kadar güzel olan gencin kendisinin can vermesi bir tezatla anlatılır; burada ölüleri dirilten İsa peygambere örtük bir telmih bulunduğu çıkarımımızdır. Dördüncü bentteki "revān o rūḥ-ı revān" söyleyişinde "revān" kelimesi hem "giden, akan" hem de "can" anlamında kullanılmıştır.
Beşinci bentte şair kendi gönlüne, gözüne, göğsüne ve ciğerine seslenir. Altıncı beyitte "genc" (hazine) ile "künc" (köşe) arasında cinas vardır: hazine toprağa gömüldüğüne göre gönül de bir köşeye çekilmelidir. Yedinci beyitte ok ile yay imgesi kullanılır: şah elden ok gibi çıkmıştır, âşığın boyu kederden yay gibi bükülmelidir. Altıncı bent, "imişsin sen" redifiyle feleğe yöneltilmiş bir sitemdir; felek amansız, zalim, sözü yalan, can alıcı bir ejderha, eski bir yuva ve iki günlük bir konak olarak anılır. Yedinci bent cennet tasvirleriyle dolu bir duadır: Arş'ın gölgesi, Kevser, huriler, Burak ve gılmanlar.
Tarihî Bağlam
Şehzade Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğludur. Özkat'a göre Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya gönderilmesiyle boşalan Manisa sancağına 949 (1542) yılında atanmış, 8 Şaban 950 (6 Kasım 1543) tarihinde genç yaşta, Özkat'ın bir başka yerde belirttiğine göre çiçek hastalığından ölmüştür. Fazlî'nin memuriyet hayatı Mehmed'in yanında başlamıştı: tezkirelere göre şair, şehzadelerin sünnet düğününde Zâtî'nin aracılığıyla Kanuni'ye bir kaside okumuş, bu olaydan sonra Mehmed Manisa'ya sancakbeyi olarak çıkınca onun divan kâtibi olmuştur. Mehmed'in ölümü üzerine Fazlî Amasya'ya, Şehzade Mustafa'nın divan kâtipliğine geçmiştir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Fazlî'nin Mehmed'in ölümü üzerine "ünlü mersiyesini" yazdığını kaydeder. Bu mersiye, Fazlî'nin hem ilk efendisine yazdığı bir ağıt hem de Amasya dönemine geçişini hazırlayan olayın şiiridir.
Mersiyenin son dört bendi, Mehmet Çavuşoğlu tarafından bazı küçük farklarla "Mers̱iye-i Merḥūm Sulṭān Muṣṭafā" başlığı altında, yanlışlıkla Şehzade Mustafa için yazılmış mersiyeler arasında yayımlanmıştır; bunu Özkat bildirir. Birinci bentte şehzadenin adının "Meḥemmed Ḫān" diye açıkça anılması, nüshadaki başlık ve İsen'in Hayrullah Efendi'den naklettiği "Mers̱iye Berāy-ı Şehzāde Meḥemmed" başlığı, şiirin Mehmed için yazıldığını gösterir. Yedinci bentte yer alan "Pādişāh-ı zemāne ṣaġ olsun" duası da, babası Kanuni'nin emriyle öldürülen Mustafa'dan çok, babasının sağlığında eceliyle ölen Mehmed'e uygun düşer; bu değerlendirme yorumumuzdur. Aynı bendin sekizinci ve dokuzuncu beyitlerinde padişahın ömür ağacının ve dallarının korunması dilenir; dalların hanedanın öteki şehzadelerini anlattığı da yorumumuzdur.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 268-275, musammat no. 38 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 69b); ayrıca s. 6 (Mehmed'in meclisi ve ölümü), s. 9 ve 17-18 (Fazlî'nin Mehmed'e divan kâtipliği), s. 57-59 (musammatlar ve bu mersiye üzerine), s. 89 (atasözleri) ve s. 118 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
- Mehmet Çavuşoğlu, "Şehzâde Mustafa Mersiyeleri", Tarih Enstitüsü Dergisi, 12 (1981-1982), s. 669-672 (Özkat'taki aktarımla).
Kitaplar
- Mustafa İsen, Acıyı Bal Eylemek: Türk Edebiyatında Mersiye, 2. baskı, Ankara: Akçağ Yayınları, 1994, s. 279-282 (Özkat'taki aktarımla).
Çevrimiçi kaynaklar






