Amasya'nın yer altından yükselen sıcak suları, ile çoktandır bir kaplıca diyarı kimliği kazandırmıştır. Gözlek'in kükürtlü suyu, Hamamözü'nün Arkut Bey adını taşıyan eski hamamı ve Göynücek'in mütevazı Ilısu'su bu kimliğin parçalarıdır; ancak bunların içinde hem tesisleri hem de geçmişinin derinliği bakımından en çok öne çıkanı Terziköy Kaplıcası'dır. İl merkezinin güneybatısında, Çekerek havzasına inen engebeli arazide, yamaçların ova düzlüğüne açıldığı bir noktada kaynayan bu su, bugün otelleri, havuzları ve piknik alanlarıyla geniş bir termal merkezin çekirdeğini oluşturur. Yerel halkın yanında uzak illerden gelen ziyaretçiler de burada hem sağlık hem dinlence arar.

Terziköy'ü sıradan bir kaplıca olmaktan çıkaran şey, bugünkü havuzların hemen yanı başında toprağın altından çıkan Roma hamamıdır. Uzun süre otel temellerinde rastlanan birkaç boru parçası ve sikkeyle bilinen bu geçmiş, 2012 yazında yapılan kazıyla somut bir yapıya dönüşmüş, iki katlı döşeme altı ısıtma sistemi, kemerli külhan ağzı ve hâlâ çalışan su dağıtım kanallarıyla Anadolu'daki Roma hamam mimarisinin dikkate değer örnekleri arasına girmiştir. Böylece aynı sıcak su, aşağı yukarı on yedi asır arayla iki ayrı medeniyetin yıkanma ve şifa geleneğini besler hâle gelmiştir.

Konumu ve Adı

Kaplıca, idari bakımdan Amasya Merkez ilçeye bağlı Çivi köyünün sınırları içinde yer alır. Çivi, 1926 tarihli kayıtlarda "Çivi" ya da "Osmaniye" adıyla geçer; uzun yıllar Göynücek ilçesine bağlı kalmış, 1990'lı yıllarda Merkez ilçeye alınmıştır. Kaplıcanın adını aldığı Terziköy ise bugün Göynücek ilçesine bağlı, Çivi'nin birkaç kilometre batısında küçük bir köydür ve 1928 kayıtlarında yalnızca "Terzi" diye anılır. Halk arasında kaplıcaya "Terziler Kaplıcası" da denmesi bu komşuluktan gelir. Kimi eski derlemelerin kaplıcayı Göynücek sınırları içinde göstermesi de aynı idari geçmişin bir yansımasıdır.

Kaplıcanın il merkezine uzaklığı kaynaklarda 33 ile 40 kilometre arasında değişen rakamlarla verilir; resmî tanıtımlarda 36, arkeolojik yayında 35 kilometre yazılıdır. 1970'lerin ortasında Terziköy'e Amasya'dan 11 kilometresi asfalt, 24 kilometresi stabilize olmak üzere 35 kilometrelik bir devlet yoluyla gidiliyordu; Gözlek Kaplıcası ile Terziköy arasında da 8 kilometrelik stabilize bir bağlantı yolu vardı. Bugün kaplıcaya Amasya-Gediksaray yolu üzerinden ulaşılır. Bölgenin iklimi Karadeniz ile İç Anadolu arasında bir geçiş karakteri taşır; baharı ve kışı ılık ve yağışlı, yazı sıcak ve kurak geçer. Bitki örtüsü de çıplak yamaçlardan sulak, yeşil düzlüklere doğru değişir, kaplıca alanının kendisi ise sonradan baştan başa ağaçlandırılmıştır.

Roma Döneminde Terziköy

Roma Hamam Geleneği ve Kaplıcalar

Roma dünyasında hamam, gündelik hayatın en önemli kamusal mekânlarından biriydi. İlk örnekler halkın yıkanma ihtiyacını karşılayan küçük yapılardı; zamanla yıkanmanın yanında spor, eğlence ve sohbetin de yapıldığı çok işlevli komplekslere dönüştüler. Devletin ya da kent yönetiminin mülkiyetinde, geniş alanlara kurulan büyük halk hamamlarına thermae, kent içindeki daha küçük, özel mülkiyetli yıkanma yerlerine ise balnea deniyordu. Bir Roma hamamı soyunma yeri (apodyterium), ılıklık (tepidarium), sıcaklık (caldarium), terleme odası (sudatorium), soğuk suyla yıkanılan bölüm (frigidarium), jimnastik avlusu (palaestra) ve masaj odaları gibi birimlerden oluşurdu. İlk hamamlar büyük mangallarla ısıtılırken, milattan önce birinci yüzyılın başlarında döşemenin altından ısıtma yöntemi yaygınlaştı; külhanda yakılan ateşin sıcaklığı hypocaust denilen sistemle hamamın istenen bölümlerine dağıtıldı.

Türkçede sıcak suyun doğrudan çıktığı yerlerde kurulan, halkın yıkanmanın yanında şifa bulmak için de gittiği yapılara kaplıca, şehir içindeki yapılara ise hamam denir. Terziköy, bu iki geleneğin kesiştiği türden bir yerdir. Kaynağın bulunduğu alan, kazıyı yapan araştırmacıların ifadesiyle "çok eski zamanlardan itibaren" halk arasında Terziköy kaplıcası adıyla bilinmektedir.

İlk Bulgular ve Tahribat

Kaplıcanın eski çağlardaki kullanımına dair ilk ipuçları, modern otelin temel kazısı sırasında ortaya çıkmıştır. Burada Roma dönemine ait su boruları ile milattan sonra dördüncü yüzyıla tarihlenen bakır sikkeler bulunmuş, bu iki bulgudan hareketle çevrede geniş bir Roma yerleşmesi bulunduğu düşünülmüştür. Suyun içimi kolay bir terkipte olması, eski devirlerde içme suyu olarak da kullanıldığı kanaatini uyandırmıştır. Amasya Müzesi Müdürlüğü alanla ilgili ilk raporunu 24 Mart 1976 tarihinde hazırlamış, 2007 yılında da Amasya İl Özel İdaresi, antik hamam kalıntılarının yerini ve yayıldığı alanı belirlemek için İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'ne bir yer radarı taraması yaptırmıştır.

Ne var ki bu dikkat, alanı tahribattan koruyamamıştır. Hamam kalıntılarının bulunduğu saha 1996 yılında modern kaplıca yapılarının inşası sırasında ağır biçimde zarar görmüş, ardından peyzaj düzenlemeleri, yol yapımı ve kaçak define kazıları bu zararı büyütmüştür. Kazıcılar, açtıkları alanlardan birinde zeminin yaklaşık iki metre boyunda ve bir buçuk metre eninde kırılarak tahrip edildiğini, kaçak kazı çukurlarının sonradan toprakla doldurulduğunu tespit etmişlerdir. Antik yapının izleri güneyde bugünkü yolun altına doğru devam eder; yapının bir bölümü asfalt ve beton çevre duvarının altında kalmıştır.

2012 Kazısı

Antik yapıyı ilk kez bilimsel olarak gün ışığına çıkaran çalışma, 2012 yılının haziran ve temmuz aylarında iki ay sürmüştür. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle, Amasya Müzesi ile Hitit Üniversitesi'nin iş birliğinde yürütülen sondaj ve kazı, dönemin Amasya Müzesi Müdürü Celal Özdemir'in başkanlığında ve Hitit Üniversitesi Karadeniz Arkeolojisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Esra Keskin'in bilimsel danışmanlığında yapılmıştır. Ekipte müze arkeologlarıyla birlikte sanat tarihçileri, bir fotoğrafçı ve işçiler yer almıştır. Kazı alanı, otel ve günübirlik tesislerin piknik ve peyzaj sahası olarak planlanan 49.054 metrekarelik arazinin içinde, "Terziköy Hamamı" diye anılan yerin kuzeybatısında seçilmiştir. Sonuçlar önce 2013'te Ortaçağ ve Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyumu'nda bildiri olarak sunulmuş, yeni bulgularla genişletilerek 2016'da makale olarak yayımlanmıştır.

