Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
İy çarḫ-ı bī-amān yine ḳılduñ ġarīb kār
Tīġ-ı sitemle sīneleri eyledüñ figār
Urduñ ġam ile baġrumuz[a] dāġ-ı ḥasreti
Nīrān-ı fitneden yine ṣalduñ ḫūbāna nār
Evvel naẓarda ‘arża ḳılup ṣūret-i vefā
Rūy-ı cefāyı eyledüñ āḫirde āşikār
Her kim ki aldanup saña senden vefā umar
İy bī-vefā cefā ile eylersin anı zār
Nūş-ı beḳā umanlara nīş-i fenā ṣunup
Āb-ı ḥayātı ḳahruñ ider cāna zehr-i mār
Ḳanı o şeh ki devlet ü iḳbāl ü ḳadr ile
Olmışdı cümle ḫāṣ ile ‘ām içre nām-dār
Kāḫ-ı sürūr iken yirini ḫāk-ı ġam ḳılup
Ḳılduñ vücūd-ı pākını ḳahr ile ḫāk-sār
Ol kān-ı luṭf u ma‘den-i ṣāḥib-ṣafā ḳanı
A‘nī yegāne Ḥażret-i Şeh Muṣṭafā ḳanı
Bir şāh-idi ki devlet ü ḳadr ile bī-gümān
Olmışdı nām-ı nīki cihān içre dāstān
Ḳahr ile ḫavf-ı tīġı ḳılup Rüstem’i zebūn
Ḳahrından ister idi anuñ Ḳahramān amān
Nāmı ṭutup cihānı bütün ‘adl ü dād ile
Cāndan muḥibbi olmış idi pīrle vü cüvān
Derdā ki ol maḥabbet olup bā‘is̱-i helāk
Ṣaldı o şāhı varṭa-i itlāfa rāygān
Bāzū-yı devlet üzre ‘aceb şāh-bāzdı
Āl ile dāma düşdi ḳazā ile nā-gehān
Şāh-ı cihāna geçdi ‘adū eyleyüp ġaraż
Ey dil ne çāre çün bu imiş emr-i Müste‘ān
Ṣabr eyle ḳudretüñ yoġ ise ṣabra dāyimā
Tā ḥaşr olınca derd ile ḳıl nāle vü fiġān
Ḳan aġla tīġ-ı ḥasret ile sīne çāk olup
Yan derd ile ḳıyāmete dek derd-nāk olup
Derdā vü ḥasretā vü dirīġā hezār āh
Ḳıydı o şāha ẓulm ile bu rūz-gār āh
Aġlar bu mātem ile cihān ḫalḳı zār u zār
Eyler bu ḥasret ile ṣiġār u kibār āh
Yansun belā vü ḥasret ile cümle ṭaġ u ṭaş
Ḳılsun ‘anā vü derd ile dār [u] diyār āh
Mü’min olan yaḳar bu muṣibetle baġrını
Kāfir de eylesün bu işe ṣad hezār āh
Bu mātem ile pīr ü cüvān nāleler ḳılup
Ṭoldı enīn ü şīven ile her kenār āh
Ṭaş olsa bu firāḳa ṭaşa baġrı doymaya
Kimdür bu demde ḳılmaya leyl ü nehār āh
Her gice Fażliyā ġam ile baġrumuz yaḳup
Her gün firāḳ ile ḳılalum āşikār āh
Derd ü firāḳ ile geçirüp rūz-gārumuz
Çıḳsun [ki] yiridür felege āh u zārumuz
Günümüz Türkçesiyle
I-1. Ey amansız felek, yine tuhaf bir iş yaptın; zulüm kılıcınla gönülleri yaraladın.
I-2. Gamla bağrımıza hasret dağını vurdun; fitne ateşlerinden yine güzellerin üstüne ateş saldın.
I-3. İlk bakışta vefa yüzü gösterdin, sonunda cefa yüzünü ortaya çıkardın.
I-4. Kim sana aldanıp senden vefa umarsa, ey vefasız, onu cefayla inletirsin.
I-5. Ölümsüzlük balı umanlara ölüm iğnesini sunarsın; öfken, hayat suyunu bile cana yılan zehrine çevirir.
I-6. Hani o şah, talihi, ikbali ve rütbesiyle seçkinler ve halk arasında ünlü olmuştu?
I-7. Yeri bir sevinç köşkü iken onu gam toprağına çevirdin; öfkenle onun tertemiz varlığını toprağa serdin.
I-8. Hani o lütuf madeni, o safa ehlinin cevher ocağı? Yani hani o tek ve benzersiz Hazret-i Şah Mustafa?
II-1. O öyle bir şahtı ki talihi ve rütbesiyle, şüphesiz, iyi adı dünyada destan olmuştu.
II-2. Kılıcının korkusu Rüstem'i öfkesiyle aciz bırakmış, Kahraman bile onun öfkesinden aman dilerdi. (Rüstem ve Kahraman, İran destanlarının ünlü pehlivanlarıdır.)
II-3. Adaleti ve insafıyla adı bütün dünyayı tutmuş, yaşlı da genç de onu candan sever olmuştu.
II-4. Yazık ki o sevgi onun ölümüne sebep oldu ve o şahı boş yere yok oluş uçurumuna attı.
II-5. Devletin bileği üzerinde ne şaşılacak bir şahindi; bir hileyle, kader gereği ansızın tuzağa düştü.
II-6. Düşman kötü niyetle dünya şahının yanında sözünü geçirdi. Ey gönül, ne çare, madem ki bu, yardımı istenen Allah'ın emriymiş.
II-7. Sabretmeye gücün varsa daima sabret; kıyamete dek dertle inle, feryat et.
II-8. Hasret kılıcıyla göğsün yarılmış olarak kan ağla; kıyamete kadar dertli olarak dertle yan.
III-1. Eyvah, ne hasret, ne yazık, bin âh; bu felek o şaha zulümle kıydı, âh.
III-2. Dünya halkı bu yasla inleyerek ağlıyor; küçük büyük herkes bu hasretle âh ediyor.
III-3. Bütün dağ ve taş bela ve hasretle yansın; ev ve yurt sıkıntı ve dertle âh etsin.
III-4. Mümin olan bu musibetle bağrını yakar; kâfir de bu işe yüz bin kez âh etsin.
III-5. Yaşlısı genciyle herkes bu yasla inledi; her köşe inilti ve feryatla doldu, âh.
III-6. Taş bile olsa bu ayrılık karşısında bağrını taşlara vurmaya doyamaz; bu anda gece gündüz âh etmeyecek kim vardır? (İlk mısra kapalıdır; "taş yürekli biri bile bu ayrılığa dayanamaz" anlamında da okunabilir.)
III-7. Ey Fazlî, her gece gamla bağrımızı yakıp her gün ayrılıkla âhımızı açığa vuralım.
III-8. Ömrümüzü dert ve ayrılıkla geçirdiğimize göre âhımız ve iniltimiz göğe yükselse yeridir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir üç bentlik bir terkib-bend mersiyedir. Terkib-bend, aynı vezinde yazılmış ve her biri bir gazel gibi kafiyelenen bentlerin, kafiyesi her bentte değişen bir "vasıta beyti" ile birbirine bağlandığı bir nazım şeklidir. Burada her bent yedi beyit ile bir vasıta beytinden, toplam sekiz beyitten oluşur; Özkat da bentlerdeki beyit sayısının sekiz olduğunu belirtir. Birinci bendin kafiyesi "-ār" (kār, figār, nār), ikincisinin "-ān" (gümān, dāstān, amān), üçüncüsünün ise "āh" redifiyle "-ār" (hezār, rūz-gār, kibār) sesidir. Vasıta beyitleri "ḳanı", "olup" ve "-umuz" redifleriyle bentleri kapatır. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Mahlas üçüncü bentte "Fażliyā" biçiminde geçer.
Mustafa Özkat bu mersiyeyi divanın 37. musammatı olarak, Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuadan (vr. 67b-68a) yayımlamıştır. Aynı mecmuanın ilk 66 varağında Gül ü Bülbül'ün 960 yılında istinsah edilmiş bir nüshası bulunur; mersiye bu nüshanın hemen ardından gelir. Birinci bendin beşinci beytinde nüshadaki "āb-ı ḥayvānı" ifadesi Özkat tarafından vezin gereği "āb-ı ḥayātı" diye düzeltilmiştir. Köşeli parantez içindeki ekler de vezin için Özkat'ın tamamlamalarıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat mersiyenin planını şöyle anlatır: birinci bentte şair feleğe sitem edip onun vefasızlığını anlatır, ikinci bentte Şehzade Mustafa'yı över, üçüncü bentte ona kıyanlara sitem ederek ağlar. Birinci bent bütünüyle feleğe yöneltilmiş bir hitaptır. Felek önce "ṣūret-i vefā", vefa yüzü gösterip sonunda "rūy-ı cefā"yı açığa çıkaran bir aldatıcıdır; "nūş-ı beḳā" (ölümsüzlük balı) ile "nīş-i fenā" (ölüm iğnesi), "āb-ı ḥayāt" ile "zehr-i mār" karşıtlıkları bu aldatmayı tezatlarla anlatır. Bent, "Ḳanı" diye soran ve şehzadenin adını ilk kez anan vasıta beytiyle kapanır.
İkinci bent bir övgüdür, ama övgünün içine ölümün sebebi yerleştirilmiştir. Şehzadenin adaleti dünyayı tutmuş, yaşlı genç herkes onu sevmiştir; "Derdā ki ol maḥabbet olup bā‘is̱-i helāk" mısraı ise bu sevginin onun ölümüne yol açtığını söyler. Aynı fikir Fazlî'nin murabba mersiyesinde de vardır. Şahin ile tuzak imgesi de iki mersiyede ortaktır: Mustafa "bāzū-yı devlet" üzerinde, yani devletin bileğinde duran bir şahindir, bir "āl", hile ile tuzağa düşmüştür. İkinci beyitte adı geçen Rüstem ve Kahraman, İran destan geleneğinin pehlivanlarıdır ve şehzadenin yiğitliğini abartılı bir teşbihle anlatır. Rüstem adının, şehzadenin ölümünde payı olduğu düşünülen Sadrazam Rüstem Paşa'yı da hatırlatıp hatırlatmadığı sorulabilir; ancak kaynaklarda beyit için böyle bir yorum yapılmamıştır.
Altıncı beyit, iki mersiyenin ortak bir öğesini daha taşır: "Şāh-ı cihāna geçdi ‘adū eyleyüp ġaraż", düşman kötü niyetle dünya şahının yanında sözünü geçirdi. Suç yine padişahı etkileyenlere yüklenir; ardından gelen "bu imiş emr-i Müste‘ān" (bu, Allah'ın emriymiş) sözüyle de olay kadere bağlanır ve şair kendine sabrı öğütler. Üçüncü bent, "āh" redifiyle bütünüyle bir ağıttır. Dağ ve taşın yanması, kâfirin bile âh etmesi gibi abartılar, murabba mersiyenin yedinci bendindeki benzer söyleyişleri hatırlatır.
Tarihî Bağlam
Şehzade Mustafa Ekim 1553'te öldürüldüğünde Fazlî on yıldır onun Amasya'daki divan kâtibiydi. Özkat, bu mersiyedeki bent sayısının azlığında, şehzadenin bir idam sonucu ölmüş olmasından doğan çekingenliğin rol oynamış olabileceğini düşünür. Gerçekten de bu metinde zulmün sorumluları "felek" ve "‘adū" gibi genel adlarla anılır, olay sonunda Allah'ın takdirine bağlanır.
Fazlî'nin Şehzade Mustafa için yazdığı mersiyelerin sayısı konusunda kaynaklar tam örtüşmez. TDV İslâm Ansiklopedisi Fazlî'nin Mustafa için "bir mersiye" yazdığını söyler. Maruf Çakır, Mustafa için yazılmış ve tespit edilmiş on altı mersiye arasında iki mersiye yazan tek şairin Nisâyî olduğunu belirtir. Özkat'ın derlemesinde ise Fazlî'ye ait iki Mustafa mersiyesi yer alır: bu terkib-bend ile on bir bentlik murabba. Ayrıca Özkat, Fazlî'nin Şehzade Mehmed için yazdığı yedi bentlik terkib-bendin son dört bendinin Mehmed Çavuşoğlu tarafından yanlışlıkla Şehzade Mustafa mersiyeleri arasında yayımlandığını bildirir; Fazlî'nin iki şehzade için yazdığı mersiyelerin zaman zaman karıştırılması bu yüzdendir.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 266-268, musammat no. 37 (Âşir Efendi 314, vr. 67b); ayrıca s. 58-59 ve s. 118-119 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Maruf Çakır, "Sirâcî'nin Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 4/1 (2021), s. 9-22, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kiid/article/892994.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
- Mehmed Çavuşoğlu, "Şehzâde Mustafa Mersiyeleri", Tarih Enstitüsü Dergisi, 12 (1981-1982), s. 641-686 (Özkat'taki ve Çakır'daki aktarımla).
Çevrimiçi kaynaklar






