Amasya, Yeşilırmak ve kollarının suladığı ovaları, bağları ve bahçeleriyle yüzyıllardır bir üretim şehri olmuştur. Buğday ve arpa tarlaları, dut bahçelerine dayanan ipekçilik, sonraları elma ve şeker pancarı, sancağın köylüsünü toprağa bağlayan başlıca uğraşlardı. Ne var ki toprağı işlemek her mevsim nakit isterdi: tohumluk almak, öküz ya da saban edinmek, vergiyi ödemek ve hasada kadar geçinmek için çiftçinin eline para geçmesi gerekirdi. Bu ihtiyaç uzun zaman yüksek faizle borç veren şahıslar eliyle karşılandı. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlayan tarımsal kredi teşkilatlanması, Amasya çiftçisini de bu düzenden yavaş yavaş çıkararak kurumsal kredi ile tanıştırdı.

Bu tarih kendi içinde birkaç aşamadan geçer. Mithat Paşa'nın kurduğu memleket sandıkları milli bankacılığın ilk örneği sayılır; 1883'te menafi sandıkları adıyla merkeze bağlandılar ve 15 Ağustos 1888'de yerlerini Ziraat Bankası'na bıraktılar. Amasya sancağında banka şubesinin varlığı salname kayıtlarından izlenebilir; yüzyılın sonunda merkez kazada bulunan şube, 1903'e gelindiğinde sancağın bütün kazalarına yayılmıştı. Cumhuriyet döneminde tarım kredi kooperatifleri, ardından pancar ekicileri kooperatifi ve Suluova'daki şeker fabrikası, Ziraat Bankası'nın da ortak ya da finansör olarak yer aldığı yeni bir kredi ve üretim düzeni kurdu.

Tefeci Kredisinden Kurumsal Krediye

Tanzimat'tan önce ve sonra uzun bir süre Anadolu köylüsünün başvurabileceği kurumsal bir kredi kaynağı yoktu. Para ödünç verenler bu işi meslek edinmiş faizcilerin yanı sıra tarım gereçleri satan tüccar, toptancı, ihracatçı, komisyoncu, kabzımal ve köy bakkalı gibi esnaftı. Bu tür yüksek faizli şahıs kredilerine tefeci ya da murabaha kredisi denirdi. Borç çoğu zaman ürün üzerinden alınır, hasat gelince çiftçi mahsulünün değerini görmeden alacaklıya teslim ederdi. Osmanlı topraklarında faaliyete geçen ilk bankalar ise yabancı sermayeliydi ve İstanbul ile büyük ticaret merkezlerinin finans ihtiyacına yönelikti; taşradaki küçük üreticiye uzanmıyorlardı.

Mithat Paşa bu durumu, sandıkların kuruluş gerekçesini anlatırken şöyle anlatır: çiftçiler muhtaç oldukları borç için mecburen tefecilere başvurmakta, ağır ve fahiş faizler yüzünden ürünlerinin karşılığını görememektedir; memlekette ise Avrupa'daki gibi hafif ve orta faizle ödünç verecek bankalar kurulacak kadar birikim henüz oluşmamıştır, dolayısıyla buna bir çare bulunmalıdır. Paşa'nın bulduğu çare, köylünün kendi emeğiyle sermayesini oluşturduğu, yerel ölçekte işleyen küçük bir kredi sandığıydı. Kimi araştırmacılar sandıkları modern bir banka olmaktan çok köylünün imece dediği yardımlaşmaya dayanan, kooperatif nitelikli bir kuruluş olarak görür ve Türk kooperatifçiliğinin başlangıcını da bu sandıklara bağlar.

Memleket Sandıklarının Kuruluşu ve İşleyişi

İlk memleket sandığı 20 Kasım 1863'te, Mithat Paşa'nın valilik yaptığı Niş eyaletine bağlı Pirot kasabasında açıldı. Bir yıl sonra Niş, Silistre ve Vidin eyaletlerinin birleştirilmesiyle Tuna vilayeti kurulup Mithat Paşa buraya vali olunca sandıklar vilayet genelinde çoğaldı; bu yüzden kaynakların bir kısmı uygulamayı Tuna valiliği dönemine bağlar. Sandıklara başlangıçta sermaye, köylerdeki kimsenin özel mülkü olmayan devlet arazilerinin imece usulüyle işletilmesinden sağlandı. Bu topraklar Cuma günleri Müslüman, Pazar günleri Hristiyan köylüler tarafından kendi aletleriyle ekilir, elde edilen ürün kaza merkezinde satılarak bedeli sandığa konurdu. Zamanla bu ortak çalışmanın yoksul köylüye angarya gibi yüklendiği görülünce yöntem değiştirildi ve her çiftçiden sahip olduğu bir çift öküz başına yaklaşık on beş kilo buğday alınarak sermaye eşit biçimde toplanmaya başlandı.

Sandık adı, paraların ve defterlerin saklandığı ahşap kasalardan gelir. Günlük işlemlerin yazıldığı yevmiye defteri, bütün hesapların kayıtlı olduğu defter-i kebir ve nakit bu kasalarda dururdu; sonraları güvenlik gerekçesiyle yöredeki ustaların demirden yaptığı ilkel kasalar kullanıldı. Sandığın işlerini katılımcı köylülerin seçtiği, ikisi Müslüman ikisi Hristiyan dört sandık emini yürütürdü. Haftada bir kasaba pazarına çıkarılan sandıktan kredi alabilmek için kazaya bağlı bir köyde çiftçilik yapmak, ihtiyar meclisinin şahadetnamesiyle ihtiyaç sahibi olduğunu belgelemek ve parayı yalnız tarımsal işlerde kullanmayı üstlenmek gerekiyordu. Bu şartları taşıyan çiftçi aylık yüzde bir, yıllık yüzde on iki faizle 2.000 kuruşa kadar borç alabiliyordu.

Faiz gelirinin üçte biri sandığın sermayesine eklenir, kalan üçte ikisi ise yöredeki okul, yol, köprü ve çeşme gibi ortak ihtiyaçlara harcanmak üzere ihtiyar meclisine bırakılırdı. Böylece sandıklar kredi vermenin yanında taşranın imarına da katkıda bulundu. Uygulamanın Tuna vilayetinde başarılı olması üzerine 19 Temmuz 1867'de Memleket Sandıkları Nizamnamesi çıkarıldı. Nizamnamenin ilk maddesi, köylülerin artırıp hazırladıkları tahılın satışından elde edilecek gelirin kaza merkezlerindeki sandıklara konulacağını ve bu paranın köylünün malı ve sandıktaki sermayesi sayılacağını hükme bağlıyordu. Rusçuk, Eski Cuma ve Lefkoşe sandıkları ilk örnekler arasındaydı; nizamnameyle birlikte sandıklar imparatorluğun her yanında faaliyete geçti.

Menafi Sandıkları ve Menafi Hissesi

Sandıklar yirmi yıl boyunca bu yöntemlerle işledi, fakat sermaye yetersizliği ve uygulamadaki aksaklıklar giderek belirginleşti. Sandık paralarının önemli bir bölümünün tarım dışı işlere harcandığı, kimi yerlerde suiistimallerin yaşandığı görüldü. Hükümet, sandıkları merkezî yönetime bağlayarak bu olumsuzlukları gidermeyi düşündü ve 1883'te aynı amaçla menafi sandıklarını kurdu. İdare yeniden düzenlendi, kayıt ve muhasebe işleri daha düzenli esaslara oturtuldu ve sandıklar doğrudan merkezî hükümetin denetimine alındı. Bu dönemde kredi faizi yıllık yüzde dokuza indi.

