Franz Cumont, Roma İmparatorluğu'nda Doğu kökenli dinlerin, özellikle Mithra kültünün tarihçisi olarak tanınan Belçikalı bir filolog, arkeolog ve epigraftır. Amasya ile bağı 1900 baharına dayanır. O yıl kardeşi Eugène ile birlikte Samsun'dan başlayıp Trabzon'da biten, yaklaşık iki buçuk ay süren bir araştırma gezisine çıktı ve 22 Nisan 1900'de Amasya'ya geldi. Kardeşler şehirde bir hafta kaldılar; kaleyi, kral mezarlarını, Aynalı Mağara'yı ve kentin dört bir yanına dağılmış antik taşları incelediler, yazıtları kopya ettiler ve Lokman Dağı'nın ötesindeki Ebimi köyünün yakınında Pontus krallarının savaş tanrısı Zeus Stratios'un dağ başındaki kutsal alanını tespit ettiler.
Bu yolculuğun sonuçları Studia Pontica dizisinin iki cildinde yayımlandı. 1906'da çıkan II. cilt (Voyage d'exploration archéologique dans le Pont et la Petite Arménie) gezinin anlatısıdır ve Amasya'ya ayrılmış uzun bir bölüm içerir. 1910'da J. G. C. Anderson ve Henri Grégoire ile birlikte yayımlanan III. cilt ise Pontus ve Ermenistan'ın Yunanca ve Latince yazıtlarını toplar; Amasya yazıtları bu derlemenin bir bölümünü oluşturur. Kral mezarlarının yanındaki Pharnakes yazıtından Zeus Stratios sunaklarına kadar Amasya'nın antik dönem epigrafisi büyük ölçüde bu ciltlerde bir araya getirilmiştir.
Ailesi ve Öğrenimi
Franz-Valéry-Marie Cumont 3 Ocak 1868'de Doğu Flandre'daki Aalst'ta (Fransızca Alost) doğdu. Liberal, varlıklı ve kalabalık bir burjuva ailesindendi; babası Florent Cumont (1830-1912) bir dokuma fabrikasının sahibiydi, annesi Augustine Faider'di (1837-1890). Orta öğrenimini 1878-1884 yıllarında Brüksel Kraliyet Atheneum'unda parlak bir başarıyla tamamladı, ardından Gent Üniversitesi'nde klasik filoloji okudu. Burada hocaları arasında Charles Michel vardı. 1887'de, on dokuz yaşındayken, Abonuteikhoslu (bugünkü İnebolu) kâhin İskender üzerine yazdığı tezle edebiyat ve felsefe doktoru oldu. Alexandre d'Abonotichos adlı bu çalışma aynı yıl Belçika Kraliyet Akademisi tarafından yayımlandı; genç Cumont'un ilk kitabı, ileride hayatının asıl konusu olacak Roma dönemi paganizmine ve Küçük Asya'ya yönelikti.
Mithra gizemlerinin yayılışı üzerine bir çalışmayla seyahat bursu kazandı ve 1888-1889'da Bonn, Berlin ve Viyana üniversitelerinde filoloji ve klasik arkeoloji dersleri izledi. Hermann Usener ve Theodor Mommsen'in öğrencisi oldu, Ulrich von Wilamowitz-Moellendorff ve Erwin Rohde ile tanıştı. 1890 kışını Atina'da, 1891'i Roma'da geçirdi ve öğrenim yıllarını 1891-1892'de Paris'te École des Hautes Études'te tamamladı. 10 Ocak 1892'de, henüz yirmi dört yaşındayken Gent Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak atandı; aynı yılın ağustosunda olağanüstü, 1896'da olağan profesör oldu. 1899'da Brüksel'deki Cinquantenaire Müzesi'nin klasik eserler koleksiyonunun gönüllü küratörlüğünü üstlendi, 1901'de küratör vekili oldu.
Mithra ve Doğu Dinleri
Cumont'un bilimsel ünü genç yaşta, Mithra kültü üzerine iki ciltlik büyük derlemesi Textes et monuments figurés relatifs aux mystères de Mithra ile kuruldu. Eser Mithra kültüne ait yazılı kaynakları ve anıtları bir araya getiriyor, kültün İran kökenlerini Roma dünyasındaki yayılışıyla birlikte inceliyordu. Bunun özeti niteliğindeki Les Mystères de Mithra 1900'de çıktı, üç Fransızca baskı yaptı ve Almanca ile İngilizceye çevrildi. Oxford'daki Hibbert Konferansları ve Collège de France'taki derslerinden doğan Les religions orientales dans le paganisme romain (1906) ise en ünlü kitabı oldu ve kısa sürede Almanca, İngilizce ve İtalyancaya çevrildi. Cumont bu kitapta Doğu kültlerinin Roma İmparatorluğu'na yayılışını, Yeni Platonculuğun gelişmesiyle birlikte pagan imparatorluğun ahlak tarihinin temel olgusu olarak görüyordu.
Mommsen, 22 Mayıs 1901'de Paul Fredericq'e yazdığı bir mektupta onun için "tarihe, edebiyata ve sanata hâkim ve bu unsurların sonuçlarını birleştirmeyi biliyor" diyordu. Cumont'u kendi kuşağının bilginleri arasında ayıran özellik de bu birleştirme gücüydü: filoloji, epigrafi, arkeoloji ve tarih onun çalışmalarında birbirinden ayrılmadı. 1898'den itibaren Yunan astroloji yazmalarının kataloğunu hazırlayan büyük bir uluslararası projenin, Catalogus codicum astrologorum graecorum'un kurucusu ve en çalışkan katkıcısı oldu.
1900 Pontus Yolculuğu
Cumont'un Pontus'a ilgisi hem Mithra çalışmalarından hem de Doğu Anadolu'nun antik coğrafyasının hâlâ az bilinmesinden kaynaklanıyordu. 1899'da İngiliz tarihçi J. G. C. Anderson, J. A. R. Munro ve Welsh ile Galatya ve Galatya Pontus'unda bir gezi yapmış, sonuçlarını Studia Pontica'nın 1903'te çıkan I. cildinde yayımlamıştı. Cumont kardeşler ertesi bahar aynı bölgeye gittiler. Belçika Halk Eğitimi Bakanlığı Cumont'a Küçük Asya'da bir görev verdi; İstanbul'daki Belçika elçiliği resmî yardım sağladı. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün topladığı belgeleri Viyana'da Otto Benndorf kendilerine açtı. Müze-i Hümâyun müdürü Osman Hamdi Bey girişime yakın ilgi gösterdi ve kardeşleri Düyûn-ı Umûmiye'nin Anadolu'daki memurlarına tavsiye etti; Konstantin Karatodori'nin aracılığıyla Ortodoks metropolitlere Patrikhane'den mektuplar alındı. Trabzon, Sivas ve Erzurum vilayetlerinin yetkilileri de yolculuğun güvenliği için önlem aldı.
Yolculuk 4 Nisan 1900'den 21 Haziran 1900'e kadar sürdü. Kardeşler 4 Nisan çarşamba günü şafakla Samsun'da karaya çıktılar. Belçika'nın Samsun konsolos yardımcısı Achille Kypriottis kervan için adam tutulmasında ve at alınmasında yardım etti; Reji idaresinin nazırı Whittall da iç bölgelerdeki memurlarına mektuplar yazarak onlara büyük kolaylık sağladı. Antik Amisos'un kalıntılarını inceledikten sonra Phazemonitis'e, yani Vezirköprü ve Havza yörelerine geçtiler. Vezirköprü'de ahşap köprünün yukarısında Roma dönemine ait taş işçiliği kalıntıları gördüler. Oradan Merzifon'a, Amasya'ya, Zile'ye, Sulusaray'a, Sivas'a, Tokat'a, Komana'ya, Niksar'a, Şebinkarahisar'a ve Erzincan'a uzanan yol, Sadak'taki (Satala) Roma lejyon karargâhının kalıntılarından sonra Trabzon'da sona erdi.
Franz Cumont kitabın girişinde iki kardeşin işi yeteneklerine göre paylaştığını yazar: Eugène güzergâhı çiziyor ve coğrafi gözlemleri not ediyordu, Franz ise epigrafi ve arkeolojiden sorumluydu. Kitabın hazırlığında da aynı paylaşım sürdü; Eugène bölgenin elde bulunan çok kusurlu haritalarını tamamlamak ve düzeltmek için yeni haritalar çizdi, Franz metni yazdı ve yazıtları yayımladı. Cumont, başka işlerle uğraştığı için bu kitabı birkaç kez bırakıp yeniden ele aldığını, eserin bu kesintilerin izini taşımasından korktuğunu, ama Doğu Küçük Asya'nın bilinmesine yararlı bir katkı olacağını umduğunu da ekler.
Merzifon ve Suluova
Kardeşler 18 Nisan çarşamba günü Havza'dan (Kavsa) ayrılıp Samsun'dan iç Anadolu'ya giden şoseye çıktılar. Yol bir süre Tersakan Çayı'nın dar vadisinden geçti; Havza'dan sekiz kilometre sonra Amasya yolu bir taş köprüyle ırmağı geçip doğuya kıvrılıyor, Merzifon yolu ise tepeleri aşarak Suluova'ya iniyordu. Zugo köyünde köy çamaşırlığının arkasında kalmış kaba bir kabartma gördüler: sağ elinde yıldırım tutan, sol kolunda yuvarlak bir kalkan taşıyan sakallı bir figür. Cumont bunu yerli bir heykeltıraşın elinden çıkmış bir Anadolu tanrısı, belki de Zeus Stratios'un öncülü olarak yorumladı.
Merzifon'u, Tavşan Dağı'nın son eteğinde, cevizlerle gölgelenmiş bahçelerin ortasında, çorak ovada yeşil bir vaha olarak anlatır. Kasabada yirmi bin kadar Türk ve Ermeni yaşıyordu; Amerikalı misyonerlerin bölgedeki başlıca kuruluşu buradaydı, Cizvitler de birkaç yıl önce Fransız okulları açmıştı. Merzifon adının Strabon'un Phazemon'unu andırması yüzünden kasabanın antik Phazemon olduğu ileri sürülüyordu; Cumont bu görüşü reddetti, Phazemon'u Vezirköprü'ye yerleştirdi ve Merzifon'da antik kalıntının neredeyse hiç bulunmadığını, oradaki birkaç yazıtın da dışarıdan getirildiğini belirtti. Bununla birlikte kasabanın Türk fethinden önce kurulduğunu, Evliya Çelebi'nin XVII. yüzyıl ortasında Merzifon'u eski bir şehir olarak andığını ve gelişmesinin Bizans dönemine dayandığını yazdı. Çarşının yakınında kalın duvarlı, tonozlu bir yapının Azize Barbara'nın babası tarafından kapatıldığı kule olarak gösterildiğini, bu ortaçağ yapısında o sırada bir urgancının ip büktüğünü de not etti.
Cumont'un bölgenin tarihî coğrafyasına en önemli katkılarından biri Suluova'nın kimliğini belirlemesidir. Merzifon'un güneyindeki bu geniş ova, onun gözünde kurumuş bir göldü ve Strabon'un Amasya boğazının çıkışına yerleştirdiği "Bin Köyler Ovası" (Khiliokomon) idi. Mithridates'in MÖ 88'de Roma ile savaşa girerken yüz elli bin kişilik ordusunu bu ovada topladığını, imparator Theophilos'un 838'de Araplara yenildikten sonra buraya sığındığını hatırlatır. Ova o sırada büyük ölçüde işlenmemiş ve ıssızdı. Kardeşler Hayreddin, Yakup, Turnuk ve Deliköy'de mezar taşları ve yazıtlar buldular; Turnuk'taki yazıtlardan ikisi MS 135 ve 202 yıllarına tarihliydi. En verimli yer Gelgiraz oldu: köy camisinin yanında Zeus Stratios'a adanmış güzel bir mermer sunak, caminin tavanını taşıyan ahşap direklerin altında ters çevrilmiş iki sütun başlığı, kırmızı mermerden bir sütun gövdesi ve hamamda oturak olarak kullanılan bir korniş parçası vardı. Cumont bu parçaların Zeus Stratios'un ovaya bakan bir tepedeki ikinci tapınağından geldiğini düşündü.
Amasya'da Bir Hafta
22 Nisan 1900'de kardeşler Merzifon'dan Amasya'ya geçtiler. Yol Suluova'nın işlenmemiş, bataklık düzlüğünü dümdüz katettikten sonra Tersakan Çayı'nın dar ve meyve ağaçlarıyla dolu vadisine girdi. İki saatlik dolambaçlı yolun sonunda, bir dönemeçte, tepesi harabelerle taçlanmış devasa bir koni birden göründü: Amasya kalesi. Yeşilırmak'ı, Cumont'un temellerinin iki bin yılı aşkın bir geçmişi olduğunu düşündüğü eski bir köprüden geçtiler; Strabon da boğazın ucundaki bu köprüden söz eder. Tersakan üzerindeki köprünün alt sıraları düzgün taşlardan, eski bir yapıya aitti; biri yarım daire, biri sivri iki kemeri her türlü malzemeyle onarılmıştı. Amasya mutasarrıfı, eski bir Osmanlı diplomatı ve kültürlü bir adamdı; kardeşlere hükümet konağının karşısında Yeşilırmak'a yeni bir köprü yapılırken temel kazısında, bugünkü yatağın iki üç metre altında antik ayak kalıntılarıyla sikkeler bulunduğunu anlattı. Cumont bunları Strabon'un andığı, kaleyi karşı yakadaki varoşa bağlayan ikinci köprüye bağladı.
Cumont'a göre Amasya, bu kadar hatıra taşımasaydı bile manzarasıyla ünlü olurdu. Türklerin ona "Bağdad-ı Rum" dediğini, 1555'te Kanuni'nin ordugâhına elçi olarak gelen Busbecq'ten beri şehri gören bütün Avrupalıların ona hayran kaldığını yazar; Busbecq Amasya'yı, hangi basamağına oturulursa oturulsun harika bir manzaranın görüldüğü bir tiyatroya benzetmişti. Doğudaki tepelerden bakınca ırmağın üç yüz metre kadar üstünde çift doruklu çıplak kaya ve onun üstündeki kale, yamaçta Pontus krallarının sarayının yerini gösteren antik duvarlı teras, daha yukarıda kayaya oyulmuş mezarların ağızları görülür. Kayanın dibinde şehir hilal biçiminde uzanır; karşı yakada camiler, çarşılar ve evler Çakallar Dağı'nın çorak eteğindeki bahçelerin arasına basamak basamak yayılır. Yeşilırmak dört köprü ve değirmen bentleriyle bölünür; yukarıda meyve bahçeleri vardır ve ünlü Amasya elmaları buradan İstanbul'a kadar gönderilir. Cumont, XVII. yüzyılda Tavernier'nin Amasya toprağının Anadolu'nun en iyi şarabını ve meyvesini verdiğini, ama şehirde yalnızca iki kötü kervansaray bulunduğunu yazdığını hatırlatır. Kardeşlerin hanlara ihtiyacı olmadı: Amasya'da doğmuş olan ve Cumont'un deyişiyle bütün arkeologlar için değerli bir rehber olan Krug'un evinde, "hoş bir hafta" geçirdiler.
Kale
Cumont, Pontus'ta hiçbir şehrin antik anıtlarının önemi bakımından Amasya ile karşılaştırılamayacağını yazar ve ayrıntılı bir tasvirin başlı başına bir cilt gerektireceğini söyleyerek kendini önceki gezginlerin bilgilerini tamamlamakla sınırlar. Kaleye o sırada dağın çevresini uzun bir dolanışla dolaşarak ulaşılıyor ve mazgallı bir kulenin yanındaki alçak, sefil bir kapıdan giriliyordu. İlk kapının lentosu, dağın tepesine taşınmış, MS II. yüzyıldan kalma bir arşitrav parçasıydı. Cumont, yirmi kez yeniden yapılmış duvarların tarihini uzun bir çalışma yapmadan belirlemenin imkânsız olduğunu, ama bazı alt sıraların antik çağa, kimi temellerin belki Mithridates dönemine ait olduğunu düşündü. En yüksek uçtaki burcun kalıntılarında, Strabon'un andığı kulenin büyük taşlarla, sırayla boylamasına ve enlemesine konmuş bloklarla örülmüş bir parçasını tanıdı. Strabon'un kale tarifini de yeniden okudu: ona göre antik surlar Yeşilırmak'ın sol kıyısı boyunca uzanıyor, iki yandan dağın ikiz doruklarına tırmanıyordu; doruklarda güçlü kuleler vardı, aradaki boyun yalnız bir duvarla kapatılmıştı.
Batıdaki doruğun yakınında kayaya oyulmuş, kırk beş derece eğimle inen bir tünelin ağzı açılıyordu. Tünel üç metre genişliğinde, tonozun tepesine kadar üç dört metre yüksekliğindeydi; kardeşler, hâlâ serin ve berrak suyla dolu havuza kadar iki yüz yetmiş basamak saydılar. Cumont bu tüneli Strabon'un sözünü ettiği, dar geçitlerle ulaşılan iki "alınamaz sarnıç"tan biri olarak tanımladı, ötekinin ırmak tarafında olup zamanla dolduğunu düşündü. Yolculuk boyunca gördükleri bu türden tünellerin en etkileyicisi buydu. Cumont, Turhal, Zile, Tokat, Niksar ve Şebinkarahisar'daki benzerlerini de sayarak bu kayaya oyulmuş merdivenli kuyuların yayılma alanının incelenmesinin Anadolu'nun en eski arkeolojisi için önemli sonuçlar doğuracağını yazdı.
Kral Mezarları ve Aynalı Mağara
Cumont, kayaya mezar oymanın Küçük Asya'da yaygın bir gelenek olduğunu, ama Amasya mezarlarının güzellik ve büyüklükleriyle hepsinden ayrıldığını yazar. Beş mezar, kale ile şehir arasında, kralların sarayını taşıyan terasın üstünde, eskiden bir parmaklıkla kapatılmış dar bir kaya korniş boyunca dizilidir; Mithridates Eupator'un ataları buraya gömülmüştür. Kayanın içinde bir insanın dolaşabileceği genişlikte kemerli bir oyuk büyük bir bloğu çevreler, öyle ki blok dağa yalnızca tabanıyla bağlı kalır; bloğun önüne bir pencere açılmış, içi oyularak geniş bir mezar odası yapılmıştır. Cumont mezarların ayrıntılı incelemesinin daha önce Perrot ve Guillaume tarafından yapıldığını belirtir ve kitabına Struck'un fotoğraflarını koyar.
Ona göre bu pahalı anıtları yalnız krallar yaptırmıyordu. Mezarların en güzeli, şehrin yarım saat aşağısında, cilalı yüzeyi yüzünden Aynalı Mağara denen mezardı ve bir başrahibin (arkhiereus) kitabesini taşıyordu. Kitabenin bir kısmı, belki ortaçağda mezar odası keşişlere inziva yeri olup içi fresklerle süslendiği sırada kazınmıştı; Cumont yazıtın MS I. yüzyılın başından sonraya ait olamayacağını düşündü. Kale kayasının altındaki bir başka mezar ise Bithynia valisinin bir yardımcısını da yetiştirmiş önemli bir Amasya ailesine aitti. Cumont bu mezar odası hakkında tuhaf bir ayrıntı kaydeder: XIX. yüzyılın başında Mısır'da esir düşen Napolyon askerleri bu odaya kapatılmış ve ölmeden önce adlarını duvara kazımışlardı. Kardeşler duvarda "Brou, français prisonnier, 1800", "Peyre, français, 1801", "Milita, prisonnier de guerre, l'an 1801" ve "Copin, français volontaire, 1801" yazılarını okudular.
Şehirdeki Antik Taşlar
Cumont, şehrin hayatı hiç kesilmediği için eski yapıların yenilerine malzeme olduğunu yazar: camilerin kubbelerini ve revaklarını taşıyan güzel sütunlar büyük ihtimalle önce bir tapınağın alınlığını, sonra bir kilisenin nefini taşımıştı. Nyssalı Gregorios, Yeşilırmak kıyısında Tanrıların Anası'na adanmış bir tapınaktan söz eder; Cumont bunun belki bugünkü Sultan Bayezid Camii'nin yerinde olduğunu düşündü. Camiye bağlı kütüphanenin Türkçe, Arapça ve Farsça yazmalar bakımından zengin olduğunu, kendisine orada Yunanca kitaplar da bulunduğu söylendiğini, ama bunu doğrulama imkânı bulamadığını not etti. Şehrin sikkelerinde Sarapis, Ares, Aphrodite ve Tykhe gibi tanrıların, ayrıca Galatya Pontus'u delegelerinin tanrılaştırılmış imparatorlara kurban sunmak için toplandığı dört sütunlu Sebasteion'un görüldüğünü, Amasya'nın bir stadyumu ve büyük ihtimalle bir tiyatrosu olduğunu, ama bunların hiçbirinin toprağın üstünde görünmediğini yazdı. Kentin koruyucusu Aziz Theodoros'un bazilikası ve Piskopos Basileios'un kalıntılarının bulunduğu eski katedral de ortadan kalkmıştı.
Kardeşlerin şehirde gördüğü en ilginç parça, 1886 dolaylarında Krug'un Yeşilırmak kıyısındaki bahçesinde bulunmuş beyaz mermer bir mezar steliydi. Stelde çıplak, gövdesi ve kolları deri şeritlerle sarılı bir hayvan dövüşçüsü, karşısında şaha kalkmış bir ayıya iki eliyle kırık bir silahı, büyük ihtimalle bir mızrağı yöneltir. Yazıta göre Troilos, stadyumda bütün ayıları yendikten sonra sıtmaya yenilip ölüler diyarına inmişti. Cumont, Roma amfitiyatrolarındaki büyük yırtıcı hayvan dövüşlerinin Amasya'da çok seyrek olduğunu, burada daha çok yaban domuzu, kurt ve ayıların kullanıldığını düşündü ve Pontus ormanlarında ayıların da, vadilerde sıtmanın da hâlâ bulunduğunu ekledi.
Şehrin Tokat yolu üzerindeki ucunda, bir Roma yapısından sökülmüş büyük beyaz mermer bloklar eski bir medresenin harap duvarlarını taşıyordu. Kapının sövelerini ve lentosunu Marcus Aurelius'a adanmış bir yazıt taşıyan üç arşitrav parçası oluşturuyordu; dördüncü parça kaleye taşınmış, ilk kapının lentosu olmuştu. Okula bitişik sekizgen bir odada, fatih Halifet Gazi'nin cesedinin konduğu antik bir lahit korunuyordu. Kapağının köşelerinde akroterler, teknesinin köşelerinde koç başları, yanlarında çelenk taşıyan kanatlı Eroslarla Medusa başları sıralanıyordu; Cumont lahdi işçiliğinden ve süslemesinden ötürü MS I. yüzyılın başına tarihlendirdi. Daha geç tarihli bir başka lahit Amasya'nın aşağısındaki Ziyaret köyünde çamaşırlık havuzu olarak kullanılıyordu ve yeni işine uymadığı için üçte iki boyunda kesilmişti.
Şehrin bir saat kadar yukarısında, Yeşilırmak'ın sol kıyısında, kireçtaşı içinde küçük bir mağaradan gerçek bir dere çıkıyordu. Mağaranın ağzındaki yazıt, "Büyük tanrıçalara, Nymphe'lere" adanmıştı ve buraya yaklaşanlara saygıyla yaklaşmalarını öğütlüyordu. Su, nehre karışmadan önce bol kirazların olgunlaştığı bir bahçeyi serinletiyordu. Cumont, Yunanların mağaraları Nymphe'lere adadığını, ama Pontus köylülerinin bu tanrıçaların adını Yunanlardan öğrenmiş olsalar da suya tapınmayı onlardan almadıklarını, bu kutsallığın çok daha eskiye uzandığını yazdı.
Zeus Stratios'un Dağ Başındaki Tapınağı
Amasya'daki haftanın en önemli keşfi 27 Nisan cuma günü yapılan bir geziyle geldi. Kardeşlere Ebimi köyünde eski eserler bulunduğu söylenmişti. Amasya boğazının doğu yamacından bir dere yatağı boyunca tırmanan dar bir patika, iki saatte Yeşilırmak'ın dokuz yüz metre kadar üstündeki Lokman Dağı'nın tepesine çıkıyordu. Buradan bir yanda ırmağın kuzeye akan derin boğazı, öte yanda Amasya tepelerinin ardında Merzifon'a kadar bütün Suluova görülüyordu. Yeniköy yaylasının yakınındaki eski bir mezarlıkta MS 237 tarihli bir çocuk mezar taşı buldular. Kırmızı mermerin yer yer yüzeye çıktığı çıplak, ardıçlı tepeleri bir saat daha yürüdükten sonra güneye bakan sulak bir yamaçtaki Ebimi'ye indiler. Köyde, harçsız üst üste konmuş iri taşlardan yapılmış, düz toprak damlı yüz yirmi ev vardı; konukseverliğini Cumont'un özellikle andığı köy halkı Kızılbaştı.
Köydeki yazıtların köyün yarım fersah batısındaki bir tepeden geldiği söylendi. Çıplak arazide tepesi uzun çam ağaçlarıyla taçlanmış bu tepeye köylüler Büyük Evliya diyor, orada bir ermişin yattığına inanıyor, ağaçlara balta vurmaktan sakınıyordu. Her yıl mayısta tepede toplanıp tavuk ve koyun kesiyor, İlyas Peygamber adına şenlik yapıyorlardı. Bin üç yüz elli metre yüksekliğindeki basık koni biçimli doruğun çevresinde, çapı iki yüz elli metre kadar olan bir sur izleniyordu; ortada kenarı kırk metre kadar kare bir höyük yükseliyor, çevresinde korniş parçaları ve işlenmiş mermer kırıkları duruyordu. Cumont dairesel suru kutsal alanın sınırı olarak, kare höyüğü bir tapınaktan çok Bergama'daki Zeus Soter sunağına benzeyen anıtsal bir sunağın yeri olarak yorumladı.
Burada düzenli bir kült bulunduğunun yazılı kanıtı, kutsal alanın içinden kardeşlerin gözü önünde çıkarılan büyük bir kaideden geldi. Kaide eskiden yerinde duruyormuş, bir gezginin dikkatini çekince köylüler ermişlerinin mezarına saygısızlık edileceğinden korkup onu gömmüşlerdi. Ağır mermer blok sırıklar ve iplerle güçlükle bulunup çıkarıldı; üzerinde ömür boyu rahip Gnaeus Claudius Philon'un adağı vardı. Tanrının adını Ebimi'deki iki yazıt verdi: ikisi de Zeus Stratios'a adanmıştı. Yazıtlara göre tapınak MS 100 yılında "synarkhontes" denen bir kurul tarafından yönetiliyordu ve din görevlileri arasında neokoroslar vardı. Kutsal alanın batısındaki bir tepecik yapı kalıntılarıyla örtülüydü; köylüler oradan sikke ve eski eşya çıkarıyordu. Ebimi'de bulunan bir mezar yazıtı, Gemellos adlı yaşlı bir aktörün, sahnede pek çok rol oynadıktan ve pek çok yolda sıkıntı çektikten sonra dünya sahnesinden çekildiğini anlatıyordu. Cumont onun, Hadrianus döneminde kurulan ve oyunlarını şenlikten şenliğe taşıyan Dionysos sanatçıları birliğinin bir üyesi olduğunu, bir panegyris için geldiği sırada ölüp tapınağın gölgesine gömüldüğünü düşündü.
