Amaseia piskoposu Basileios'un adı, erken Hristiyanlık tarihinin iki ayrı kaynak türünde karşımıza çıkar. Birincisi, dördüncü yüzyılın başında toplanan kilise meclislerinin imza listeleri ile Eusebios, Hieronymus ve Athanasios gibi çağdaş ya da çağdaşa yakın yazarların kısa notlarıdır. İkincisi, piskoposun şehitliğini ayrıntılarıyla anlatan, ama tarihsel güvenilirliği tartışmalı bir Yunanca "Yaşam" metnidir. İki kayıt bir arada okunduğunda, Roma imparatorluğunun doğu yarısında Hristiyanlığın yasal hâle geldiği, ancak yerel yöneticilerin ve imparatorun tutumuyla her an yeniden tehlikeye girebildiği bir geçiş çağının Amaseia'sı görünür hâle gelir.

Amaseia ve Piskoposluk Kürsüsü

Basileios'un hizmet ettiği Amaseia, Yeşilırmak'ın dar bir vadiden geçtiği, Pontus krallarının kaya mezarlarıyla anılan eski bir kentti. M.Ö. 70 yılında Lucullus'un eline geçtikten sonra Roma'nın Bithynia ve Pontus eyaletine bağlanmış, Strabon'un tasvirine konu olan zengin bir şehir olarak ayakta kalmıştı. İkinci yüzyılda "metropolis" ve "ilk şehir" unvanlarını kazanan kent, Diocletianus'un idari düzenlemelerinden sonra Helenopontus eyaletinin başkenti oldu. Amaseia kilisesi de bu siyasal ağırlığın bir uzantısı olarak üçüncü yüzyıldan itibaren bölgenin başlıca piskoposluk merkezlerinden biri hâline geldi; sonraki yüzyıllarda Amisos, Sinope, Zela ve Ibora gibi çevre kentlerin piskoposlukları ona bağlanacak, Amaseia metropolitliği Doğu Hristiyanlığının önemli makamlarından biri olarak 1923'teki nüfus mübadelesine kadar sürecekti.

Basileios bu kilisenin dördüncü yüzyıl başındaki piskoposuydu. Kaynaklar onun doğum tarihini ve ailesini bilmez; üçüncü yüzyılda doğduğu söylenir, ama bu bir tahminden öteye geçmez. Piskoposlukta ne zaman göreve başladığı da bilinmemektedir. Elimizdeki en eski güvenilir veri, 314 yılı dolaylarında toplanan iki meclisin imza listelerinde yer alan "Amaseialı Basileios" adıdır. Aynı kentin daha sonraki piskoposu Eutychianos'un adı ise 325 tarihli İznik Konsili'nin imzacıları arasında geçer. Bu iki ad, Basileios'un Licinius döneminde öldüğünü ve yerine Eutychianos'un geçtiğini düşündürür; ne var ki aradaki devir teslim hakkında elde bir belge yoktur.

Ankyra ve Neokaisareia Meclisleri

Büyük Zulüm olarak anılan ve Diocletianus'un 303'te başlattığı baskı dalgası, doğuda Maximinus Daza'nın 313'teki yenilgisiyle sona ermişti. Galerius 311'de Nicomedia'da yayımladığı bir hoşgörü fermanıyla Hristiyanlara ibadet izni vermiş, 313 yılında Konstantin ile Licinius Milano'da bir araya gelerek Hristiyanların serbestçe ibadet etme hakkını, müsadere edilen mülklerin iadesini ve din adamlarının kent hizmetlerinden muafiyetini içeren düzenlemeyi karara bağlamıştı. Licinius'un doğudaki valilere yazdığı ve 13 Haziran 313'te Nicomedia'da ilan edilen mektup, bu iadeyi ayrıntılı biçimde buyuruyordu. Kiliselerin gündemi artık ayakta kalmaktan çok, baskı yıllarının açtığı yaraları sarmaktı.

Ankyra (bugünkü Ankara) meclisi, Paskalya'dan kısa süre sonra, büyük olasılıkla 314 yılında toplandı. Katılan piskoposların sayısı kaynaklara göre on iki ile on sekiz arasında değişir; imza listelerinden üçü günümüze ulaşmıştır ve Basileios'un adı bunlardan birinde görünür. Meclisin yirmi beş kanonundan ilk dokuzu, zulüm sırasında inancını bırakan ya da sınırda davranan din adamlarının ve halkın kiliseye kabulünü düzenliyordu. Din adamının rütbesine ve düşüşünün koşullarına göre değişen kefaret süreleri öngörülüyordu. Geri kalan on altı kanon ise disiplin, yetki sınırları, rahiplerin evliliği ve piskopos seçimine halkın itiraz hakkı gibi konulara değiniyordu. Bu kanonlar sonraki yüzyıllarda kilise hukukunun çekirdek metinleri arasına girdi.

