"Musâhib Çelebi" lakabını sohbetinin tatlılığına borçlu olan Zahîrî Mehmed Efendi, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki nedimlerindendi; ta'likte usta bir kâtip, şair, hikâye anlatıcısı ve nükteciydi. Şehzade 960 (1553) yılında öldürülünce açılan soruşturmada onu isyana kışkırtmakla suçlandı ve öldürüldü. Babası, Amasya'nın Üçler Mahallesi'nde oturan ve öldürülen Gıyâseddîn Mansûr Şîrâzî'dir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ölümünün haksız olduğunu açıkça söyler. Zahîrî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin'in "zâ" faslını kapatan madde budur. Başlıkta önce adı, sonra mahlası verilir: "Zahîrüddîn Mehmed Efendi-Zahîrî". Mahlas, adındaki "Zahîrüddîn" lakabından türetilmiştir.

Amasya'da Üçler Mahallesi'nde mukîm iken maktûlen vefât eden Gıyâseddîn Mansûr Şîrâzî oğludur. Amasya'da hattât-ı meşhûr Ebû'l-Fazl A'rec Efendi'den her türlü yazıları ve ulemâdan edebiyât-ı Arabiyye ve Farisiyye'yi öğrendi. Ta'lik yazıda mâhir olduğundan Şehzâde Sultân Mustafa Amasya vâlisi olarak geldikde ikbâl ve teveccüh gördü. Hoş sohbet, ifâdesi tatlı olduğundan müşârün-ileyhin nüdemâsından oldu. "Musâhib Çelebi" demekle iştihâr etdi. Ancak 960 senesi şevvâlinde şehzâdenin şehâdeti üzerine açılan teftîş esnâsında şehzâdeyi kıyâma tahrîk cürmü isnâdıyla yok yere maktûlen ve mağduren vefât etdi. Kâtib, şâir, kıssa-hân, nekre söyler bir adamdı. Birâderi Gıyâs Çelebi'dir.

Günümüz Türkçesine aktarılınca: Amasya'da Üçler Mahallesi'nde otururken öldürülen Gıyâseddin Mansur Şîrâzî'nin oğludur. Amasya'da ünlü hattat Ebü'l-Fazl A'rec Efendi'den her türlü yazıyı, âlimlerden de Arap ve Fars edebiyatını öğrendi. Ta'lik yazıda usta olduğu için Şehzade Sultan Mustafa Amasya valisi olarak gelince ondan yakınlık ve ilgi gördü. Sohbeti hoş, sözü tatlı olduğu için şehzadenin nedimlerinden oldu ve "Musâhib Çelebi" diye ün kazandı. Ancak 960 yılının şevvalinde şehzadenin şehit edilmesi üzerine açılan soruşturma sırasında, şehzadeyi ayaklanmaya kışkırtma suçu yüklenerek boş yere ve haksız yere öldürüldü. Kâtip, şair, hikâye anlatan, nükte söyleyen bir adamdı. Kardeşi Gıyâs Çelebi'dir.

"Kıssa-hân" meclislerde hikâye anlatan kişidir; "nekre" ise espri, ince şaka demektir. Hüsameddin'in seçtiği sıfatlar, Zahîrî'nin şehzadenin meclisinde sözüyle yer edinmiş bir nedim olduğunu gösterir.

Babası Mîr Gıyâseddîn

Hüsameddin maddede babanın kim olduğunu açmaz, ama aynı eserin üçüncü cildinde Üçler Mahallesi'ne yerleşip sonunda öldürülen bir Şîrâzî'yi uzun uzun anlatır. 908 (1502-03) yılında, Sünnîliğini korumak için Şah İsmail'in kılıcından kaçtığını söyleyerek Amasya'ya sığınan Mîr Gıyâseddîn Mehmed bin Mansûr-ı Şîrâzî, Amasya valisi Şehzade Ahmed'in musahipleri arasına girmişti. Hüsameddin, Münîrî'ye dayanarak onu müşkülpesent, biraz âlim, çok konuşkan ve insanların huyuna göre davranmayı bilen biri olarak anlatır; şehre gelince büyük saygı görmüş, Üçler Mahallesi'ndeki Bâlî Bey'in büyük konağı ona tahsis edilmişti. Hüsameddin onu şehirdeki Şiî taraftarlarının başında gösterir.

Yavuz Sultan Selim tahta çıktıktan sonra Amasya'ya gönderilen soruşturma heyeti üzerine 919'da (1513) gelen fermanla Mîr Gıyâs, Amasya kalesinin zindanına atıldı; kethüdası Koca Halil asıldı. 920'de (1514) Çaldıran dönüşü Amasya'ya gelen Selim'in hocası Halîmî Çelebi'ye sığınarak onun aracılığıyla affedildi. Hüsameddin'e göre on beş yıl boyunca Amasya'da büyük bir nüfuzla yaşayan "Koca Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî", 10 muharrem 923'te (Şubat 1517) uşağı İbrâhim ve birçok Şiî taraftarıyla birlikte idam edildi.

Adın Zahîrî'nin maddesinde "Gıyâseddîn Mansûr Şîrâzî", üçüncü ciltte ise "Mîr Gıyâseddîn Mehmed bin Mansûr-ı Şîrâzî" biçiminde geçmesi bir fark yaratır; ama Üçler Mahallesi'nde oturma, Şîrâzî nisbesi ve öldürülme üç noktada birden örtüşür. Zahîrî'nin babası büyük ihtimalle bu Mîr Gıyâseddîn'dir. Yine de Hüsameddin iki kaydı hiçbir yerde yan yana getirmez; aradaki bağı kuran bizim okumamızdır. Eşleştirme doğruysa Zahîrî 1517'den önce doğmuş, babasının idamından yirmi yılı aşkın bir süre sonra başka bir şehzadenin meclisine girmiş ve o şehzadenin ölümünün ardından kendisi de öldürülmüştür. Kardeşi Gıyâs Çelebi'nin adı, babasının lakabını taşır.

Hocası ve Şehzade Mustafa'nın Meclisi

Zahîrî'nin yazı hocası Ebü'l-Fazl Mehmed Çelebi, "A'rec", yani topal lakabıyla anılan ünlü hattattı. Şeyh Hamdullah'ın öğrencisiydi, Şehzade Ahmed'in hat hocalığını yapmıştı ve 941 (1534) yılının başlarında ölünceye kadar Amasya'da yazı öğretmişti. Zahîrî'nin onun öğrencisi olması, öğreniminin 1534'ten önce, yani Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya gelişinden en az yedi yıl önce başladığını gösterir.

Şehzade Mustafa'nın Amasya valiliği 948'de (1541) başladığında çevresinde şairler toplanmıştı; divan kâtibi Zârî Mehmed Çelebi de bunlardandı. Zahîrî bu meclise ta'likteki ustalığıyla girdi, sohbetiyle şehzadenin nedimi oldu. Üçüncü cildin şehzade musahipleri listesinde Zahîrî yoktur; onu bu meclise bağlayan tek kayıt kendi maddesidir.

Şehzadenin hayatı 960 şevvalinde (Ekim 1553) Konya Ereğlisi civarındaki ordugâhta sona erdi. Hüsameddin'in "teftîş" dediği soruşturma onun Amasya'daki çevresini hedef aldı, ama herkese aynı ağırlıkla inmedi: kadı Tayyibzâde Tayyib Efendi kısa bir gözden düşüşün ardından affedildi, Zahîrî ise öldürüldü. Hüsameddin'in "yok yere", "mağduren" sözleri, suçlamayı asılsız bulduğunu açıkça gösterir. Babasının Şiîlik suçlamasıyla idam edilmiş olmasının Zahîrî'nin başına gelenlerde bir payı olup olmadığı kaynaklarda yazılı değildir.

Şiiri

Zahîrî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Maddenin son cümlesinde "şâir" sözü kâtip ve kıssahanla aynı sırada durur; ona ait tek beyit ise aktarılmaz. Latîfî, Âşık Çelebi, Kınalızâde, Beyânî ve Sehî'nin tezkirelerinin taranan metinlerinde de bu mahlasla bir maddeye rastlanmamıştır. Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine yazılan mersiyeler arasında da onun adı geçmez.

Kronoloji

908 (1502-03): Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî Amasya'ya sığınır ve Şehzade Ahmed'in musahibi olur.

919 (1513): Mîr Gıyâs Amasya kalesinde hapsedilir.

10 muharrem 923 (Şubat 1517): Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî Amasya'da idam edilir.

941 (1534): Zahîrî'nin hocası Ebü'l-Fazl A'rec ölür.

948 (1541): Şehzade Mustafa Amasya valisi olur; Zahîrî onun nedimleri arasına girer.

960 şevvali (Ekim 1553): Şehzade Mustafa öldürülür; ardından açılan soruşturmada Zahîrî de öldürülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar