Turâbî Ali Efendi'nin ailesi Buhara'dan gelmişti: babası Şeyh Mustafa Efendi, Buharalı Mirzâ Yûsuf'un oğludur ve Amasya'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki zaviyeyi kuran da odur. Baba Şeyh diye anılan oğul, XIX. yüzyılın başında bu mahallede Nakşibendî yolunu sürdürmüş, tekke şeyhliğinin yanında şiir de yazmıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde onu âlim, olgun, şair ve tanınmış bir şeyh olarak anar, ilahileri ve şiirleri bulunduğunu, Amasya'nın büyük âlimlerinden Şeyhzâde Ahmed Rüşdü Efendi ile de kardeşçe şakalaşmaları olduğunu kaydeder. 7 Ramazan 1245'te (Mart 1830 başı) ölmüştür. O ilahilerin ve şiirlerin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Aynı kitabın farklı ciltleri ise ailenin zaviyesinde kimin ne zaman şeyh olduğunu birbirini tutmayan biçimlerde anlatır.

Hüsameddin'in Maddesi

Sekizinci ciltte üç Turâbî art arda gelir: II. Bayezid devrinin vaizi Turâbî Şuayb Efendi, XVII. yüzyılın şairi Turâbî Mustafa Efendi ve en son bu Turâbî Alî Efendi-Baba Şeyh maddesi:

Amasya'da Şamlılar Mahallesi'nde zâviye binâ eden Buhârâlı eş-Şeyh Mustafa Efendi bin Mirzâ Yûsuf'un mahdûmudur. Meşâhîr-i fuzalâdan Şeyhzâde es-Seyyid el-Hâc Abdullah Vecih Efendi'den tahsîl-i ulûm edib pederinden sonra zâviyesi şeyhi oldu.
Pederinin mesleğini tutup Nakşibendî olduğu hâlde vahdet iltizâm ederek meşâyîh-i asrı arasında teferrüd etdi. Zikr u tevhîd ü ibâdetle imrâr-ı hayat edib 1245 senesi ramazânının yedinci günü vefât etdi.
Âlim, kâmil, şâir, bir şeyh-i meşhûr idi. İlâhiyât ü eş'ârı, Şeyhzâde es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Rüşdü Efendi ile mutâyabât-ı uhuvvet-şi'ârı vardır.

Bugünkü dille: Amasya'da Şamlılar Mahallesi'nde zaviye yaptıran Buharalı Şeyh Mustafa Efendi bin Mirzâ Yûsuf'un oğludur. Tanınmış âlimlerden Şeyhzâde Seyyid Hacı Abdullah Vecîh Efendi'den ilim tahsil etti ve babasından sonra zaviyenin şeyhi oldu. Babasının yolunu tutup Nakşibendî olduğu hâlde "vahdet"i benimsedi ve çağının şeyhleri arasında kendine özgü bir yerde durdu. Hayatını zikir, tevhit ve ibadetle geçirdi ve 1245 yılı Ramazan ayının yedinci günü öldü. Âlim, olgun, şair, tanınmış bir şeyhti. İlahileri ve şiirleri, Şeyhzâde Seyyid Şeyh Ahmed Rüşdü Efendi ile kardeşlik havası taşıyan şakalaşmaları vardır.

Hocası ve Dostu

Turâbî'nin hocası Abdullah Vecîh Efendi, Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi olarak 1219'da (1804-05) ölen bir âlimdir. Maddede "mutâyabât", yani şakalaşma ortağı olarak anılan Ahmed Rüşdü Efendi ise bu hocanın üçüncü oğludur. Hüsameddin'in altıncı ciltteki uzun Ahmed Rüşdü Efendi-Şeyhzâde maddesine göre Muharrem 1200'de (Kasım 1785) doğmuş, babasının ölümüyle Hüseyin Ağa Medresesi'ne müderris olmuş, 1233'te Amasya müftüsü olup birkaç ay sonra fetvadan çekilmiş ve Halvetî yolunda inzivaya çekilerek 1273'te (1856) ölmüştür. Turâbî ile Ahmed Rüşdü böylece aynı hocanın, biri öğrencisi öbürü oğlu olarak, aynı evin çevresinde yetişmiş iki şeyhtir; biri Nakşî, öbürü Halvetî yoldadır. Hüsameddin'in bu şakalaşmaları "ilâhiyât ü eş'âr" ile aynı cümlede sayması, bunların manzum atışmalar olabileceğini akla getirir.

Ailenin Nakşibendî çevresi geniştir. Turâbî'nin babası Mirzâ Yûsufzâde Şeyh Mustafa Efendi, Hüsameddin'in başka bir maddesinde "kibâr-ı Nakşibendiyye"den sayılır; Hacı İlyas Tekkesi şeyhi olup 1236'da (1820-21) ölen Yeşil Şeyh Ahmed Efendi ona hizmet ederek yetişmiştir. Maddedeki "vahdet iltizâm" sözü iki türlü anlaşılabilir: inzivayı, yani çağdaşlarından ayrı, kendi köşesinde bir şeyhlik sürdürmeyi ya da vahdet-i vücûd görüşüne bağlılığı anlatıyor olabilir. Aynı zaviyede şeyhlik ettiği söylenen Âbid Abdurrahman Efendi'nin vahdet-i vücûd yüzünden ulemanın itirazlarına uğradığı düşünülürse ikinci okuma da güçlüdür; Hüsameddin'in hemen ardından "teferrüd etdi", yani tek başına kaldı demesi ise birinciyi destekler.

Kaynakların Durumu

Amasya Tarihi'nin dört ayrı yeri, Şamlılar Mahallesi'ndeki bu aile zaviyesinin şeyhliğini birbirinden farklı anlatır. Sekizinci ciltteki bu madde, babası Şeyh Mustafa'dan sonra zaviyeye Turâbî Ali'nin geçtiğini söyler. Yedinci ciltteki İsmâil Efendi-Mirzâ Şeyhzâde maddesi ise Şamlılar Mahallesi'ndeki "Mirzâ Tekkesi" şeyhi Hacı Mustafa Efendi bin Mirzâ Yûsuf el-Buhârî'nin bir başka oğlu İsmâil Efendi'nin babasının ölümüyle tekkeye şeyh olduğunu, otuz yıldan fazla ayin yönettiğini ve 1253 (1837-38) dolaylarında öldüğünü yazar. On birinci ciltteki Âbid Abdurrahman Efendi-Şeyhzâde maddesi de Mirzâ Yûsuf'un oğlu Abdurrahman Efendi'yi, aynı hocadan, Abdullah Vecîh Efendi'den okumuş, babasının ölümünde zaviyenin şeyhi olmuş, vahdet-i vücûd görüşleri yüzünden ulemanın itirazlarına uğramış ve 1237'de (1821-22) ölmüş bir Melâmî şeyhi olarak tanıtır.

Dördüncü kayıt birinci ciltteki tekkeler listesindedir: Ayas Ağa Camii yakınındaki ve 951'de Hoca Hacı Sâlih Çelebi'nin yaptırdığı Şamlar Tekkesi uzun süre Halvetî şeyhlerinin elinde kalmış, sonra "Şeyh Yûsuf Nakşbendî hulefâsından Şeyh Turâbî Ali Efendi" 1231 (1815-16) yılından itibaren burada Nakşî yolunu yaymıştır. Bu kayıtta Turâbî, babasının ardılı olarak görünmez; Şeyh Yûsuf'un halifesidir ve ailenin kendi zaviyesinde oturmaz, eski bir Halvetî tekkesine yerleşir. Şeyh Yûsuf Nakşbendî'nin, ailenin Buharalı atası Mirzâ Yûsuf olması akla yakındır; iki tekkenin aynı yapı mı, yan yana iki ayrı yer mi olduğu ise anlaşılamıyor. Tekkenin Şamlar Mahallesi içindeki bugünkü yeri de belirlenememiştir.

Bu kayıtları uzlaştırmanın bir yolu, Hüsameddin'in iki kuşağı zaman zaman birbirine karıştırdığını kabul etmektir: Abdurrahman Mirzâ Yûsuf'un, Turâbî Ali ile İsmâil ise Mirzâ Yûsuf'un oğlu Mustafa'nın oğullarıdır. Bu durumda zaviye amca ile yeğenler arasında el değiştirmiş olabilir; ama Turâbî'nin 1245'te, İsmâil'in "otuz yıldan fazla" şeyhlik ettikten sonra 1253 dolaylarında ölmesi, iki kardeşin aynı makamı uzun yıllar birlikte tuttuğunu düşündürür ki bu da açıklama bekler. Kaynak eldeki bilgilerle bu çelişkiyi çözmeye yetmez. İsmâil Efendi'nin oğlunun da Turâbî mahlasını kullanması, Hüsameddin'in onu "Turâbî Mustafa Efendi" diye anmasından anlaşılır; bu ikinci Turâbî, XVII. yüzyılın Alîzâde Turâbî Mustafa Efendi'sinden ayrı bir kişidir.

Şiiri

İlahi ve şiir yazdığını yalnız Hüsameddin'in o tek cümlesinden öğreniyoruz; örnek yoktur. Bir mecmuada ya da tekke defterinde toplanıp toplanmadıkları da bilinmiyor. Turâbî Ali Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Adı, yakın tarihli bir araştırmada yeniden karşımıza çıkar: Orhan Kurtoğlu, Koniçe Dergâhı postnişini Amasyalı Türâbî Abdullah Baba üzerine yazdığı makalede, Türâbî mahlaslı şairleri sayarken Hüsameddin'e dayanarak "Baba Şeyh Türâbî Ali Efendi"yi de anar ve ölüm yılını 1829 olarak verir; ancak çalışmasının konusu olan ve 1257'de (1841-42) Koniçe'de postnişin olduğu bilinen Bektaşî şairin bundan ayrı biri olduğunu özellikle belirtir. Kurtoğlu'nun verdiği 1829 tarihi, 7 Ramazan 1245'in miladî karşılığı olan Mart 1830 ile bir yıl farklıdır.

Kronoloji

1219 (1804-05): Hocası Abdullah Vecîh Efendi ölür.

1231 (1815-16): Birinci cilde göre Şamlar Tekkesi'nde Nakşî şeyhliğine başlar.

1237 (1821-22): Ailenin zaviyesinde şeyh olduğu söylenen Âbid Abdurrahman Efendi ölür.

7 Ramazan 1245 (Mart 1830 başı): Turâbî Ali Efendi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar