Merzifon, Tavşan (Taşan) Dağı'nın güney eteklerinde, denizden yaklaşık 750 metre yükseklikte, adını taşıyan ovanın kıyısında kurulmuş bir şehirdir. Kuzeyinde 1905 metreye ulaşan Taşan Dağı yükselir; ova ise Yeşilırmak'a Amasya yakınında karışan Tersakan Çayı'nın ve kollarının suladığı yörenin başlıca tarım alanıdır. Hüsameddin kasabayı "Taşan Dağı'nın cenûb eteklerinde hafîf düze mâ'il, gâyet latîf bir tepe üzerinde" diye tarif eder; etrafı bağlarla çevrili, önünde Yedikır adıyla bilinen bir sahra uzanır. Bu coğrafya şehre verimli toprak sağlamış, İstanbul ve Ankara'yı Samsun Limanı'na bağlayan yolun üzerindeki konumu ise onu bir pazar ve konaklama merkezi haline getirmiştir. Ovanın bolluğu yamaçtaki yerleşimin içme suyu sorununu kendiliğinden çözmemiş, kasaba XVII. yüzyılın ikinci yarısında bu sorunu ağır biçimde yaşamıştır. Sorunu büyük ölçüde gideren ve şehrin bugün izleri sürülebilen su düzenini kuran kişi, Merzifon'un yetiştirdiği sadrazam Kara Mustafa Paşa olmuştur; ancak şehrin hamamları, şadırvanları ve mahalle çeşmeleri onun vakfından çok önce de vardı.

Osmanlı Şehrinde Su ve Hayır

Osmanlı şehirlerinde suyun getirilmesi ve çeşmelerle halka dağıtılması, hayır işlerinin başında gelirdi. Bir çeşme yaptırmak, yapanın adını mahalleye bağlar; vakfiyeyle güvence altına alınan gelir ise suyun akmaya devam etmesini sağlardı. Su yolunun, maksemin ve çeşmenin bakımı birer vakıf meselesiydi, bu yüzden büyük külliyeler çoğu zaman kendi su şebekelerini de beraberinde getirirdi. Merzifon'daki su yapılarının hikâyesi de iki büyük vakfın, Çelebi Sultan Mehmed Vakfı ile Kara Mustafa Paşa Vakfı'nın hikâyesiyle iç içedir. Birincisi şehrin çarşı arsasının ve eski hamamlarının sahibiydi, ikincisi XVII. yüzyılın son çeyreğinde şehre dağdan su getirdi ve bunu yaparken birincisinin arazisinden geçmek zorunda kaldı.

Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nde Merzifon'daki hayır eserlerini yaptıranları sıralarken çeşmeyi sık sık mektep ve mescidin yanında anar. Ona göre 1018'de (1609-10) ümeradan Osman Bey, Âdil Mahallesi'nde bir mektep, bir çeşme ve bir mescit yaptırmıştır. Aynı mahallede Nakşibendî şeyhlerinden Sırrî Ali Efendi'nin 1035'te (1625-26) kurduğu, halk arasında Sırrı Baba Tekkesi diye tanınan zaviye de vardı. Hüsameddin ayrıca Kara Mütesellim Hüseyin Ağa ile bir başka mütesellim Hacı Süleyman Ağa'nın birer çeşme ve mektep yaptırdığını yazar. Biyografiler kısmında ise Kara Müslim lakaplı Hacı Süleyman Ağa'yı ayrıca tanıtır: Merzifonlu Ali Ağa'nın oğlu olan Süleyman Ağa, 1148'de Trabzon valisiyken öldürülen ve sadrazamla adaş olan bir başka Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın silahdarıydı; efendisinin ölümünden sonra Merzifon'a dönmüş, uzun süre Merzifon mukataası emini ve voyvodası, birkaç kez de Samsun mütesellimi olmuş, 1178 dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin onun için "orada bir çeşme yaptırdı" der; cümlenin bağlamı bu çeşmenin Merzifon'da olduğunu düşündürür, ancak yeri belirtilmez. Bunlar kasabanın mahalle düzeyindeki hayırseverliğini gösteren kısa kayıtlardır ve çeşmelerin hiçbirinin bugün hangi yapıya karşılık geldiği bilinmemektedir.

Paşa'dan Önce: Eski Hamam ve Çelebi Sultan Mehmed Vakfı

Merzifon'un Osmanlı dönemindeki ilk büyük imar dalgası, Çelebi Sultan Mehmed'in Amasya'da şehzade ve hükümdar olarak bulunduğu yıllara bağlanır. Hüsameddin'e göre Çelebi Mehmed kasabayı ziyaret etmiş, burada bir saray yaptırmış ve 818'de (1415-16) bir medrese ile bir hamam inşa ettirerek evkafını düzenlemiştir. Medresenin inşa tarihi kimi kaynaklarda 817 (1414) olarak verilir. Annesi Devlet Hatun 822'de (1419) İmaret Mahallesi'nde bir cami, zaviye ve imaret yaptırmış, 830'da (1427) II. Murad bir cami ile bir hamam eklemiştir. Hüsameddin 878'de (1473) Fâtih Sultan Mehmed adına bir "hamâm-ı latîf" yapıldığını da kaydeder. Böylece XV. yüzyılın ortasında kasaba, padişah vakıflarına bağlı birden fazla hamama sahipti. Hamamların kendi su ihtiyacı, Merzifon'da kaynak suyunun daha o yüzyılda düzenli biçimde şehre alınmış olması gerektiğini düşündürür; ancak bu ilk şebekenin nereden geldiğine dair bir kayıt elimizde yoktur.

Bu hamamlardan biri, şehrin hafızasında uzun süre "Eski Hamam" adıyla yaşadı. Evliya Çelebi, Muharrem 1058'de (Şubat 1648) Merzifon'a geldiğinde Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na ait çifte hamamı herkesin gidip geldiği meşhur hamam olarak anar ve Daşan (Tavşan) Dağı'ndan gelen suyun kent için son derece önemli olduğunu belirtir. Hamamın kime ait olduğu konusunda kaynaklar ayrışır: Merzifon'daki eserlerin listesinde Hacı Süleyman Mahallesi'ndeki Çifte Hamam I. Murad'a atfedilirken, Evliya Çelebi onu Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na bağlar. Hüsameddin'in 818 tarihli hamam kaydı Evliya'nın ifadesini destekler gibi görünür, ama iki kaydın aynı yapıyı anlatıp anlatmadığı kesin değildir. Eski Hamam'ın XVII. yüzyılda çarşının bir dönüm noktası olduğu, satış belgelerinden de anlaşılır: Temmuz 1672'de Hoca Süleyman Mahallesi'nden Hatice Hatun'un sattığı "Eski Hamam yanında" bir odalı ekmek fırını, 300 kuruşla o yıllarda Merzifon'da fiyatı bilinen dükkânların en pahalısıydı.

Su yapıları şehrin yer adlarına da işlemişti. 926 (1520) tarihli mahalle listesinde Şatırvan adlı bir mahalle bulunur; Tâceddin İbrahim Paşa'ya atfedilen ve tahminen 828'de (1425) yapılmış olan cami ise halk arasında Çukur Şadırvan Camii adıyla tanınır. 926'da (1520) kasabada yirmi sekizi Müslüman, altısı gayrimüslim toplam otuz dört mahalle ve 1025 hane bulunuyor, nüfus tahminen 5000-6000 kişiyi buluyordu. XVI. yüzyılın sonunda 1783 yetişkin erkekle bu sayı yaklaşık aynı kaldı; XVII. yüzyıl ortasındaki avarız sayımında yirmi sekiz mahalle ve 925 hane tespit edildi. Evliya Çelebi'nin verdiği kırk dört mahalle, dört bin ev ve altı yüz dükkân rakamlarının abartılı olduğu, tahrir kayıtlarıyla karşılaştırıldığında anlaşılır. Evliya'nın, dükkânların büyük bölümünün boyacılardan oluştuğunu ve Kırım'a giden tüccarların Merzifon'un rengârenk pamuklu bezlerini götürdüğünü anlatması ise abartısına rağmen dikkat çekicidir. Boyacılık gibi suya bağımlı bir zanaatın bu kadar yaygın olması, şehrin su ihtiyacının yalnız içme suyundan ibaret olmadığını düşündürür. Birkaç bin kişilik bu çarşı kasabasında hamamların, hanların, medreselerin, boyahanelerin ve mahalle mescitlerinin her gün tükettiği suyun düzenli bir şebekeyle sağlanması gerekiyordu.

Kara Mustafa Paşa ve Merzifon'un Yeniden İmarı

Kara Mustafa Paşa 1044'te (1634-35) Merzifon'un Marınca (bugünkü Karamustafapaşa) köyünde doğmuştu. Babası timarlı sipahi Oruç Bey, IV. Murad'ın Bağdat kuşatmasında şehit düşünce dört yaşında yetim kalmış, sonraki yıllarda Köprülü Mehmed Paşa'nın himayesine girerek sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Vakıf belgelerinde Merzifon'u "vatan-ı aslî" diye anan Paşa, memleketindeki işlere 1660'ların ortasında, henüz Edirne'de sadaret kaymakamıyken girişti. İlk vakfiyesi 20 Ocak 1666 tarihlidir; bu vakfiyeyle annesi Âbide Hatun adına Marınca'da bir cami yaptırmış, Merzifon çarşısındaki yüz on yedi odalı bedesteni de vakfa bağlamıştır. Hüsameddin de Paşa'nın önce Marınca'da annesinin yaptırdığı mescidi genişleterek bir cami ve mektebe çevirdiğini, ardından kasabanın merkezindeki külliyeye giriştiğini yazar.

Ramazan Pantık'ın vakıf defterlerine dayanan çalışması, bu imarın hukuki ve mali hazırlığını adım adım izlemeye imkân verir. Paşa 1664'te kethüdası Ali Ağa bin Abdurrahman'ı vekil olarak Merzifon'a gönderdi. Bedesten için en uygun yer çarşı olarak belirlendi, ama çarşıdaki dükkânlar Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın arsası üzerindeydi ve sahipleri vakfa zemin kirası ödüyordu. Bir selâtin vakfının arazisinde değişiklik yapmak yerel kadının ve mütevellinin yetkisini aştığından, Paşa Edirne'den Merzifon kadısına gönderilen bir fermanla izin aldı ve Kasım 1664'te on dokuz ayrı mahallede oturan otuz beş kişiden kırk beş dükkânı satın aldı. 1671'de çarşıdaki yeni hanını Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın harap hanıyla trampa etti, ardından çevredeki dükkânları da alarak bugünkü Taşhan'ı yaptırdı. Pantık'a göre Merzifon, Osmanlı dönemindeki en büyük dönüşümünü 1664-1680 yılları arasında yaşamış, şehrin çarşısı on beş yıl içinde tamamen değişmiştir.

Külliyenin çekirdeğini oluşturan cami, kütüphane, sıbyan mektebi, dükkânlar, han ve bedestenin cami kapısındaki kitabeye göre inşasına 1077'de (1666-67) başlanmış, Paşa Hamamı'nın kapısındaki kitabenin mimari incelemedeki okunuşuna göre de bütün iş 1090'da (1679) tamamlanmıştır; ancak hamamın kendi tarihi tartışmalıdır. Bu yapıların hepsini kapsayan büyük vakfiye 23 Safer 1089 (16 Nisan 1678) tarihlidir ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunur. Vakfiye görevlilerin listesini, nitelik ve ücretlerini, mütevellilere ödenecek parayı ve külliyenin fizikî durumunu ayrıntılı biçimde düzenler; Merzifon dışında İstanbul, Kayseri, Edirne, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir, Halep ve Cidde'deki vakıf binaları da burada kayıtlıdır. Eğimli bir arazide kurulan bu yapı topluluğunun, hamamlarının ve şadırvanının su ihtiyacı ancak dağdan getirilecek bir suyla karşılanabilirdi. Paşa'nın Edirne, İzmir, İstanbul ve Kayseri'nin İncesu kasabasında da çeşmeler, su ve kanalizasyon yolları ve maksemler yaptırmış olması, Merzifon'daki işin onun genel imar anlayışının bir parçası olduğunu gösterir.

Taşan Dağı'ndan Gelen Su

1675 Fermanı ve Sofular Maksemi

Su yolunun nasıl kurulduğunu en açık biçimde anlatan belge, Edirne'den Merzifon kadısına ve Çelebi Sultan Mehmed Vakfı mütevellisine hitaben yazılmış 27 Ağustos 1675 tarihli bir fermandır. Fermanın arka planında, Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın nazırı sıfatıyla Darüssaade Ağası Yusuf Ağa'nın verdiği bir izin belgesi vardır. Belgeye göre Merzifon'un on dört mahallesinde hiç çeşme bulunmuyor ve şehirde son derece ağır bir su sıkıntısı çekiliyordu. Paşa, Tavşan Dağı'ndan kanallarla getireceği suyu önce Sofular Mahallesi'nde kendi köşkünün de bulunduğu bahçede yaptırdığı su makseminde toplamak, oradan da yaptıracağı on dört çeşmeye, külliyeye, hamama ve hana dağıtmak istiyordu. Su yollarının bir bölümü Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'na ait boş tarlalardan geçtiği için sorun çıkmış, Yusuf Ağa bu tarlalardan su yolları ve taksim tesisleri geçirilmesine izin vermiş, ferman da bu izni Merzifon kadılığına bildirmiştir.

Böylece şebekenin düzeni belirginleşir: dağdaki kaynaktan yeraltı kanallarıyla gelen su, Sofular Mahallesi'ndeki taksim merkezine ulaşıyor, burada kollara ayrılarak mahallelere, külliyeye ve vakfın ticari yapılarına dağıtılıyordu. Pantık, Murat Çerkez'in Merzifon'daki Türk dönemi mimari eserleri üzerine yaptığı doktora tezine dayanarak bu maksemin metruk halde Sofular Mahallesi'nde hâlâ durduğunu belirtir. Fermanda geçen on dört çeşme, şebekenin 1675'teki plan aşamasını yansıtır. Hüsameddin ve öteki kaynakların verdiği "otuz kadar" çeşme ile bu sayı arasındaki farkı açıklayan bir belge bulunamamıştır; çeşme sayısının sonraki yıllarda artmış olması akla yatkın bir ihtimaldir, ancak bir çıkarımdan ibarettir.

Lağımlar, Mahzenler ve Otuz Çeşme

Hüsameddin aynı olayı 1090 yılının işleri arasında anlatır. Ona göre Paşa, kasabanın ortasına sağlam, kârgir bir cami, önüne de bir muvakkithane, kütüphane, dershane ve şadırvan yaptırmış; Taşan Dağı'ndan "iki kilometrelik bir mesafede" lağımlar inşa ederek kasabaya su getirmiş, otuz kadar kârgir çeşme yapmış ve "cidden kasabayı ihyâ" etmiştir. Hüsameddin'in "lağım" dediği, suyu eğimle şehre taşıyan yeraltı kanalıdır. Külliye üzerine yapılmış ansiklopedik çalışma da Paşa'nın şehirde son derece ağırlaşmış su sıkıntısını gidermek için Tavşan Dağı'ndan kanallarla su getirdiğini ve otuz kadar çeşmeyle suyu mahallelere dağıttığını söyler; kanalların yanında mahzen ve maksemleri de anması, şebekenin yol boyunca su depolarına uğrayan, oradan dallara ayrılan bilinen Osmanlı düzeninde kurulduğunu gösterir. Paşa'nın Merzifon'daki imar faaliyetini inceleyen bir başka makale ise çok sayıda çeşmenin bu su yolunun güzergâhı üzerinde yapıldığını belirtir.

Aynı imar hareketi sırasında şehrin kanalizasyon sorunuyla da uğraşılmış, külliyeyi merkez alıp şehrin tamamını kapsayan kanalizasyon sistemleri yapılmıştır; bu sistemlerin yakın zamanlara kadar kullanıldığı bildirilir. Paşa'nın Merzifon'daki işi bu bakımdan temiz suyu getirmek ve kullanılmış suyu uzaklaştırmak üzere bir şehir altyapısı kurmaktı. Bedestenin, hanın ve hamamların gelir getirmesi de bu altyapıya bağlıydı. Külliyenin yapıları ile Paşa'nın vakıfları içinde yer alan su yollarının Merzifon'un sosyal ve ekonomik hayatında önemli değişikliklere yol açtığını Merzifon tarihini yazan araştırmacılar kesin bir olgu olarak kabul eder.

Su yolunun güzergâhı ve çeşmelerin tek tek yerleri hakkındaki ayrıntılar elimizdeki kaynaklarda zayıftır. Paşa'nın çeşmelerinin büyük bir bölümü günümüze ulaşmamış, buna karşılık öteki yapıları sağlam kalmıştır. Kanalların yakın zamana kadar kullanıldığı, mahzen ve maksemlerle çeşmelerin ise bugün metruk durumda olduğu bildirilir. "Otuz kadar" ifadesi her kaynakta yaklaşık bir sayıdır; çeşmelerin tek tek listesini veren bir belge yayımlanmış çalışmalarda aktarılmamıştır.

Külliyenin Suları: Şadırvan, Çeşme ve Hamamlar

Külliye eğimli bir arazide kurulduğu için caminin doğusuna kuzey-güney doğrultusunda yüksek bir istinat duvarı çekilmiş, cami avlusuyla birlikte bu terasa oturtulmuştur; han ve bedesten terasın aşağısında, düzlükte yer alır. Binaları çepeçevre kuşatan bir ihata duvarı yoktur, ama yapıların birbirine yakınlığı ve dış cephelerine karşılıklı yerleştirilen dükkânlar üzeri açık bir arasta oluşturur. Vakfiyeye göre cami çevresinde kırk dükkân bulunması gerekirken bugün yirmi sekizi ayaktadır. Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'da yaptırdığı bütün eserlerde aynı sarımtırak kesme taş kullanılmıştır. Şebekenin kot ve dağılım planı ise kaynaklarda verilmemektedir.

Avlu Şadırvanı

Caminin kuzeyinde, doğu, batı ve kuzeyden basık kemerli kapılarla girilen avlunun tam ortasında onaltıgen planlı mermer bir şadırvan vardır. Üzeri içten bağdadî tarzda bir kubbe, dıştan sivri piramidal bir külâhla örtülüdür. Kubbenin içini süsleyen resim ve nakışlar Zileli Emin Usta'nın imzasını taşır. Usta caminin içindeki süslemelerde ve Amasya ile Tokat yöresindeki birçok yapıda çalışmıştır. Resimlerin tarihi kaynaklarda farklı verilir: külliye üzerine yapılmış mimari inceleme 1292 (1875) tarihini okurken, 2026'da yayımlanan bir haber çalışmayı 1865 yılına koyar. Resimlerde ağırlıkla İstanbul ve Anadolu manzaraları işlenmiştir. Bir sahnede Galata ve Beyazıt kuleleri, Haliç ve Galata köprüleri, Sultanahmet, Ayasofya ve Süleymaniye camileri ile Çemberlitaş görülür; bir caminin minaresine asılmış mahya Ramazan'ı hatırlatır. Amasya'ya benzetilen ikinci sahnede kale, Yeşilırmak üzerindeki su dolapları ve II. Bayezid Camii'ne benzeyen yapılar yer alır; üçüncü sahne ise Kara Mustafa Paşa komutasındaki ordunun Viyana önlerindeki kuşatmasını tasvir eder. Böylece suyun dağıtıldığı yapının kubbesinde, suyu getiren vezirin en ağır yenilgisi de resmedilmiş olur.

Sıbyan mektebinin avluya bakan köşesinin yuvarlatılması da şadırvanla uyum sağlamak için yapılmıştır. Caminin güneydoğu köşesinde ise onarımlarla ilişkili üç kitabeden birini taşıyan bir çeşme yer alır. Avludaki, yerel anlatıya göre camiyle yaşıt ikiz çınarlar da cemaatin gözünde bu mekânın bir parçası sayılır.

Paşa Hamamı ve Tuzpazarı Hamamı

Külliyenin hamamları da aynı vakfın suyuyla işlerdi. Hacı Bâlî Mahallesi'nde eski surlara bitişik olarak yapılmış Paşa Hamamı, külliyenin kuzeyinde ve binalardan oldukça uzaktadır; Pantık bu mesafeyi yaklaşık 400 metre olarak verir. Sura bitişik olduğu için sıcaklık ve külhan bölümleri batıya kaydırılmış, plan "L" biçimini almıştır. Soyunmalık bölümünü 11 metre çapında tromplu bir kubbe örter. Soğukluk ve ılıklık bölümlerindeki geniş ve yüksek sekilerin, hamamda keçe imalatı yapıldığını düşündürdüğü ileri sürülür.

Hamamın tarihi konusunda kaynaklar ayrışır. Mimari inceleme kapı üstündeki iki satırlık kitabede 1090 (1679) tarihini okur ve bunu külliyenin tamamlanma yılı sayar. Pantık ise aynı kitabeyi 1092 (1681) olarak aktarır ve arşiv belgeleriyle bu tarihi destekler: 1678 vakfiyesinde Merzifon'da hiçbir hamamdan söz edilmez. 1 Ağustos 1680 tarihli bir fermana göre ise Merzifon kadısı, Çelebi Sultan Mehmed Vakfı mütevellisi ve şehir ahalisi, Çelebi Sultan Vakfı'na ait iki hamamın kentin ihtiyacına yetmediğini bildirmiş, bunun üzerine Paşa'nın vakıf arsası üzerinde kendi imkânlarıyla bir hamam yaptırmasına izin verilmiştir. Pantık bu fermanı Paşa'nın Merzifon'a dair düzenlettiği son kayıt olarak görür ve izni verilen hamamın Paşa Hamamı olduğunu düşünür. Bu durumda hamam, Paşa'nın 1683'teki idamından kısa bir süre önce tamamlanmış olmalıdır.

Külliyenin yaklaşık 100 metre güneyindeki Tuzpazarı Hamamı hakkında belge yoktur. Mimari incelemeyi yapan araştırmacılar onun da Kara Mustafa Paşa Vakfı'ndan olduğunu ve 1087'de (1676) yaptırıldığını ileri sürer; malzemesi, tekniği ve planı Paşa Hamamı'na benzer. Pantık ise farklı bir açıklama önerir. Vakfın muhasebe defterlerinde Merzifon'da "hamam-ı atîk" ve "hamam-ı cedîd" adlı iki hamam geçer. 1733 tarihli bir belgeye göre Paşa'nın oğlu Maktulzâde Ali Paşa, vakfın mütevellisiyken (1689-1722) vakıftan borç aldığı 65.100 kuruşla Merzifon'da vakfa gelir getirmek üzere han, hamam, dükkânlar, bağ ve bahçe, babaannesinin köyü Marınca'da da çiftlik yaptırmıştır. Pantık'a göre "yeni hamam" diye anılan Tuzpazarı Hamamı bu sonradan yapılan hamamdır. İki görüş de kitabesiz bir yapı için yapılmış tarihlendirmelerdir. Hamamın suyu bugün de Kara Mustafa Paşa Vakfı'ndan karşılanmaktadır.

Taşhan ve Çeşmeleri

Taşhan, külliyenin ticari kanadını oluşturur ve ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak ele alınmaktadır; burada yalnızca suyla bağlantısı anılacaktır. Hanın kuzey cephesinde, revakların hemen önüne yapılmış iki çeşme iç avluya ayrı bir güzellik katar. Kuzeybatı köşesinde gusülhane ve helâ birimleri, kuzey bölümünün üçüncü katında ise bir mescit bulunur ve bunlar yapıyı diğer hanlardan ayırır. Kat sayısı kaynaklarda farklı verilir: kimi tanıtımlar hanı iki katlı gösterirken, mimari incelemeler üçüncü kat uygulamasının Osmanlı han mimarisinde ilk kez burada denendiğini yazar. Pantık'ın satış belgelerine dayanan tarihlendirmesine göre han 1672-73 yılları arasında yapılmış olmalıdır; 1671'deki trampa sırasında yerinde duran eski han on beş odalıydı, Paşa'nın yeni hanı ise altmış iki odaya ulaşmıştı. Bu büyüklükte bir konaklama yapısının avlu çeşmeleri ve gusülhanesi, Taşan Dağı'ndan gelen suyun bir kolunun doğrudan hana ayrıldığını gösterir; 1675 fermanında suyun hana da verileceğinin açıkça yazılması bunu doğrular.

Vakıf Suyu ve Anlaşmazlıklar

Suyun vakıf eliyle yürütülmesi kendi sorunlarını da doğurdu. Zafer Karademir'in XVIII. yüzyıl ortasına ait Sivas Ahkâm Defterleri'ne dayanan çalışması, Rum Eyaleti'nde vakıflara bağlı camilerin, hamamların ve çeşmelerin kesintisiz temiz suya muhtaç olduğunu, Merzifon'daki Vezir-i azam Mustafa Paşa Vakfı'nın cami, hamam ve çeşmelerinin ise tek bir kaynaktan beslenen suyla işlediğini belirtir. Tek kaynağa dayanmak, o suya yönelen her müdahaleyi daha ağır sonuçlu kılıyordu. Haziran 1744 tarihli bir hükümde vakfın mütevelli kaymakamı Ali'nin hayrat kabilinden olan suyun mecrasını değiştirip bazı kimselere satmaya kalktığı, böylece vakıftan yararlananların su darlığı çektiği kaydedilmiştir. Ocak 1752 tarihli bir başka kayda göre Merzifon ve Çorum'daki çeşme vakıflarının su yolları onarılmadığı için çeşmelerin bir kısmından su akmaz olmuştu. Bu iki kayıt, Paşa'nın kurduğu düzenin vakfiyeden sonra da sürekli bakım ve gözetim istediğini ve ölümünden yaklaşık altmış yıl sonra şebekenin bu tür sorunlarla karşılaştığını gösterir.

Aynı defterler Merzifon çevresindeki öteki su kullanımlarını da yansıtır. Rumcuk köyünde akan bir kaynak suyuyla gündüz üç ortağın değirmeni dönüyor, gece aynı sudan köylüler yararlanıyordu. Haziran 1753'te Kedeğra'ya bağlı Çobanviranlılar ile Havza'ya bağlı Kemeriz köylülerinin yağmur zamanlarında dağdan çıkan başsız sudan yararlandığı yerde Merzifon sakinleri hak iddia etmiş, anlaşamayınca mahkemeye başvurmuşlardır. Karademir, incelenen 66 kaydın 14'ünün (yüzde 21) Amasya ve Merzifon'un su sorunlarına ait olduğunu belirtir; bu oran iki yerleşimin su meselelerinin diğer yerlere göre daha çok kayda geçtiğini gösterir. Aynı çalışma, Sivas ve Merzifon'daki vakıfların çeşme hizmetlerinin aksamaması için gösterdiği çabaları da öne çıkarır.

Vakfın Sonraki Yüzyıllarında Su Yolları

Kara Mustafa Paşa Vakfı'nın muhasebe defterleri, Merzifon su yollarının XIX. yüzyılda da vakfın gider kalemleri arasında yer aldığını gösterir. Vakfın Merzifon'daki gelirleri her zaman düzenli tahsil edilemiyordu: 1774'te tahsil edilemeyen alacaklar arasında Merzifon'dan gelmesi gereken 310.920 akçe de vardı. 1809'da vakfın cari harcamalarının yarısından fazlasını oluşturan 20.569,5 kuruşluk tamirat giderinin büyük bölümü İstanbul'daki Hocapaşa Hanı ve çeşmelerine gitmiş, geri kalanı Karaköy Camii, Yedikule su yolları, İzmir'deki Cezayirli Hanı ve Merzifon su yollarının onarımına harcanmıştır. 1831-32 yılları vakfın tarihindeki en büyük bütçe açığının yaşandığı dönemdir; bu yıllarda tamirata ayrılan paranın 15.905,5 kuruşu Merzifon'daki onarımlara harcanmıştır. Açığı kapatmak için vakıf Merzifon'daki iki hamamını ve bir hanını icâreteyne çevirmiş, yani peşin bir bedel ve yıllık küçük bir kira karşılığında uzun süreli kullanıma bırakmıştır.

1832'den itibaren vakfın yönetimi Evkâf-ı Hümâyun Nezareti'ne geçti. Yeni düzende İstanbul dışındaki onarımlar mahallindeki evkaf müdürlükleri eliyle yürütüldüğü ve bu kayıtlar ana muhasebeye işlenmediği için, Merzifon su yollarının bundan sonraki bakımı vakfın kendi defterlerinden izlenemez. Şehrin bu yıllardaki genel durumu hakkında ise başka kayıtlar vardır. 1840'larda yapılan temettuat sayımında şehirde on üç mahalle ve 929 vergi mükellefi hane kayıtlıdır; nüfusun önemli bir bölümü yine dokumacılık ve ona bağlı işlerde çalışıyordu. Hüsameddin'in aktardığına göre 1311 (1893-94) olaylarında hükümet konağı ve kasabanın ortası yanınca eşraf ve halkın yardımıyla konağın yanı sıra belediye dairesi, bir kışla, yeni bir hamam, otel, kıraathane ve ticaret mağazaları yapılmış, hamam ile öteki yapıların geliri maarife ayrılmıştır. Bu kayıt, su ve temizlik yapılarının Merzifon'da XIX. yüzyılın sonunda da şehrin yenilenmesinin parçası olduğunu gösterir.

Bugünkü Durum

Kara Mustafa Paşa Külliyesi'nin cami, Taşhan ve bedesten kısımları büyük ölçüde özgün özelliklerini koruyarak günümüze ulaşmıştır; son cemaat yeri, şadırvan, muvakkithane, sıbyan mektebi ve Paşa Hamamı ise onarımlarla özelliklerinin önemli bölümünü yitirmiştir. Şadırvan kubbesindeki Zileli Emin resimlerinin ise cemaat arasında ilk yapıldıkları gibi korunduğu anlatılır. Dağdan gelen kanallar, mahzen ve maksemler ile birçok çeşme bugün metruk durumdadır; Sofular Mahallesi'ndeki taksim makseminin kalıntısı da bunlar arasındadır. Paşa Hamamı ile Tuzpazarı Hamamı hâlâ işletilmektedir. Merzifon'un tarihî camileri, bedesteni, hanları, hamamları, türbeleri ve tarihî çeşmeleriyle anılması, bu mirasın şehrin kimliğinde yer tuttuğunu gösterir. Çeşmelerin tek tek envanteri ve su yolunun dağdan maksemlere uzanan güzergâhı ise kaynaklarda boş kalan bir alandır; 1675 fermanındaki on dört çeşmenin ve Hüsameddin'in andığı otuz kadar kârgir çeşmenin yer üstündeki izlerle karşılaştırılması bu bilgiyi tamamlayabilir.

Kronoloji

818 (1415-16): Hüsameddin'e göre Çelebi Sultan Mehmed Merzifon'da bir medrese ve bir hamam yaptırır.

830 (1427): II. Murad'ın bir cami ve hamam yaptırdığı kaydedilir.

878 (1473): Fâtih Sultan Mehmed adına bir hamam inşa edilir.

1018 (1609-10): Osman Bey'in Âdil Mahallesi'nde mektep, çeşme ve mescit yaptırdığı kaydedilir.

Şubat 1648: Evliya Çelebi Merzifon'a gelir; Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın çifte hamamını ve Daşan Dağı'ndan gelen suyu anar.

Kasım 1664: Kara Mustafa Paşa adına Merzifon çarşısında Çelebi Sultan Mehmed Vakfı arsası üzerindeki kırk beş dükkân satın alınır.

20 Ocak 1666: Paşa'nın Merzifon'a ilişkin ilk vakfiyesi düzenlenir.

1077 (1666-67): Kara Mustafa Paşa Külliyesi'nin inşasına, cami kitabesine göre başlanır.

13 Haziran 1671: Paşa'nın yeni hanı Çelebi Sultan Mehmed Vakfı'nın harap hanıyla trampa edilir.

27 Ağustos 1675: Su yollarının Çelebi Sultan Mehmed Vakfı tarlalarından geçirilmesine izin veren ferman çıkar; Merzifon'un on dört mahallesinde çeşme bulunmadığı kaydedilir.

1087 (1676): Tuzpazarı Hamamı'nın bu tarihte yaptırıldığı ileri sürülür.

16 Nisan 1678: Külliyenin büyük vakfiyesi düzenlenir.

1090 (1679): Paşa Hamamı kitabesinin mimari incelemedeki okunuşu; Taşan Dağı'ndan su getirilmesi ve otuz kadar çeşme Hüsameddin tarafından bu yıla bağlanır.

1 Ağustos 1680: Paşa'ya Merzifon'da bir hamam yaptırma izni veren ferman çıkar.

1092 (1681): Pantık'ın okumasıyla Paşa Hamamı kitabesindeki tarih.

1689-1722: Mütevelli Ali Paşa'nın Merzifon'da han, hamam ve dükkânlar yaptırdığı dönem.

Haziran 1744: Mütevelli kaymakamının vakıf suyunun mecrasını değiştirmesi şikâyet konusu olur.

Ocak 1752: Merzifon ve Çorum çeşme vakıflarının bazı çeşmelerinden su akmadığı kaydedilir.

1809: Vakıf, Merzifon su yollarının onarımına harcama yapar.

1831-32: Merzifon'daki onarımlara 15.905,5 kuruş harcanır; iki hamam ile bir han icâreteyne çevrilir.

1292 (1875): Paşa Camii şadırvanının kubbe resimleri için mimari incelemede okunan tarih; bir haber kaynağı resimleri 1865'e koyar.

1311 (1893-94): Yangından sonra geliri maarife ayrılan yeni bir hamam yapılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, s. 205-207 (Merzifon Kazası); c. 9-12, s. 304 (Kara Müslim Hacı Süleyman Ağa).

Akademik çalışmalar

  • Ramazan Pantık, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Vakıfları: Yönetimi, Kentsel Gelişime Katkıları ve İktisadi Yapısı, Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2021, s. 43-44, 119-132, 402-404. openaccess.hacettepe.edu.tr
  • "Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki İmar Faaliyetleri", TÜRKAV Kamu Yönetimi Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi. dergipark.org.tr
  • Zafer Karademir, "Osmanlı Sosyo-Ekonomik Yaşamında Su: 18. Yüzyıl Eyalet-i Rum Örneği", Tarih İncelemeleri Dergisi, XXIX/1, 2014, s. 189-211.

Resmî kaynaklar

  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü / Kültür Portalı, "Merzifon Taşhan". kulturportali.gov.tr
  • Amasya Valiliği, Merzifon ilçe tanıtımı.

Diğer kaynaklar

  • Abdülbaki Yeşil, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  • Mehmet Öz, "Merzifon", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, 2004. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Cami şadırvanında 150 yıllık ayrıntı. Dikkatli bakınca fark ediliyor, ilk günkü gibi korunuyor", NTV (İHA), 21.03.2026.

Çevrimiçi kaynaklar