Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Ḥabbeẕā iy nūr-ı çeşm-i ḫüsrev-i rūy-ı zemīn
Ḥażret-i ṣāḥib-ḳırān Şeh-zāde-i devlet-ḳarīn
Dāyimā olsun saña Bārī naṣīr ü hem mu‘īn
Fetḥ ü nuṣret hem-‘inān u ‘izz ü devlet hem-nişīn
Taḥt-ı ‘ālī-baḫt yāver furṣat u şevket hemīn
Salṭanat zīr-i ‘inān u memleket zīr-i nigīn
Kim cihān ‘adlüñle ma‘mūr oldı iy şāh-ı güzīn
Luṭf u cūduñdan zemāne buldı ferr ü zīb ü zīn
Cān u dilden saña eylerler du‘ā erbāb-ı dīn
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
Nāmuñ el-ḥaḳ nāme-i ‘adl içre mesṭūr eyledüñ
Ẕāt-ı pākuñ ‘adl ü inṣāf ile meşhūr eyledüñ
Luṭf u iḥsānuñ sebīl-i Ḥaḳ’da mevfūr eyledüñ
‘Ayn-ı ‘adl ile cihān ḫalḳını manẓūr eyledüñ
Devrden bī-dād u ẓulmi cümleten dūr eyledün
Fitneyi def‘ eyleyüp ḳaṭ‘-ı şer ü şūr eyledüñ
Cümle ‘ālem ḫalḳınuñ ḳalbini mesrūr eyledüñ
Rūḥını ecdāduñuñ ḫayr ile pür-nūr eyledün
Ḥāṣılı devrüñde milk-i Rūm’ı ma‘mūr eyledüñ
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
Muṣṭafā nāmuñ Muḥammed ḫulḳsın Ḥaydar-seḫā
Server-i Bū Bekr-i Ṣıddīḳ vaṣfıdur ‘Os̱mān-ḥayā
‘Adl ile ḫod Ḥażret-i Fārūḳ’sın sen ḫüsrevā
Re’fet ü cūd u mürüvvetde naẕīr olmaz saña
Muṣṭafā’sın ḥaḳ budur aḳrānuñ içre Muṣṭafā
Görmedi mis̱lüñ senüñ dünyāda erbāb-ı ṣafā
‘Adl ü inṣāfuñ görüp iy ḫüsrev-i gerdūn-serā
Cān ile dilden du‘ā-gūyuñ olup bāy u gedā
Ẕikr ü tesbīḥinde der iḫlāṣla ṣubḥ u mesā
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
İñlemez devrüñde bir kimse meger meclisde ‘ūd
Kimseden yanup yaḳılmaz kimse līk āteşde ‘ūd
Kimsenüñ burmaz ḳulaġın kimse iy ṣāḥib-vücūd
Ber-baṭ u çengüñ meger bezmüñde erbāb-ı sürūd
Pāy-māl olmaz ḳapuñda kimse līk iy baḥr-ı cūd
Ehl-i istiḥḳāḳa dest-i luṭf u cūduñdan nuḳūd
Ḥāṣıl itdi cümle-i ‘ālem senüñ devrüñde sūd
Şem‘dür el-ḥaḳ zebān üzre oda aldum şühūd
Ḫurrem ü ḫandān ider her gice ẕikr-i “Yā Vedūd”
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
‘Adl ü dād iy şāh-ı ‘ālem çün şi‘āruñdur senüñ
Luṭf u cūd u re’fet ü şefḳat-dis̱āruñdur senüñ
Merḥamet ḫalḳ-ı cihān ḥaḳḳında kāruñdur senüñ
Ġam yime ‘avn-i İlāhī dest-yāruñdur senüñ
Ehl-i īmānuñ du‘āsı yār-ı ġāruñdur senüñ
Evliyānuñ himmeti ḫōd pāsdāruñdur senüñ
Şāh-bāz-ı devlet ü ‘izzet şikāruñdur senüñ
Fetḥ ü nuṣret ‘izz ü devlet çār-yāruñdur senüñ
Luṭf u cūduñdan cihān hep şerm-sāruñdur senüñ
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
Bir hümāsın evc-i devlet üzre olduñ āşikār
Her kime ṣalduñsa sāye iy şeh-i gerdūn-vaḳār
Pādişāh itdüñ gedā iken bi-ḥaḳḳın Kird-gār
Ḳullaruñuñ her biri devletde Cemşīd-iḳtidār
Salṭanat da‘vāsın eylerken nice İsfendiyār
Bendeñ olurdı göreydi kürsini iy şehriyār
Gerçi kim Nūşirevān ‘adliyle buldı iştihār
Sen unutdurduñ anı ancaḳ cihānda adı var
Bārek-Allah ancaḳ olur ‘adl-ise iy kām-kār
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
Fażlī-i üftādenüñ budur du‘āsı bī-gümān
Salṭanat bāġında iy serv-i ḫırāmān her zemān
Tāze vü ser-sebz olup ḳıl geşt-i bāġ u būstān
İrmesün ‘ömrüñ gülistānına ās̱ār-ı ḫazān
Ol muṭarrā ġonce k’oldı bāġ-ı devletde ‘ıyān
Ḥaḳ Te‘ālā bād-ı āfetden aña virüp amān
Gül gibi gülsün açılsun dāyimā ol şād-mān
Ḳıl naẓar lutf ile biz bī-çāreye iy kām-rān
Tā ki disem ḥaşr olunca eyleyüp vird-i zebān
Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne güzel, ey yeryüzü hükümdarının gözünün nuru, devletle yakınlığı olan sahibkıran Hazret-i Şehzade. Allah daima sana yardımcı ve destek olsun; fetih ve zafer seninle at başı gitsin, izzet ve devlet yanında otursun. Yüce talihli taht sana yardımcı, fırsat ve şevket hep seninle olsun; saltanat dizgininin, memleket mühür yüzüğünün altında olsun. Ey seçkin şah, cihan senin adaletinle bayındır oldu; zaman senin lütuf ve cömertliğinden ihtişam, süs ve zinet buldu. Din ehli sana candan gönülden dua eder. Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin. ("Gözün nuru" oğul demektir; yeryüzü hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman'dır.)
2. Adını doğrusu adalet kitabına yazdırdın; temiz varlığını adalet ve insafla ünlü kıldın. Lütfunu ve ihsanını Allah yolunda bol bol harcadın; cihan halkına adalet gözüyle baktın. Haksızlığı ve zulmü devrinden tamamen uzaklaştırdın; fitneyi giderip kötülüğü ve kargaşayı kestin. Bütün dünya halkının kalbini sevindirdin; atalarının ruhunu hayırla nurlandırdın. Kısacası, devrinde Rum ülkesini bayındır ettin. Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin.
3. Adın Mustafa, huyun Muhammed'in, cömertliğin Haydar'ın, yani Hz. Ali'nin cömertliği gibidir; sende önderimiz Ebubekir-i Sıddık'ın vasfı, Hz. Osman'ın hayası vardır. Ey hükümdar, adalette ise sen Hazret-i Faruk'sun, yani Hz. Ömer'sin; şefkatte, cömertlikte ve mertlikte senin eşin olmaz. Doğrusu şudur ki sen akranlarının arasından seçilmiş bir Mustafa'sın; safa ehli dünyada senin bir benzerini görmedi. Ey sarayı gökte olan hükümdar, zengin de yoksul da senin adaletini ve insafını görüp candan gönülden duacın oldu; sabah akşam zikrinde ve tesbihinde ihlasla der ki: Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin. ("Muṣṭafā" adı "seçilmiş" demektir.)
4. Senin devrinde meclisteki uddan başka kimse inlemez; ateşteki öd ağacından başka kimse kimse yüzünden yanıp yakılmaz. ("‘Ūd" hem ud çalgısı hem yakıldığında güzel kokan öd ağacıdır.) Ey varlık sahibi, meclisindeki musikişinasların barbatından ve çenginden başka kimse kimsenin kulağını burmaz. (Çalgılar kulakları burularak akort edilir.) Ey cömertlik denizi, kapında kimse ayak altında kalmaz; ancak hak sahiplerine cömert elinden saçılan paralar ayak altında kalır. Bütün dünya senin devrinde kazanç elde etti. Doğrusu dilinin üstünde ateşi tutan ancak mumdur, buna şahit gösterdim; o da her gece sevinçle ve güler yüzle "Yâ Vedûd" zikrini eder. (Bu iki mısra kapalıdır; anlam bu yönde tahmin edilmiştir. "Vedûd", Allah'ın "çok seven" anlamındaki adıdır.) Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin.
5. Ey dünyanın şahı, adalet ve hakkaniyet senin alametindir; lütuf, cömertlik, merhamet ve şefkat senin üstündeki örtüdür. Cihan halkına merhamet etmek senin işindir; gam yeme, Allah'ın yardımı senin dostundur. İman ehlinin duası senin mağara arkadaşındır; evliyanın himmeti ise senin bekçindir. (Mağara arkadaşı, Hicret'te Peygamber'le mağarada kalan Hz. Ebubekir'e verilen addır ve en yakın dost demektir.) Devlet ve izzet şahini senin avındır; fetih, zafer, izzet ve devlet senin dört dostundur. ("Çār-yār", dört dost, ilk dört halifeye verilen addır.) Cihan senin lütfun ve cömertliğin karşısında mahcuptur. Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin.
6. Sen devlet göğünün doruğunda görünen bir hüma kuşusun; ey gök vakarlı şah, kime gölgeni saldıysan, Allah hakkı için onu dilenciyken padişah ettin. (Hüma, gölgesi kimin üzerine düşerse onun padişah olacağına inanılan kuştur.) Kullarının her biri devlette Cemşid kudretindedir. Ey hükümdar, saltanat davası güden nice İsfendiyar senin tahtını görseydi kulun olurdu. Gerçi Nuşirevan adaletiyle ün buldu, ama sen onu unutturdun; dünyada artık ancak adı kalmıştır. Ey muradına eren, Allah mübarek etsin, adalet ancak böyle olur. Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin.
7. Düşkün Fazlî'nin duası şüphesiz şudur: Ey salınarak yürüyen servi, saltanat bahçesinde her zaman taze ve yemyeşil kalıp bağı bostanı gez; ömrünün gül bahçesine sonbahar izleri erişmesin. Devlet bahçesinde açılmaya başlayan o taze goncayı Yüce Allah afet rüzgârından korusun; o, daima sevinçle gül gibi gülsün, açılsın. Ey muradına eren, biz çaresizlere lütufla bak ki kıyamete dek dilime vird edip diyeyim: Aferin, ey Osmanoğulları'nın övüncü, aferin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi bentlik bir muaşşerdir. Muaşşer, her bendi on mısradan oluşan musammattır; musammat ise bentler hâlinde yazılan ve her bendin son mısraı ya da mısraları ortak bir kafiyeye bağlanan nazım şekillerinin genel adıdır. Bu şiirde her bendin ilk dokuz mısraı kendi arasında kafiyelidir, onuncu mısra ise her bentte aynen tekrarlanan nakarattır: "Āferīn iy iftiḫār-ı Āl-i ‘Os̱mān āferīn". Nakaratı tekrarlanan musammata mütekerrir denir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Bentlerin kafiyeleri sırasıyla "-īn", "-ūr eyledüñ", "-ā", "-ūd", "-āruñdur senüñ", "-ār" ve "-ān" sesleridir; ikinci ve beşinci bentlerde kafiyeden sonra gelen "eyledüñ" ve "-dur senüñ" redif görevi görür.
Mustafa Özkat, Fazlî'nin divanında tespit edilen tek muaşşerin bu şiir olduğunu ve Şehzade Mustafa medhinde yazıldığını belirtir. Ona göre şiir, kasideyi andıran bir tarzda, samimi duygularla şehzadeyi över; yedinci bent dua bölümüdür. Şiir yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 110a), "Mu‘aşşer-i Fażlī Çelebi" başlığıyla bulunur. Birinci bendin sekizinci mısraındaki "zīn" kelimesinin aslı "zeyn"dir; kafiyeye uydurmak için bu biçimde yazılmıştır. Üçüncü bendin ilk mısraındaki "nāmuñ" nüshada "nāmum" biçimindedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Muaşşer, şehzadeyi önce soyu ve devleti, sonra adaleti, ardından dinî örneklerle, en sonda da efsanevi hükümdarlarla karşılaştırarak över. Birinci bentte Mustafa, "ḫüsrev-i rūy-ı zemīn"in, yani yeryüzü hükümdarının "nūr-ı çeşm"i, gözünün nuru diye anılır; bu, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu olduğunu söylemenin şiirdeki yoludur. "Ṣāḥib-ḳırān" unvanı, talihi yıldızların uğurlu bir kavuşmasına denk gelen büyük hükümdarlar için kullanılır. İkinci bent baştan sona adalet üzerine kuruludur ve "devrüñde milk-i Rūm'ı ma‘mūr eyledüñ" mısraıyla, Rum ülkesini bayındır eden bir hükümdar portresi çizer.
Üçüncü bent, şehzadeyi Peygamber ve dört halife ile anarak bir tenasüp kurar: adı Mustafa, ahlakı Muhammed, cömertliği Haydar, yani Ali; sıdkı Ebubekir, hayası Osman, adaleti Faruk, yani Ömer gibidir. Bentteki "Muṣṭafā'sın ḥaḳ budur aḳrānuñ içre Muṣṭafā" mısraı, "seçilmiş" anlamına gelen ad üzerinde bir tekrir ve iştikak oyunudur. Beşinci bentteki "yār-ı ġār" (mağara dostu) ve "çār-yār" (dört dost) sözleri aynı dinî çerçeveyi sürdürür; fetih, zafer, izzet ve devlet şehzadenin dört dostu olur.
Dördüncü bent bir "meğer" dizisi üzerine kurulmuştur: şehzadenin devrinde kimse inlemez, ancak ud inler; kimse yanmaz, ancak öd ağacı yanar; kimse kimsenin kulağını burmaz, ancak çalgıların kulağı burulur; kimse ayak altında kalmaz, ancak saçılan paralar ayak altında kalır. Bu, bir şeyi olumsuzlarken onu beklenmedik bir nesneye aktaran, istisnaya dayalı bir nükte zinciridir ve "‘ūd" kelimesindeki tevriye ile açılır. Altıncı bentte şehzade, gölgesi kimin üzerine düşerse onu padişah yapan hüma kuşuna benzetilir; İsfendiyar ve Nuşirevan ise onun yanında küçülen eski hükümdarlar olarak anılır.
Tarihî Bağlam
Şiirdeki "Āl-i ‘Os̱mān" nakaratı ve üçüncü bentteki Mustafa adı, muaşşerin Şehzade Mustafa'ya sunulduğunu gösterir. Fazlî, Şehzade Mehmed'in 1543'te ölümünden sonra Mustafa'nın divan kâtibi olmuş ve 1553'e kadar Amasya'da onun hizmetinde kalmıştır; muaşşerin yazıldığı yıl bilinmez. Şehzadenin bir hükümdar gibi, "devrinde" Rum ülkesini bayındır eden, adaletiyle Nuşirevan'ı unutturan biri olarak övülmesi, Fazlî'nin öteki şiirlerinde de görülen, Mustafa'nın tahta çıkacağına dair beklentiyle uyumludur. Yedinci bentte "devlet bahçesinde açılmaya başlayan taze gonca" için Allah'tan koruma dilenir. Fazlî'nin 957 (1550) yılında Mustafa'nın oğlu Mehmed'e hoca tayini için bir tarih düşürdüğü bilindiğinden, bu goncanın şehzadenin küçük oğlu olması kuvvetle muhtemeldir; ancak şiirde ad verilmez.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 264-266, musammat no. 36 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 110a); ayrıca s. 57-58 (musammatlar üzerine) ve s. 59 (tarihler üzerine), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






