Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Hasretünden kan akıdur çeşm-i giryânum benüm
Gûş kılmazsın dirîgâ âh u efgânum benüm
Hâlüme lutf eyle rahm it şâh-ı hûbânum benüm
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Cân u ser terk eyler isem tan degüldür yoluna
Her ne denlü cevr idersen eylegil ben kuluna
Nice yıldur dil perîşândur perîşân hâlüne
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Halka halka idüben zencîr-i zülfini kemend
Bu dil-i dîvâneyi itmek diler o pây-bend
‘Akl gitdi sabr gitdi ıssı itmez bana pend
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Gice gündüz yanaram ben âteş-i hicrânuna
Ey vefâsuz niçe bir sabr ideyin peymânuna
Muntazırdur gel yetiş bu haste-dil dermânuna
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Hasret ile haste oldum bana dermân eylegil
Bülbül-i şûrîde kim vasluna handân eylegil
Pâdişehsin kuluna lutf eyle ihsân eylegil
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Âteş-i hicrânla sen eylemedün beni tebâh
Kime yanup yakılup idem bu gün feryâd u âh
Âb-ı vaslunla beni şâd itmedün sen âh âh
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Derd-i hecrün âteşiyle bagrumı kıldun kebâb
Mâ-cerâ-yı mihnetün şerh idemez yüz fasl u bâb
Rûz-ı mahşerde sakın Hakka viremezsin cevâb
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Çünki içdi derd ile Şâhî mahabbet câmını
Ol sebebden bulmadı artık gönül ârâmını
Derd-i hecründen ölürsem hasretiyle dâmını
A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Hasretinden ağlayan gözüm kan akıtır; yazık ki ahımı, feryadımı duymazsın. Ey güzellerin şahı, hâlime lütfet, merhamet et. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
2. Yolunda canı ve başı terk etsem şaşılacak bir şey değildir; ben kuluna ne kadar eziyet edersen et. Nice yıldır gönül senin perişan hâline perişandır. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
3. Zülfünün zincirini halka halka kement edip bu divane gönlün ayağını bağlamak ister. Akıl gitti, sabır gitti; sahibine artık öğüt işlemez. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
4. Gece gündüz ayrılığının ateşinde yanıyorum; ey vefasız, verdiğin söze ne zamana dek sabredeyim? Bu hasta gönül dermanını bekliyor; gel, yetiş. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
5. Hasretle hasta oldum, bana derman ol; vuslatına hasret perişan bülbülü güldür. Padişahsın, kuluna lütfet, ihsan et. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
6. Beni ayrılık ateşiyle mahveden sen değil miydin; bugün kime yanıp yakılarak feryat edeyim? Ah ah, kavuşma suyunla beni sevindirmedin. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
7. Ayrılık derdinin ateşiyle bağrımı kebap ettin; çektiğim sıkıntının hikâyesini yüz fasıl ve bap anlatamaz. Sakın, mahşer günü Hakk'a cevap veremezsin. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
8. Şâhî dertle muhabbet kadehini içtiği için gönül artık huzurunu bulamadı. Ayrılık derdinden ölürsem, senin tuzağının (eteğinin) hasretiyle ölürüm. Ey beyim, ey padişahım, ey benim güzel hükümdarım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir sekiz bentlik, nakaratlı bir murabbadır ve remel bahrinin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. İlk bentte dört mısra "benüm" redifiyle biter ve "-ânum" sesiyle kafiyelenir: giryânum, efgânum, hûbânum, hânum. Öteki bentlerde "-uluna" (yoluna, kuluna, hâlüne), "-end" (kemend, pây-bend, pend), "-ânuna", "eylegil" redifiyle "-ân", "-âh", "-âb" ve "-âmını" kafiyeleri kullanılır. İkinci bentte "hâlüne" kelimesi "yoluna" ve "kuluna" ile tam kafiyelenmez. Nakarat "A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm" mısraıdır. Mahlas son bentte geçer (vr. 73a-73b). Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Kılıç, Şâhî'nin murabba söylerken kalemini daha ustaca oynattığını ve duygularını daha içtenlikle dile getirdiğini söyler ve bunu gösteren örneklerin başına bu murabbaın ilk bendini koyar. Nakarat, eski Türkçedeki "a" seslenme ünlemiyle art arda üç hitap sıralar: beyim, padişahım, güzel hükümdarım. Bu nidâ, bentlerin sonunda her defasında aynı yakarışı tekrarlar. Hitaplar divan şiirinde sevgili için kullanılan unvanlardır; şiirde muhatabın kim olduğunu belirleyen başka bir işaret yoktur.
Üçüncü bentte zülf halka halka bir zincire, oradan da kemende dönüşür; divane gönlün ayağı bu zincirle bağlanır. Delilerin zincire vurulması, zülf ile divane gönül arasındaki bilinen ilişkinin temelidir. Aynı bentteki "ıssı" kelimesi "sahibi" anlamındadır; aklı ve sabrı gitmiş olan kişiye artık öğüt işlemez. Altıncı bentte "âteş-i hicrân" ile "âb-ı vasl" arasında ateş ve su karşıtlığı kurulur. Yedinci bentte "fasl u bâb" kitap bölümlerini anlatır ve çekilen sıkıntının hikâyesinin bir kitaba sığmayacağını söyler; aynı bentte sevgiliye mahşer günü verilecek hesap hatırlatılır. Bu uyarı üçüncü murabbadaki "kıyâmetde su'âl" sözünü hatırlatır. Son bentteki "dâmını" kelimesi "dâm" (tuzak) olarak okunursa zülfün tuzağını, "dâmen" (etek) kısaltması sayılırsa eteğe yapışma deyimini düşündürür; mısra iki türlü anlaşılabilir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 137-138, murabba no. 11 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 73a, 73b); ayrıca s. 30-31 (murabbalar üzerine), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