Sermayeyi düzenli ve güçlü kılmak için üreticiden alınan yüzde onluk aşar vergisine "menafi hisse-i ianesi" adıyla bir zam eklendi. Bu zam kimi çalışmalarda aşara yapılan yüzde birlik bir ilave, kimilerinde aşar tutarının yüzde onu oranında bir menafi hissesi olarak ifade edilir; her iki anlatım da çiftçinin ürününden bir puanlık ek pay alındığına işaret eder. Bu pay Ziraat Bankası döneminde de sürdü ve bankanın sermayesinin en önemli kaynağı oldu. Amasya sancak merkezindeki resmî kurumlar arasında salnamelerin bir "menafi komisyonu" saymaları, bu yerel teşkilatın sancakta da kurulduğunu gösterir.

Ancak birbirinden görece bağımsız, her biri kendi bölgesine hitap eden sandıkların çiftçinin kredi ihtiyacını karşılamakta yine yetersiz kaldığı anlaşıldı. Mevcut örgütlenmenin bir banka biçiminde yeniden kurulması fikri olgunlaştı. Sadrazam Kâmil Paşa'nın Meclis-i Vükelâ'ya ve II. Abdülhamid'e sunduğu mazbata, menafi sandıklarının işlevlerini yerine getiremediğini belirterek kaldırılmalarını ve yerlerine bir Ziraat Bankası kurulmasını önerdi.

Ziraat Bankası'nın Kuruluşu

Mazbatanın padişah tarafından onaylanmasıyla 15 Ağustos 1888'de, kırk iki maddelik özel bir nizamname ile Ziraat Bankası resmen kuruldu. O tarihte faaliyette bulunan menafi sandıkları banka şubelerine dönüştürüldü, sandıkların sermayesi ve o güne kadar toplanan menafi hisseleri bankaya devredildi, sonraki hisseler de bankanın sermayesine ayrıldı. Kuruluş nizamnamesi, tarım dışında hiçbir kimseye ya da girişime nakdî yardım yapılmayacağını açıkça vurguluyordu. Bankanın doğrudan bir alternatifi olabilecek ikinci bir tarımsal kredi kuruluşu 1929'a kadar ortaya çıkmadı; İstanbul Emniyet Sandığı ile birlikte Ziraat Bankası, Cumhuriyet öncesinin milli sermayeli iki kredi kurumundan biri olarak kaldı.

Banka çiftçiye yüzde birlik hizmet vergisiyle birlikte yüzde altı faizle kredi açtı. Bu oran, memleket sandıklarının yüzde on ikisinin, menafi sandıklarının yüzde dokuzunun altındaydı ve bankerlerle tefecilerin uyguladığı faizin üçte biri ile dörtte biri arasında kalıyordu. 1888'de bir şubenin tek bir çiftçiye verebileceği kredinin üst sınırı 150 lira olarak belirlendi. Başlangıçta vadesi bir yılı aşan krediler yalnızca merkezin onayıyla verilebiliyordu; 1890'daki bir düzenleme vilayet şubelerine merkeze danışmadan on yıla kadar vadeli kredi açma yetkisi tanıdı, kaza şubelerinde ise vade üç yılla sınırlandırıldı. Banka mevduata yüzde dört faiz ödüyordu.

Kredinin teminatı büyük ölçüde topraktı. Çiftçi önce köy ihtiyar heyetine başvurur, kredinin yalnız tarımsal işlerde kullanılacağını, teminat göstereceği arazinin mülkiyetini ve çiftçilik durumunu belgelerdi. Banka arazinin gerçek değerini tespit eder, ardından borcun tutarını, vadesini ve icra şartlarını gösteren senet çiftçiye imzalatılır ve noter ya da banka tarafından onaylanırdı. İlk altı yıl yalnızca ipotekli kredi verildi; 1895'ten sonra müşterek şahsi teminat ve müteselsil kefalet de kabul edildi, ama kredilerin yüzde doksanından fazlası yine toprak ipoteğine dayandı. Borcunu ödeyemeyen çiftçinin arazisine el konulabiliyordu; 1908'de 13.073 kişinin arazisine satılmak üzere el konulmuş, bunlardan yalnız 460 kişinin arazisi satılmış, borcunu yapılandıran 753 kişiye toprağı geri verilmiş, kalanların işlemi ertesi yıla bırakılmıştı.