Bahçenin doğusunda açılan ilk açmada, yüzeyin yalnızca 20 ile 30 santimetre, eğimli kesimlerde ise 10 ile 15 santimetre altında moloz taş örgülü duvarlara rastlanmıştır. Derinlere inildikçe duvarların arasında yoğun biçimde yanarak tahrip olmuş bir çöküntü tabakası, çatı kiremitleri ve seramik parçaları çıkmıştır. Kalınlıkları 70 ile 85 santimetre arasında değişen moloz taş ve harçlı duvarların sınırladığı büyük mekânda bir damacana, bronz bir patera, bronz bir kap, iki bronz çan, bronz bir el terazisi, bir kara saban demiri, pişmiş topraktan iki testi ve bir çanak ele geçmiştir. Hemen güneydeki daha basit duvarlı mekânda ise Doğu Roma dönemine ait, korozyona uğramış bir bakır sikke bulunmuştur. Buluntuların niteliği, bu odaların kiler ya da depo olarak kullanıldığını düşündürür.

Su Dağıtım Birimi

Kazının en çarpıcı sonuçlarından biri, bugünkü modern havuzun güneyinde açılan ikinci açmada, yüzeyden 3,10 metre derinlikte ortaya çıkan su dağıtım birimidir. Kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı, 5,20 metreye 3,40 metre boyutlarındaki bu yapının üst kısmı kaba yontulmuş moloz taş ve harçla, alt kısmı ise düzgün bosajlı, yeşil renkli şist bloklarla örülmüştür. Duvarın yaklaşık 2,20 metre altında, termal suyu çeşitli yönlere ulaştıran kanallar ile bu kanalları temizlemeye yarayan bacalar bulunmuştur. Ortalama 0,75 x 0,88 ve 0,60 x 0,70 metre ölçülerindeki bacalar, düzgün kesme taş kapaklı kanallarla birleşerek suyu dört yöne dağıtır.

Araştırmacılar, antik çağda termal suyun bu noktada doğal olarak artezyen yaptığını, kendiliğinden yükselen suyun kanallarla toplanıp hamamın ve ek yapılarının farklı bölümlerine dağıtıldığını belirlemişlerdir. Daha da dikkat çekici olanı, bu dağıtım kanallarının ve bacaların kazı sırasında hâlâ çalışır durumda bulunmasıdır. Roma mühendislerinin kurduğu su düzeni, aradan geçen bin beş yüz yılı aşkın zamana ve üstüne yapılan bütün yeni inşaata karşın işlevini sürdürmektedir.

Hypocaust ve Praefurnium

Çevre duvarına paralel olarak açılan üçüncü açmada hamamın sıcak bölümleri ortaya çıkmıştır. Burada önce küçük tuğla kırıklarından yapılmış, kum ve kireç harçlı, son derece düzgün bir taban döşemesi bulunmuş, açmanın güneydoğusunda ise hypocaust ile sıcaklık (caldarium) bölümleri açığa çıkarılmıştır. Hypocaust'un üst katı olduğu anlaşılan mekân aslında 5,25 x 8,25 metre boyutlarındadır; ikinci kullanım döneminde muhtemelen küçültülmüştür. Bu mekânda enine yedi, boyuna on üç sıra hâlinde dizilmiş, 73 santimetre yüksekliğinde ve 18 santimetre çapında pişmiş toprak taşıyıcılar bulunmuştur. Her biri, 7,5 santimetre kalınlığında ve 18,5 santimetre çapındaki sekiz yuvarlak tuğlanın, aralarına iki santimetre kum-kireç harcı konularak üst üste örülmesiyle yapılmıştır. Sıcak gazın dolaştığı aralıklar 40 ile 43 santimetre arasında değişir. Sistemin alt katı ise 0,65 x 0,35 metre ölçülerinde, 50 santimetre yüksekliğinde dikdörtgen payelerden oluşur.

Kazıcıların vurguladığı asıl özellik, bu iki katlı düzenin kendisidir. İki katlı hypocaust Roma hamam mimarisinde nadir görülür; bilinen bir örneği Almanya'nın Trier kentindeki Barbara Hamamları'ndadır. Trier'de alt kattaki kısa payeler kare tuğlalarla örülmüşken Terziköy'de betondan yapılmıştır. Araştırmacılara göre bu sistem, üzerindeki mekânın büyüklüğü nedeniyle ya da saunalarda olduğu gibi yüksek sıcaklıklara çıkmak ve sıcaklığı uzun süre korumak amacıyla tercih edilmiş olabilir. Makalenin özetinde bu yönüyle Terziköy hamamının Roma hamam mimarisi içinde "ünik" olduğu belirtilir.

Hypocaust'un doğusunda açılan dördüncü açmada hamamın külhan ağzı (praefurnium) ve sıcaklık bölümü çıkmıştır. Burada 3,5 metre yüksekliğinde, 1,20 metre genişliğinde ve 1,47 metre eninde, düzgün kesme taştan yapılmış yuvarlak bir kemer hâlâ ayaktadır. Bu kemer, Roma hamamlarında külhandaki büyük metal kazanlarda ısıtılan suyun, sıcak havanın ve baca gazının hypocaust bölümlerine ulaşmasını sağlayan geçittir. Kemerin yarısına kadar uzanan, zeminden 65 santimetre yükseklikte ve 101 santimetre genişliğindeki bir kanal, 37 santimetre kalınlığındaki kesme taş zemini taşıyan payelerin bulunduğu mekâna açılır. Kazıcılar, bu kemerli fırın ağzının yükseklik ve genişlik ölçülerini Trier'deki İmparatorluk Hamamları'nınkilere benzetirler; bu kadar yüksek tutulmuş fırın ağızları içinde yürünmesine imkân verir ve genellikle büyük hamamlarda görülür. Praefurnium girişinin üst seviyesinde yerinde duran iki pişmiş toprak erzak küpü (pithos) de ele geçmiştir.

Avlu, Havuzlar ve Devşirme Taşlar

Kazı kuzeye doğru genişletildiğinde, caldarium duvarlarının bu yönde devam ettiği, büyük kesme taşlardan yapılmış 5,25 metre uzunluğunda ve 1,50 ile 3,50 metre genişliğinde bir zemin döşemesinin yerinde durduğu görülmüştür. Bu döşemenin güneyinde 12 metre uzunluğunda ve 3,76 metre eninde, iri kesme taşlarla döşenmiş bir meydan uzanır. Burası bir ön avlu ya da açık alan niteliğindedir; batısındaki dar, taş döşeli bir ara sokak da mekânlara ulaşımı sağlamıştır. Döşemede kullanılan taşların bir kısmı kireçtaşı, bir kısmı yeşil renkli şisttir ve üzerlerindeki kurşun kenet yuvaları, bunların çevredeki Erken Roma ve hatta geç Hellenistik yapılardan sökülerek getirilmiş devşirme taşlar olduğunu gösterir. Avlunun doğu ve kuzeyinde, moloz taş ve balçık harçla örülmüş kalın duvarlı mekânların ilk açmanın bulunduğu alana ve bugünkü tuvalet binasının altına doğru kesintisiz devam ettiği anlaşılmıştır.

Avlunun kuzeybatısında birbirine bitişik, dikdörtgen biçimli iki küçük havuz bulunmuştur. Birinin derinliği 66, ötekinin 80 santimetredir; ikincisinin orta kısmı huni biçiminde sonlanır. Havuzların içi tuğla tozlu harçla son derece düzgün biçimde sıvanmıştır. Ortak duvarın birleşme yerinde orta boy bir pişmiş toprak küp, sol taraftaki oval nişe bitişik olarak da toprağa gömülü büyük bir küp yerinde ele geçmiştir.

Yapının Dönemleri

Kazıcılar, kazı alanının büyüklüğü ve farklı işlevlere sahip mekânların varlığından yola çıkarak yapının kendi döneminde büyük bir kompleks olarak inşa edildiği sonucuna varmışlardır. Farklı yapım teknikleri ve küçük buluntular, hamamın iki ayrı dönemde aktif olarak kullanıldığını gösterir: ilk dönem milattan sonra üçüncü ve dördüncü yüzyıllara, ikinci dönem beşinci ve altıncı yüzyıllara aittir. Pişmiş toprak, cam ve metal küçük buluntuların yanında I. Justinianus dönemine ait sikkeler de bulunmuştur; makalede bu sikkeler 526-528 yıllarına tarihlenir. Mimari tabakalar, alanın Erken Roma döneminden altıncı yüzyılın ilk yarısına kadar iskân edildiğini, yani yaklaşık altı yüz yıl boyunca yaşanan bir yerleşim olduğunu ortaya koymuştur. İlk açmadaki yoğun yanık tabakası da bu yorumla örtüşür; araştırmacılara göre yapı muhtemelen büyük bir yangın sonucunda önemini yitirmiş ve terk edilmiştir. Alan 2013 yılında birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiştir.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Eski Hamam

Roma yapısının terk edilmesinden sonraki yüzyıllara dair yazılı bilgi çok azdır. Kaplıcanın tarihi hakkında kesin bir kayıt bulunmadığı, derleme kaynaklarda da açıkça kabul edilir. Bilinen, ana kaynağın bulunduğu yerde Osmanlı döneminden kalma, dört metreye dört metre ölçülerinde bir havuz ile basit soyunma odalarını barındıran ahşap bir binanın uzun süre kullanıldığıdır. Bu sade yapı, köylülerin ve yakın kasabaların halkının yüzyıllar boyunca yıkandığı, romatizma ve sindirim şikâyetlerine şifa aradığı mütevazı bir köy hamamıydı. Sonraki yıllarda eski kaplıca kısmının havuzu daha fazla kişinin rahatça dinlenebileceği biçimde genişletilerek yeniden yapılmıştır.

Bölgedeki öteki kaplıcalar için anlatılan geçmiş, Terziköy'ün hangi gelenek içinde yaşadığını anlamaya yardım eder. Hamamözü'ndeki kaplıcanın Selçuklu ya da Osmanlı döneminde Arkut Bey tarafından iki kubbeli bir hamama dönüştürüldüğü, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Kafkasya'dan gelen göçmenlerin işletmeyi üstlendiği anlatılır. Terziköy için böyle adlandırılmış bir bâni ya da vakıf kaydı bilinmemektedir; kaplıcanın Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerindeki hukuki durumu ve işletilme biçimi henüz yayımlanmış bir araştırmaya konu olmamıştır.

Sıcak Suyun Jeolojisi

Terziköy, Amasya'nın üç büyük jeotermal alanından biridir ve bilimsel olarak en iyi incelenmiş olanıdır. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün (MTA) sahadaki ilk çalışması 1973'te jeolog Timur Kartal tarafından yapılmış, 1974 tarihli hidrojeoloji raporu 1/25.000 ölçekli jeoloji haritasıyla birlikte kaplıcayı geliştirme amacı taşımıştır. Bu rapora göre inceleme alanında Paleozoyik yaşlı metamorfik şistler, Üst Jura-Alt Kretase yaşlı kireçtaşları, Eosen yaşlı fliş ve onunla yanal geçişli volkanitler, Neojen serileri ve Kuvaterner çökelleri bulunur. Yöre, Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun hemen yakınındadır. Kireçtaşı bir hazneden gelen sıcak su, tesislerin hemen kuzeyindeki fay boyunca yükselerek kaynağı oluşturur; ancak derindeki daha sıcak su, yüzeye çıkarken yüzey ve yeraltı sularıyla karışır. Raporda o tarihte kaplıca kaynağının tesislere ve aynı zamanda kullanma suyu ihtiyacına yetmediği, sondajla suyun hem sıcaklığının hem miktarının artırılması gerektiği belirtilmiştir.

Aynı dönemde MTA'nın jeofizik ekibi 15 Ocak-30 Kasım 1974 tarihleri arasında Terziköy ve Gözlek sahalarında düşey elektrik sondajı yöntemiyle bir rezistivite etüdü yapmıştır. Bu çalışmada kaplıcanın kuzeyindeki Jura kireçtaşına karşılık gelen yüksek dirençli kütlenin derine doğru genişleyerek sürdüğü, bu kütlenin batı kenarındaki düşük dirençli zonların ise sıcak suyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. 1976'da yayımlanan raporun girişinde Terziköy, "çok eskiden beri şifalı suları ile tanınan tarihi" bir kaplıca olarak anılır.

MTA ile Amasya Valiliği arasında yapılan sözleşmeler 1990'ların sonundan itibaren sahayı yeniden gündeme getirmiştir. 1999'da tamamlanan jeoloji-hidrojeoloji etüdü yaklaşık 144 kilometrekarelik bir alanı kapsamış, sıcak suların yüzeye çıkışını kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu fay sistemlerinin denetlediğini göstermiştir. O dönemde tesislerin sıcak su ihtiyacı, 37 derecelik ve saniyede 10 litre debili kaplıca kaynağı ile 36,5 derecelik ve saniyede 4 litre debili Terziköy-1 sondajından karşılanıyordu. Yörede bunlardan başka, toplam debisi saniyede 6 litre olan ve sıcaklığı 31 ile 32 derece arasında değişen kaynaklar da vardı. Etüt, jeolojik veriler ile toprak gazı ölçümlerini birlikte değerlendirerek, fay denetimli ve derinliği 450 metre dolayında (artı eksi 50 metre) yeni bir sondaj yeri önermiştir.

Önerilen yere yakın açılan Terziköy-2 kuyusu 2001'de 325 metrede tamamlanarak üretime alınmıştır. Sondajda yüzeyden itibaren 10 metre yamaç molozu, 253 metre kalınlığında Eosen yaşlı aglomera, andezit, bazalt, tüfit ve fliş istifi, en altta da 62 metre Üst Jura-Alt Kretase kireçtaşı geçilmiştir. Kuyudan, kuyu başı basıncı 1 atmosfer olan, 40,1 derece sıcaklıkta ve saniyede 32 litre debide artezyen biçiminde sıcak su alınmıştır. Bu sıcaklık sahadaki kaynaktan ve ilk sondajdan daha yüksektir; araştırmacılar bunu, ilk kuyuda bulunmayan ve örtü kaya işlevi gören Eosen flişine ait yaklaşık 64 metrelik kil ve marn tabakasına bağlamışlardır. Bu kuyudan elde edilen suyun olimpik yüzme havuzu gibi yeni tesislerde kullanılması planlanmıştır.

Sıcak suyun kirlenmeden korunması için 2002'de ayrıca bir koruma alanı etüdü yapılmıştır. Etüde göre kaynakların az geçirimli bir tabakayla kuşatılmış olması saha için olumlu bir özelliktir; buna karşın kaynakların ve kuyuların korunması amacıyla bölgede üç ayrı koruma zonu belirlenmiş, her zonda uyulması gereken koşullar sıralanmıştır. MTA'nın jeotermal envanterlerinde Terziköy'ün doğal çıkışı 37 derece ve saniyede 10 litre, sondajları ise 37,2 ile 40,1 derece arasında gösterilir; sıcak su kaplıcada, kaplıca tesislerinde ve sera ısıtmasında kullanılan kaynaklar arasında sayılır.

Suyun Kimyasal Özellikleri ve Kullanımı

Kaplıca derlemelerinde Terziköy suyu, sodyum bikarbonatlı ve kalsiyumlu sular grubunda sınıflandırılır. Kaynak suyu 37 derece sıcaklıkta, litresinde 0,7009 gram toplam mineral içeren, pH değeri 6,67 ve radyoaktivitesi 4,5 eman olan hipotonik ve izotermal bir sudur. Bileşimde bikarbonatın yüzde 80,03, kalsiyumun yüzde 50,64, sodyumun yüzde 28,01 milival oranında bulunduğu, suyun radyoaktif terkipli tuzlar ve kısmen karbondioksit içerdiği de belirtilir. Uluslararası Hidrojeologlar Birliği sınıflamasına göre bu sular "mineralce fakir sıcak su" (akroterm) sınıfına girer. Suyun debisi kaplıca derlemelerinde saniyede 12-13 litre olarak verilir.

Kaynaklarda su sıcaklığına dair farklı rakamlar dolaşır ve bunların her biri ayrı bir ölçüme karşılık gelir. Kaynak çıkışı için 37, ilk sondaj için 36,5, ikinci sondaj için 40,1 derece ölçülmüştür; tanıtım metinlerinde sık geçen 39,5 derece ise havuz suyunun sıcaklığıdır. MTA'nın 1974 tarihli raporunun özetinde kaplıca suyu için 57 derece yazılıdır; bu değer sonraki bütün ölçümlerden belirgin biçimde yüksektir ve doğrulanması için raporun tam metnine bakmak gerekir. Suyun 37-38 derece dolayında olması, soğutmaya gerek kalmadan doğrudan kullanılabilmesini sağlar ve uzun süreli banyolara elverişli kılar.

Geleneksel kullanım ve eski kaplıca kılavuzları suya geniş bir şifa alanı yükler. Bu kaynaklara göre su sempatik sinir sistemini frenler, parasempatik sistemi uyarır, enzimlerin etkisini artırır, hormonal sisteme etki eder; mide asiditesini azaltır, safra akışını çoğaltır ve idrar söktürür. İçme kürlerinin kolesterol ve yağ asidi düzeylerini düşürdüğü, şeker hastalarında kan şekerini azalttığı da yazılmıştır. Halk arasında bu özellikler suyun erkeklik gücünü artırdığı inancına dönüşmüş, eski kılavuzlar bunun kaplıcanın müşterisini çoğalttığını da not etmiştir. Banyo ve içme kürleri romatizmal felçler, mide ve bağırsak hastalıkları, böbrek ve idrar yolu rahatsızlıkları, eklem kireçlenmeleri, kırık ve çıkık sonrası sekeller ile beslenme bozukluklarında önerilir. İl kültür ve turizm müdürlüğünün tanıtımı da suyun romatizma, mide, bağırsak, idrar yolu ve beslenme bozukluklarına iyi geldiğini belirtir.

Terziköy ile Hamamözü'ndeki Arkut Bey Kaplıcası'nın suları aynı kimyasal yapıya ve aynı tıbbi endikasyonlara sahip kabul edilir. Eski kaplıca kılavuzu bu suları, toplam minerali yarım gram civarında olan oligometalik sular olarak tanımlar; romatizmal sendromların iltihaplı olmayan dönemlerinde, mide-bağırsak hastalıklarının iltihaplı olmayan spazmlı ve ağrılı durumlarında, kadın hastalıklarının ağrılı ve spazmlı tablolarında ve yatıştırıcı etkisi nedeniyle yüksek tansiyonda kullanılabileceğini yazar. Suların Sağlık Bakanlığınca tamamlayıcı ve destekleyici özellikleri bakımından tescil edildiği de belirtilir. Bütün bu faydalar büyük ölçüde geleneksel bilgiye ve eski balneolojik değerlendirmelere dayanır; kaplıca kürü, hekim önerisinin yerini tutan bir tedavi olarak görülmemelidir.

Modern Tesisler ve Termal Turizm Merkezi

Kaplıca alanı Amasya İl Özel İdaresi'nin mülkiyetindedir. Bugünkü tesislerin temeli 1996 yılında atılmış, kaplıca oteli ve yan tesisler o yıl inşa edilmiştir. 1998'de Bakanlar Kurulu kararıyla alan Termal Turizm Merkezi ilan edilmiş, ardından yap-işlet-devret yöntemiyle 49 yıllığına FİMAR Holding'e devredilmiştir. Böylece köy hamamı ölçeğindeki eski kaplıca, aşama aşama ilin en büyük termal tesis bölgesine dönüşmüştür.

Tesislerin kapasitesi zaman içinde değişmiştir ve kaynaklarda farklı dönemlere ait rakamlar bir arada bulunur. Eski bir kaplıca kılavuzu, 36 odada 76 yatakla hizmet veren bir kaplıca oteli, 26 özel banyo odası, iki genel tedavi havuzu ve 14 x 7 metre ölçülerinde, derinliği 1,20 ile 1,70 metre arasında değişen bir yüzme havuzundan söz eder; otelin yakınında daha küçük konaklama tesisleri de vardır. Başka bir tanıtım ise yetmiş iki yataklı bir otel, kırk beş yataklı bir motel, restoran, yüzme havuzları, özel kabinler, alışveriş birimleri, çocuk oyun alanı ve piknik alanlarını sayar. Bugün alanda beş yıldızlı bir termal otelin yanı sıra bungalov evler, açık ve kapalı havuzlar, kadın ve erkeklere ayrılmış bölümler, aile havuzları ve spa hizmetleri bulunur. Ziyaretçi, kür süresince ihtiyaçlarının hemen hepsini aynı alanda karşılayabilir.

Terziköy'ün yoğunluğu mevsime göre belirgin biçimde değişir. Yaz aylarında piknik alanları ve açık havuzlarla günübirlik bir mesire yeri işlevi gören kaplıca, serin mevsimlerde ve özellikle kışın asıl ziyaretçisini bulur; resmî tatillerde ve bayramlarda yoğunluk en üst düzeye çıkar. Ova manzarasının açıklığı, şehrin gürültüsünden uzak sakin ortam ve ağaçlandırılmış geniş alan, havuz kenarında geçirilen saatleri kısa yürüyüşlerle tamamlamaya elverişlidir. Amasya'nın tarihî kent merkezini gezen bir yolcu için Terziköy, yolculuğun sonunda yorgunluğu atmaya imkân veren yakın bir duraktır; kültür ve doğa gezisi böylece aynı rotada birbirini tamamlar. Kazı alanının bulunduğu sit sahası henüz ziyarete açık bir ören yeri olarak düzenlenmemiştir.

Çevredeki Öteki Kaplıcalar

Terziköy'ü bölgesindeki öteki sıcak sularla birlikte düşünmek, Amasya'nın termal coğrafyasını daha iyi anlamayı sağlar. Gözlek Kaplıcası, il merkezinin güneyinde Göynücek yolu üzerindeki Gözlek beldesinde, Çekerek Irmağı kıyısındaki bataklık bir alanda yer alır; "Gözlek Hamamı" ya da "Gözhöyük Kaplıcası" diye de anılır ve bol kükürtlü suyuyla romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği kabul edilir. Gözlek ile Terziköy, 1970'lerden beri MTA çalışmalarında birlikte incelenmiştir. Misak ve Çivi köyleri arasında bulunduğu bildirilen bir başka hamam kaplıcası ile Karakaya mevkiindeki Çırçır kaynak suyu da aynı çevrenin su kaynaklarıdır.

Göynücek sınırlarındaki Ilısu Kaplıcası, tıbbi ve teknik özellikleri bakımından Terziköy'e benzer; ancak yatırım yapılmadığı için ikinci planda kalmış, yalnızca bölge halkına hizmet veren küçük bir kaplıca olarak kalmıştır. Hamamözü'ndeki Arkut Bey Kaplıcası ise deniz seviyesinden 640 metre yükseklikte, üç kaynaklı, 38-40 derece sıcaklıkta ve 7,4 pH değerinde sularıyla Terziköy'ün en yakın akrabası sayılır. MTA envanterlerine göre Gözlek, Terziköy ve Hamamözü jeotermal alanlarındaki doğal çıkışların sıcaklığı 37 ile 40 derece, debileri saniyede 2 ile 10 litre arasındadır; bu alanlarda açılan kuyulardan ise 35,5 ile 42,5 derece arasında, saniyede 11,5 ile 125 litre debili akışkanlar elde edilmiştir. Bu üç alan birlikte Amasya'yı Orta Karadeniz'in kayda değer kaplıca illerinden biri yapar.

Kronoloji

MS 3.-4. yüzyıl: Terziköy Roma hamamının ilk kullanım dönemi; otel temel kazısında bulunan bakır sikkeler de dördüncü yüzyıla tarihlenir.

MS 5.-6. yüzyıl: Hamamın ikinci kullanım dönemi; I. Justinianus dönemine ait sikkeler. Yapı altıncı yüzyılın ilk yarısından sonra, muhtemelen bir yangınla terk edilir.

1926: Kaplıcanın bulunduğu Çivi köyü kayıtlarda "Çivi" ya da "Osmaniye" adıyla geçer.

1928: Kaplıcaya adını veren Terziköy kayıtlarda "Terzi" olarak anılır.

1973: Jeolog Timur Kartal kaplıca çevresinin jeolojisini inceler; hidrojeoloji raporu 1974'te tamamlanır.

1974: MTA, 15 Ocak-30 Kasım arasında Terziköy ve Gözlek sahalarında rezistivite etüdü yapar; rapor 1976'da yayımlanır.

1976: Amasya Müzesi Müdürlüğü 24 Mart tarihli raporla antik kalıntıları kayda geçirir.

1990'lar: Çivi köyü Göynücek'ten alınarak Merkez ilçeye bağlanır.

1996: İl Özel İdaresi'ne ait alanda kaplıca oteli ve tesisler inşa edilir; inşaat antik hamama ağır zarar verir.

1998: Alan Bakanlar Kurulu kararıyla Termal Turizm Merkezi ilan edilir.

1999: MTA'nın 144 kilometrekarelik jeoloji-hidrojeoloji etüdü yayımlanır.

2001: Terziköy-2 jeotermal kuyusu 325 metrede tamamlanır; 40,1 derece ve saniyede 32 litre artezyen su alınır.

2002: Kaplıca kaynakları için üç zonlu koruma alanı etüdü hazırlanır.

2007: İl Özel İdaresi antik hamamın yayılım alanını belirlemek için yer radarı taraması yaptırır.

2012: Amasya Müzesi ile Hitit Üniversitesi haziran ve temmuz aylarında kazı yapar; iki katlı hypocaust, praefurnium ve su dağıtım birimi ortaya çıkarılır.

2013: Kaplıca alanı birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilir; kazı sonuçları sempozyumda sunulur.

2016: Esra Keskin ile Celal Özdemir'in Terziköy hamamına dair makalesi yayımlanır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar