Amasya'nın bitki örtüsü, ilin kaç türe ev sahipliği yaptığından çok, bu türlerin bir bölümünün dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmemesiyle dikkat çeker. İl, Karadeniz'in nemli kuşağı ile İç Anadolu'nun karasal iklimi arasındaki geçiş şeridinde uzanır ve bu şeridi kıvrım kıvrım dağlar, derin vadiler, göl çevreleri ve bozkıra açılan yamaçlar bölük bölük eder. Aynı mevsimde bir yamaçta Avrupa-Sibirya kökenli nemsever bitkiler, ötekinde İran-Turan bozkırının kuraklığa dayanıklı çalıları açar. Endemik türlerin bu kadar çok olmasının arkasında, bu küçük ölçekli çeşitlilik yatar. Ormanların katmanları ve iklimin bitki örtüsüyle ilişkisi ayrı bir yazının konusudur; burada ilin özgün türleri, onları ilk kez Avrupa'ya taşıyan toplayıcılar, yüz yılı aşkın bir aradan sonra yeniden bulunan bitkiler ve yörenin florasını kayda geçiren çalışmalar ele alınır.

Endemik Türlerin Sayısı

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün bitki örtüsü kaydına göre Amasya, endemik bitkiler bakımından oldukça zengindir ve 109 tür ile 246 alt takson (çeşit) içerir. Başka bir değerlendirmede bu sayı 245 endemik takson olarak verilir. İlin ekoturizm potansiyelini inceleyen 2019 tarihli bir derleme ise Amasya'da 79 familyaya bağlı 367 cins ve 801 tür bulunduğunu, bunlardan 29 familyaya ait 90 cins ve 175 türün endemik olduğunu yazar. 109, 175 ve 245 rakamları arasındaki fark, takson sayımında kullanılan ölçütlerden ve sayımın yapıldığı yıldan kaynaklanıyor olabilir; kaynaklar bunu açıklamaz. Endemik, yalnızca belirli bir coğrafyada, burada Türkiye'nin sınırları içinde yetişen demektir. Amasya Üniversitesi'nden botanikçi Cengiz Yıldırım'ın 2026 başında aktardığına göre Türkiye'de yetişen yaklaşık 12 bin bitki türünün 1991'i Amasya'da görülebilmektedir; ülke genelindeki endemik tür sayısı ise yaklaşık 3800'dür. Yıldırım, bütün Avrupa kıtasında 15 bin dolayında tür bulunduğunu hatırlatarak Anadolu'nun bitki çeşitliliğinin bir kıtanınkine yaklaştığını vurgular.

Bu zenginliğin bir nedeni ilin floristik konumudur. Sakarat Dağı florasını inceleyen araştırmacılara göre yöre, İran-Turan floristik bölgesinin İran-Anadolu eyaletine bağlı İç Anadolu bölümünün kuzeydoğusunda yer alır ve Öksin bölgesiyle bir geçiş alanı oluşturur. İç Anadolu bozkırını kuzeyden çevreleyen bu kuşak, hem Öksin ağaç ve çalılarını hem de bozkır bitkilerini barındırdığı için bitki coğrafyacısı Michael Zohary tarafından ksero-öksin kuşak olarak adlandırılmıştır. Karadeniz'in nemli ve İç Anadolu'nun kurak etkisi altında kalan böyle bir geçiş alanı, iki bölgenin türlerini aynı dağın farklı yamaçlarında yan yana yaşatır. Endemik oranının yine de Türkiye ortalamasının oldukça altında kaldığını ayrıca belirtmek gerekir: Sakarat araştırmacılarının karşılaştırmasına göre ildeki çalışmalarda bulunan oranlar çoğunlukla yüzde 7 ile 13 arasında kalır, Türkiye florasının genelinde ise bu oran yüzde 31 dolayındadır. Amasya'nın endemik zenginliği, tek tek dağlardaki yüksek oranlardan çok, birbirinden farklı yaşam ortamlarının küçük bir alanda toplanmasından gelir.

Bu sayıların ilin her yerine eşit dağılmadığı, flora çalışmalarının sonuçlarından anlaşılır. Amasya-Akdağ-Boraboy Gölü hattı ve çevresinde ilin endemik taksonlarından 29'u yayılış gösterir; Boraboy Gölü çevresi bu nedenle ilin en önemli endemik bitki alanı olarak anılır. Taşova'daki Boraboy Gölü Tabiat Parkı 255,34 hektarlık bir alandır ve doğal ormanları, yaban hayatına uygun yaşam ortamları ile birlikte endemik ve nesli tehlike altındaki bitki türleriyle de korunur. Park sınırları içinde belgelenen endemiklerden altısı şunlardır: Campanula latiloba, Campanula pterocaula, Symphytum bornmuelleri, Heracleum platytaenium, Hesperis buschiana ve Digitalis lamarckii. Bunlardan Symphytum bornmuelleri adını, aşağıda anlatılacağı gibi yörede ilk sistemli bitki toplamasını yapan Alman botanikçiden alır.

Eski Kaynaklarda Amasya'nın Bitki Örtüsü

Bilimsel botaniğin Amasya'ya gelişinden önce yörenin bitkileri, şehri anlatan yazarların gözünde bahçeler, çiçekler ve yaylalarla görünür. Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin ilk cildinde şehrin güneyindeki Çakallar sırtını, yerden yaklaşık iki yüz metre yükselen, tepesi düz, uzun bir beşiğe benzeyen bir dağ olarak tarif eder; düzlüğüne Hamza Düzü denir, her yanı bağdır. Müellife göre baharda Çakallar'ın "kırmızı gülleri, siyâh benli lâleleri" sırtı adeta bir gelin gibi süsler ve o, bu manzarayı anlatırken "Cennet gibidir sûy-ı cenûbunda Çakallar" mısraıyla başlayan eski bir murabbaı aktarır (Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, e-kitap s. 82). Siyah benli diye anılan, taban lekeli lalelerdir; hangi türe ait oldukları bu tasvirden anlaşılamaz. Aynı sırtta bugün de kar erir erimez kayalıkların arasında kardelen, çiğdem ve menekşelerin açtığı yerel basında her yıl yer alır.

Hüsameddin'in şehrin doğu ucuna dair kayıtları da bitki tarihine ışık tutar. Şehrin doğusundaki Savakça Mahallesi, onun tarifine göre doğudan Lokman Dağı ile sınırlanır; Soğuk Pınar denen derenin yukarısı "pek latîf orman" olup orada fındık ağaçları ve başka meyveli ağaçlar bol bulunur, dereden akan soğuk su değirmenleri döndürür ve bağları sular (c. 1, e-kitap s. 78 ve 124). Lokman Dağı, yöreye özgü bağ havacivasının 1889'da ilk kez toplandığı yer olarak botanik literatürüne geçecektir. Müellif, Amasya kazasının doğusunu kaplayan Akdağ Nahiyesi'ni anlatırken de dağın yaylasının bol, kışlağının makbul, suyunun çok ve havasının sağlam olduğunu, sancağın koyunlarının çoğunun yazın orada otladığını, yağının, peynirinin ve yoğurdunun bütün Pontus yöresinde ün kazandığını yazar (c. 1, e-kitap s. 187). Hüsameddin dağın yüksekliğini bin iki yüz metre kadar verir; bugünkü ölçümlerde ilin en yüksek noktası olan Akdağ Tepesi 2061 metredir. Aradaki fark, müellifin nahiyenin oturduğu eteklerden mi yoksa zirveden mi söz ettiğinin belli olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Yüzyıllardır süren bu yoğun otlatma, bugün Akdağ'ın yüksek kesimlerinde gözlenen bitki örtüsü bozulmasının da tarihsel arka planını oluşturur.

İlk Botanik Toplayıcılar

Amasya'nın bitkileri, 19. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa herbaryumlarına ulaşmaya başladı. Bu sürecin en önemli adı, Weimar'daki Haussknecht Herbaryumu'nun 1886'daki kuruluşundan 1938'e kadar küratörlüğünü yapan Alman botanikçi Joseph Bornmüller'dir (1862-1948). Bornmüller 1889 ve 1890 yıllarında Amasya'ya geldi ve buradan Kastamonu, Çorum, Samsun, Tokat, Yozgat, Sivas ve Kayseri illerini taradı. 1889 toplaması yaklaşık 2300, 1890 toplaması yaklaşık 3500 örnekten oluşur. Asuman Baytop'un Flora of Turkey kayıtlarına dayanan çalışmasına göre Bornmüller'in Türkiye örnekleri 189 tip örneği ve 161 yeni taksonu kapsar ve bu tiplerin bir bölümü Amasya'dan toplanmıştır. Bornmüller 1892'de ve 1899'da yeniden Amasya'ya uğramış, 1899'da buradan Bilecik ve Mudanya üzerinden Bursa'ya geçmiştir. Türk florasında onun adını taşıyan en az 25 tür vardır.

Amasya florasının bugün de anılan türlerinin önemli bir kısmı bu toplamalardan çıkmıştır. Lokman Dağı'ndan 1889'da toplanan bağ havacivası, Alkanna haussknechtii adıyla 1894'te yayımlandı. Bornmüller'in 1889 toplamasından tanımlanan Scorzonera amasiana adını doğrudan şehirden alır ve Haussknecht ile Bornmüller'in ortak adıyla 1904'te yayımlanmıştır. Sakarat Dağı endemikleri arasında sayılan Sideritis amasiaca ve Onobrychis bornmuelleri de aynı dönemin mirasıdır; biri adını şehirden, öteki toplayıcısından alır.

Aynı yıllarda Merzifon'da başka bir toplayıcı çalışıyordu. Niksar'da 1862'de Ermeni bir baba ile Alman bir annenin oğlu olarak doğan Johannes Jacob Manissadjian, Berlin'de doğa tarihi okuduktan sonra 1890'da Merzifon'daki Amerikan Anadolu Koleji'ne botanik profesörü olarak atandı ve okulda bir müze kurdu. Orta Karadeniz'den topladığı soğanlı bitkiler arasında yeni türler buldu; bunları Avusturyalı botanikçi Josef Freyn yayımladı. Akdağ endemiklerinden Silene manissadjianii ile Colchicum manissadjianii onun adını taşır. Manissadjian aynı zamanda Hollanda'daki ticari fidanlıklara, özellikle Van Tubergen firmasına Pontus yöresinden soğan sağladı; bunlar arasında Allium tubergenii ile Amasya'nın yitik lalesi de vardı. 1915'te tutuklanan Manissadjian, kolejdeki Amerikalı misyonerlerin araya girmesiyle serbest bırakıldı ve ailesiyle birlikte Amasya'da Almanların yönettiği bir tarım birimine gönderildi. 1917'de yeniden araştırma izni aldı ve kolej için deniz kabuklarından minerallere, bitkilerden memeli ve kuşlara uzanan, kendi el yazısıyla kataloğunu tuttuğu yaklaşık 7000 parçalık bir koleksiyon oluşturdu. Kolej 1924'te Merzifon'dan Selanik'e taşındı, müzesi 1939'da kapandı ve Manissadjian'ın bitkilerinden 130'u Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Herbaryumu'na gönderildi. Kendisi Amerika'ya göç etti ve 1942'de Detroit'te öldü.

Yitik Lale: Tulipa sprengeri

Amasya florasının en uzun soluklu hikâyesi, botanik literatürüne "yitik lale" adıyla geçen Tulipa sprengeri'ye aittir. Tür ilk kez 1892'de, o sırada Amasya'da yaşayan Alman bahçıvan Mühlendorff tarafından toplandı. Mühlendorff soğanları, İtalya'nın Napoli kentindeki Damman ve Ortakları bahçecilik firmasının sahibi Carl Ludwig Sprenger'e gönderdi; Sprenger bitkinin yeni bir tür olabileceğini düşünerek örnekleri İngiliz botanikçi John Gilbert Baker'a ulaştırdı. Baker türü 1894'te The Gardeners' Chronicle dergisinde Sprenger'in onuruna adlandırarak yayımladı. İki yıl sonra, 1896'da, Merzifon Amerikan Koleji'nde öğretmenlik yapan Manissadjian aynı bitkiyi yeniden topladı ve Freyn onu Tulipa brachyanthera adıyla ikinci kez tanımladı; bu ad bugün Tulipa sprengeri'nin eş anlamlısı sayılır. Her iki adın ilk örnekleri Kew Kraliyet Botanik Bahçesi Herbaryumu'nda korunmaktadır.

Lale, 1896'dan sonra doğada bir daha görülmedi. Damman firması 1895 ile 1898 arasında Avrupalı bahçecilere çok sayıda soğan satmış, Manissadjian da Van Tubergen'e ve başka fidanlıklara soğan göndermişti; doğadan bu kadar çok soğan sökülmesi türün yok olmasında başlıca etken sayılır. Türkiye'deki doğal varlığı sona erdiği kabul edilen lale, buna karşılık Avrupa'da otuzdan fazla botanik bahçesinde ve özel koleksiyonlarda yaşamayı sürdürdü. Kew'de yetiştirilen bitkiler üzerinde yapılan genetik incelemeler, bu kültür topluluklarının görece geniş bir genetik çeşitliliği koruduğunu göstermiştir; bütün bahçe lalelerinin Manissadjian'ın Van Tubergen'e yanlışlıkla gönderdiği tek bir soğandan çoğaldığı yolundaki eski anlatı bu nedenle dayanaksız görünür. Haziranda, yani Türkiye'deki lalelerin çoğundan geç çiçek açması, kırmızı tepallerin tabanında leke bulunmaması ve parlak kırmızı iplikçikleri onu yakın türlerden ayırır.

Türü anayurduna geri getirmek için Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nin 2016'da düzenlediği toplantının ardından "Yitik Lale Sılasına Dönüyor" adlı bir koruma projesi başlatıldı. Londra'daki Great Dixter bahçesinden getirilen soğanlar 2016'da İstanbul'da ilk kez çiçek açtı; yurt dışından ilk tohumlar 2017'de getirildi. Tohumlar Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ile Erzincan Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü'nde ekildi, Yeditepe Üniversitesi de doku kültürüyle soğan üretimine girişti; tohumdan yetişen bitkiler 2023'ten itibaren çiçek açmaya başladı. Laleye ait eski kayıtlarda yetiştiği ortama dair bilgi bulunmadığından, 2024 Kasım'ında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile birlikte Amasya'da farklı yaşam ortamlarını temsil eden alanlara tohum ekildi. Ekim törenlerinden biri, Hüsameddin'in baharda siyah benli lalelerle süslendiğini yazdığı Çakallar sırtında, yüksekte ve o sırada kar altında olan Çakallar mevkisinde yapıldı; İngiltere'den getirilen soğanlardan elde edilen tohumların beş yıl boyunca izlenmesi öngörüldü. Bu ekimlerde 2025'te yüksek oranda çimlenme, 2026'da yaprak gelişimi gözlendi. Toprağa verilen tohum sayısı kaynaklarda farklı geçer: törene katılan Amasya Valisi Önder Bakan 2024'te yaklaşık 40 bin tohumdan söz etmiş, botanik bahçesi müdürü Kanoğlu ise 2026'da bahçede çoğaltılan 45 bin tohumun farklı noktalara ekildiğini söylemiştir. Projenin adı da haberlerde kimi zaman "Yitik Lale Gurbetten Sılaya Dönüyor" biçiminde anılır.

Projeden bağımsız olarak, 2026 Haziran'ının ilk günlerinde Amasya'da uzun yıllar kapıcı olarak çalışmış ve hafta sonlarını doğa yürüyüşleriyle geçiren Ercan Eftelioğlu, bir yürüyüş grubuyla dolaşırken farklı görünüşlü bir laleyi fotoğrafladı. Fotoğraflar, daha önce yöredeki gençleri laleyi aramaya teşvik etmiş olan eski Devlet Su İşleri müdürü Yılmaz Seven aracılığıyla botanik bahçesi müdürü Salih Sercan Kanoğlu'na, ondan da Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden lale uzmanı İsmail Eker'e ulaştı. Eker'e göre daha önce yöreden gönderilen fotoğraflar hep Tulipa armena ya da Tulipa raddii gibi yaygın türlere ait çıkmıştı; bu kez görüntüler yitik laleyi gösteriyordu. İki araştırmacı 11 Haziran 2026'da Eftelioğlu ve bölgeyi iyi tanıyan Erdem Genç ile birlikte alana gitti ve türü canlı örnekler üzerinde doğruladı. Alanın konumu, bitkiyi korumak amacıyla açıklanmamıştır.

Eker ve Kanoğlu'nun aynı yıl Bağbahçe Bilim Dergisi'nde yayımladığı makaleye göre bulunan topluluk yerleşim yerlerinden uzakta, doğal bir popülasyondur ve projeyle ekilen bitkilerle ilgisi yoktur, çünkü onlar henüz çiçek açma aşamasına gelmemiştir. Bilinen tek popülasyon 0,2 kilometrekareden küçük bir alanı kaplar ve 1000'den az bireyden oluşur. Bitkiler 1140-1170 metre yükseklikte, tarla kenarındaki çalılık ve ağaç altlarında yetişir. Doğal popülasyondan yapılan ölçümler, türün 85 santimetreye kadar boylanabildiğini ve 4 ile 9 arasında yaprak taşıdığını göstermiş; Freyn'in 1896'da tarif ettiği sarı merkezli çiçek renginin ise kurutulmuş herbaryum örneğinin sararmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Yazarlar, türü daha önceki "doğada tükenmiş" kategorisinden çıkararak "kritik tehlike altında" kategorisine önerir. Başlıca tehdit olarak alandaki yoğun tarım ve büyükbaş otlatması, uzun vadede de iklim değişikliği gösterilir. Makaleye göre lalenin 130 yıl boyunca bulunamamasının nedenleri arasında dar yayılışı, birey sayısının azlığı, haziranda açması ve flora çalışmalarının çoğunun ilkbaharın erken döneminde yapılması sayılabilir; eski kayıtlardaki yer bilgisinin çok genel olması da araştırıcıları geniş bir sahanın ancak küçük parçalarını taramaya mahkûm etmiştir.

Bağ Havacivası ve Scorzonera amasiana

Yitik laleye benzer bir kaderi bağ havacivası (Alkanna haussknechtii) da paylaşır. Bornmüller'in 1889'da Lokman Dağı'ndan topladığı ve 1894'te yeni tür olarak tanımlanan bu hodangiller üyesi, beyaz ve sarı çiçekli, yalnızca Orta Karadeniz'de, bilinen yayılışıyla da yalnızca Amasya'da yetişen bir bitkidir. Arzu Cansaran 1994'te yüksek lisans çalışması sırasında bitkiye Yuvacık köyü çevresinde rastlamış, o dönemde Kırklar Dağı'nın Şeyhcui Mahallesi tarafında ve Kaleköy civarında da seyrek olarak görmüştür; ancak yaşam alanlarının insan etkisiyle bozulması üzerine tür uzun yıllar yeniden toplanamamıştır. Kimi kaynaklarda türün 1896'dan sonra doğada görülmediği belirtilir; bu ifade Cansaran'ın 1994 gözlemiyle tam olarak bağdaşmaz ve büyük olasılıkla 1994'teki bulgunun geniş biçimde yayımlanmamış olmasından kaynaklanır.

Bağ havacivası 2017'de, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi kapsamında Amasya Üniversitesi'nden araştırmacılarla Doğa Koruma ve Milli Parklar ekiplerinin çalışmasıyla Aydınca köyü mevkiinde yeniden bulundu. İlk sayımda 111 birey tespit edildi, 2018'de üç ayrı bölgedeki birey sayısının 300'ü aştığı belirlendi. Bu alanın bir kısmı yapımı süren Aydınca Barajı'nın göl alanında kaldığı için bitki örnekleri daha yüksek noktalara taşındı ve izlemeye alındı. 2025'te paylaşılan bilgilere göre baraj gölü altında kalacak türler için yürütülen bir proje kapsamında bitkiler doğasına uygun yeni bir yaşam alanına nakledilmiştir; ne var ki 2024'teki kuraklık popülasyonda düşüşe yol açmıştır.

Adını doğrudan şehirden alan Scorzonera amasiana, papatyagiller familyasından, yalnızca Amasya ilindeki birkaç noktadan bilinen dar yayılışlı bir türdür. Bornmüller'in 1889'da topladığı tip örneklerinden tanımlanan tür, 1993'e kadar yeniden toplanamamış, o yıl Amasya yakınlarında bulunmuştur. Karaer ile Celep 2008'de üç küçük popülasyon daha bildirmiş, popülasyonların küçüklüğüne ve insan etkisine açıklığına dikkat çekerek acil koruma önlemleri önermiştir. Muhittin Dinç ile Yavuz Bağcı ise 2009'da türü Amasya'da yeni bir noktadan kaydetmiş ve yakın zamanda ayrı bir tür olarak tanımlanan Scorzonera ekimii'nin aslında Scorzonera amasiana ile aynı tür olduğunu ileri sürmüştür.

Halk Adlarıyla Anılan Endemikler

Yörenin endemik bitkilerinden bir kısmı, botanik adlarından önce halkın kendi verdiği adlarla bilinir. Hazeran, kuduz otu, akça çiçeği, dolama otu, mürdümük, bac biber ağacı, kaside, geven, yalancı havacıva ve tüylü keten bu adların başında gelir. Resmî kayıtta yerel adlarla sıralanan bu bitkilerin hangi Latince türlere karşılık geldiği ayrıca belirtilmez; halk adları çoğu zaman birden çok türü kapsadığı için bunları belirli bir bilimsel adla eşlemek ancak yöreden toplanmış herbaryum örneklerine bakılarak yapılabilir. Listedeki yalancı havacıva adı, bağ havacivasıyla aynı Alkanna cinsine işaret ediyor olabilir, ancak bu eşleşme kaynaklarda açıkça kurulmaz. Liste bu nedenle, yöre insanının tanıdığı ve ad verdiği otların bir dökümü olarak okunmalıdır. Halk adıyla bilimsel adın birlikte verildiği örnekler daha azdır. İlin ekoturizm potansiyelini derleyen çalışma, yöre florasının botanik turizmine elverişli olduğunu belirtirken Amasya lalesi (Tulipa sprengeri), nevruz (Iris histrioides), emzik otu (Wiedemannia orientalis) ve ak tiken (Lycium anatolicum) türlerini örnek olarak sayar. Kayıtlarda bölgede yetişen endemik bir kiraz türünden de söz edilir; ancak bunun adı ve yayılışı elimizdeki kaynaklarda doğrulanamadığından yalnızca anılmakla yetinilir.

Amasya Florası Üzerine Çalışmalar

İlin florasının sistemli biçimde incelenmesi, Türkiye botaniğinin 20. yüzyılın ikinci yarısındaki gelişimiyle birlikte ilerlemiştir. Ülkedeki flora çalışmaları, Edinburgh'da P. H. Davis'in yönettiği dokuz ciltlik Flora of Turkey and the East Aegean Islands ve onu tamamlayan ek ciltlerle bir çerçeve kazanmış, ülke Davis'in ızgara sistemiyle kareler hâlinde taranmıştır. Amasya çevresindeki çalışma alanları bu sistemde çoğunlukla A5 karesine, ilin güneydoğusundaki Sakarat Dağı ise A6 karesine girer. Yöredeki ilk geniş kapsamlı çalışmalardan biri, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde Abdülkerim Alpınar'ın 1976 ile 1979 arasında yürüttüğü ve doktora tezi olarak sunduğu Akdağ (Amasya) Bitkileri çalışmasıdır. Bu çalışmada Akdağ'dan 96 familya, 424 cins ve 887 takson saptanmış, bunların 62'sinin, yani yaklaşık yüzde 7'sinin endemik olduğu ortaya konmuştur. Akdağ'dan bildirilen endemikler arasında Dianthus setisquameus, Polygonum samsunicum ve Silene manissadjianii sayılır. Baytop ile Alpınar'ın 1980'de yayımladığı Amasya ve Akdağ Florası Üzerine Yeni Gözlemler adlı makale bu çalışmayı tamamlamıştır.

Akdağ, sonraki on yıllarda da araştırmacıların ilgisini çekmeyi sürdürdü. Cengiz Yıldırım, Erkan Yalçın, Arzu Cansaran ve kırk yıl önceki çalışmanın sahibi Alpınar, 2020'de dağın damarlı bitki çeşitliliğini Türler ve Habitatlar dergisinde yeniden yayımladı. 2022'de yayımlanan bir başka çalışma ise İran-Turan bölgesinden Karadeniz'e geçiş kuşağındaki Akdağ'ın bitki topluluklarını sınıflandırmış, alanda on üç bitki birliği ile iki alt birlik saptamıştır. Bunlardan üç birlik ve iki alt birlik ormana, yedi birlik dağ bozkırına, bir birlik de iğne yapraklı yastık çalılığına ait olup bilim dünyası için yeni olarak tanımlanmıştır.

Şehrin hemen çevresi de ayrıca incelendi. Arzu Cansaran ile Mustafa Aydoğdu, 1994'teki arazi çalışmasında Amasya Kalesi ile Vermiş ve Yuvacık köyleri arasındaki alandan 670 örnek toplamış, 75 familya ve 287 cinse ait 420 takson belirlemiştir. Bunların 46'sı, yani yüzde 10,95'i endemiktir; İran-Turan öğesi yüzde 15,71, Akdeniz öğesi yüzde 9,52, Avrupa-Sibirya öğesi yüzde 7,38 pay alır. Çalışma 1998'de yayımlanmıştır. Kırklar Dağı'nın karaçam ormanında ise Aralık 1997 ile Ağustos 1999 arasında altı endemik türün, Hyacinthella micrantha, Bellevalia gracilis, Iris galatica, Scutellaria salviifolia, Asyneuma limonifolium subsp. pestalozzae ve Digitalis lamarckii'nin yıllık gelişimi izlenmiştir. Gözlemler, bu türlerin çiçeklenme tarihlerinin Flora of Turkey'de verilen tarihlerden kimi zaman saptığını ve gelişimlerinde iklimin, yüksekliğin, yamaç yönünün ve ormanın açık ya da kapalı olmasının toprak özelliklerinden daha belirleyici olduğunu göstermiştir.

Diğer çalışmalar her biri ayrı bir dağı ya da vadiyi ele alarak birbirini izlemiştir. Aynı yıl, 1998'de, Kurt ve arkadaşları Amasya, Yozgat ve Çorum arasında kalan Kardağ, Kırlar ve Buzluk dağlarının florasına katkı sunmuştur. Kuşpınartepe'nin florası 1988'de Gazi Üniversitesi'nde yüksek lisans tezi olarak incelenmiş, Çakır Dağı'nın (Merzifon) florası ise 2005'te yine bir yüksek lisans tezinin konusu olmuştur. Cansaran, Peker ve Yıldırım'ın 2007 tarihli çalışması Direkli (Göndes) Köyü, Yassıçal (Ebemi) Beldesi ve Abacı Köyü arasındaki alana, Kaya, Cansaran ve Ertekin'in 2009 tarihli çalışması Karaömer Dağı'na yönelmiştir. Cansaran, Yıldırım ve Peker ayrıca Amasya'da o güne kadar yapılmış bütün floristik araştırmaların sonuçlarını 2007'de karşılaştırmalı olarak değerlendirmiştir. Bu küçük çalışmaların endemizm oranları birbirine yakındır: Kuşpınartepe'de 33 endemikle yüzde 6,89, Kardağ, Kırlar ve Buzluk dağlarını kapsayan Amasya-Yozgat-Çorum arasındaki alanda 38 endemikle yüzde 7,09, Çakır Dağı'nda 18 endemikle yüzde 9,23, Direkli, Yassıçal ve Abacı arasındaki alanda ise 44 endemikle yüzde 11,6 bulunmuştur. Amasya-Yozgat-Çorum arasında İran-Turan öğesi 100 taksonla (yüzde 18,65) açık ara öndedir, Kuşpınartepe'de ise Avrupa-Sibirya öğesi ilk sıradadır.

Eğerli, Tavşan, Sakarat ve İnegöl Dağları

Eğerli Dağı üzerindeki çalışma, il florası içinde en ayrıntılı olanlardan biridir. Cansaran 1996 ile 1998 arasında arazide yaklaşık 2000 bitki örneği toplamış ve 70 familya ile 298 cinse bağlı 650 takson belirlemiştir. Bunların 55'i, Davis ızgarasındaki A5 karesi için yeni kayıt olmuştur. En büyük familya 78 türle papatyagiller (Asteraceae), ikincisi 77 türle baklagiller (Fabaceae) olmuş, en kalabalık cinsler 23 türle Astragalus, onar türle Silene ve Lathyrus olarak sıralanmıştır. Fitocoğrafya bakımından İran-Turan kökenli 102 takson (yüzde 15,69), Avrupa-Sibirya kökenli 97 takson (yüzde 14,92), Akdeniz kökenli 46 takson (yüzde 7,07) bulunmuş, 375 takson ise birden fazla bölgeye yayılmış ya da kökeni belirsiz çıkmıştır. Alandaki 80 takson, yani yüzde 12,30'u endemiktir.

Tavşan Dağı'nın (Merzifon) florasını Korkmaz, Yalçın, Engin ve Yıldırım 2005'te yayımlamıştır. Alanda 63 endemik tür saptanmış ve endemizm oranı yüzde 13,37 olarak hesaplanmıştır; Avrupa-Sibirya öğeleri yüzde 22,07, İran-Turan öğeleri yüzde 13,37, Akdeniz öğeleri yüzde 5,73 pay almıştır. Aynı çalışmanın verileri Sakarat Dağı araştırmacılarının 2010'da yayımladığı karşılaştırma tablosunda farklı görünür: orada Tavşan Dağı için 65 endemik takson ve yüzde 10,94'lük bir endemizm oranı, Avrupa-Sibirya öğesi için 141 takson (yüzde 23,73), İran-Turan öğesi için 71 takson (yüzde 11,95), Akdeniz öğesi için 30 takson (yüzde 5,04) verilir. İki kaynak arasındaki farkın nedeni açıklanmadığından iki rakam dizisi de burada birlikte aktarılmıştır.

Sakarat Dağı'nda 2004 ile 2005 arasında yürütülen araştırma, 2000 örnekten 78 familya ve 286 cinse ait 494 takson çıkarmıştır; aynı verilerin 2019'daki değerlendirmesinde cins sayısı 283 olarak verilir. Burada papatyagiller 70, baklagiller 46 türle başı çekmiş, Astragalus sekiz türle en geniş cins olmuştur. Avrupa-Sibirya öğesi 127 takson (yüzde 25,71) ile en güçlü fitocoğrafik grup durumundadır, İran-Turan öğesi 43, Akdeniz öğesi 24 taksondur; endemiklerin sayısı 40'tır (yüzde 8,1). Eğerli'de İran-Turan öğesinin Avrupa-Sibirya öğesini geride bırakması, Sakarat'ta ise tablonun tersine dönmesi, iki dağın bitki coğrafyası bakımından farklı yüzler taşıdığını gösterir. Dağın orman, alpin altı, bozkır, kayalık, ıslak çayır ve tarla bitki örtüsünden oluşan altı ayrı kuşağındaki 40 endemik takson, 2019'da Mesrur Ümit Bingöl ve arkadaşlarınca IUCN ölçütlerine göre değerlendirilmiştir. Buna göre Onobrychis bornmuelleri tehlike altında, Potentilla cappadocica, Sideritis amasiaca ve Crocus speciosus subsp. ilgazensis tehdide yakın kategoride, geri kalan 36 takson ise düşük riskli sayılır. Sakarat endemiklerinin üçte biri İran-Turan (yüzde 32,5), beşte biri Avrupa-Sibirya (yüzde 22,5) kökenlidir; endemik türler en çok baklagiller ve ballıbabagiller familyalarında toplanır, yaşam biçimi bakımından da yüzde 80'i toprak yüzeyinde tomurcuklanan çok yıllık otlardır.

Sakarat'ın 494 taksonundan 300'ü geniş yayılışlı ya da kökeni belirsiz gruptadır. Dağın endemik listesi, bilimsel adlarıyla bile yöreye bağlanan türleri de içerir. Sideritis amasiaca'nın yanında Astragalus densifolius alttürü amasiensis de buradadır; iki adın "amasiaca" ve "amasiensis" sözcükleri doğrudan Amasya'yı anar. Listede ayrıca bir meşe alttürü olan Quercus macranthera alttürü syspirensis ile Allium olympicum, Verbascum abieticolum, Crataegus tanacetifolia, Lonicera caucasica alttürü orientalis, Phlomis russeliana, Phlomis armeniaca, Onosma armenum, Jurinea pontica ve Scorzonera eriophora endemik olarak işaretlenmiştir. Bir meşe alttürü ile bir alıç türünün bu listede yer alması, endemizmin yalnız otsu bitkilerle sınırlı kalmadığını, dağın ağaç ve çalı katında da yöreye özgü biçimlerin bulunduğunu gösterir.

Gümüşhacıköy'deki İnegöl Dağı'nda 2005 ile 2008 arasında yaklaşık 1700 örnek toplanmış ve 71 familyaya bağlı 291 cins ile 661 tür ve tür altı takson belirlenmiştir. Bunların 103'ü Avrupa-Sibirya (yüzde 15,6), 99'u İran-Turan (yüzde 15,0), 43'ü Akdeniz (yüzde 6,5) kökenlidir; geri kalan 418 takson (yüzde 63) çok bölgeli ya da kökeni bilinmeyen gruptadır. En çok takson içeren aileler 87 ile papatyagiller (Compositae), 69 ile baklagiller (Leguminosae), 60 ile ballıbabagiller (Labiatae), 41 ile turpgiller (Cruciferae) ve 34 ile hodangiller (Boraginaceae) olmuştur. Araştırma alanındaki 77 takson (yüzde 11,65) endemiktir. Eğerli ve İnegöl'de endemizm oranı yüzde 11,65 ile 12,30 arasında, Tavşan Dağı'nda kaynağa göre yüzde 10,94 ya da 13,37, Kale ile Vermiş arasındaki alanda yüzde 10,95, Sakarat'ta yüzde 8,1, Akdağ'da ise yaklaşık yüzde 7 düzeyindedir.

Akdağ'ın Karayosunları

Damarlı bitkiler üzerine bu kadar çalışma yapılmışken ilin karayosunları uzun süre ilgi görmemiştir. Akdağ, Türkiye'nin önemli flora bölgelerinden biri sayıldığı hâlde karayosunu florası 2009'a kadar incelenmemişti. 2009 ile 2011 arasında dağın 37 istasyonundan toplanan 1500 örneğin değerlendirilmesi, 26 familyadan 69 cinse bağlı 178 taksonu ortaya koymuştur. Karayosunları için kullanılan Henderson kare sisteminde Akdağ A3 karesine düşer ve bulunan taksonlardan 94'ü bu kare için yeni kayıttır. Grimmia crinitoleucophaea ile Barbula enderesii'nin yer bilgileri Türkiye için ilk kayıt olarak bildirilmiş, Encalypta spathulata, Schistidium dupretii ve Tortella bambergeri gibi birkaç takson ise Türkiye'den ikinci kez kaydedilmiştir. Örnek istasyonlarının her biri için hâkim ağaç örtüsü de not edildiğinden çalışma, dağın orman kuşaklarının yüksekliğe göre dağılımına dair ayrıntılı bir saha kaydı da sunar; kaya yüzeylerinde, gövde diplerinde ve orman tabanında henüz tam bilinmeyen küçük bir bitki dünyasının sürdüğünü gösterir.

Tersakan Vadisi ve Yedikuğular

Dağlardan farklı olarak vadi tabanları ve ova kenarları bitki topluluklarının bambaşka bir yüzünü gösterir. Celep, Aytaç ve Karaer, 2006'da Flora Mediterranea dergisinde yayımlanan çalışmalarında Aşağı Tersakan Vadisi'nde 2001 ile 2004 arasında toplanan yaklaşık 1000 örnekten 74 familya ve 301 cinse bağlı 457 takson bildirmiş, bunların 50'sinin (yüzde 10,94) Türkiye için endemik olduğunu, 11 taksonun da A5 karesi için yeni kayıt olduğunu saptamıştır. Fitocoğrafik öğeler arasında İran-Turan öğesi 77 takson (yüzde 16,8) ile başı çeker; Avrupa-Sibirya öğesi 39 (yüzde 8,5), Akdeniz öğesi 35 takson (yüzde 7,6) olarak verilmiştir, geri kalan 306 takson geniş yayılışlı ya da kökeni bilinmeyen gruptadır. En kalabalık cinsler yedişer türle Astragalus ve Alyssum'dur. Kimi derlemelerde bu vadinin endemizm oranı yüzde 16,8 olarak aktarılır; makalenin özetine bakıldığında bu oranın endemiklere değil İran-Turan öğesine ait olduğu görülür. Vadinin araştırıcılarından Karaer ve Celep'in iki yıl sonra Scorzonera amasiana'nın yeni popülasyonlarını bildirmesi, bu alanın ilin dar yayılışlı türleri bakımından taşıdığı önemi de gösterir.

Suluova'daki Yedikuğular Kuş Cenneti ve çevresinde ise tablo daha mütevazıdır. Cansaran, Dursun ve Yıldırım'ın 2013 ile 2015 arasındaki vejetasyon dönemlerinde topladığı 400 örnek, 51 familya ve 143 cinse bağlı 211 tür ve tür altı takson ortaya koymuştur. Bunların 11'i endemiktir ve endemizm oranı yüzde 5,21'dir. İran-Turan öğesi 27 (yüzde 12,8), Avrupa-Sibirya öğesi 20 (yüzde 9,47), Akdeniz öğesi 14 taksonla (yüzde 6,63) temsil edilir; 150 takson (yüzde 71,1) birden çok bölgeli ya da bilinmeyen kökenlidir. Familyalar arasında papatyagiller ve baklagiller 27 taksonla (yüzde 12,79), buğdaygiller 19 (yüzde 9), ballıbabagiller ve hodangiller 12 (yüzde 5,68), gülgiller ve düğünçiçeğigiller 10 (yüzde 4,73), turpgiller ve maydanozgiller 8 taksonla (yüzde 3,79) ilk beş sırayı paylaşmıştır. Sulak alan ve tarım ovası karakterindeki bir sahada endemik oranının düşük kalması şaşırtıcı değildir; endemikler çoğunlukla kayalık, eğimli ve insan etkisinden uzak yamaçlarda toplanır.

Çalışma Alanlarının Coğrafyası

Endemizm oranlarındaki farkları anlamak için bu alanların yapısına bakmak gerekir. İlin en yüksek noktası 2061 metre ile Akdağ Tepesi'dir; Karaömer Dağı 1979 metreye, Sarıtaş Dağı ise 1159 metreye çıkar. Dağlar genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır. Akdağ'ın güneyi Yeşilırmak, kuzeyi Şeyhsuyu ve Kocaalan çaylarıyla çevrilidir. Tersakan Çayı, 1925 metre yükseklikte Akdağ eteklerinden doğar, Ladik Gölü'nün fazla suyunu alarak Havza'dan geçer ve Amasya sınırları içinde Yeşilırmak'a karışır; 100 kilometrelik uzunluğunun 41 kilometresi il sınırları içindedir. Sakarat araştırmacıları, ildeki çalışmaları karşılaştırırken Kuşpınartepe, Tavşan Dağı, İnegöl Dağı ve Sakarat'ta Avrupa-Sibirya öğelerinin, öteki bütün alanlarda ise İran-Turan öğelerinin ilk sırada yer aldığını saptar. Yorumlarına göre İran-Turan öğeleri açık ve bozkırlaşmış alanlarda, Avrupa-Sibirya öğeleri ise nemli çayırlık, çalılık ve ormanlık yerlerde yayıldığından, İran-Turan öğesinin çoğu çalışmada başı çekmesi ildeki bitki örtüsünün uzun süredir yoğun tahribata uğradığını gösterir; Sakarat'ta tablonun tersine dönmesinde dağın iyi gelişmiş ormanlarının payı büyüktür. Aynı araştırmacılar, Akdeniz öğelerinin her çalışmada kendini göstermesini Yeşilırmak'ın etkisine bağlar: bu türler ırmak boyunca, daha çok alçak kesimlerdeki alüvyal düzlüklere yerleşmiştir.

Boraboy Gölü ise Türkiye'de sayıca sınırlı olan heyelan seddi göllerinden biridir (Tortum, Sera, Zinav, Yedigöller ve Abant da bu gruptadır). Yaklaşık 1045 metre yükseklikte, 10,75 hektarlık bir alan kaplar, en derin yeri 11 metredir. Gölün çevresinde kayın, sarıçam, sedir ve karaçam ağaçları bulunur. Bitki çeşitliliği bakımından asıl önem taşıyan, bu ormanın altında ve çevresinde saklı kalan endemik otsu türlerdir. Amasya Merkez, Bağlarüstü, Boğaköy ve Vermiş köyleri ile Yassıçal ve Ziyaret beldeleri için 2005'te hazırlanmış bir etnobotanik envanter, bitkilerin yerel kullanımını belgeleyen çalışmalar arasında anılır; halk adlarının bilimsel adlarla eşleştirilmesi bu tür envanterlerle mümkün olur.

Karşılaştırma ve Koruma

Bu çalışmaların rakamları doğrudan toplanamaz, çünkü alanlar farklı büyüklüktedir, örnekleme yılları ve yöntemleri birbirinden ayrılır ve aynı taksonun birkaç alanda bulunması olağandır. Yine de ortak bir örüntü seçilir: papatyagiller ve baklagiller hemen her listede başı çeker, Astragalus gibi geniş cinsler tür sayısının önemli bir bölümünü oluşturur, fitocoğrafik öğelerin dağılımı ise yamacın yönüne ve yüksekliğe göre belirgin biçimde kayar.

Yayla ve otlak alanlarında son yıllarda aşırı ilaç ve gübre kullanımı, aşırı otlatma ve tarla açma gibi nedenlerle bitki örtüsünün zarar gördüğü, üst kesimlerde yer yer ana kayanın açığa çıktığı bildirilmektedir. Endemik bitkiler dar bir alana bağlı olduğundan bu baskılara karşı genel bitki örtüsünden daha kırılgandır. Yitik lale, bağ havacivası ve Scorzonera amasiana bu kırılganlığın somut örnekleridir; üçünün de izine yüz yılı aşkın bir süre rastlanmamış, bugün bilinen popülasyonları da küçük alanlara sıkışmıştır. Yitik lalenin yok oluşunda 19. yüzyıl sonundaki ticari soğan toplamasının payı büyüktür. Cengiz Yıldırım, bugün de yabancı ülkelere bitki kaçırma girişimleriyle karşılaşıldığını, yıllarca doğada bulunamayan Amasya lalesinin tohumlarının yurt dışından getirilmek zorunda kalındığını hatırlatarak kırsalda yaşayanların şüpheli toplayıcıları ilgili kurumlara bildirmesinin önemine dikkat çeker. Baraj ve yol yapımı, yapılaşma ve iklimdeki değişiklikler de dar yayılışlı türler için ayrı bir tehdit oluşturur; Aydınca Barajı'nın göl alanından taşınan bağ havacivası ile 2024 kuraklığının ardından azalan popülasyonu bunun yakın tarihli örneğidir. Türkiye'nin tehlike altındaki bitkilerini sıralayan Kırmızı Liste kitabı (Ekim ve diğerleri, 2000) ile Türkiye Bitkileri Listesi (Güner ve diğerleri, 2012), yöre florasındaki türlerin durumunu izlemekte başvurulan temel eserlerdir.

Kronoloji

1889: Joseph Bornmüller Amasya'ya gelir; Lokman Dağı'ndan bağ havacivasını, şehir çevresinden Scorzonera amasiana'nın tip örneklerini toplar. Yılın toplaması yaklaşık 2300 örnektir.

1890: Bornmüller'in ikinci Amasya toplaması (yaklaşık 3500 örnek). J. J. Manissadjian Merzifon'daki Amerikan Anadolu Koleji'ne botanik profesörü olarak atanır.

1892: Alman bahçıvan Mühlendorff, yitik laleyi Amasya'da toplayıp soğanlarını Napoli'ye gönderir.

1894: J. G. Baker Tulipa sprengeri'yi, Bornmüller Alkanna haussknechtii'yi yeni tür olarak yayımlar.

1896: Manissadjian yitik laleyi yeniden toplar; Freyn onu Tulipa brachyanthera adıyla tanımlar. Lalenin doğadaki son kaydı.

1904: Scorzonera amasiana yayımlanır.

1924: Anadolu Koleji Merzifon'dan Selanik'e taşınır; müzesi 1939'da kapanır.

1976-1979: Abdülkerim Alpınar Akdağ florasını inceler; 887 takson, 62 endemik.

1993: Scorzonera amasiana Amasya yakınlarında yeniden bulunur.

1994: Amasya Kalesi ile Vermiş ve Yuvacık arasındaki alanın florası çalışılır; Cansaran bağ havacivasını Yuvacık çevresinde görür.

1996-1998: Eğerli Dağı florası çalışılır; 650 takson, 80 endemik.

2004-2005: Sakarat Dağı florası çalışılır; 494 takson, 40 endemik.

2009-2011: Akdağ'ın karayosunu florası 37 istasyonda incelenir; 178 takson, iki Türkiye ilk kaydı.

2016: "Yitik Lale Sılasına Dönüyor" projesi başlar; Londra'dan getirilen soğanlar İstanbul'da çiçek açar.

2017: Bağ havacivası Aydınca köyü mevkiinde yeniden bulunur; yitik lalenin ilk tohumları yurt dışından getirilir.

2024: Yitik lale tohumları Kasım'da Çakallar mevkisi başta olmak üzere Amasya'daki deneme alanlarına ekilir.

2026: Ercan Eftelioğlu'nun fotoğrafladığı yitik lale 11 Haziran'da İsmail Eker ve Salih Sercan Kanoğlu tarafından doğal popülasyon olarak doğrulanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Eker, İ. ve Kanoğlu, S. S. (2026). Yitik Lâle (Tulipa sprengeri Baker)'nin 130 Yıl Sonra Yeniden Keşfi ve Türün Taksonomisine Katkılar. Bağbahçe Bilim Dergisi, 13(2): 67-75.
  • Baytop, A. (2009). The Anatolian botanical expeditions of Joseph Bornmüller (1862-1948). Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 10(2).
  • Karaer, F. ve Celep, F. (2008). Rediscovery of Scorzonera amasiana Hausskn. and Bornm. - A threatened endemic species in Turkey. Bangladesh Journal of Botany, 36(2): 139-144.
  • Dinç, M. ve Bağcı, Y. (2009). Taxonomical and Chorological Notes on the Turkish Endemic Scorzonera amasiana Hausskn. & Bornm. (Asteraceae). Turkish Journal of Botany, 33(2).
  • Bingöl, M. Ü., Balpınar, N., Güney, K., Cansaran, A., Geven, F., Kaya, Ö. F. ve Arslan, M. (2019). Threat categories of endemic plants of Sakarat Mountain (Amasya/Turkey). Communications Faculty of Sciences University of Ankara Series C, 28(1): 10-21.
  • Cansaran, A. ve Aydoğdu, M. (1998). Flora of the Area between Amasya Castle and the Villages of Vermiş and Yuvacık. Turkish Journal of Botany, 22(4): 269-284.
  • Yıldırım, C., Yalçın, E., Cansaran, A. ve Alpınar, A. (2020). Vascular plant diversity of Mount Akdağ in Amasya, Turkey. Türler ve Habitatlar, 1(2): 66-105.
  • Syntaxonomy and vegetation-environment relationships in Mount Akdag (Amasya/Türkiye). Rendiconti Lincei, 33(3): 673-696 (2022).
  • Cansaran, A., Dursun, İ. ve Yıldırım, C. (2020). Yedikuğular Kuş Cenneti ve Çevresinin (Amasya/Türkiye) Floristik Yapısı. Ecological Life Sciences, 15(2): 44-60.
  • Cansaran, A. (2002). The Flora of Eğerli Mountain (Amasya-Turkey). Turkish Journal of Botany, 26(6): 453-475.
  • Cansaran, A. ve diğerleri (2010). Sakarat Dağı Florasına Katkılar (Amasya-Türkiye). BioDiCon, 3(1): 103-120.
  • Yıldırım, C. ve Kılınç, M. (2010). İnegöl Dağı Gümüşhacıköy-Amasya, Türkiye Florası. BioDiCon, 3(2): 49-67.
  • Korkmaz, H., Yalçın, E., Engin, A. ve Yıldırım, C. (2005). Flora of Tavşan Mountain (Merzifon-Amasya). OT Sistematik Botanik Dergisi, 12(2): 103-140.
  • Baytop, A. ve Alpınar, K. (1980). Amasya ve Akdağ Florası Üzerine Yeni Gözlemler. Doğa Bilim Dergisi, A4(1): 6-9.
  • Wilford, R. ve Fay, M. F. (2007). Tulipa sprengeri: Liliaceae. Curtis's Botanical Magazine, 24(4): 211-216; Maunder, M. ve diğerleri (2001). The genetic status and conservation management of two cultivated bulb species extinct in the wild. Conservation Genetics, 2: 193-201.
  • Kılıç, D. D., Güler, D., Babacan, A. ve Kılıç, M. (2019). Amasya'nın Ekoturizm Potansiyelinin Belirlenmesi Üzerine Bir Derleme. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(2): 77-106.

Diğer kaynaklar

  • Celep, F., Aytaç, Z. ve Karaer, F. (2006). Plant Diversity and Distribution in the Lower Tersakan Valley (Amasya-Turkey). Flora Mediterranea, 16: 295-332.
  • İhlas Haber Ajansı haberleri: bağ havacivasının yeniden bulunuşu (28 Mayıs 2018) ve yeni yaşam alanına taşınması (2 Ekim 2025); Amasya'da bahar çiçekleri ve biyokaçakçılık (11 Şubat 2026).
  • The Moss Flora of Akdağ Mountain (Amasya, Turkey). PMC4284982.
  • Amasya'nın "yitik lalesi" 132 yıl sonra ana vatanına kavuştu. Cumhuriyet, 29 Kasım 2024.
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bitki Örtüsü sayfası; Boraboy Gölü Tabiat Parkı tanıtım kayıtları.

Çevrimiçi kaynaklar