Cumont kutsal alanı Appianos'un anlattığı ünlü kurbanla ilişkilendirdi. Appianos'a göre Mithridates MÖ 81'de Romalıları Kapadokya'dan çıkardıktan sonra yüksek bir dağın tepesinde Zeus Stratios'a atalarının usulüyle bir kurban sunmuştu: krallar odunu kendi elleriyle taşıyarak bir yığın kuruyor, çevresine daha alçak, dairesel ikinci bir yığın diziyor, tepeye süt, bal, şarap, zeytinyağı ve her türlü kokulu madde, yere de kurbana katılanlar için ekmek ve yemek koyuyordu. Yakılan ateş bin stadionu aşkın uzaklıktan denizden görülüyordu. Cumont, Amasya'nın bazı tunç sikkelerinde yanında bir iki ağaç bulunan alevli bir sunak, bazen de üstünde açık kanatlı bir kartal ya da dört atlı bir araba bulunduğunu hatırlattı ve sunağı Büyük Evliya'nın ortasındaki anıtsal sunakla, ağacı da kutsal koruyla eşleştirdi. Tepedeki çamları eskilerin saygı gösterdiği ağaçların son filizleri olarak gördü. Ancak Appianos'un ateşin denizden görüldüğü bilgisi yüzünden, kıyı dağlarının ardında kalan Ebimi'nin MÖ 81 kurbanının yeri olamayacağını, o kurbanın büyük ihtimalle denize yakın bir dağda, belki Akdağ'da sunulduğunu ekledi.
Cumont'a göre Zeus Stratios başlangıçta bir Yunan tanrısı değildi; Herodotos onun Karia'da tapınıldığını yazar. İskender'den sonra kültü Kuzey Anadolu'ya yayılmış, Herakleia'da, Bithynia'nın başkenti Nikomedeia'da, Paphlagonia'nın başkenti Gangra'da ve Pontus'un başkenti Amasya'da devletin ve kralların koruyucusu olmuştu. Cumont tanrının Amasya'daki kimliğini üç katmanlı gördü: belki Yeşilırmak vadisindeki bir yerli kabilenin dağ tanrısıydı; Yunanlar onu savaşçı bir Zeus'a dönüştürmüş, İran kökenli Pontus hanedanı da onda kendi Ahura Mazda'sını tanımıştı. Ebimi'deki kutsal alanda kazı yapılmasını ve hanedanın resmî dininin bu sayede daha iyi tanınmasını dileyerek bölümü kapattı. Cumont'un dileği bir asır sonra kısmen gerçekleşti: 2006'da yapılan kurtarma kazısında kutsal alanda bulunan kırk iki sikke, alanın MÖ II. yüzyıldan MS IV. yüzyıla kadar kullanıldığını ve sikkelerin Anadolu'nun altı, Anadolu dışının üç bölgesinden geldiğini göstermiştir.
Kardeşler geceyi Ebimi'de köyün misafir odasında geçirdiler ve 28 Nisan'da Lokman Dağı'nı güneyden dolanarak Amasya'ya döndüler. Vermiş köyünde, daha önce kopya edilmiş bir manzum mezar yazıtının dörde bölünmüş, cami damını taşıyan direklere kaide yapılmış olduğunu gördüler. Sonraki günleri Amasya'da yazıt toplayıp eski kopyaları doğrulamakla geçirdiler. Zile'ye doğru Tokat yolunu izlerken, Yeşilırmak'ın karşı yakasındaki dik kayanın neredeyse vadi seviyesinde, bir fersaha yakın uzunlukta yatay bir oluk gibi oyulduğunu not ettiler. Cumont bunu şehrin güney mahallelerine su getiren, büyük ihtimalle antik çağa uzanan bir su yolu olarak tanımladı ve halkın onu Amasya kralının kızına talip olan bir âşığa bağlayan anlatısını aktardı; bu, yerel geleneğin Ferhad'a bağladığı su yoludur. Amasya'dan bir saat kırk dakika uzaklıkta, Kapıkaya Camii'nin yanındaki mezarlıkta, imparator Carus ile oğlu Carinus'un adını taşıyan beyaz mermer bir mil taşı buldular. Cumont taşı, Carus'un 283'te Pers seferi için doğuya giderken Amasya'dan Komana'ya uzanan askerî yolu onarttığının kanıtı saydı. Kardeşler Nisan'ın son günlerinde Zile'ye vardılar ve 1 Mayıs'ta Zile'den ayrılıp Sulusaray yoluna çıktılar.
Studia Pontica III ve Amasya Yazıtları
Cumont, kitapta Amasya'da önceki gezginlerin topladığı yazıtları yeniden gözden geçirip yenileriyle zenginleştirdiğini yazar. Bu yazıtlar 1910'da J. G. C. Anderson ve Henri Grégoire ile birlikte yayımlanan Recueil des inscriptions grecques et latines du Pont et de l'Arménie'nin ilk fasikülünde, Studia Pontica'nın III. cildi olarak yayımlandı. Fasikül 1899'da Anderson'ın, 1900'de Cumont'un ve 1907'de Grégoire'ın yolculuklarının epigrafi sonuçlarını, ayrıca Tokat'taki misyoner Peder Girard gibi muhabirlerin gönderdiği metinleri bir araya getiriyordu. Toplanan üç yüz altmış bir yazıttan yalnızca kırk ikisi daha önce Corpus Inscriptionum Graecarum'da yer almıştı.
Amasya bölümü, şehrin tarihini Pontus krallarının başkentliğinden Roma döneminde Galatya Pontus'unun metropolisi olmasına, Bizans döneminde metropolitlik merkezi oluşuna ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerine kadar anlatan kısa bir girişle açılır. Bölümün başındaki 94 numaralı yazıt, kral mezarlarının yakınında, kalenin hemen altında, ırmaktan iki yüz metre kadar yüksekte kayaya kırk santimetrelik harflerle oyulmuş adaktır. Kale komutanı (phrourarkhos) Metrodoros'un "Kral Pharnakes için" sunduğu bu adağın harf biçimlerinden yola çıkan yayıncılar, Pharnakes'in Mithridates Eupator'un büyükbabası I. Pharnakes olduğunu, II. Pharnakes olamayacağını belirtir. Aynalı Mağara'daki başrahip yazıtı 95 numarayla, Cumont'un 1900'de ve Grégoire'ın 1907'de yeniden okuduğu metin olarak yer alır. Dizinin ikinci yarısının, yani Sebastopolis, Sebasteia, Komana, Neokaisareia ve Trabzon yazıtlarını içerecek fasikülün baskısı devam ettiği bildirilmişti; ancak bu ikinci yarı hiç yayımlanmadı.
Gent'ten Ayrılış, Roma ve Paris Yılları
Cumont 1902'de Belçika Kraliyet Akademisi Edebiyat Sınıfı'na muhabir üye, 1909'da asıl üye seçildi; 1910'da 1906-1910 dönemi için tarih bilimleri beş yıllık ödülünü aldı. Aynı yıl hayatının seyrini değiştiren bir olay yaşandı: Katolik Bilim ve Sanat Bakanı Baron Descamps, fakültenin oybirliğiyle önermesine rağmen Roma tarihi kürsüsünü ona vermeyi reddetti. Gerekçenin tamamen siyasi olduğu anlaşılınca basında bir kampanya başladı, öğrenciler hareketlendi, ama kürsüye başka bir aday atandı. Cumont bu hakarete katlanmayarak üniversiteden istifa etti, 1912'de müzedeki görevinden de ayrıldı ve Belçika'yı bırakıp Paris ile Roma arasında, hiçbir resmî görev üstlenmeden yaşamaya başladı. Aile servetinin ona sağladığı maddi bağımsızlık bunu mümkün kılıyordu.
Sonraki otuz beş yıl verimli geçti. 1907 baharında Suriye'de bir arkeoloji görevi yapmış, bunun sonuçlarını Études syriennes (1917) adıyla yayımlamıştı. 1922'de güvenliği hâlâ şüpheli bir bölgede, Fırat kıyısında Salihiye'de o zamana kadar bilinmeyen Dura-Europos'ta kazı yaptı ve 1926'da iki ciltlik raporuyla bu kenti bilim dünyasına tanıttı. Yunan ve Roma astrolojisi, ölümden sonraki hayat inançları ve Roma mezar simgeciliği üzerine kitaplar yazdı; dostu Joseph Bidez ile İmparator Iulianus'un mektuplarını ve Les mages hellénisés'i (1938) yayımladı. 1913'ten itibaren Paris'teki Académie des Inscriptions et Belles-Lettres'in, 1922'den itibaren Roma'daki Accademia dei Lincei'nin ortak üyesiydi; Aberdeen, Brüksel, Louvain, Paris, Oxford, Cambridge ve Dublin Trinity College ona fahri doktora verdi. 1935'te Brüksel'de Uluslararası Din Tarihi Kongresi'ne başkanlık etti, 1936'da Belçika'nın en yüksek bilim ödülü olan Francqui Ödülü'nü aldı. Öldüğünde yazılarının sayısı bine yaklaşıyordu.
Cumont kitaplarının ve arşivinin dağılmasını istemedi. 1946'da kütüphanesini, yönetim kurulu başkanı olduğu, Belçikalı bilginlerin Roma'da çalışmasını kolaylaştırmak için kurulmuş Academia Belgica'ya bağışlamaya karar verdi. Dokuz bin cilt, altı bin ayrı basım ve birçok dergi koleksiyonundan oluşan kütüphane 7 Mayıs 1947'de açıldı; Cumont hastalığı yüzünden törene katılamadı, ama gönderdiği mesajda arkeolojinin filolojinin yardımı olmadan ancak bir "tahmin bilimi" olduğunu söyledi. Şubat 1947'de Paris'te geçirdiği çift taraflı zatürreden sonra sonunun yaklaştığını hissediyordu. Yazın Belçika'ya döndü ve 19'u 20'sine bağlayan gece, 20 Ağustos 1947'de Brüksel'in Woluwe-Saint-Pierre semtinde, baldızının evinde öldü. Ixelles mezarlığında aile mezarına gömüldü. Mektuplarının büyük kısmı Roma'daki Academia Belgica'da korunmaktadır; Belçika Kraliyet Akademisi'nde onun adını taşıyan bir vakıf ve ödül vardır.
Kardeşi Eugène Cumont
Eugène Cumont, Pontus yolculuğunun ve Studia Pontica'nın II. cildinin ortak yazarıdır, ama hakkında bilinenler kardeşininkiyle karşılaştırılamayacak kadar azdır. Kitabın iç kapağında Franz "Gent Üniversitesi'nde profesör", Eugène ise "Harp Okulu'nda (École de guerre) profesör" olarak anılır. Yolculuktaki görevi de Harp Okulu'ndaki işine uygundu: kardeşinin anlatımına göre güzergâhı çiziyor, coğrafi gözlemleri not ediyordu. Kitabın hazırlığında da bölgenin o güne kadar elde bulunan, Franz'ın "çok kusurlu" dediği haritalarını tamamlayacak ve düzeltecek yeni haritalar çizdi. Studia Pontica II'deki haritalar onun işidir ve metinde yer yer ilgili haritaya gönderme yapılır; Gelgiraz ve Turnuk gibi Suluova köyleri XII, Amasya'dan Zile'ye giden yol XIII numaralı haritadadır.
Kardeşlerin işbirliği yolculukla sınırlı kalmadı. Franz metni yazar ve yazıtları yayımlarken, Eugène'in güzergâh notları kitabın yollar, geçitler ve köyler arasındaki mesafeler hakkındaki ayrıntılarının temelini oluşturdu. Bu ayrıntılar bugün de değerini korur: Vezirköprü çevresindeki eski yolları inceleyen Tønnes Bekker-Nielsen gibi araştırmacılar, Cumont kardeşlerin 1900'de gördüklerini kendi gözlemleriyle karşılaştırır. Academia Belgica'nın Cumont'un eserlerini yeniden yayımlayan Bibliotheca Cumontiana dizisinde 2022'de çıkan Studia Pontica cildinin girişinde, Annick Fenet'nin Eugène'e ayırdığı bir bölüm "kardeşinin gölgesinde" başlığını taşır ve onun 1945'te öldüğünü kaydeder. Bu giriş, kardeşlerin yazışmalarından, Franz'ın yol defterlerinden ve Eugène'in çizdiği haritalardan yararlanır.
Amasya İçin Önemi
Cumont'un Amasya bölümü, şehrin antik kalıntılarını XIX. yüzyıl sonundaki durumlarıyla belgelemesi bakımından değerlidir. Kalenin ilk kapısındaki Roma arşitravı, iki yüz yetmiş basamaklı tünel, Napolyon askerlerinin mezar odasına kazıdığı adlar, Krug'un bahçesindeki ayı dövüşçüsü steli, Halifet Gazi Medresesi'nin kapısında kullanılmış Marcus Aurelius yazıtı ve Ziyaret'teki lahit çamaşırlığı, bir kısmı sonradan yerinden kaldırılmış ya da yok olmuş taşların 1900'deki hâlini gösterir. Suluova'nın Khiliokomon olarak tanınması, Merzifon'un Phazemon olmadığının ortaya konması ve Zeus Stratios'un Büyük Evliya'daki kutsal alanının keşfi ise Amasya'nın antik coğrafyası ve dinî tarihi için kalıcı katkılardır. Studia Pontica III'teki Amasya yazıtları, kentin Hellenistik ve Roma dönemi epigrafisinin hâlâ temel derlemesidir.
Kronoloji
3 Ocak 1868: Aalst'ta doğdu.
1887: Gent Üniversitesi'nde doktor oldu; Abonuteikhoslu İskender üzerine çalışması yayımlandı.
1888-1892: Bonn, Berlin, Viyana, Atina, Roma ve Paris'te öğrenim.
10 Ocak 1892: Gent Üniversitesi'ne öğretim üyesi olarak atandı.
1896: Gent'te olağan profesör oldu.
4 Nisan 1900: Kardeşi Eugène ile Samsun'da karaya çıktı.
22 Nisan 1900: Merzifon'dan Amasya'ya geldi.
27-28 Nisan 1900: Ebimi'ye gitti, Zeus Stratios kutsal alanını inceledi.
21 Haziran 1900: Pontus ve Küçük Ermenistan yolculuğu sona erdi.
1902: Belçika Kraliyet Akademisi'ne muhabir üye seçildi.
1906: Studia Pontica II yayımlandı; Les religions orientales dans le paganisme romain çıktı.
1910: Studia Pontica III (yazıtlar) yayımlandı; Roma tarihi kürsüsü verilmeyince Gent'ten istifa etti.
1922: Dura-Europos'ta kazı yaptı.
1936: Francqui Ödülü'nü aldı.
1945: Kardeşi Eugène Cumont öldü.
7 Mayıs 1947: Roma'daki Academia Belgica'ya bağışladığı kütüphane açıldı.
20 Ağustos 1947: Woluwe-Saint-Pierre'de öldü.
Kaynakça
Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- Franz Cumont, Eugène Cumont, Studia Pontica II: Voyage d'exploration archéologique dans le Pont et la Petite Arménie, Bruxelles: H. Lamertin, 1906, giriş ve "La cité d'Amasie" bölümü, s. 107-110, 139-186. https://archive.org/details/Travel1900CumontStudiaPontica2
- J. G. C. Anderson, Franz Cumont, Henri Grégoire, Studia Pontica III: Recueil des inscriptions grecques et latines du Pont et de l'Arménie, fasc. 1, Bruxelles: H. Lamertin, 1910, "Amasia" bölümü, s. 110 vd. https://archive.org/details/StudiaPonticaIIIAnderson
- Franz De Ruyt, "Cumont (Franz-Valéry-Marie)", Biographie nationale, c. 39, Bruxelles: Académie royale de Belgique, 1976, sütun 211-222. https://ugentmemorialis.be/files/MEM10-000000026_BN.pdf
- P. Lambrechts, G. Sanders, "Franz Cumont (1868-1947)", Gent Üniversitesi anma kitabı (Liber memorialis), 1960. https://ugentmemorialis.be/files/MEM10-000000026_1960.pdf
- Beatriz Pañeda Murcia, "D. Bonanno, C. Bonnet, O. Coloru, A. Fenet, T. Kaizer, Franz Cumont: Studia Pontica II. Études syriennes. Fouilles de Doura-Europos (Bibliotheca Cumontiana, Scripta Maiora 6), Turnhout 2022" (kitap eleştirisi), Bryn Mawr Classical Review, 2023.10.24. https://bmcr.brynmawr.edu/?p=79423
- Tønnes Bekker-Nielsen, "Evliya Çelebi in Vezirköprü, 1648", Cedrus, 9, 2021, s. 459-472. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1849989
- Burcu Erdem, Amasya Zeus Stratios Kutsal Alanı Kurtarma Kazısı Sikke Buluntuları, Tez, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024. https://acikerisim.omu.edu.tr/entities/publication/7368e114-df01-4bd4-bb2f-96532c0d4962
- "Cumont, Franz", Who Was Who in Indology. https://whowaswho-indology.info/?p=1423
Çevrimiçi kaynaklar
- https://archive.org/details/Travel1900CumontStudiaPontica2
- https://archive.org/details/StudiaPonticaIIIAnderson
- https://ugentmemorialis.be/files/MEM10-000000026_BN.pdf
- https://ugentmemorialis.be/files/MEM10-000000026_1960.pdf
- https://bmcr.brynmawr.edu/?p=79423
- https://acikerisim.omu.edu.tr/entities/publication/7368e114-df01-4bd4-bb2f-96532c0d4962






