Yeşilırmak'ın iki yakasına yaslanan Amaseia, geç antik çağda yalnızca bir kale ve idare merkezi değildi, Pontus bölgesinin kilise hayatında da sözü geçen bir piskoposluk merkeziydi. Bu kürsüye dördüncü yüzyılın sonlarında oturan Asterios, mahkeme salonlarından gelen bir hatipti ve elimize geçen vaazları, kendi çağının sokağını, pazarını, giyimini ve ahlak tartışmalarını bugün hâlâ canlı bir biçimde gösterir. Hayatı hakkında bilinenler çok az, yazdıkları ise şaşırtıcı ölçüde zengin olduğundan, onu tanımanın yolu büyük ölçüde kendi metinlerinden geçer.
Hayatı ve Yetişmesi
Asterios'un ailesi hakkında hiçbir bilgi yoktur. Doğum yeri için en sık anılan görüşe göre Kapadokya'da dünyaya geldi; doğumu yaklaşık 350, ölümü yaklaşık 410 olarak verilir, ancak bu tarihler kesin değildir ve bazı çağdaş katalogların onun yaşam çizgisini daha geniş bir aralıkta, yaklaşık 330 ile 420 arasında gösterdiği de görülür. İlk eğitimi hakkında elimizdeki tek somut bilgi, başlıca öğretmeninin İskit kökenli bir köle olduğudur. Bu adam gençliğinde Antakyalı bir yurttaşa satılmış, efendisi bir okul öğretmeni olduğu için ona özenle eğitim verdirmiş, o da öğrenimde olağanüstü bir ilerleme göstererek hem Yunanlar hem Romalılar arasında büyük bir ad yapmıştı. Asterios, hayatının işine bu ünlü öğretmenin doğrudan yönetiminde hazırlandı.
Genç yaşında Demosthenes'i dikkatle incelediği, kendisinin de hatipliğe yatkın bir söz ustası olduğu anlaşılır. Piskopos olmadan önce avukatlık yaptı ve bu meslek ona yalnızca bir hukuk bilgisi değil, dinleyiciyi ikna etmenin bütün tekniklerini de kazandırdı. Yaklaşık 380 ile 390 yılları arasında Amaseia piskoposu seçildiğinde, mahkemede edindiği birikimi vaaz kürsüsüne taşıdı. Aynı dönemin Konya piskoposu Amphilochios da avukatlıktan piskoposluğa geçmişti; Asterios, üç büyük Kapadokyalı Kilise Babası'nın, yani Basileios, Nazianzoslu Gregorios ve Nyssalı Gregorios'un genç çağdaşı sayılır. Amaseia'nın bir önceki piskoposu Basileios'un yaşam öyküsünün de büyük bir olasılıkla ona ait olduğu ileri sürülmüştür.
Kilise içindeki tutumu bakımından Asterios, çağının doğru inanç çizgisinde, yani Nikaia çizgisinde duran gruba mensuptu. Bu noktanın vurgulanması gerekir, çünkü aynı adı taşıyan bir çağdaşı, Arius yanlısı bir tartışmacı olan Sofist Asterios'tur ve Migne'nin Patrologia Graeca'sında bu ikinci yazarın metinleri de Amaseialı Asterios'un adı altında basılmıştır. Gelenek, Amaseialı Asterios'u görevine bağlı, sürüsüyle yakından ilgilenen bir çoban, ahlakça kusursuz bir kişi olarak anar; vaazları ile yaşayışı arasında çelişki bulunmadığı da hep söylenmiştir.
Yaşamının Belgelenen Tek Tarihi
Asterios'un kariyerinin sınırları kesin olarak bilinmez. Dördüncü yüzyılın son çeyreğinde vaaz verdiği, belki beşinci yüzyıla da kısa bir süre uzandığı kabul edilir. Elimizde onun hayatındaki tek sabit tarihi veren metin, Kalendae Bayramı üzerine söylediği vaazdır. Vaazda, konsüllükten düşen Eutropius'un sonu geçen yılın olayı olarak anılır. Eutropius 399'da devrildiğine göre vaaz, 400 yılının Ocak ayının başında, yeni yıl kutlamalarının hemen ardından söylenmiş olmalıdır. Başka bir metninde Asterios kendisini yaşlı bir adam olarak tanıtır; bu iki ipucu, kariyerinin ana hatlarını çizmeye yeter. Bu yeni yıl vaazından sonrası için kaynaklar susar. Nerede, ne zaman ve nasıl öldüğü bilinmez; Katolik ve Ortodoks geleneklerde aziz sayılır ve anma günü 30 Ekim'dir.
Günümüze Ulaşan Vaazlar
Asterios'a atfedilen metin sayısı kaynaklara göre yirmi ile otuz arasında değişir ve bazı araştırmacılar bunların hepsinin gerçekliğinden kuşku duymuştur. Bugün genel kabul gören sayı, güvenilir sayılan on altı vaaz ve övgü söylevidir. Bunlardan on dördü Migne'nin Patrologia Graeca'sının 40. cildinde (155-480. sütunlar) Latince çevirisiyle birlikte basılmış, iki vaaz ise Athos Dağı'nda bir yazma içinde M. Bauer tarafından bulunmuş ve ilk olarak 1914'te A. Bretz tarafından yayımlanmıştır. Yunanca metnin modern eleştirel yayını C. Datema'ya aittir ve 1970'te Leiden'de çıkan bu çalışma, ilk on dört vaazı metin, giriş ve notlarıyla vermektedir. Bazı vaazlar ayrıca ortaçağ Latincesi, Gürcüce ve Kilise Slavcası çevirilerinde de korunmuştur; on bir vaaz Almancaya çevrilmiştir.
Bu vaazların bir bölümü martyrlerin, yani inançları uğruna can verenlerin anısına söylenmiş övgülerdir. Sinoplu Phokas için Amaseia'da, azizin emanetlerinin bulunduğu mabette irat edilen söylev ile İlk Şehit Stefanos'un yortu gününde, 26 Aralık'ta verilen vaaz bu grubun en tanınmış örnekleri arasındadır. Bir başkası, Euphemia'nın şehitliğine ayrılmıştır ve aşağıda ayrıca ele alınacaktır. Geri kalan metinler ise İncil'deki benzetmeleri ve öğütleri doğrudan hayata uygulayan ahlak vaazlarıdır. Hepsinde klasik edebiyatla yakın bir aşinalık, Kutsal Kitap'ın ayrıntılı yorumu ve gündelik hayata dair olağandışı bir ayrıntı yoğunluğu görülür.
Asterios'un vaazları gerçek anlamda konuşulmuş metinlerdir; makale ya da risale havasından uzaktırlar. Hatip dinleyicisine sık sık doğrudan seslenir, soru yöneltir, benzetmelerle konusunu genişletir; aklı ikna etmeye, vicdanı sıkıştırmaya, budalalığı alaya almaya, ahlaksızlığı utandırmaya çalışır. Yunancada bu vaazlar kendi metinlerini taşımaz, yani vaazın dayandığı Kutsal Kitap bölümü yazılı biçimde başa konmamıştır; yalnızca yeni yıl vaazının hiçbir ayete dayanmadığı bellidir. Bu özelliğiyle o vaaz, Yuhannes Khrysostomos'un Heykeller Üzerine Vaazları gibi, geçen bir olayı yakalayıp tek bir yaygın kötülüğün üzerine yürümeyi seçer. Asterios, Khrysostomos'un çağdaşıdır; ne var ki Khrysostomos'un vaazları İngilizceye defalarca çevrilirken, Asterios'tan yapılan ilk İngilizce çeviri 1904'te, Chicago Üniversitesi'nden Galusha Anderson ile Edgar Johnson Goodspeed'in beş vaazı Ancient Sermons for Modern Times başlığıyla yayımlamasıyla gerçekleşmiştir; kitap 2007'de yeniden basılmıştır.
Zengin ve Yoksul: Lazaros Vaazı
Asterios'un ilk vaazı, Luka İncili'ndeki zengin adam ile Lazaros benzetmesine dayanır. Hatip, benzetmedeki zenginin "mor ve ince keten giyinmiş" olduğunu belirten iki kelimenin, israf edenlere yönelik kısa ama keskin bir alay taşıdığını söyler. Bu noktadan giysinin asıl işlevine döner. Tanrı koyunu yünlü bir postla yaratmış, sen o yünü kırkıp ustaya vererek kış soğuğuna ve yaz güneşine karşı bir entari yaptırabilirsin, yazın daha hafif bir şey istersen keten vardır. Bunlara şükretmek gerekirken, Acem solucanının ipliğini toplayıp örümcek ağı inceliğinde bir kumaş dokutan, boyacıya büyük paralar ödeyerek denizden çıkarılan kabuklunun kanıyla giysisini boyatan kişi, fazlasını nereye harcayacağını bilemeyen, malını kötüye kullanan bir adamdır.
Vaazın ün kazanan bölümü, zenginlerin giysilerinin süslenmesine ayrılmıştır. Hatibin anlattığına göre, bazıları dokuma tekniğiyle resim etkisi veren kumaşlar bulmuş, entarilerine her tür hayvanın biçimini işletmiştir. Böyle biri sokağa çıktığında, karşılaşanların gözünde resimli bir duvara benzer; çocuklar etrafını sarar, birbirlerine gülümseyip giysideki resimleri parmakla gösterir ve uzun süre peşinden yürürler. Kumaşın üzerinde aslanlar, parsler, ayılar, boğalar, köpekler, ormanlar, kayalar ve avcılar vardır; doğayı resim yoluyla taklit etme çabasının hepsi giysiye aktarılmıştır. Daha dindar zenginler ise İncil'in olaylarını dokumacılara teslim etmişlerdir: Kana'daki düğün ve su testileri, sırtında yatağını taşıyan felçli, çamurla iyileşen kör, giysinin eteğine dokunan kanamalı kadın, İsa'nın ayağına kapanan günahkâr kadın, mezardan dönen Lazaros. Bu insanlar böyle yaparak dindarlık gösterdiklerini ve Tanrı'ya yakışan elbise giydiklerini sanırlar.
Asterios'un buna cevabı serttir. Bu giysileri satıp Tanrı'nın yaşayan suretine, yani insana değer vermelerini öğütler. İsa'nın resmini giysiye değil ruha taşımak gerektiğini, bir kez insan bedenine bürünerek duyduğu aşağılanmanın yeterli olduğunu söyler. Ardından benzetmeleri tek tek eyleme çevirir: felçliyi giysine işleme, gidip hasta yatanı ara; kanamalı kadının hikâyesini sürekli anlatma, darda kalmış dul kadına acı; kör adamı elbisende gezdirme, görme yetisinden yoksun olanı iyiliklerinle teselli et; Kana'nın testilerini işleme, susuza su ver. Bu pasaj, bir hatibin soyut öğüt yerine somut görüntüler kullanma becerisinin iyi bir örneğidir.
Bu pasaj kimi okuyucuları yanıltmıştır. Sanat tarihçisi Arnold Hauser, Sanatın Toplumsal Tarihi adlı ünlü kitabında Asterios'u ikona karşıtı saymış, ancak bu yorum yanlıştır. Asterios'un itirazı, kumaş üzerindeki dinî resimlere değil, bunların taşıdığı pahalılığa, gösterişe ve ciddiyetsizliğe yöneliktir; aynı hatip, başka bir vaazında bir resmi büyük bir hayranlıkla anlatır.
Öteki Ahlak Vaazları
İkinci vaaz, Luka'daki hilekâr kâhya benzetmesine dayanır. Asterios söze, insanları suça iten ve yapmaları gereken iyiliği azaltan bir yanlış kanaatle başlar: insanlar, bu hayatta sahip olduklarının efendisi ve mutlak sahibi olduklarını sanırlar. Oysa hiçbiri bir eve sahip olmaz, yolcu, yabancı ve gezgindirler ve beklemedikleri bir anda gitmek istemedikleri yere götürülürler. Her insan başkasına ait malın kâhyasıdır. Hatip bunu somut bir örnekle anlatır. Elinde bir tarla olan kimseden, ondan önce o tarlaya kimlerin sahip olduğunu, sonra hangilerinin sahip olacağını hatırlamasını ister. Hepsi bir araya getirilebilseydi, ona sahip olanların sayısı toprak kesekleri kadar çok çıkardı. Hayatı yazın yol kenarında gölgesine sığındığınız ağaca benzetir: tam ayrılırken bir başka yolcu gelir, sen yükünü alırken o kendisininkini bırakır ve senin rahatlığından yararlanır.
Üçüncü vaaz, bir şehit yortusunda, yani toplanmış kalabalığa hitaben söylenmiştir. Asterios girişte dinleyicilere, şehitlerin neden önemli yapılarla ve yıllık toplantılarla anıldığını sorar ve bunun kendisi için cevabını verir: bu bayramlar ruhlar için birer kamu okuludur, şehitlerin sağlam dindarlığını örnek almak için vardır. Ancak dinleyicileri, ruhlarının gayretini unutup pazarın ve para tutkusunun peşine düşmüştür. Hatip, tamahkârlığı yalnızca para delisi olmak olarak tanımlamaz, her işlemde kendi payına düşenden fazlasını istemek olarak geniş biçimde tarif eder. Tamahkâr adamı, yanındaki ağaçları sarıp onlar kurusa da ölmeyen, ancak yılan gibi kıvrımları bir baltayla kesilince yok olan sarmaşığa benzetir. Bir hastanın hekim bir bitki kaynatmasını yazdığında memnuniyetle kabul edip, pahalı bir ilaç yazılınca ise kesesini açmaktansa canını vermeyi seçtiğini de anlatır. Tamahkâr kimseler genel refahtan üzülür, genel sıkıntıdan sevinirler; yağmur yağsa ağlar, kıtlık beklerken ambardaki tahılı kurtlanmasın diye çevirir, serinletirler.
Beşinci vaaz, boşanma üzerinedir ve Matta İncili'nin 19. bölümündeki, bir adamın karısını her sebeple boşayıp boşayamayacağı sorusuna dayanır. Asterios, Ferisilerin bu soruyla kadınların inancını sarsmayı ve İsa'yı kadınlardan koparmayı umduklarını yorumlar. Kendi çağındaki erkeklere dönerek, eşlerini giysileri gibi değiştirenleri, bayram çardakları kurar gibi gerdek odaları kuranları, parayla evlenip kadın ticareti yapanları, hafifçe öfkelenince boşanma belgesini yazanları sert biçimde eleştirir. Evliliğin ancak ölümle ya da zinayla sona erdiğini söyler. Karısının işlevini uzun bir pasajla över: hastalıkta yardımcı, sıkıntıda teselli, ocağın bekçisi, evin eşyasının koruyucusudur; talih dönüp dostlar ve hizmetçiler kaçtığında yalnız o kalır, hapse götürülen kocanın ardından gider, içeri alınmazsa kapıda sadık bir köpek gibi bekler. Hatip, kocası saklanırken ayrılmamak için saçını kesip erkek giysisi giymiş bir kadın tanıdığını da aktarır. Aynı vaazın sonunda, zinayı Roma yasalarının serbest bıraktığı gerekçesiyle hoş gören erkeklere karşı Tanrı'nın yasasıyla insan yasalarının farklı kaynaktan geldiğini hatırlatır ve Platon'un bile bu hesapta bilgisiz çıkacağını söyler.
Kalendae Bayramı Vaazı
Asterios'un en çok ilgi çeken metni, yeni yıl kutlamaları üzerine söylediği vaazdır. Bu vaaz, günümüze ulaşmış en eski yeni yıl vaazı olarak kabul edilir. Hatip söze, dün ve bugün iki bayramın kutlandığını söyleyerek başlar: biri sokaktaki kalabalığın, para toplamaya ve pazarlığa dönük bayramı, öteki gerçek dinin, Tanrı'yı tanımayı ve arınmış bir hayatı öğreten bayramı. Pek çok kimse israfa kapılıp kiliseye gitmeyi bıraktığı için, vaazın bu aşırılığı dağıtmasını ister. Bir kamusal bayram için iki ölçüt koyar: bayramın açık bir amacı olmalı ve sevinç herkese ait olmalıdır. Kalendae'de bunların ikisi de eksiktir, çünkü bayramın kökenine dair dolaşan efsaneler birbirini yalanlar, şenlenenler azdır, kalabalığın çoğu hüzünlüdür.
Ardından o günün âdetlerini tek tek gözden geçirir. Selamlaşmanın sönük bir sesle yapıldığını, ardından yeni yıl hediyesinin önsözü olarak bir öpücüğün geldiğini, ağzın öpüldüğü hâlde sevilenin madeni para olduğunu söyler. Bu işlemi ne düğün armağanı, ne sadaka, ne takas, ne de gerçek bir hediye olarak adlandırmak mümkündür, çünkü verme zorunluluktan kaynaklanır. Hediyeler yukarıya doğru akar: küçük olan kendinden büyüğe verir, o daha büyüğe verir, sonunda hepsi en yüksek makamdakilerin kesesinde toplanır. Hatip bunu, küçük derelerin daha büyük bir nehre, onun da denize karışmasına benzetir. Kapıları dolaşan dilenciler ve sahne cambazları, özellikle makam sahiplerinin evlerini kuşatır, el çırparak bağırırlar; içerideki bezgin ev sahibi eline geçeni, hatta kendisinin olmayanı bile dışarı atar. Bu bayramın borcun, tefeciliğin ve yoksulluğun kaynağı olduğunu söyler. Çocuklara ise, gümüş yaldıza sarılı meyveler götürüp karşılığında iki kat hediye alarak ticari bir ruhla yetişmeyi öğrettiğini belirtir. Köylüler şehri tavşanın ağdan kaçtığı gibi bu günde terk ederler; şehirde bulunanlar dövülür, sarhoş zorbalığına uğrar, ellerindekiler kapılır.
Vaazın askerlere ayrılan bölümü, dönemin toplum tarihi bakımından özel bir değer taşır. Hatibe göre askerler bu bayramda aylıklarını bir tek sarhoşluğa harcar, aktör âdetlerini öğrenir, disiplinleri gevşer, koruyucusu oldukları yasalarla alay ederler; bir arabaya sahnedeymiş gibi çıkar, sahte liktörler tayin eder, soytarılık yaparlar. Aslan yürekli bir savaşçının, entarisini topuğuna kadar sarkıtıp göğsüne kuşak dolaması, kadın pabucu giymesi, başına kadın biçiminde bir saç yumağı koyması, kolundaki yünle dolu iğ ile ipliği çekmesi ve sesini ince kadın sesine çevirmesi, hatibin ağzından alaycı bir dille anlatılır. Konsüllere dönük bölüm ise daha sertleşir: konsüller, adlarının sözleşmelere yazılması amacıyla soytarılara, dansçılara, arabacılara ve vahşi hayvan dövüştürücülerine büyük paralar saçar; oysa Tanrı, yoksulları doyuranların adlarını solucanın yemediği ölümsüz kitaplara yazmayı vadeder. Bizans döneminde sözleşmeler genellikle yılın konsüllerinin adlarıyla tarihlendirildiği için, konsüllerin adı yılın adı hâline gelmiş, bu da onların harcama hırsını açıklar.
Asterios öğüdünü hatırı sayılır bir somutlukla verir: topal dilenciye ver, dağınık müzisyene değil; dula ver, fahişeye değil; mezmur söyleyen kutsal bakirelere ver; yetimi doyur, yoksulun borcunu öde. Vaazın son kısmı, yakın tarihten alınmış örneklerle konsüllerin sonunu hatırlatır. Biri silahlı bir kalabalığın ansızın çıkardığı ayaklanmada başını kaybetmiş, bir başkası kaçarken Mısır ve Libya sınırlarındaki kumlarda can vermiştir. Bir diğeri Kolhis'te barbarların cömertliğiyle yaşatılmaktadır. Bir valinin oğlu gözü önünde boynu vurulmuş, kendisi idam sehpasına çıkarılırken imparatorluk merhametiyle bağışlanmış, ama kısa bir süre sonra utanç içinde ölmüştür. Dipnotlarda, ilk örneğin 395'te düşen Rufinus'a işaret ettiği belirtilir. Son örnek ise, efendisinin sopalarından kaçıp konsül asasına göz diken, geniş araziler edinen ama yalnızca acıyanların verdiği toprağa gömülen adamdır; bu, Eutropius'a yapılan göndermedir ve vaaza tarih veren işaret de budur.
Bu metin, yeni yıl kutlamasının geç antik çağ Anadolu'sundaki sokak manzarasını gösteren nadir bir kaynak olduğu kadar, bir tartışmanın parçasıdır. Vaaz, Libanios'un bu bayramı savunmak için söylediklerini adım adım reddeder. Yeni yıl kutlamalarında çıkan karnaval havasının daha sonraki Avrupa gelenekleriyle ilişkisi, "Şenlik Beyi" başlığı altında incelenen konular arasında anılır ve Asterios'un vaazı bu tartışmada sık sık alıntılanır.
Euphemia'nın Resmi ve Ekphrasis
Asterios'un en çok bilinen metni, on birinci vaaz olarak numaralandırılan Şehit Euphemia vaazıdır. Hatip burada, kilisede, azizenin mezarına yakın bir yerde sergilenen bir tabloyu betimler. Resim tuval üzerinedir ve şehitliğin sahnelerini gösterir. Asterios resmi, sahnelerin sırasına, renklere, yüz ifadelerine ve kompozisyona inen ayrıntılarla tarif eder ve ünlü Hellenistik ressamlar Euphranor ile Timomachos'un eserleriyle karşılaştırır. Antik retorikte sanat eserinin sözle betimlenmesine ekphrasis denir ve bu söylev, bu dönemden kalan istisnai ölçüde ayrıntılı örneklerden biridir.
Araştırmacılar bu pasaja ihtiyatla yaklaşırlar. Betimlenen resmin gerçek bir tablo olup olmadığı, hatibin tarifinin gerçek eserle ne kadar örtüştüğü tartışılmıştır. Resimdeki ölüm biçimi, yani ateşle ölüm, azizenin şehitliğine dair öteki anlatılardan ayrıldığı için de tarihçileri düşündürmüştür. Dinleyici topluluğunun kim olduğu da belirsizdir, ancak hatibin onlara "beyler" (andres) diye seslenmesi, topluluğun yalnızca erkeklerden oluştuğunu düşündürür.
Bu söylevin asıl sonraki ömrü, ikonlar üzerindeki tartışmalarla ilgilidir. Bizans'ta ikona karşıtlığı döneminin kapandığı 787 tarihli İkinci Nikaia Konsili'nde vaaz iki kez, ikonlara saygıyı destekleyen delil olarak okunmuştur. Konsil tutanaklarında Asterios'a, adıyla bir söz oyunu yapılarak, herkesin zihnini aydınlatan "parlak bir yıldız" denmiştir; Yunancada "aster" yıldız demektir. Bu rivayet, bir Amaseia piskoposunun sözlerinin üç yüzyıl sonra imparatorluğun en ciddi teolojik tartışmasında kanıt olarak kullanıldığını gösterir.
Metinlerin Sonraki Serüveni
Asterios'un eserlerinin kaderi, Bizans kitap kültürünün de bir resmidir. Konstantinopolis patriği Photios, Bibliotheca adlı eserinde, bugün elimizde olmayan başka vaazlardan söz eder (271. kodeks); kaynaklar bu kayıp metinlerin sayısını dört ile on arasında değişen rakamlarla verir. Kayıp vaazların biri, Asterios'un çok yaşlandığını gösteren bir ipucu içerir ve bu, kariyerinin tarihlenmesine yardım eden başlıca dayanaklardan biridir.
Matbaa çağında Asterios'un vaazlarını yayımlayan kişiler arasında, ressam Peter Paul Rubens'in kardeşi Philip Rubens da vardır. Philip, 1611'de ölmüş, vaazlardan oluşan bir yayın hazırlığı ölümünden sonra anma niteliğinde bir ciltte, kısa bir yaşam öyküsü, kendi Latince şiirlerinden bir seçki ve dostlarının onun anısına yazdığı şiirlerle birlikte basılmıştır. Migne'nin Patrologia Graeca'sında ise, yukarıda belirtildiği gibi, Sofist Asterios'un metinleri de aynı ada bağlanarak basılmıştır. Yirminci yüzyılda Bauer'in Athos'ta bulduğu iki vaaz ile Datema'nın eleştirel yayını, metnin güvenilir biçimde okunmasını sağladı.
Asterios'un okuyucuları iki ayrı yönden bu metinlere çekilir. Sanat tarihçileri Euphemia vaazı ile giysi üzerindeki resimlere dair pasajlarda, dördüncü yüzyılda dokuma ve resim sanatının ne ölçüde yaygın olduğunu görürler. Toplum tarihçileri ise Kalendae vaazında ve boşanma üzerine söylevde, yazılı belgelerde nadiren görünen sıradan hayatı izlerler. Din tarihçileri içinse bu metinler, geç antik çağda ahlak vaazının nasıl kurulduğunu, Kutsal Kitap yorumunun klasik eğitimle nasıl birleştirildiğini gösterir. Anderson ise 1904 tarihli girişinde, Asterios'un konularını bu kadar sıkı biçimde ahlaki alanla sınırlı tuttuğunu, inanç öğretilerinin temel meselelerini de ahlaki bir bakışla işlemesini dilediğini belirtir.
Amaseia için Asterios, kentin geç antik çağdaki Hristiyan hayatına ait en canlı tanıktır. Kayalara oyulmuş eski mezarların bulunduğu bir kentte, hatip klasik eğitimini yeni dinin ahlak öğretisiyle birleştirmiş, Anderson'ın deyişiyle "canlı bir vaiz" olarak, dinleyicilerinin sorunlarını doğrudan kendi çevresinden alıp ele almıştır. Kentin bu dönemine dair elimizdeki en ayrıntılı toplumsal tablo, onun metinlerinden çıkar.
Kronoloji
Yaklaşık 350: Kapadokya'da doğduğu kabul edilir (bazı kataloglarda 330-335 arası verilir).
Yaklaşık 380-390: Avukatlıktan sonra Amaseia piskoposu olur.
395: Rufinus'un düşüşü (vaazdaki ilk konsül örneği).
399: Konsül Eutropius'un devrilmesi.
1 Ocak 400: Kalendae Bayramı vaazı; yaşamındaki tek kesin tarih.
Yaklaşık 410: Ölümü için yaygın tahmin; yer ve koşullar bilinmez.
787: İkinci Nikaia Konsili, Euphemia vaazını iki kez alıntılar.
1904: Anderson ve Goodspeed'in beş vaazlık İngilizce çevirisi.
1914: Athos'ta bulunan iki vaazın A. Bretz tarafından ilk yayını.
1970: C. Datema'nın ilk on dört vaazın eleştirel yayını.
Kaynakça
Kitaplar
- Datema, C. (yay.). Asterius of Amasea: Homilies I-XIV. Leiden, 1970.
Diğer kaynaklar
- Anderson, Galusha; Goodspeed, Edgar J. (çev.). Ancient Sermons for Modern Times: Asterius of Amasea, giriş (1904). https://www.tertullian.org/fathers/asterius_00_intro.htm
- Asterius of Amasea, Sermon 1: The Rich Man and Lazarus. https://www.tertullian.org/fathers/asterius_01_sermon1.htm
- Asterius of Amasea, Sermon 3: Against Covetousness. https://www.tertullian.org/fathers/asterius_03_sermon3.htm
- Asterius of Amasea, Sermon 4: On the Festival of the Calends. https://www.tertullian.org/fathers/asterius_04_sermon4.htm
- Asterius of Amasea, Sermon 5: On Divorce. https://www.tertullian.org/fathers/asterius_05_sermon5.htm
- Asterius of Amasea (Vikipedi, İngilizce). https://en.wikipedia.org/wiki/Asterius_of_Amasea
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.tertullian.org/fathers/asterius_00_intro.htm
- https://www.tertullian.org/fathers/asterius_01_sermon1.htm
- https://www.tertullian.org/fathers/asterius_03_sermon3.htm
- https://www.tertullian.org/fathers/asterius_04_sermon4.htm
- https://www.tertullian.org/fathers/asterius_05_sermon5.htm
- https://en.wikipedia.org/wiki/Asterius_of_Amasea