Bankanın ilk yirmi yılına ait kesin hesap özeti, kredinin taşradaki yaygınlığı hakkında fikir verir. 1888 ile 1908 arasında banka bir milyar üç yüz milyon kuruşu aşan kredi kullandırdı; 1908 sonunda 964.497 çiftçi bankaya borçlu görünüyordu. Donald Quataert'in Alman arşiv belgelerine dayanarak yaptığı hesaba göre her yıl Anadolu çiftçisinin yaklaşık yüzde biri bu düşük faizli ve görece uzun vadeli kredilerden yararlanıyordu. Bu oran mütevazı görünse de köylünün ilk kez devlet güvencesinde, yazılı senetle ve belli bir faizle borç alabildiği bir düzenin taşraya yayıldığını gösterir.

Amasya Sancağında Banka Şubeleri

Amasya, Ziraat Bankası'nın kurulduğu yıllarda Sivas vilayetine bağlı bir sancaktı; sancağın kazaları Amasya merkez, Merzifon, Maden-i Sim (Gümüşhacıköy), Lâdik, Osmancık, Köprü (Vezirköprü), Mecidözü ve Havza idi. Sivas vilayet salnameleri üzerinde çalışan Sabit Genç, sancak merkezindeki resmî daireleri sayarken menafi komisyonu, ziraat ve ticaret odası, Düyûn-ı Umûmiye ve Reji idareleri ile birlikte Ziraat Bankası şubesini de listeler. 1884 salnamesinde banka şubesinin adı geçmez; 1891'de yalnızca Amasya merkez kazasında bir banka şubesi bulunduğu, 1903'e gelindiğinde ise sancağa bağlı kazaların tamamında Ziraat Bankası şubesi açılmış olduğu anlaşılır. Salname verilerinin yer yer eksik ya da hatalı olabileceğini araştırmacının kendisi de hatırlatır; yine de genel tablo, bankanın önce sancak merkezinde örgütlenip on yıl içinde kaza merkezlerine yayıldığını açıkça gösterir.

Bu yayılma imparatorluğun genelindeki gelişmeyle uyumludur. Bankanın 1888'de 331 olan şube ve sandık sayısı 1908'de 666 kazanın 466'sına ulaşmış, 1909'da 482'ye, 1911'de 485'e çıkmıştı. Her şube merkezce atanan maaşlı bir müdür ile müdür yardımcısı tarafından yönetilir, şubenin yönetim kurulunda belediye ile ticaret ve ziraat odasından iki üye ve yerel ziraat müfettişlerinden biri bulunurdu. Kaza şubeleri vilayetteki şubelere rapor verirken ekonomik ağırlığı fazla olan şubeler doğrudan İstanbul'a rapor sunabiliyordu. Amasya'da salnamelerin ayrıca bir ziraat ve ticaret odası kaydetmesi, şube yönetimine katılacak yerel temsilcilerin de şehirde bulunduğunu düşündürür.

Şubelerde tutulan defterler yalnızca işlemleri kaydetmekle kalmaz, banka memurlarının kayıt dışı yüksek faizle borç vermesini önlemek için de kullanılırdı. Müfettişler habersiz denetimlerde bu defterleri inceleyip verilen kredileri şubenin nakit durumuyla karşılaştırır, suiistimallere karşı özel bir mahkemenin bile kurulduğu belirtilir. Nakit fazlası olan şube ve sandıklar, kuraklık ya da doğal afet yüzünden tahsilatı aksayan şubelere yüzde dört faizle borç verebiliyor, borç alan şube bu parayı çiftçiye yüzde altıdan kullandırıyordu. Bu iç denge, kötü hasat yıllarında Amasya gibi tamamen tarıma bağlı bir sancakta kredinin tümüyle kesilmemesine imkân veriyordu. Bankanın sermayesinin en büyük kaynağı ise çiftçiden aşarla birlikte alınan menafi hissesiydi; başka bir deyişle Amasya köylüsü, ödediği vergiyle kendi kredi kurumunun sermayesini de oluşturuyordu.

Ziraat Bankası Osmanlı döneminde yalnız kredi vermekle yetinmedi. Banka kârından ziraat mekteplerine, numune tarlalarına, ziraat muallimlerinin ve müfettişlerinin maaşlarına pay ayrıldı; 1908 hesaplarında Sivas'taki numune tarlası için de ödenek bulunur. Kuruluş nizamnamesinin yasağına karşın bankanın zamanla yol, demiryolu ve hazine finansmanı gibi tarım dışı işlere de kaynak aktardığı, 1916'da çıkarılan kanunun bu uygulamalara yasal zemin hazırladığı ve banka bir tarım kredi kurumu olmanın ötesinde bir devlet bankası gibi çalıştığı ileri sürülür.

Savaş Yılları ve 1916 Kanunu

Trablusgarp ve Balkan savaşlarıyla başlayan toprak kayıpları bankanın şube ağını da daralttı. Birinci Dünya Savaşı sürerken, 20 Mart 1916'da padişah, sadrazam, maliye nazır vekili ve ticaret ve ziraat nazırının onayıyla yeni bir Ziraat Bankası Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunun ilk maddesi bankanın çiftçiye kolaylık sağlamak ve tarımın gelişmesine yardım etmek için kurulduğunu belirtiyordu. Banka artık tahvil çıkarabilecek, tarım işletmelerine ortak olabilecek, tohumluk, hayvan ve tarım aleti temin edip peşin ya da kredili olarak çiftçiye verebilecek, gerektiğinde satın aldığı toprakları çiftçilere dağıtabilecekti. 1888'den 1916'ya kadar yalnız çiftçiye kredi veren bankanın kredi alanı bu kanunla genişledi.

Millî Mücadele döneminde Ziraat Bankası şube ve sandıklarından Kuva-yı Milliye müfrezelerine, özel idarelere ve askerî birliklere senet karşılığında nakdî yardım yapıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın direktifiyle çıkarılan Mükellefiyet-i Ziraiye Nizamnamesi, cephedeki çiftçi askerlerin ailelerine yapılacak yardımların esaslarını belirlerken gümrüklerdeki tarım aleti ve tohumlukların dağıtımını da bankaya verdi. Savaştan sonra, 1924'te salgın hâline gelen sıtmaya karşı kinin dağıtımı da Ziraat Bankası şubelerince defter tutularak yapıldı. Böylece banka şubesi, kasabada kredi dışında da devletin köylüye ulaşan kollarından biri hâline geldi.

Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Tarımsal Kredi

1923'te şube ve sandık sayısı 110'dan 300'e çıkarıldı ve bankaya iki milyon liraya yakın sermaye sağlandı. Mart 1924'te kabul edilen bütçe kanunuyla banka anonim ortaklık hâline getirildi; Temmuz 1926'da kabul edilen esas nizamname bankaya ticari kredi verme yetkisi de tanıdı. 1924 ile 1928 arasında şube sayısının 320'den 256'ya düştüğü, bu dönemin bir toparlanma ve yeniden düzenlenme dönemi olduğu görülür. 1937'de çıkarılan 3202 sayılı kanunla Ziraat Bankası iktisadi devlet teşekkülü statüsüne alındı, sandıkların adı "acente" olarak değiştirildi ve İstanbul Emniyet Sandığı bankanın bünyesine katıldı. 1929 bunalımı ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında banka tasarrufu teşvik eden kumbaralar dağıttı, çiftçiye yeni tarım tekniklerini öğreten kurslara destek verdi.

Cumhuriyet'in ilk on yılında köylünün kısa vadeli kredi ihtiyacını tek başına bir bankanın karşılayamayacağı da anlaşılmıştı. 1923'te çıkarılan İstihsal, Alım ve Satım Ortaklık Kooperatifleri Nizamnamesi kooperatiflere Ziraat Bankası tarafından kredi verilmesini öngördü. 21 Nisan 1924'te çıkarılan İtibari Zirai Birlikler Kanunu, krediyle ve alım satım işleriyle uğraşan birlikler kurarak faizcileri ortadan kaldırmayı hedefliyordu. 5 Haziran 1929'da Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edildi; 2 Kasım 1935'te ise 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu ile 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu çıkarıldı. 1935 sonunda ülkede 668 zirai kredi kooperatifi bulunuyordu.

Tarım Kredi Kooperatifleri

2836 sayılı kanun, tarım kredi kooperatiflerinin ortaklarına ayni ve nakdî kredi açabilmesine, alet, gereç ve tüketim maddelerini toptan alıp dağıtabilmesine, tarım makinesi edinip ortaklarına hizmet verebilmesine, ürünün saklanması ve pazarlanmasıyla uğraşabilmesine imkân tanıdı. Kooperatiflerde ortakların sorumluluğu sınırsızdı; yani ortaklar birbirlerinin borcuna kefil oluyordu. Kooperatiflerin kaynağı büyük ölçüde Ziraat Bankası'ndan geliyor, kooperatifler 1972'ye kadar bankaya bağlı olarak çalışıyordu. Bu düzen, banka şubesinin bulunmadığı köylerde de küçük çiftçiyi faizcinin elinden kurtarmayı amaçlıyordu.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kooperatiflerin sayısı hızla arttı. 1949 sonunda 879 olan tarım kredi kooperatifi sayısı 1954 sonunda 1.356'ya, ortak sayısı 411.204'ten 773.739'a çıktı. Ziraat Bankası'nın bu kooperatiflere açtığı kredi 1949'da 88 milyon lira iken 1955 sonunda 278 milyon liraya ulaştı. Sonraki on yıllarda bankanın ucuz kredi olanaklarıyla traktör, biçerdöver, kimyevi gübre, seçilmiş tohumluk ve haşere mücadelesi köylere girdi; banka ortak olduğu bir Türk-Amerikan şirketinin ilk yerli traktörü üretmesine de öncülük etti. Banka tarla ıslahı, sulama ve meyvecilik kredileri de açtı; meyve bahçelerine verilen krediler ihracatın çeşitlenmesine katkıda bulundu. Amasya'nın misket elması başta olmak üzere meyve üreticileri, tahıl ve pancar yetiştiricileri, bu kredi düzeni içinde üretimlerini sürdürdü.

1972'de çıkarılan 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu ile kooperatifler bölge birlikleri ve bir merkez birliği çatısı altında toplanmaya başladı; 1975 ve 1976'da bölge birlikleri, 1977'de merkez birliği kuruldu ve tarım kredi teşkilatı Ziraat Bankası'ndan ayrılarak bağımsız bir çiftçi kuruluşu hâline geldi. Böylece Mithat Paşa'nın sandıklarından doğan iki kol, banka ile kooperatif, ayrı yollara girmiş oldu. Tarım kredi kooperatifleri bugün de ortaklarına kredinin yanı sıra gübre, yem, tohum ve benzeri girdiler sağlamaktadır.

Pancar Ekicileri Kooperatifi ve Amasya Şeker Fabrikası

Amasya'da tarımsal kredinin en somut sonucunu verdiği alan şeker pancarı oldu. 1951'de Türkiye şeker sanayiinin genişletilmesine karar verilince pancar ekicilerinin tek tek fabrikaya ortak olmaları yerine kooperatifler hâlinde örgütlenip sermayeye katılmaları daha uygun görüldü. Bu yoldaki ilk girişimlerden birini Amasyalı pancar üreticileri gerçekleştirdi ve 1951'de Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi'ni kurdu. Amasya Şeker Fabrikası A.Ş. 12 Ağustos 1952'de, Amasya ve Turhal pancar ekicileri kooperatiflerinin yanı sıra Türkiye İş Bankası, T.C. Ziraat Bankası ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin ortaklığıyla, her biri bin liralık on bin hisseden oluşan on milyon lira sermayeyle kuruldu. Ziraat Bankası bu girişimde yalnız çiftçiye kredi veren kurum olarak kalmadı, fabrikanın kurucu ortakları arasında yer aldı.

Fabrikanın temeli 13 Eylül 1953'te Suluova'da atıldı ve 11 Eylül 1954'te işletmeye açıldı. Başlangıçta günde 1.890 ton pancar işleyen fabrikanın kapasitesi 1965'te 2.400, 1968'de 4.800 tona çıkarıldı. Kooperatifin kuruluş yıllarındaki payı ile bugünkü payı farklı kaynaklarda farklı oranlarla verilir; yerel kayıtlara göre çiftçiler adına kooperatifin kuruluştaki hissesi yüzde 23 iken zamanla yüzde 71,5'e yükseldi. 1953 ile 1956 arasında kurulan on bir şeker fabrikasının hepsi özel anonim şirket olarak kurulmuş, ancak üreticilerin o günkü ekonomik şartları ancak Amasya, Adapazarı, Kayseri, Konya ve Kütahya'da kooperatiflerin sermayeye katılmasına imkân vermişti. 1991'e kadar Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından yönetilen Amasya Şeker Fabrikası, o yıl yönetimini tamamen devralan ilk şeker fabrikası oldu.

Pancar tarımı, fabrikanın kurulmasından sonra sözleşmeli üretim esasına dayandı. Ekim planlaması, ekim, bakım ve söküm işleri fabrikanın tarım servisi tarafından bölge örgütleri aracılığıyla yürütüldü; kooperatif de satış mağazaları aracılığıyla ortaklarına girdi sağladı. Bu düzen, sözleşme ve teslim güvencesine dayanan yeni bir finansman biçimiydi ve üreticiyi düzenli bir pazar ile para ekonomisine bağladı. Yaklaşık dört yüz köyde otuz bin çiftçinin pancar ektiği belirtilir. Kooperatifin bugün Merkez, Suluova, Kayabaşı, Göynücek, Merzifon, Gümüşhacıköy ve Taşova'da, ayrıca Samsun'a bağlı Vezirköprü ve Havza ile Tokat'a bağlı Erbaa'da olmak üzere on satış mağazası bulunur. 1972'de pancar kooperatiflerinin kurduğu üst birlik Pankobirlik içinde Amasya, kooperatife ait beş şeker fabrikasından biriyle yer alır.

Şehir Ekonomisine Katkısı

Kurumsal kredinin yaygınlaşması Amasya'nın iktisadi hayatını adım adım değiştirdi. Para ekonomisi köylere kadar uzandı, ürün üzerinden alınan borcun yerini yazılı senet ve belli faiz aldı, çiftçi mahsulünü hasat anında alacaklıya teslim etmek zorunda kalmadan pazara götürebildi. Suluova Şeker Fabrikası'nın kuruluşu, demiryolunun gelişi ve tarımın makineleşmesiyle birlikte tarımsal kredi bölgenin kalkınmasında merkezî bir rol oynadı. Banka mevduat toplayarak, kumbaralar dağıtarak ve küçük tasarrufları kredi olarak yeniden üretime aktararak tasarruf ve yatırım alışkanlığının yerleşmesine de katkıda bulundu.

Amasya'da tarımsal kredinin tarihi, Pirot'ta ahşap bir kasayla başlayan bir yardımlaşma sandığının önce menafi sandığına, ardından imparatorluk ölçeğinde bir bankaya, sonra da kooperatiflere ve çiftçi ortaklı bir şeker fabrikasına uzanan yolunu yerel ölçekte izler. Sancak merkezindeki menafi komisyonundan 1903'te bütün kazalara yayılan banka şubelerine, 1951'de kurulan pancar ekicileri kooperatifinden 1954'te açılan fabrikaya kadar her aşama, şehrin tarım kimliğini yeni kurumlarla destekledi ve Amasya çiftçisini modern ekonomiye bağladı.

Kronoloji

1863: Mithat Paşa, Niş valisi iken Pirot kasabasında ilk memleket sandığını kurdu (20 Kasım).

1867: Memleket Sandıkları Nizamnamesi yürürlüğe girdi (19 Temmuz); sandıklar imparatorluğun her yanına yayıldı.

1883: Memleket sandıkları menafi sandıkları adıyla merkezî denetime bağlandı; aşara menafi hissesi eklendi.

1884: Sivas vilayet salnamesinde Amasya sancağında banka şubesi kaydı yer almadı.

1888: Ziraat Bankası kırk iki maddelik nizamname ile kuruldu (15 Ağustos); menafi sandıkları banka şubelerine dönüştürüldü.

1890: Vilayet şubelerine on yıla kadar vadeli kredi açma yetkisi verildi.

1891: Amasya sancağında yalnız merkez kazada banka şubesi bulunuyordu.

1903: Amasya sancağına bağlı bütün kazalarda Ziraat Bankası şubesi açılmıştı.

1908: Bankanın 666 kazanın 466'sında şube ya da sandığı vardı; 964.497 çiftçi bankaya borçluydu.

1916: Ziraat Bankası Kanunu yürürlüğe girdi (20 Mart).

1923: Şube ve sandık sayısı 110'dan 300'e çıkarıldı.

1924: Ziraat Bankası anonim ortaklık hâline getirildi; İtibari Zirai Birlikler Kanunu çıkarıldı.

1929: Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edildi.

1935: 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarıldı (2 Kasım).

1937: 3202 sayılı kanunla banka iktisadi devlet teşekkülü oldu.

1951: Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi kuruldu.

1952: Ziraat Bankası'nın da kurucu ortakları arasında bulunduğu Amasya Şeker Fabrikası A.Ş. kuruldu (12 Ağustos).

1954: Suluova'daki şeker fabrikası işletmeye açıldı (11 Eylül).

1972: 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu çıkarıldı; Pankobirlik kuruldu.

1991: Amasya Şeker Fabrikası yönetimini tamamen devralan ilk şeker fabrikası oldu.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Emine Kaya, Esra Kadanalı, "Geçmişten Günümüze Lider Tarımsal Kredi Kuruluşu: T.C. Ziraat Bankası", Muhasebe ve Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, 19 (2020), s. 131-152. ziraatbank.com.tr
  • Ömer Yazan, "Ziraat Bankası'nın İlk Yirmi Yılına Ait Bazı Kayıtların İncelenmesi", AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 17/4 (2017), s. 221-237.
  • Sabit Genç, "Amasya Sancağının İdari Durumu ve Nüfus Yapısı (1880-1915)", Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/1 (2021), s. 57-80.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Ticaret Bakanlığı, "Kooperatifçiliğin Tarihçesi".

Diğer kaynaklar

  • T.C. Ziraat Bankası, "Bankamız Tarihçesi".
  • Şeyma Dereci, "Osmanlı Döneminde Ziraat Bankası'nın Tarım Dışı Uygulamaları", Vakanüvis, 8/1 (2023), s. 415-458.
  • "Midhat Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, "Köklü Geçmişimiz".
  • S.S. Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi, "Tarihçe". amasyapancar.com.tr
  • Suluova Ticaret ve Sanayi Odası, "Şeker Fabrikası".
  • Vikipedi, "Ziraat Bankası" ve "Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri" maddeleri (yardımcı kaynak).

Çevrimiçi kaynaklar