Neokaisareia (bugünkü Niksar) meclisi, Pontus'ta, Ankyra'dan hemen sonra toplandı. Tarihlenmesi 314 ile 315 arasında gidip gelir; Hefele daha geç bir tarihe eğilir. On beş disiplin kanonu kabul edilmiş, bunlar ilerleyen dönemde Kadıköy Konsili tarafından da benimsenmiştir. Rahiplik için asgari otuz yaş şartı, şehir rahiplerinin köy rahiplerine önceliği ve her kentte yedi diyakoz bulunması kuralı bu kanonlar arasındadır. Basileios'un adı bu listede de geçer. Yani Amaseia piskoposu, zulüm sonrası dönemde Anadolu'nun iç ve kuzey kiliselerinin kendini yeniden kurduğu iki toplantıya katılmış, yakın bir coğrafyanın yetkili seslerinden biri olarak görülmüştür.

Athanasios'un Andığı "Büyük" Basileios

Basileios'un Nikaia öncesi ilahiyat tartışmalarındaki yeri, İskenderiye Piskoposu Athanasios'un bir notuna dayanır. Athanasios, dördüncü yüzyılın ilk yıllarında Oğul'un Baba ile öz bakımından eşitliğini savunanlar arasında "Pontuslu büyük Basileios"u da sayar. Eski yazarlar bu ifadeden, Amaseia şehitinin, daha sonra Arius tartışması ile gündeme gelecek öğreti çizgisinin yanında durduğunu çıkarır. Athanasios'un ona "büyük" demesi Doğu geleneğinde bir lakap olarak yaşamıştır; ancak bu notta ayrıntı yoktur ve Basileios'un yazılı bir eseri günümüze ulaşmamıştır.

Kaynak sorunu bir de Philostorgios'un ifadesinde belirir. Bu kilise tarihçisi, Basileios'un İznik Konsili'ne katıldığını söyler. Oysa İznik imzacıları arasında Amaseia piskoposu olarak Eutychianos görünür ve Basileios'un şehitliği çok daha önceki bir tarihe aittir. Dolayısıyla Philostorgios'un kaydı bir karışıklığa, muhtemelen iki ayrı Basileios'un birleştirilmesine bağlanır ve şehitliğin Licinius döneminde yaşandığını gösteren öbür delilleri çürütmez.

Licinius ve Doğuda Yeniden Baskı

Licinius 308'den itibaren Augustus unvanını taşıyordu ve 313'te Maximinus Daza'yı yenerek doğu eyaletlerinin tek hâkimi olmuştu. Konstantin'in üvey kız kardeşi Constantia ile 313'te evlenmişti. İki imparator arasındaki ilişki 316-317'de Cibalae ve Mardia savaşlarıyla koptu, ardından gergin bir barış dönemi başladı. 321'de Konstantin'in Tuna'yı aşarak Sarmatlar ve Gotlar peşinde Licinius'a ait sayılan topraklara girmesi bu barışı yeniden sarstı. Eusebios'un ve ona dayanan Konstantin yanlısı geleneğin anlatımına göre, Licinius bu aşamada eski müttefikiyle savaşa hazırlanırken Hristiyanlara karşı da tutumunu değiştirdi.

Eusebios'un Kilise Tarihi'nin onuncu kitabının sekizinci bölümü bu dönemin başlıca tanıklığıdır. Yazar, Licinius'un önce sarayından Hristiyanları uzaklaştırdığını, şehirlerdeki askerlere putlara kurban sunmaları emredildiğini, yoksa rütbelerinin alınacağını, hapistekilere yemek verilmesinin yasaklandığını, merhamet gösterenlerin de aynı cezayı çekeceğini yazar. Piskoposlara gelince, Licinius imparator Konstantin'den çekindiği için onlara açıkça saldıramamış, valilerin eliyle gizli ve hileli biçimde hareket etmiştir. Eusebios bu satırların içinde açıkça Amaseia'yı anar: Licinius'un "Amaseia'da ve Pontus'un öbür kentlerinde" yaptıkları her aşırılığı geçmiştir; kiliselerin bir kısmı yerle bir edilmiş, bir kısmı ibadete kapatılmıştır. Valilerden bazıları, imparatora yaranmak için bir kısım piskoposu sıradan suçlular gibi cezalandırmış, kimilerini kılıçla parçalayıp denize atmıştır. İnananların bu sırada tarlalara, çöllere, ormanlara ve dağlara sığındığı da aynı bölümde belirtilir.

Bu anlatının ağırlığını tartarken iki noktayı hatırlamak gerekir. Eusebios, Konstantin'in zaferinden sonra, Licinius'u ahlaki olarak karalamak niyetiyle yazmıştır ve bu yüzden Licinius'un bütün din siyaseti tek tonda sunulur. Modern araştırmacılar Licinius'un bir dönem Hristiyanlara karşı hoşgörülü davrandığını, Milano'daki düzenlemeye imza attığını, hatta kendi ordusu için ortak bir dua metni kullandığını hatırlatır. Zulüm, Licinius'un siyasal olarak Konstantin'e yenilmeye yaklaştığı yıllarda daha çok bir sadakat ve güvenlik sorunu olarak belirmiş olabilir. Hristiyanların Konstantin'e dua ettiğinden kuşkulanan imparator, doğu eyaletlerinde kilise önderlerini hedef almıştır. İkinci nokta şudur ki, Eusebios'un satırlarında Basileios'un adı yoktur. Amaseia'nın zulme uğradığı bildirilir, ama bu bölümü doğrudan bir piskoposa bağlamak yorumdur. Basileios'un adı, Eusebios'un Vekayinamesi'ni Latinceye çeviren Hieronymus'un ekleriyle devreye girer.

Hieronymus'un Kaydı ve Tarihleme

Hieronymus, Eusebios'un Vekayinamesi'ni Latinceye çevirirken kendi katkılarını da ekledi. Bu eserin, 275. Olimpiyat dönemine (321-324) ayrılan kısmında "Pontus'taki Amaseia'nın piskoposu Basileos'un Licinius'un hükümdarlığında şehit edildiği" kaydı yer alır. Bu satır, Basileios'un şehitliğine ilişkin en eski ve en sağlam tarihleme olarak kabul edilir. Katolik Ansiklopedisi'ni yazan Kirsch, bu bilginin güvenilirliğinden kuşku duymak için neden bulunmadığını belirtir. Ortodoks kaynaklar ise olayı kabaca 322 yılına yerleştirir ve ölüm yeri olarak, imparatorun Doğu'daki sarayının bulunduğu Nicomedia'yı verir.

Tarih aralığı, Licinius'un Konstantin ile ilişkilerinin bozulduğu ve doğuda baskının yeniden arttığı yılları kapsar. 324 yazında Konstantin, 3 Temmuz'da Adrianopolis'te, ardından 18 Eylül'de Khrysopolis'te Licinius'u yenmiş, imparator Selanik'te gözetim altına alınmış ve 325 baharında idam edilmiştir. Dolayısıyla Basileios'un ölümü, Licinius'un son iktidar yıllarının ve onun dinsel siyasetindeki sertleşmenin tipik bir örneği sayılır. Yine de hangi yılda olduğu kesin değildir; 321, 322, 323 ya da 324 hepsi savunulabilir.

Şehitliğin Anlatısı

Basileios'un şehitliğini ayrıntılı biçimde anlatan metin, Nicomedia'lı Ioannes adında bir rahibe atfedilir. Metne göre Ioannes, piskoposu hapiste ziyaret etmiş, idamına tanık olmuş, ayrıca olayın öbür kişilerinden bilgi toplamıştır. Anlatının gelenekte yaygın biçimi şöyledir. Licinius'un karısı Constantia'nın maiyetinde, soylu bir İtalyan ailesinden gelen Glaphyra adında genç ve dindar bir kız vardı. İmparatorun kendisine yaklaşmasını reddeden Glaphyra, imparatoriçeden yardım istedi. Constantia onu erkek kılığına sokup altın, gümüş ve değerli taşlarla Nicomedia'dan gizlice uzaklaştırdı ve sarayda kızın akıl hastalığından ölüm döşeğinde olduğunu söyledi. Uzun bir yolculuğun ardından Glaphyra Amaseia'ya ulaştı ve dindar bir Hristiyanın evine sığındı.

Basileios kızı ziyaret etti, yerel valinin hışmını çekmemek için inzivada yaşamasını öğütledi. Piskopos o sırada bir kilise yaptırmaktaydı. Glaphyra bütün parasını inşaata bağışladı ve Constantia'ya haber yollayarak tamamlanması için daha fazla altın istedi. İmparatoriçe isteği memnuniyetle yerine getirdi, fakat Glaphyra'nın mektubu bir kaza sonucu Licinius'un eline geçti. İmparator Amaseia valisine, Basileios ile Glaphyra'yı Nicomedia'ya göndermesini emretti. Glaphyra emir ulaşmadan ölmüştü; Basileios, Parthenios ve Theotimos adında iki diyakozla birlikte gönderildi. Nicomedia'da hapse atıldı, diyakozlar ise Elpidophoros adında bir Hristiyanın evinde kaldı.

Anlatıya göre Basileios, yargılanmasından önceki gece Rab'bin kendisine göründüğünü, ölümünün nasıl olacağını bildirdiğini söyleyerek diyakozlara üzülmemelerini ve Amaseia'ya dönmelerini istedi. Duruşmada Licinius onu Glaphyra'yı saklamakla suçladı, putlara kurban sunması karşılığında bağışlanma ve onur vaat etti. Piskopos reddedince askerlere dövülmesini ve ardından kafasının kesilmesini emretti. Yaşam metnine göre infaz 28 Mart'ta gerçekleşti. Askerler cesedi ve başı bir tekneye koyup denize açıldı, kalıntıları farklı yerlere attı. Aynı gece bir melek Elpidophoros'a üç kez görünerek Basileios'un arkadaşlarını Sinope'de beklediğini söyledi. Elpidophoros yola çıktı, melek ona bedenin denizde nerede aranacağını gösterdi, balıkçılar bedeni ağlarıyla çıkardı ve baş mucizevi biçimde gövdesine yapışmıştı. Boynunda kılıç izi vardı ve kalıntılardan hoş bir koku yayılıyordu. Hristiyanlar kalıntıları Amaseia'ya taşıyıp piskoposun yaptırdığı kilisede toprağa verdi.

Anlatının Güvenilirliği

Bu hikâyenin tarihsel değeri, kaynak eleştirisi açısından düşüktür. Katolik Ansiklopedisi'nin ifadesiyle, görgü tanığı olduğu söylenen Ioannes'e atfedilen "Acta" metni gerçek bir görgü tanığına ait değildir ve anlatı baştan sona efsanevidir. Glaphyra'nın kaçışı, imparatoriçenin kızı erkek kılığında kaçırması, rüyada gelen bildirimler, meleğin üç kez görünmesi, başın gövdeye yapışması gibi öğeler Hristiyan şehitlik edebiyatında sıkça rastlanan tür motifleridir. Anlatıda Constantia'nın kılık değiştirme planı ve Licinius'un tutkusu ise, imparatoru karalama eğilimindeki geleneğin bir ürünü olabilir. Kimlikleri tarihsel olarak başka yerden doğrulanamayan Glaphyra, Parthenios, Theotimos ve Elpidophoros'un varlığı da bu yüzden belgesiz kalır.

Öte yandan metnin bütünüyle uydurma sayılması gerekmez. Basileios'un gerçekten Amaseia piskoposu olduğu, Licinius döneminde şehit düştüğü, doğu kentlerinde piskoposlara yönelik baskıların yaşandığı çağdaş kayıtlarla desteklenir. Anlatının yazıya geçirildiği tarih bilinmez, ama bölgesel hafızada bir şehit piskopos anısının yaşadığı ve bunun zamanla destansı biçimde genişletildiği anlaşılır. Doğrulanabilen çekirdek, bir piskoposun Licinius döneminde idam edildiğidir. Nedeninin Glaphyra'yı saklamak olduğu rivayet düzeyinde kalır, nitekim Eusebios ve Hieronymus böyle bir ayrıntı vermez.

Tarihler konusunda da kaynaklar arasında farklılık görülür. Yaşam metninin verdiği 28 Mart idam tarihi ile Doğu ve Roma takvimlerinin andığı 26 Nisan bayram günü birbirinden farklıdır; geleneğin açıklaması, kalıntıların denizde yirmi beş gün sonra bulunduğu, yaklaşık 21 ya da 22 Nisan'da Amaseia'ya ulaştığı ve beş gün sonra, yani 26 Nisan'da gömüldüğü yönündedir. Bu açıklama, iki tarih arasında bir bağ kurmaya yarar, ama ayrı bir kaynakla desteklenmemiştir. Kalıntıların nakline ilişkin ikinci bir anma günü 30 Nisan'dır.

Kült, Anma ve Kalıntılar

Basileios'un adı Yunan synaxarion ve menaion kitaplarında, aynı zamanda Roma martyrologium'unda 26 Nisan'da anılır. Ortodoks takvim, kalıntıların nakli için 30 Nisan'ı da ayrıca işaretler. Böylece hem Doğu hem Batı kiliseleri onu aynı gün onurlandırır; bu, sınırlı bir bölgesel kültün ötesine geçen yaygın bir tanınırlığa işaret eder. Ortodoks gelenekte "hieromartyr" yani piskopos-şehit sıfatıyla anılır.

Bugün Athos Dağı'ndaki manastırlarda Basileios'a ait olduğuna inanılan kalıntılar saklanır. Doheiariou Manastırı'nda başı, İviron Manastırı'nda elleri bulunduğu söylenir. Dionysiou Manastırı'nda ise şehitliğini gösteren bir fresk vardır. Bu kalıntıların Amaseia'dan Athos'a hangi yolla geçtiğine dair elimizde güvenilir bir belge yoktur; Kentteki kilise ve türbenin sonraki akıbeti de bilinmemektedir.

Amasya'nın Hristiyan Hafızasında Yeri

Basileios, Amaseia'nın erken Hristiyanlık tarihindeki tek figürü değildir. Asker şehit Theodoros Tiron da bu kentle anılır (onun öyküsü ayrı bir yazının konusudur); beşinci yüzyıl başında ölen piskopos Asterios'un özenle yazılmış vaazlarının bir bölümü günümüze ulaşmıştır. Bu çizgide Basileios, kilise yönetiminin ve zulüm tarihinin kesişim noktasında duran bir isimdir. Kentin iki yüzyıl boyunca Helenopontus'un başkenti ve metropolitlik merkezi olarak yükselişi, bu kişilerin hafızasının sürdürülmesini de kolaylaştırmıştır. Basileios'un anısı bugün daha çok Ortodoks takvimi ve Athos manastırlarının geleneği üzerinden yaşamaktadır.

Kronoloji

311: Galerius, Nicomedia'da Hristiyanlara ibadet izni veren hoşgörü fermanını ilan eder.

313: Konstantin ile Licinius Milano'da Hristiyanlara serbestlik ve mülklerin iadesi konusunda anlaşır; Licinius'un doğu valilerine yazdığı mektup 13 Haziran'da Nicomedia'da ilan edilir. Maximinus Daza yenilir.

314 (olasılıkla): Ankyra meclisi toplanır; imza listelerinde Amaseia piskoposu Basileios'un adı görünür.

314 veya 315: Pontus'ta Neokaisareia meclisi toplanır; Basileios'un adı bu kayıtlarda da geçer.

316-317: Cibalae ve Mardia savaşlarıyla Konstantin ile Licinius arasındaki ilk çatışma yaşanır.

321: Konstantin'in Licinius'a ait sayılan topraklara girmesiyle iki imparator arasındaki gerilim yeniden artar.

321-324 (yaklaşık 322): Hieronymus'un Latince Vekayinamesi'ne göre Amaseia piskoposu Basileios, Licinius döneminde şehit edilir; Yaşam metnine göre infaz Nicomedia'da 28 Mart'ta gerçekleşir.

26 Nisan: Doğu ve Roma takvimlerinde Basileios'un anma günü; kalıntıların nakli için 30 Nisan'da ikinci bir anma yapılır.

324: Konstantin, Adrianopolis (3 Temmuz) ve Khrysopolis (18 Eylül) zaferleriyle Licinius'u yener.

325: İznik Konsili'nin imzacıları arasında Amaseia piskoposu olarak Eutychianos görünür. Licinius aynı yılın baharında Selanik'te idam edilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hieronymus'un Latince Eusebios Vekayinamesi (Schoene yay., Berlin 1875, s. 191).

Kitaplar

  • Eusebios, Kilise Tarihi (Historia Ecclesiastica), Kitap X, bölüm 8 ve 9 (Licinius'un zulmü ve Amaseia).
  • Athanasios, Opera (Mannius yay., I, 122).

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar