Danişmend Gazi'nin kurduğu beylik, Gümüştegin ve Emir Gazi (Melik Gazi) dönemlerinde Anadolu'nun en nüfuzlu güçlerinden biri hâline gelmişti. Emir Gazi'nin 1134'te ölümünden sonra ise iktidar, oğulları arasında paylaşılan ve her paylaşımda biraz daha küçülen bir mirasa dönüştü. Bu dağılma sürecinde hanedanı toparlama çabasını en uzun ve en etkili biçimde sürdüren isim, Emir Gazi'nin oğlu Nizameddin Yağıbasan oldu. Sivas ve Amasya çevresinde melik olarak hüküm süren Yağıbasan, 1164'te öldüğünde arkasında hem dağılmaya yüz tutmuş bir devlet hem de Anadolu'nun medrese mimarisinde önemli bir yer tutan iki yapı bırakmıştı. Danişmendlilerin genel tarihi başka bir yazıda anlatılmaktadır; burada yalnızca onun hayatı ve bu hayatın Amasya ile kesiştiği noktalar ele alınıyor.
Adı ve Soyu
Yağıbasan sözcüğü Türkçede "düşmanı basıp bozan" anlamına gelir ve bu yönüyle "muzaffer" sözcüğünün karşılığı sayılmıştır. Kimi kaynaklarda Yakub Arslan ya da Yağı Arslan biçiminde de anılır. Bu ikinci ad karışıklığa yol açmıştır, çünkü Malatya kolundan Zülkarneyn de aynı lakapla bilinir ve Hüseyin Hüsameddin ikisinin ayrı kişiler olduğunu özellikle vurgular. Niksar'da bulunan 552 (1157) tarihli bir kitabede unvanları el-Melikü'l-Âlim, el-Âdil, Nizâmüddünyâ ve'd-dîn Ebü'l-Muzaffer Yağıbasan b. Melik Gazi b. Melik Dânişmend Zahîrü Emîri'l-Mü'minîn olarak sıralanır. Kendi adına bastırdığı bir sikkede de aynı soy zinciri okunur. Sikkelerin yalnızca Arapça yazılı olması, Rumca ibare taşıyan Melik Muhammed dönemi sikkelerinden ayrılan bir özelliktir. Hüsameddin, bir sikkenin arka yüzündeki saçları çelenkle bağlanmış büstün hükümdarın kendi portresi olması gerektiğini düşünür.
Çağdaş araştırmalar Yağıbasan'ı Danişmend Gazi'nin torunu ve Emir Gazi'nin oğlu sayar. Emir Gazi'nin Muhammed, Yağıbasan, Yağan ve Aynüddevle adlarında dört oğlu vardı. Babanın ölümünde hanedanın başına büyük oğul Muhammed geçti, Yağıbasan ise Sivas melikliğine sahip oldu. Hüsameddin'in soy kuruluşu bundan farklıdır. O, 560 tarihli vakıfnameye dayanarak Yağıbasan'ı Melik İbrahim'in oğlu ve Danişmend Ahmed Gazi'nin torunu sayar, Emir Gümüştegin'in ya da Melik Muhammed'in oğlu olmadığını savunur. Aynı tarihçiye göre vakıfname, Yağıbasan'ın ölümünden kısa süre sonra düzenlenmiştir, çünkü belgede onun adı "el-Melikü'l-Merhûm" sıfatıyla geçer. Soyun nasıl kurulduğu, Yağıbasan'ın hükümdarlığının nasıl anlatıldığını da değiştirir ve aşağıda bu ayrılığa yeniden dönülecektir.
Bölünen Hanedan ve Yağıbasan'ın Yükselişi
Melik Muhammed'in ölümüyle (1143) hanedan fiilen üç kola ayrıldı. Muhammed'in oğlu Zünnun Kayseri'de, amcası Yağıbasan Sivas'ta, bir başka amcası Aynüddevle ise Elbistan ve Malatya'da hâkimiyet kurdu. Muhammed oğlu Zünnun'u veliaht tayin etmişti, ancak amcalar bu kararı tanımadı. Bir anlatıma göre Yağıbasan, kardeşi Muhammed'in dul eşiyle evlenerek Kayseri yönetiminde de söz sahibi oldu ve Zünnun bir süre Zamantı'ya çekilmek zorunda kaldı; sonradan Kayseri'ye yeniden hâkim olmayı başardı. Bu üçe bölünme, Selçuklulara ve diğer rakiplere karşı olduğu kadar hanedan üyelerinin birbirine karşı yürüttüğü uzun bir mücadelenin de başlangıcı oldu.
Bu dağınık tablo Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud'un işine yaradı. Mesud, Zünnun'u desteklediğinde Aynüddevle ile Yağıbasan ona karşı ittifak kurdu. Aynüddevle'nin Yağıbasan'ın desteğiyle Elbistan ve Ceyhan yöresini istila etmesi üzerine Mesud 1142'de Sivas'a yürüyüp şehri ele geçirdi ve küçük oğlu Şahinşah'ı Ankara, Çankırı ve Kastamonu valiliğine getirdi. Mesud'un genişleme siyaseti Yağıbasan'la Aynüddevle'yi endişelendirdi ve Bizans İmparatoru Manuel'den yardım istemeye zorladı. Bunun üzerine Manuel Konya'yı kuşattı, fakat sonuç alamadan ayrıldı (1146). Yağıbasan bu yıllarda Bizans, Haçlılar, Zengiler, Artuklular ve Selçuklular arasında sürekli yer değiştiren ittifakların içinde hareket etti.
Yağıbasan'ın bu dönemdeki en somut askerî başarısı Karadeniz kıyısına yönelik fetihleridir. 1150'de Ünye, Samsun ve Bafra'yı ele geçirdi ve Sivas-Amasya meliki sıfatıyla anılır oldu. Aynüddevle 1152'de ölünce Malatya'da yerine oğlu Zülkarneyn geçti. Yağıbasan onu I. Mesud'a karşı birlikte hareket etmeye çağırdı, ancak Mesud önce Yağıbasan'ı kendisine tâbi kıldı, ardından üçüncü kez Malatya üzerine yürüyüp şehrin surlarını yıktı. Zülkarneyn annesiyle birlikte sultanın huzuruna çıkıp af dilediğinde Mesud, kendisine bağlı kalması şartıyla onu yerinde bıraktı.
II. Kılıcarslan'la Mücadele
Mesud 1155'te ölünce yerine oğlu II. Kılıcarslan geçti. Nikephoros Choniates'in aktardığına göre Mesud'un iki Danişmendli damadından Yağıbasan'a Amasya, Ankara ve Kapadokya, Zünnun'a ise Kayseri ile Sivas verilmişti. Sultanın kardeşleri tahtta hak iddia edip ayaklanınca Yağıbasan bunu fırsat bildi. Şahinşah'ı, yeğenleri Zünnun ve İbrahim'i, ayrıca Malatya emiri Zülkarneyn'i yanına alarak büyük bir orduyla Kayseri'ye doğru yürüdü. II. Kılıcarslan da onun üzerine geldi. İki ordu çarpışmak üzereyken âlimler araya girdi ve müslüman kanının dökülmesi önlendi, iki taraf da ülkesine döndü.
Barış uzun sürmedi. Yağıbasan, Zengi hükümdarı Nureddin Mahmud'un teşvikiyle Elbistan'a girince Kılıcarslan hızla harekete geçti. Yağıbasan, yaklaşık 70.000 kişiyi Ceyhan'ın ötesindeki bölgelere sürdükten sonra Kılıcarslan'ın karşısına çıktı. Yine din adamları araya girdi ve Şaban 550 (Ekim 1155) tarihinde iki taraf arasında bir antlaşma imzalandı. Danişmendli-Selçuklu çatışmalarında bu örüntü defalarca tekrarlanmıştır. Büyük savaşların birçoğu, âlimlerin ve din adamlarının araya girmesiyle fiilen yaşanmadan sonlandırılmıştır.
1157'de Yağıbasan, II. Kılıcarslan'a karşı yeni bir ittifak kuran Bizans İmparatoru Manuel'e daha önce aldığı Bafra ve Ünye'yi iade etti ve Zünnun ile Zülkarneyn'in de bulunduğu bu ittifaka katıldı. Kaynaklarda 1159'da Bizanslılar ve Zengilerle ittifak kurup Kılıcarslan'la çarpıştığı da yazılıdır. Bu arada Malatya meliki Zülkarneyn 555 (1160) ya da başka bir rivayete göre 557 (1162) yılında ölmüş, yerine oğlu Nasırüddin Muhammed geçmişti. Yağıbasan'ın hanedanla ilişkilerini en çok zedeleyen olay bu sıralarda yaşandı. Erzurum'un Saltuklu hükümdarının kızı, II. Kılıcarslan'la nikâhlanmış ve zengin çeyiziyle birlikte Erzurum'dan Konya'ya gönderilmişti. Yağıbasan kızı yoldan aldırıp yeğeni Zünnun'la evlendirdi. Hüsameddin'in aktardığına göre kız, nikâhın feshine zemin hazırlamak için irtidada zorlanmıştı. Erzurum hükümdarının adı kaynaklarda farklı geçer: TDV maddesi Saltuk Bey der, Hüsameddin ise Melik Fahreddin Muhammed adını kullanır. Hüsameddin'e göre bu olay yalnızca Kılıcarslan'ı değil bütün Türkmen beylerini Danişmendlilere karşı öfkelendirdi, Danişmendlileri savunan dindar beyler bile Selçuklu tarafına döndü.
II. Kılıcarslan 1162'de Yağıbasan üzerine yürüdü, fakat Bizans kuvvetlerinin desteklediği Danişmendli ordusu önünde yenildi. Bu yenilgiden sonra Artuklulardan Kara Arslan, Necmeddin Alpı, Erzen ve Bitlis emiri Fahreddin Devletşah ile birleşip yeniden harekete geçti ve 1163'te Sivas'ı zaptetti. Yağıbasan yardım sağlamak için damadı Şahinşah'ın yanına, Çankırı'ya gitti ve 4 Ağustos 1164'te orada öldü.
Amasya ve Yağıbasan
Danişmendlilerin başkentinin neresi olduğu, Amasya tarihçiliğinin eski tartışmalarından biridir. Hüsameddin hanedanın merkezinin Amasya olduğunu savunur. Buna gerekçe olarak Sultan Mesud'un tüm Danişmendli ülkesini ele geçirmek için Amasya'yı yönetim merkezi edinmesini ve şehirdeki Danişmendli eserlerinin çokluğunu gösterir. Sikke kataloglarındaki "Sivas'ta Danişmendliler" başlığını ise tarihî kayıtlara aykırı bulur. Çağdaş anlatımlarda Yağıbasan genellikle Sivas'ta anılır, ancak "Sivas-Amasya meliki" ifadesi ve I. Mesud'un ona Amasya, Ankara ve Kapadokya'yı vermiş olması, Amasya'nın onun siyasi coğrafyasında ağırlık taşıdığını gösterir. Oğlu Cemaleddin Gazi'nin Tokat ve Amasya çevresinde iki yıl kadar hüküm sürdüğü yolunda bir rivayet de vardır.
Amasya'da Yağıbasan adını taşıyan yer adları bu ilişkinin yerel izidir. Hüsameddin'e göre İçerişehir'de, Yukarı Hamam'ın batısında kalan mahalle, Yağıbasan'ın yaptırdığı büyük bir hana izafeten Yağıbasaniye diye anılmıştır. Han, 560 tarihinden beri Hân-ı Yağıbasan olarak bilinmiş, soyundan gelen Cemal Gazi Bey'in onarıp üstünü kurşunla kaplatması üzerine Kurşunlu Han adını almış, zamanla "han" sözcüğü düşünce mahalle bugünkü Kurşunlu adıyla kalmıştır. Hüsameddin ayrıca Yağıbasan'ın Melik Danişmend'in sarayında ve önündeki Altı Bahçe'de oturduğunu, sonra bu sarayı ve bahçeleri vakfettiğini yazar. Sultan Mesud Amasya'yı ele geçirdikten sonra İçerişehir'de kendi sarayını yaptırıp oraya taşınmıştır. Vakfiyeyi düzenleyen kadı, Şeyhülislam ve'l-müslimîn Sadreddin Muhammed b. İlyas el-Horasani'dir ve Hüsameddin aynı kişiyi Yağıbasan'ın kadılkudatı olarak anar.
Hüsameddin, Yağıbasan'ın Amasya'daki yönetim kadrosunu da sayar. Atabegi Celâlüddevle Mahmud, emîrü'l-ümerası Hüsâmüddevle Hasan b. İltigin, kadılkudatı Kemâleddin Ebü'l-Fezâil İlyas b. Hasan el-Horasani'dir. Celâlüddevle Mahmud Temenna Mahallesi'nde, Fetih Gazi Bahçesi yakınında bir mescit yaptırmış, babasından ve dedesinden kalan bahçeleri vakfetmiştir. Hüsâmüddevle Hasan Hân-ı Yağıbasan civarında bir mescit yaptırmış, Öz Nahiyesi'ndeki Emir Hasan Alanı köyünü vakfetmiştir. Kardeşi Sehmüddevle Hüseyin Merzifon emiriydi ve orada cami ile vakıf bırakmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Dânişmendliler maddesi, bu çevreyi Amasya'nın Çağlayan (Çalâkçalık) Köprüsü'ne bağlar. Şehre altı kilometre uzaklıkta, Yeşilırmak üzerindeki köprü 12. yüzyılın ilk yarısında Yağıbasan'ın emirlerinden İltegin Gazi oğlu Hüsâmüddevle Hasan tarafından yaptırılmıştır. Yaklaşık 70 metre uzunluktaki yapının altı geniş gözü tuğla kemerlerle geçilmiş, ayakları batı yönünde mahmuzlarla donatılmıştır. Ekseninde yükselen burç biçimli kalıntının bir tür tarih köşkü olduğu tahmin edilir ve bu hâliyle köprü, ileride Osmanlı köprü tasarımının vazgeçilmez unsuru olacak tarih köşklerinin en erken örneği sayılır.
Amasya'daki Küçük Ağa Külliyesi, kuruluşu Danişmendli dönemine kadar inen, ancak 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı eliyle neredeyse tamamen yenilenen bir yapı topluluğudur. Yağıbasan Hanı ile Danişmend Gazi Sarayı ise kaynaklardan bilinen, fakat günümüze ulaşmamış Danişmendli eserleri arasında sayılır. Yağıbasan döneminin Amasya için Danişmendli çağının son parlak evresi olduğu söylenebilir. Bu evreden sonra şehir giderek Selçuklu yörüngesine girer.
Hüsameddin'in Anlatımındaki Sıra
Hüseyin Hüsameddin'in kronolojisi, çağdaş kaynaklardaki akıştan bazı noktalarda ayrılır. Ona göre Yağıbasan, Sultan Mesud'un teşvikiyle ve Türkmen beylerinin onayıyla Niksar emirliğinden gelip Amasya'da hükümdar olmuş, o güne kadar Amasya'da oturan Melik Muhammed ise Niksar'a gönderilmiştir. Hüsameddin bu olayı 535 yılına tarihler ve dayanak olarak Târîh-i Âl-i Dânişmend'i gösterir. Mesud'un 538'de Danişmendli ülkesini ele geçirmesi üzerine Yağıbasan yine Niksar'a çekilmiştir. Sonraki yıllarda Yağıbasan'ın, Selçuklu emirlerinin Ankara savaşında bulunmasından yararlanıp Niksar'da yeniden hükümdarlığını ilan ettiği, oğlu Cemal Gazi'yi Amasya'ya, yeğeni İbrahim'i Kayseri'ye, Zünnun'u Sivas'a atadığı anlatılır. Cemaleddin İsmail'in babası tarafından 556'da Amasya valisi yapıldığı, Sultan Şahinşah'ın adamlarını şehirden çıkardığı da aynı anlatımın parçasıdır. Hüsameddin dipnotta Cemal Gazi'nin adının İsmail olduğunu, Amasya kadısı Celâleddin Abdurrahman el-Muslihî'nin verdiği şer'î ilamla sabit olduğunu belirtir.
Hüsameddin, Yağıbasan'ın ölümünü 560 Zilhiccesi'ne tarihler ve Niksar'da öldüğünü yazar. Bu anlatıma göre Yağıbasan, doğudan ve batıdan sıkıştırılmış, bütün Türkmen beylerinin kendisine karşı çıktığını görmenin üzüntüsüyle hastalanmış ve çok geçmeden ölmüştür. Yerine büyük yeğeni Tâceddin İbrahim geçmiştir. Çağdaş anlatım ise ölüm yeri olarak Çankırı'yı ve ölüm tarihi olarak 4 Ağustos 1164'ü verir. Ölümden sonra kimin tahta geçtiği de tartışmalıdır. Kimi rivayetlere göre Yağıbasan'ın eşi, Zünnun'un kardeşi İbrahim'in on altı yaşındaki oğlu İsmail'le evlenerek onu hükümdar ilan etmiştir. Başka kaynaklar yerine oğlu Cemaleddin Gazi'nin geçtiğini, ancak çok kısa süre tahtta kaldığı için tarihçilerin ondan söz etmediğini belirtir.
Hüsameddin'in aktardığına göre Sultan Şahinşah 562'de Amasya'yı zaptederek Cemal Gazi'nin hükümdarlığına son verdi. Cemal Gazi'nin yardımına gelen Tâceddin İbrahim, Yuvaş (sonradan Cuma Pazarı, Azine Pazarı, İnepazarı) denen yörede Şahinşah'la savaşarak yenildi ve öldü. Oğlu Şemseddin İsmail babasının cesedini alıp Niksar'a kaçtı ve onun yerine geçti. Bu kayıtlar, Danişmendli ailesinin son evresinde Amasya'daki yerleşik emirlerin kaderlerinin Selçuklu şehzadeleriyle ne kadar iç içe geçtiğini gösterir. Çağdaş anlatım ise Cemaleddin Gazi'nin Tokat ve Amasya çevresinde iki yıl hüküm sürdükten sonra amcazadesi İbrahim tarafından bertaraf edildiğini (562/1166) belirtir.
Medreseleri ve Mimari Mirası
Yağıbasan'ın adı bugün en çok iki medreseyle anılır. Birincisi Tokat şehir merkezindeki Yağıbasan Medresesi'dir. Çevresindeki yol kotunun zamanla yükselmesi yüzünden zemini bugünkü sokak seviyesinin yaklaşık 1,25 metre altında kaldığı için halk arasında Çukur Medrese denir. Medrese genellikle 1151-1152 yıllarına tarihlenir, bazı yayınlarda ise inşaatın 1148'de başlayıp 1157'de tamamlandığı belirtilir. Yapıya ait özgün bir kitabe günümüze ulaşmamıştır. 16. yüzyıl vakıf kayıtlarında "Vakf-ı Medrese-i Yağıbasan" adıyla geçer. Selçuklu sultanı II. İzzeddin Keykâvus döneminde onarım gören yapı, Osmanlı döneminde göçmen barınağı olarak da kullanılmıştır.
İkinci medrese, Niksar Kalesi'nin iç kale bölümünde, surlara yaslanan bir alanda yer alır ve 1157-1158 yıllarına tarihlenir. Tokat'taki gibi kapalı avlulu plana sahiptir ve yaklaşık 11 metre çapında bir kubbeyle örtülüdür. Doğusunda ve kuzeyinde iki eyvan, batısında beşik tonozlu küçük mekânlar bulunur. Bir kitabeye göre medrese 1247'de kapsamlı bir onarım görmüş, sonraki yüzyıllarda yöre halkı tarafından demirhane, dükkân ve depo olarak kullanılmıştır. Bugün yapıdan geriye yalnızca duvar kalıntıları kalmıştır. TDV maddesi ayrıca Niksar'da 552 (1157) tarihli, Yağıbasan'ın yaptırdığı medrese veya mescide ait bir kitabenin bugün mevcut olduğunu bildirir.
Moloz taştan yapılan Tokat medresesinde, Türk mimarisinin en eski tasarım şemalarından olan dört eyvanlı düzenin üç eyvanlı bir biçimi uygulanmıştır. Kuzeydeki küçük eyvan girişi oluşturur. Batıdaki ve kıble yönündeki mihraplı eyvan ise dershane olarak kullanılmıştır. Avluyu örten kubbenin çapı 14 metreye ulaşır ve ortasında geniş bir açıklık bulunur. Bu ölçü, yapıldığı dönem için oldukça ileri bir inşaat tekniğine işaret eder. Anadolu'da uzun süre kubbe çapları 8-10 metre dolayında kalmış, Tokat medresesinin kubbesi ancak 14. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlenen Eski Çine Ahmed Gazi Mescidi'nin 17 metrelik kubbesiyle geride bırakılabilmiştir. Köşelerdeki tromplar, merkezdeki açıklıklı kubbe ve avlunun çevresine sıralanan dershaneler ile hücreler, her iki yapıda da tasarımın çekirdeğini oluşturur.
Yağıbasan'ın medreseleri, Anadolu Türk mimarisinde "kubbeli medreseler" denen grubun en erken örnekleri arasındadır. Bu türün en ihtişamlı örneklerine 13. yüzyılda rastlanır. Kapalı avlu düzeninin yörenin sert kışlarıyla ilişkilendirildiği olur, ancak bu bir yorumdur ve kaynaklarda kesin bir belgesi yoktur. Her iki medrese de sade ve süslemesizdir. Ana malzeme moloz taştır. Tuğla kubbede, trompta ve bazı geçiş elemanlarında, kesme taş ise kapı açıklıklarında ve kimi kemerlerde kullanılmıştır. Medreselerde İslamî ilimlerin yanı sıra matematik ve astronomi gibi alanların da okutulduğu belirtilir. Aynı plana sahip iki yapının iki ayrı şehirde yükselmesi, Yağıbasan'ın medrese kurumunun Anadolu'da yerleşmeye başladığı bir dönemde bu işe bilinçli biçimde sahip çıktığını düşündürür.
Niksar'da Yağıbasan'a bağlanan başka yapılar da vardır. TDV maddesine göre Yağıbasan Sivas ve Niksar'da cami, türbe ve imarethaneler yaptırmıştır. Niksar Ulucamii (Melik Gazi Camii) kitabesiz olmakla birlikte sözlü geleneğe göre 540 (1145) yılına tarihlenir ve Yağıbasan'ın saltanatı sırasında bizzat onun tarafından yaptırılmış olması gerektiği düşünülür. Camiyi Çepnizade Hasan Bey adlı birinin yaptırdığı yolunda yerel bir rivayet de vardır. Yağıbasan Mescidi ile Kümbeti, kısmen ayakta olan ama mimari özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş Niksar eserleri arasında sayılır. Sivas'taki Yağıbasan Hankahı ve Zahîrüddin İli Hanı kaynaklardan bilinir, günümüze ulaşmamıştır. Kayseri'deki Kölük Camii ve Medresesi'nin de 1143-1164 arasında Yağıbasan tarafından yaptırıldığı tahmin edilir. Yapının taçkapısı üzerindeki kitabe, 1210'da melikin torunu Atsız Elti Hatun'un onarım yaptırdığını bildirir.
Mezarı ve Çocukları
Yağıbasan, Niksar'da kendi yaptırdığı medresenin haziresinde gömülüdür. Hüsameddin'in anlatımı bu bilgiyle ölüm yeri bakımından uyumludur, çağdaş kaynaklardaki Çankırı'da ölüm anlatımıyla ise örtüşmez. Niksar'daki 552 tarihli kitabeden bahsedilmişti. Bu kitabe, hükümdarın kimliğini ve unvanlarını bugüne taşıyan en doğrudan belgedir.
Yağıbasan'ın Cemaleddin Gazi, Muzafferüddin Mahmud, Zahîrüddin İli ve Bedreddin Yusuf adında çocukları vardı. Cemaleddin Gazi dışındaki oğullar Selçuklu hizmetine girdi. Bazı tarihçiler Cemaleddin Gazi'nin asıl adının İsmail olduğunu yazar. Hanedan yıkıldıktan sonra Muzafferüddin Mahmud, Zahîrüddin İli ve Bedreddin Yusuf Selçuklu ordusunda sınır boylarında Rumlarla savaştı ve I. Gıyaseddin Keyhusrev'in ikinci kez tahta çıkması için çalıştı. Kayseri Ulucamii'nin 602 (1205-1206) tarihli kitabesi Muzafferüddin Mahmud adına düzenlenmiştir. Caminin Melik Muhammed Gazi tarafından yaptırıldığı bilindiğine göre Mahmud'un camiyi onarmış olması muhtemeldir.
Hanedanın Sonu
Yağıbasan'ın ölümünden sonra hanedan üyeleri arasında yeniden mücadele başladı. Elbistan emiri Mahmud b. Mehdî bağımsızlığını ilan etti. Kayseri meliki Zünnun ile Yağıbasan'ın yeğeni İbrahim de aynı amaçla harekete geçti. II. Kılıcarslan bu fırsatı değerlendirip 1165'te Elbistan üzerine yürüdü ve Elbistan'ı, Tohma vadisini, Darende ile Gedük yöresini ilhak etti. 1168'de Zünnun'un üzerine gitti. Kayseri ve Zamantı'daki Danişmendli hâkimiyetine 1169'da, başka rivayetlere göre 1171 ya da 1173'te son verdi. Zünnun, Kılıcarslan'ın kardeşi Şahinşah ve Malatya meliki Efridun ile birlikte Atabeg Nureddin Mahmud Zengi'ye sığındı.
Bu geçiş ani bir kopuş niteliği taşımıyordu. Danişmendli emirlerinin birçoğu Selçuklu hizmetinde varlığını sürdürdü, Yağıbasan'ın oğulları da bu emirler arasındaydı. Tokat, Niksar ve Amasya'da Danişmendli dönemine ait cami, medrese, han ve köprü gibi yapıların bir bölümü ayakta kaldı ve sonraki yüzyıllarda kullanılmayı sürdürdü. Hüsameddin'in kaydettiği bir ayrıntı bu sürekliliği gösterir. Merzifonlu bir âlim, Niksar'da Yağıbasaniye Medresesi'nde müderrislik ve müftülük yapmış, 800 (1397-1398) yılından sonra ölmüştür. Yağıbasan'ın yaptırdığı medrese, kurucusunun hükümdarlığından yaklaşık iki yüzyıl sonra hâlâ eğitim veriyordu.
Kronoloji
1134: Emir Gazi'nin ölümü, Melik Muhammed'in tahta geçişi.
1142: I. Mesud'un Sivas'ı ele geçirmesi.
1143: Melik Muhammed'in ölümü, hanedanın üç kola ayrılması.
1150: Yağıbasan'ın Ünye, Samsun ve Bafra'yı alması.
1151-1152: Tokat'taki Yağıbasan Medresesi'nin yapımı (bazı yayınlarda 1148-1157).
1155: I. Mesud'un ölümü, II. Kılıcarslan'ın tahta çıkışı; Ekim ayında yapılan antlaşma.
1157: Niksar'daki 552 tarihli kitabe; Bafra ve Ünye'nin Bizans'a iadesi.
1162-1163: II. Kılıcarslan'ın yenilgisi, ardından Sivas'ın zaptı.
1164: Yağıbasan'ın ölümü (4 Ağustos; Hüsameddin 560 Zilhiccesi'ni verir).
1165-1169: II. Kılıcarslan'ın Danişmendli topraklarını ilhakı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, 1. cilt (Danişmendliler dönemi, mahalleler) ve 2. cilt (biyografiler).
Akademik çalışmalar
- Ayşe Denknalbant Çobanoğlu, "Tokat ve Niksar'da Bazı Selçuklu ve İlhanlı Yapılarındaki Çini Süslemeler Üzerine Bir Değerlendirme", Vakıflar Dergisi 51 (2019), ss. 9-44.
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Yağıbasan Medresesi - Tokat".
Diğer kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dânişmendliler" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr
- Vikipedi, "Nizâmeddin Yağıbasan", "Yağıbasan Medresesi (Tokat)" ve "Yağıbasan Medresesi (Niksar)" maddeleri. tr.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar









