Kutb-ı Şirvânî, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sarayında sultan hekimi olarak bulunmuş, İran'dan gelen bir çevrenin önde gelen adlarından biridir. Hakkında bilinenlerin tamamı Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanır. Hüsameddin onu şehzadenin meclisinde "Kutublar" diye anılan zümrenin başı, şehzadeyi İranlılara ve İran edebiyatına yönelten ve halkın gözünden düşüren kişi olarak anlatır. 919 (1513) yılında Yavuz Sultan Selim'in fermanıyla Amasya'da asıldığını yazar. Kutb-ı Şirvânî hiçbir kaynakta şair olarak anılmaz ve ondan bugüne bir şiir ulaşmamıştır. Adı Şehzade Ahmed meclisinin şairleri arasında geçtiği, meclisin şiir hayatında bir yeri bulunduğu için burada ayrı bir sayfada ele alınmıştır. Kimliği, şairliği ve kaynağın güvenilirliği hakkındaki çekinceler aşağıda ayrıca belirtilmiştir.

Hayatı ve Amasya'daki Yeri

Hüsameddin, Kutb-ı Şirvânî'nin nereden geldiğini, adını ve doğum tarihini vermez. "Şirvânî" nisbesi Kafkasya'daki Şirvan bölgesini, "Kutb" ise o dönemde yaygın olan Kutbeddin adının kısaltmasını düşündürür. Onu ilk kez XV. yüzyılın son yıllarını anlatırken, şehzadenin İranlı âlimlere ve özellikle İranlı seyyidlere gösterdiği yakınlık bağlamında anar: "Tabîbi Kutb-ı Şirvânî ile nişâncısı Ahmed-i Câmî İran edebiyâtını, lisânını, ricâlini, milliyetini şehzâdenin nazarında pek yüksek gösteriyorlardı." Yani hekimi Kutb-ı Şirvânî ile nişancısı Ahmed-i Câmî, İran'ın edebiyatını, dilini, devlet adamlarını ve milletini şehzadenin gözünde çok yüksek gösteriyorlardı. Aynı yıllarda Şah İsmail'in yükselişinden kaçan Şirazlı Mîr Gıyâseddin Mehmed ile Tebrizli şair Penâhî de Amasya'ya gelmiş ve şehzadenin musahipleri arasına girmişti.

Hüsameddin'e göre 910 (1504-05) yılından sonra şehzadenin meclisi iki zümreye ayrıldı. Bir yanda eski muallim Mahmud Çelebizâde, Müeyyedzâde ve Çakal Kadızâde olmak üzere adları Şemseddin Ahmed olan üç âlim vardı. Bunlara "Şemsler" denirdi ve şairler onları "Güneşler" diye överdi. Karşılarında İranlılardan sultan hekimi Kutb-ı Şirvânî, musiki üstadı Hâce Kutbeddin Mahmud Çelebi ve müderris Kutbeddin Îsâ Çelebi bulunuyordu. Bunlara da "Kutublar" denirdi. Hüsameddin'in sözleriyle "Güneşler'e mukâbil Kutublar, şu'arânın eş'ârında hayli mazmûnlar doğurmuşdu", yani Güneşlere karşı Kutublar şairlerin şiirlerinde pek çok mazmun doğurmuştu. Güneş ve kutup yıldızı arasındaki bu karşıtlık, saray şairlerine iki zümreyi gökyüzü imgeleriyle övme ve yerme imkânı vermiş olmalıdır. Bu şiirlerin hiçbiri Hüsameddin'in aktardıkları arasında yoktur.

Zümreler arasındaki çekişme şehzadenin son yıllarında sertleşti. Hüsameddin, Kutubların doğruyu söylemediklerini, şehzadenin yakın adamlarından Hâce, Ahmed ve İskender beyler ile Kadızâdeleri onun gözünden düşürmeye çalıştıklarını yazar. İftiralara uğradıklarını gören Kadızâdeler ile Hâce Bey kaçıp Trabzon'daki Şehzade Selim'in yanına sığınmıştı. Ahmed 918 Rebiülahirinde (1512) Amasya'yı ele geçirip saltanatını ilan ettiğinde Tebrizli Kutbeddin Îsâ'yı Amasya kadısı, Mîr Gıyâseddin'i nakîbüleşraf yaptı. Hüsameddin bu tayinleri anlatırken halkın Kutb ile Gıyâs'ı eşkıyayı Amasya'ya davet edenler olarak gördüğünü belirtir ve şu cümleyi ekler: "Hele tabîbi Kutb-ı Şirvânî, Sultân Ahmed'i halkın gözünden düşüren adamdı."

Şehzade Ahmed 918 Zilhiccesinde (1513 başı) Yenişehir yakınlarında kardeşi Selim'e yenilip boğduruldu. Amasya'ya beylerbeyi olarak gönderilen Şâdî Paşa'nın yanında gelen yeni kadı, müftü ve mütevelli, şehirde olup bitenleri günlerce soruşturdu ve tahkikat evrakını bir kitap hâlinde doğrudan Selim'e gönderdi. Hüsameddin'e göre 919 (1513) yılında gelen fermanla elliden fazla suçlunun ve özellikle Kutb-ı Şirvânî ile Mîr Gıyâseddin'in kethüdası Koca Halil'in idamı emredildi. Kutb-ı Şirvânî ile Koca Halil öteki suçlularla birlikte asıldı. Aynı fermanla Mîr Gıyâseddin zindana atıldı, "Kutb-ı Tebrîzî" diye anılan kadı Kutbeddin Îsâ azledilip şehirden çıkarıldı, şehzadenin şeyhi, hocaları ve musahiplerinden pek çoğu başka şehirlere sürüldü.

Kimliği

Hüsameddin, kitabının Mukaddime kısmında Amasya'nın Üçler Mahallesi'ni anlatırken "Kutublar"ın adlarını bir kez daha verir. Burada Şehzade Ahmed'e yaklaşıp büyük nüfuz kazanan ve "Kutublar" ya da "Üçler" diye anılan "üç müfsid-i Îrânî", yani üç İranlı fitneci, "Kutbeddîn Ahmed", "Kutbeddîn Îsâ" ve "Kutbeddîn Mahmûd" adlarıyla sayılır. Üçüncü ciltte ise aynı zümre Kutb-ı Şirvânî, Kutbeddin Îsâ ve Hâce Kutbeddin Mahmud'dan oluşur. İki listenin karşılaştırılmasından, Kutb-ı Şirvânî'nin asıl adının Kutbeddin Ahmed olduğu sonucu çıkar. Bu bizim çıkarımımızdır ve başka bir kaynakla doğrulanamamıştır.

Aynı Mukaddime kaydı bu üç kişinin 921 (1515) yılına kadar Üçler Mahallesi'nde oturduğunu söyler. Oysa üçüncü cilde göre Kutb-ı Şirvânî 919'da asılmış, Kutbeddin Îsâ ise saklandığı Merzifon'da yakalanıp 924 Rebiülahirinde (1518) Amasya'da idam edilmiştir. Hüsameddin'in iki kaydı arasındaki bu küçük tarih farkı, Mukaddime'deki 921 tarihinin zümrenin Amasya'daki varlığı için yaklaşık bir sınır olarak verildiğini düşündürür.

Kaynakların Durumu ve Tartışma

Kutb-ı Şirvânî hakkındaki bilgilerin tek kaynağı Hüsameddin'dir. Hüsameddin Şehzade Ahmed devrini anlatırken sık sık Münîrî'nin bu döneme ait Mecmûa-i Târîhiyye'sinden nakil yapar. Bu mecmuayı Amasya'da gördüğünü, fakat eserin sonradan yandığını bildirir. Bu yüzden Kutb-ı Şirvânî'ye dair ayrıntılar bugün denetlenebilir bir başka tanığa sahip değildir. XVI. yüzyıl şair tezkireleri ve taradığımız ansiklopedi maddeleri bu adı anmaz.

Hüsameddin'in anlatısı açık bir tavır taşır. Şehzade Ahmed'in İranlılara yakınlığını bir kusur olarak görür, onları "Acemler", "müfsid" ve "halkın nefret ettiği" kişiler diye anar ve Amasya'daki Şiî hareketlerle doğrudan ilişkilendirir. Kutb-ı Şirvânî'nin bu anlatıdaki rolü, şehzadenin felaketini hazırlayan kötü danışman rolüdür. Bu tavır Safevî tehdidinin canlı olduğu dönemin kaynaklarından olduğu kadar, Hüsameddin'in kendi döneminin bakışından da beslenmiş olabilir. Bu yüzden onun hakkındaki hükümleri bir tarihçinin değerlendirmesi olarak okumak gerekir.

Kutb-ı Şirvânî'nin şairliği meselesi de bu bağlamda ele alınmalıdır. Hüsameddin 911 (1505-06) sünnet düğününü anlatırken "Acem şuarâsından Basîrî, Penâhî, Kutbî" adlarını sayar. Bu "Kutbî" büyük ihtimalle şehzadenin nişancısı Kutbî-i Câmî diye anılan Ahmed Çelebi bin Kutbeddin Câmî'dir. Kutb-ı Şirvânî ise ne bu listede ne de Hüsameddin'in şairler maddelerinde yer alır. Onun meclisin şiir hayatındaki yeri, şairlerin "Kutublar" üzerine söylediği mazmunların konusu olmasından ve İran edebiyatının şehzadenin çevresinde itibar kazanmasına katkısından ibarettir. Bu bilgiler ışığında, şair olduğuna dair bir kayıt bulunmadığını ve şiirlerine ulaşılamadığını açıkça belirtmek gerekir.

Kutb-ı Şirvânî, Osmanlı tıp tarihinde tanınan başka bir Şirvânî ile de karıştırılmamalıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Necdet Okumuş'un tanıttığı hekim Muhammed b. Mahmûd Şirvânî, Germiyanoğlu II. Yâkub Bey'e, Çelebi Mehmed'e ve II. Murad'a eser sunmuş, hayatının sonunu Bursa'da geçirmiş ve 1438-1451 yılları arasında ölmüştür. Ondan yarım asırdan fazla sonra Amasya'da asılan Kutb-ı Şirvânî ile aralarında nisbe benzerliğinden başka bir bağ bilinmiyor. Aynı zümrenin Tebrizli kadısı Kutbeddin Îsâ da Hüsameddin'de "Kutb-ı Tebrîzî" ve "Tebrîzli Kutb" diye anıldığı için iki "Kutb" birbirinden ayrı tutulmalıdır.

Şiiri

Kutb-ı Şirvânî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin onu şair olarak tanıtmaz, tezkirelerde de bu adla bir şaire rastlanmadı. Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde onun çevresinde dönen şiirler, "Kutublar"ı öven ya da yeren saray şairlerinin beyitleri olmalıdır. Bu beyitler de bugüne ulaşmamıştır. Meclisin şairleri ve bugüne kalan şiirleri Şehzade Ahmed'in Amasya meclisi ve şairleri yazısında toplu olarak anlatılmıştır.

Kronoloji

886 (1481): Şehzade Ahmed Amasya valisi olur.

903-905 (1497-1500) dolayı: Hüsameddin, Kutb-ı Şirvânî'yi şehzadenin hekimi olarak ilk kez bu yıllar bağlamında anar.

910 (1504-05) sonrası: Şehzadenin meclisi "Şemsler" ve "Kutublar" diye iki zümreye ayrılır.

918 Rebiülahir (1512): Şehzade Ahmed Amasya'da saltanatını ilan eder.

918 Zilhicce (1513 başı): Şehzade Ahmed Yenişehir yakınlarında yenilir ve öldürülür.

919 (1513): Selim'in fermanıyla Kutb-ı Şirvânî Amasya'da asılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar