Ehlî mahlaslı Mehmed Efendi, Amasya'nın eski ulema ailelerinden Tayyibzâdelere mensup bir müderris, kadı ve şairdir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış, Rumeli'nin çeşitli kasabalarında kadılık etmiş ve 1010 (1601-02) yılında Rodos mollası iken ölmüştür. Âşık Çelebi, Kınalızâde, Beyânî ve Nev'îzâde Atâyî ona birer madde ayırmıştır; Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar da Amasya Tarihi'nde onu Amasyalı olarak kaydeder ve Atâyî'den aldığı bilgilerle hayatını anlatır. Mahlası, şiirlerinde kendi adıyla "ehl" (layık, erbap) kelimesi arasında kurduğu oyunlara uygun düşer. En çok bilinen şiiri, kendisine verilmeyen bir kadılık için yazdığı ve "Acep câ'iz midir Ehlî dururken" diye biten kıtadır.

Hüsameddin'in Anlatısı

Hüsameddin maddesine şöyle başlar:

Amasyalıdır. Kibâr-ı kudâttan Tayyib Efendi bin Ubeydullâh Efendi bin Ahmed Çelebi bin Mevlânâ Tayyib Çelebi mahdûmudur. Amasya fuzalâsından Cum'a Efendi'den tahsîl-i ulûm edib ders-i âm ve Amasya'da Atabeg Gâzi müderrisi oldu. Ba'dehû İstanbul'a gidip Amasyalı İsrâfîlzâde Fahreddîn Efendi'nin tilmîz ve dâmâdı olan Hâce-i Sultânî Atâullâh Efendizâde Molla Şemseddîn Ahmed Efendi'den mülâzim ve müderrisliğe müteheyyi' iken Şeyhülislâm Ebussu'ûd Efendi'yi gücendirdiğinden yirmi beş akçe ile İçel müderrisliğine gönderildi. Orada tedrîs-i ulûm etmekte iken Ebussu'ûd Efendi'nin vefâtından sonra meslek-i kazâya girip İçel, Yenice-i Vârdâr, Siroz ve emsâli kasabât-ı celîleye kadı oldu.

Günümüz Türkçesiyle: Ehlî Amasyalıdır; büyük kadılardan Tayyib Efendi'nin oğludur. Soyu Ubeydullah Efendi, Ahmed Çelebi ve Mevlânâ Tayyib Çelebi üzerinden yukarı çıkar. Amasya bilginlerinden Cum'a Efendi'den okumuş, ders-i âm olmuş, Amasya'da Atabey Gazi Medresesi'ne müderris olmuştur. Sonra İstanbul'a gitmiş ve Amasyalı İsrâfîlzâde Fahreddîn Efendi'nin öğrencisi ve damadı olan, padişah hocası Atâullah Efendizâde Molla Şemseddîn Ahmed Efendi'den mülazım olmuştur. Müderrisliğe hazırlanırken Şeyhülislam Ebussuûd Efendi'yi gücendirdiği için yirmi beş akçe ile İçel'deki bir medreseye gönderilmiştir. Orada ders verirken Ebussuûd'un ölümünden (982/1574) sonra kadılık yoluna geçmiş, İçel, Yenice-i Vardar, Siroz ve benzeri büyük kasabalarda kadılık etmiştir.

Hüsameddin bundan sonra, Ehlî'nin 1001 (1592-93) yılında azilli olarak İstanbul'da beklerken Gelibolu kadılığının başkasına verilmesi üzerine Rumeli kazaskeri Bostanzâde Mehmed Efendi'ye sunduğu kıtayı ve kazaskerin manzum cevabını aktarır. Maddenin geri kalanı kısadır:

Bundan sonra birkaç livâya daha kadı olup 1009'da Cezîre-i Rodos mollası olduğu hâlde 1010'da dâr-ı bekâya intikâl etdi.

Yani birkaç sancakta daha kadılık etmiş, 1009 (1600-01) yılında Rodos adası mollası iken 1010 (1601-02) yılında ölmüştür. Hüsameddin bunun ardından Atâyî'nin Zeyl-i Şakâyık'ta Ehlî için söylediği övgüyü verir ve şiirlerinden dokuz parça seçer. Hüsameddin'in metni, açıklamalarıyla birlikte, Ehlî Mehmed Efendi-Tayyibzâde sayfasında bulunur.

Ailesi

Babası Tayyib Efendi, Hüsameddin'in on birinci ciltteki kaydına göre Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki yakınlarından bir kadıdır. Şehzadenin 960 (1553) yılında öldürülmesinden sonra bir süre gözden düşmüş, ertesi yıl Kanuni Amasya'ya geldiğinde affedilip Sivas kadısı olmuş, 975 (1567-68) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin aynı kayıtta oğullarını da sayar: Ehlî Mehmed ve Abdürrahîm Efendiler "ulemâ ve şuarâdandır", bir oğlu da Lütfullah Efendi'dir. Bu aile ve Şehzade Mustafa çevresindeki "Tayyibzâde Lutfî Efendi" sorunu, sitemizde Tayyibzâde Lutfî Efendi sayfasında ayrıntısıyla ele alınmıştır.

Tezkireler aile hakkında yeni bir çerçeve çizmez, ama birkaç ayrıntı ekler. Âşık Çelebi, Ehlî'nin Kadı Remzî'nin torunu ve Molla İlmî'nin kız kardeşinin oğlu olduğunu yazar ve onu kendi akrabası sayar; maddeyi kısa tutmasının sebebini de bu yakınlığa bağlar. Kınalızâde ise Ehlî'nin küçük kardeşi Şeyhî mahlaslı Tayyibzâde'ye ayrı bir madde ayırır ve onun da adının Mehmed olduğunu söyler. İki kardeşin aynı adı taşıması tuhaftır; tezkirecinin bir yanlışı mı, yoksa ailede gerçekten iki Mehmed mi bulunduğu belirlenemedi.

Hayatı

Tezkireler Ehlî'yi meslek hayatının farklı aşamalarında yakalar. 1568'de tezkiresini bitiren Âşık Çelebi onu "medrese-i Sultâniyye"de muîd, yani ders tekrarlayıcı yardımcı olarak tanır; zekâsını ve ahlakını över, şairler arasında yaygın olan kadın ve oğlan düşkünlüğünden uzak durduğunu söyler. 1586'da yazan Kınalızâde'ye göre Edirne'de yirmi beş akçe ile müderris iken kadılığa geçmiştir; tezkireci, bu kadar ilim sahibi birinin kadılık yolunu seçmesine şaşırdığını açıkça yazar ve son yıllarda tasavvufla da uğraştığını ekler. Beyânî de 1597'de aynı noktaya dikkat çeker: "Nisâb-ı fezâ'ile mâlik iken tarîk-ı kazâya sâlik oldı." Hüsameddin'in anlatısı ise İçel'e sürgün gibi gönderilişi Ebussuûd Efendi ile bir gerginliğe bağlar. Yirmi beş akçelik medresenin Kınalızâde'de Edirne'de, Hüsameddin'de İçel'de olması kaynaklar arasındaki açık bir ayrılıktır; Hüsameddin bu bilgiyi hangi kaynaktan aldığını söylemez.

Gelibolu kıtası, Ehlî'nin kadılık hayatındaki inişli çıkışlı yılları en canlı biçimde gösteren belgedir. Azilli olarak İstanbul'da bekleyen bir kadının, boşalan bir kazanın "nâ-ehl" birine verilmesine kendi mahlasıyla oynayarak itiraz etmesi ve kazaskerin, işin padişah buyruğuyla olduğunu hatırlatan bir cevapla karşılık vermesi, dönemin kadılık tayinlerine dair küçük ama canlı bir sahnedir. Rodos mollalığı Ehlî'nin ulaştığı en yüksek görevdir.

Amasya ile Bağı

Ehlî'nin Amasyalı olduğunu açıkça söyleyen kaynak Hüsameddin'dir. Hüsameddin onun eğitimini Amasya'da Cum'a Efendi'nin yanında, ilk müderrisliğini Amasya'daki Atabey Gazi Medresesi'nde gösterir; babası Tayyib Efendi'yi de Amasya'da Şehzade Mustafa'nın çevresinde tanıtır. Tezkireler doğum yeri vermez, Amasya'yı da anmaz. Ailenin Amasya'daki köklü varlığı ve Hüsameddin'in ayrıntılı soy kaydı, bu bağı güçlü kılar.

Şiiri

Ehlî'nin şiirlerini bir divanda toplayıp toplamadığını kaynaklar söylemez. Tezkirecilerin seçtikleri beyitler birbirine kısmen benzer, kısmen ayrılır ve hepsi bir araya getirildiğinde on dokuz parça ortaya çıkar: Hüsameddin'in verdiği Gelibolu kıtası ile yalnız onda bulunan dört parça, Âşık Çelebi'nin dokuz beyti ve Kınalızâde'nin bunlara eklediği beş parça. Bunların her biri bu kategoride ayrı bir yazıdır. Âşık Çelebi onun şiirde "dikkat-i tab'ı", yani ince düşünüşü ile akranlarının gıptasını çektiğini, söz bulmaya ve güzel söylemeye kadir olduğunu söyler; Kınalızâde "hoş-âyende eş'ârı ve nâzikâne güftârı" olduğunu yazar. Atâyî ise şiir sanatlarında Selmân'a ve Ehlî'ye denk tutar; burada anılan Ehlî büyük ihtimalle İranlı şair Ehlî-i Şîrâzî'dir.

Beyitlerin çoğu gazel beyitleridir ve kısa, nükteli bir söyleyişe yaslanır: kıyamet ile kâmet, âl ile hayâl, doğru ile uğru, ehl ile nâ-ehl gibi ses ve anlam oyunları sık görülür. Makam ve mansıp üzerine söylenmiş iki parça, Gelibolu kıtası ve "Düzd alur mansıbın i'lâsını" beyti, şairin kendi meslek hayatından gelen bir acıyı taşır.

Kronoloji

975 (1567-68) dolayları: Babası Tayyib Efendi ölür.

1568: Âşık Çelebi onu Sultaniye medresesinde muîd olarak anar.

982 (1574): Ebussuûd Efendi'nin ölümü; Hüsameddin'e göre Ehlî bundan sonra kadılığa geçer.

1001 (1592-93): Gelibolu kadılığı başkasına verilince kazasker Bostanzâde Mehmed Efendi'ye kıtasını sunar.

1009 (1600-01): Rodos mollası olur.

1010 (1601-02): Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar