Amasya'nın toplumsal hayatı yüzyıllar boyunca çarşının, cami avlularının, hamamların ve mahalle meydanlarının etrafında örüldü. İnsanlar alışverişte, namaz sonrasında, düğünde ya da cenazede bir araya gelir, haber ve dedikodu bu buluşmalarda dolaşırdı. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu eski düzenin yanına yeni mekânlar ve yeni alışkanlıklar eklenmeye başladı. Tanzimat'ın getirdiği hükümet konağı, belediye dairesi ve saat kulesi şehrin merkezini değiştirdi; Meşrutiyet'le birlikte yerel gazeteler çıktı, Millî Mücadele ve Cumhuriyet yıllarında ise müsamereler, kulüpler, spor takımları, halkevi salonları ve sinema perdesi gündelik hayatın parçası oldu. Kahvehane ve kıraathane bu değişimin hem eski hem yeni yüzünü taşıyan mekânlar olarak varlığını sürdürdü.

Bu değişimin Amasya'daki izlerini sürmek kolay değildir. Şehrin sosyal hayatına dair bilgilerin önemli bir kısmı dağınık gazete nüshalarında, halkevi dergisinin sekiz sayısında, yerel tarihçilerin hatıralarında ve ilçelerle ilgili araştırmalarda saklıdır. Sinema salonlarının ya da gazinoların hangi yılda, kimin eliyle açıldığı gibi sorular için yayımlanmış kaynaklarda kesin bir tarih bulunmaz; buna karşılık matbaa ve gazete tarihi, Türk Ocağı ve Halkevi faaliyetleri, mesire yerleri ve spor kulüpleri hakkında belgeye dayanan oldukça ayrıntılı bilgiler vardır. Aşağıdaki satırlar bu belgeli çerçeveyi esas alır, doğrulanamayan yerel anlatıları ise bu niteliğiyle aktarır.

Geleneksel Buluşma Yerleri

Osmanlı şehrinde kamusal hayatın ana sahnesi çarşı ile dinî yapıların avlusu ve çevresiydi. Mimarlık tarihçileri, Tanzimat öncesinde kentlerdeki kamusal alanların büyük ölçüde bu ekonomik ve dinî mekânlarla sınırlı kaldığına dikkat çeker. Amasya'da da Bayezid Camii'nin çevresi, bedesten ve çarşı, hanlar ve hamamlar bu işlevi görüyordu. On dokuzuncu yüzyıl başlarında şehri ziyaret eden seyyahların çizdiği planlarda yönetim binası, II. Bayezid Camii'nin yakınında gösterilir. Şehrin idari ağırlık merkezi, Ziya Paşa'nın mutasarrıflığında ırmağın karşı yakasına, Helkıs mahallesine kayacaktı.

Bu geleneksel düzenin en canlı mekânlarından biri kahvehaneydi. Kahvehane tipi mekânların ilk örnekleri on altıncı yüzyıl başlarında Mekke, Kahire ve Şam'da görülmüş, İstanbul'da ilk kahvehanelerin 1554-1555 yıllarında Tahtakale'de açıldığı kaydedilmiştir. Devlet bu yeni mekânlara uzun süre kuşkuyla baktı, zaman zaman kapatma emirleri çıkardı; fakat kahvehaneler her yasağın ardından yeniden açıldı ve on yedinci yüzyılda Kâtib Çelebi'nin ifadesiyle neredeyse her sokak başında bir kahvehane bulunur hâle geldi. Zamanla bu kültür İstanbul'dan taşraya, kasabalara ve köylere kadar yayıldı. Kasaba mahallelerinde ve köylerde cami yanındaki kahvehane, erkeklerin temel toplanma yeri, sohbetin ve küçük oyunların mekânı oldu. Amasya'nın mahalle kahveleri de bu geniş geleneğin bir halkasıydı.

Yazılı kültürün dar bir zümreyle sınırlı olduğu dönemlerde kahvehane sözlü kültürün en önemli taşıyıcılarından biriydi. Burada dinî ve destanî kitaplar yüksek sesle okunur, meddah hikâye anlatır, âşıklar saz çalıp atışır, kış gecelerinde Karagöz perdesi kurulurdu. Bu eğitici yönü yüzünden kahvehanelere eski kaynaklarda "mekteb-i irfan" dendiği de olur. Aynı mekân tavla, satranç ve kâğıt oyunlarıyla vakit geçirilen, kimi zaman kumar yüzünden şikâyet konusu olan bir yerdi. Kahvehaneye yönelik bu ikili bakış, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da sürdü.

Kahvehaneden Kıraathaneye

Okuma mekânı işlevi gören kahvehanelere "kıraathane" denmesi Tanzimat sonrasına rastlar. Kelime "okuma evi" anlamına gelir ve on dokuzuncu yüzyılda kahvehanelerin tembellik yuvası olduğu yolundaki eleştirilere karşı, gazete ve dergilerin bulundurulduğu, sohbetin daha düzenli bir zeminde yapıldığı mekânlar için kullanılmaya başlanmıştır. İlk örnek olarak 1857'de İstanbul'da Divanyolu üzerinde açılan Sarafim Kıraathanesi gösterilir. Bu dönemde kahvehanelerin görünümü de değişti: geleneksel kerevetlerin yerini masa ve sandalye aldı, kahvenin yanında çay da yaygınlaşmaya başladı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra İstanbul'a gelen Rus ve Balkan muhacirlerinin çay tüketimini yaygınlaştırdığı bilinir.

Amasya'da kıraathaneciliğin ne zaman başladığına dair belgeli bir tarih yoktur. Ancak kıraathanenin varlık sebebi olan gazetenin şehre girişi oldukça iyi bellidir. Kahvehanede okunan gazete, Meşrutiyet'ten itibaren yerel basının doğmasıyla şehrin kendi meselelerini de konuşan bir yayına dönüştü. Merzifonlu gençleri öven bir Cumhuriyet dönemi gazete yazısında "Birliğe bağlı gençler kahvehanelerde oturmuyorlar" denmesi, dönemin aydınlarının kahvehaneye bakışını açıkça gösterir. Kahvehane bir yanda şehrin haber merkezi, öte yanda yeni rejimin çalışkan yurttaş idealine uymayan bir oyalanma yeri olarak görülüyordu. Halkevlerinin okuma odaları ve kütüphaneleri de bir bakıma bu boşluğu doldurmak üzere kurulmuştu.

Gazeteler ve Okuma Alışkanlığı

Amasya'da basılan ilk gazeteler şehirde yaşayan Ermenilere aitti. 1911-1915 yılları arasında biri Merzifon'da olmak üzere Ermeniler tarafından üç yayın çıkarıldı. 1911'de haftalık Abaraj gazetesi ile on beş günlük Amassia dergisi yayına başladı. Bazı bölümleri Ermeni harfleriyle Türkçe basılan Amassia, Ermeni kilisesindeki matbaada basılıyordu ve editörü Minas İpekciyan 1915'te hayatını kaybetti. Ermenilerin 1915'te Amasya'dan gönderilmesiyle bu yayınlar sona erdi. Mustafa Arıkan'ın Osmanlı arşivi ve gazete koleksiyonlarına dayanan araştırması, Amasya'da yayımlanan ilk Türkçe gazetelerin de en geç 1911'de çıkmaya başladığını ortaya koymuştur.

Bu ilk Türkçe gazetelerden Müdde-i Umûmî, Karslı Şükrü Efendi'nin gazetesiydi. Şükrü Efendi, Havza'daki çekişmeleri yüzünden bir süre Isparta'ya sürülmüş, sonra Amasya'da ikamete mecbur edilmişti. 19 Nisan 1909'da izin alan gazetenin ilk sayısı 24 Mayıs 1909'da İstanbul'da çıktı; 15 Haziran 1912 tarihli 92. sayısı ise artık Amasya'da, Selağzı'ndaki idarehanesinden yayımlanıyordu. Gazete mahallî meselelere yakından ilgi gösterdi: rüşvet soruşturmasına uğrayan bir müstantiğin davasını izledi, aydınlatılmayan çamurlu sokaklar için belediyeye seslendi, muhacirlerin dertlerini ve çekirge mücadelesini yazdı. Aynı nüshadaki bir haberde, bir grup gencin tayyare yardımı yararına sahnelediği "Yıldız'ın Sonu" adlı piyesten memnuniyetle söz edilir. Bu küçük not, Amasya'da sahneye konan oyunların bilinen en erken izlerinden biridir.

Meşrutiyet döneminin öteki Türkçe gazetesi, Tokatlı Mehmet Rıfat Efendi'nin 25 Şubat 1911'de çıkardığı Taşdemir'di. Başlığının altında "Her şeyden bahseder her hafta cumartesi günleri Amasya'da neşr olunur" yazan gazetenin fiyatı on paraydı ve köylüler için yıllık abonelik ücretsizdi. Bugün elde bulunan tek nüshasında ağır geçen kışın, kapanan yolların ve aşırı pahalılığın sıkıntıları anlatılır. Amasya basın tarihine dair önceki çalışmalarda hiç anılmayan bu gazete, şehrin okuma hayatının sanılandan daha erken başladığını gösterir.

Millî Mücadele yılları Amasya basınına büyük bir hareket getirdi. 1 Nisan 1920'de tek sayı olarak Türközü adıyla çıkan gazete, bir hafta sonra Yeşilırmak, 14 Nisan 1920'de ise Emel adını aldı; sahibi, matbaası ve biçimi hiç değişmediği için araştırmacılar bunları tek bir gazete sayar. Emel, şehirdeki tek matbaanın sahibi Mehmet Sırrı (Soğukpınar) Bey tarafından çıkarılıyordu. Kâğıt bulunamadığı için 1920 sonbaharında bakkallardan toplanan ambalaj kâğıtlarına basıldığı, Millî Mücadele'yi desteklemek amacıyla Amasya ve Tokat'ın kasaba ve köylerine haftada 1.200 nüshanın parasız dağıtıldığı bilinir. Kâğıt sıkıntısı yüzünden kapanan gazete, Matbuat Umum Müdürlüğü'nün desteğiyle 24 Kasım 1921'de yeniden çıktı ve Harf İnkılâbı'na kadar aralıklarla toplam 264 sayı yayımlandı. Emel kapalıyken 10 Mart 1921'de çıkan Hakikat dokuz ay, "Halkın sesi, halkın nidasıdır" sloganlı Hak Yolu ise kısa bir süre yaşadı.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Emel, yeni rejime bağlı kalmakla birlikte yerel idarecilere karşı sert bir muhalefet sürdürdü. Eşraftan oluşan ve köylü ile hükümet arasında iş çeviren "mütegallibe"yi hedef aldı, darüleytam müdürüyle, iskân müdürüyle, hatta belediye başkanıyla haftalarca süren polemiklere girdi. Vilayetin resmî gazetesi olan Amasya ise yeni rejimin sözcüsüydü. Kanunları, resmî beyannameleri, piyasa fiyatlarını ve il meclisi görüşmelerini yayımlayan bu gazete, şapka inkılâbından sonra haftalarca şapkalı selamlaşmanın ve tokalaşmanın inceliklerini anlattı. Aynı sayfalarda Birlik Güç Yurdu ile Albayrak İdman Yurdu, Albayrak ile Merzifon Gençler Birliği arasındaki futbol maçlarına dair, dil ve üslup bakımından oldukça keyifli haberler de yer aldı. Bu iki gazete yan yana okunduğunda, kahvehanede ve kıraathanede tartışılan konuların ne kadar genişlediği kolayca görülür.

Mesire Yerleri, Bahçeler ve Yeşilırmak Kıyısı

Amasyalıların açık havadaki buluşma yerleri bağlar, bahçeler ve Yeşilırmak kıyısıydı. Yerel tarihçi Osman Fevzi Olcay (1887-1973), Amasya Hatıraları adlı eserinde Helkıs mahallesinin eskiden bağlık bahçelik olduğunu, muazzam ceviz ağaçlarının altında halkın küme küme oturduğunu, semaverlerin kaynatılıp çayların demlendiğini ve burasının semtin en mutena mesiresi olduğunu yazar. Olcay, mahallenin sonradan bu niteliğini yitirmesini büyük ölçüde demiryolu hattının buradan geçmesine bağlar. 1927'de işletmeye açılan demiryolu, Helkıs mahallesini ikiye ayırmıştı. Olcay'ın hatırası, şehrin eğlence ve dinlenme alışkanlıklarının mahallenin bahçe kültürüne ne kadar sıkı bağlı olduğunu gösteren değerli bir tanıklıktır.

Bahçe ile kamusal hayatın buluştuğu ilk düzenli alan, Ziya Paşa'nın 1863-1865 yılları arasındaki mutasarrıflığında şekillendi. Abdizâde Hüseyin Hüsameddin'in aktardığına göre Ziya Paşa 1864'te Helkıs'taki eski bir konağı ve bahçesini satın alarak yerine bir hükümet konağı ile arkasında bir hapishane yaptırmış, paşanın selamlığı belediye dairesine, iki katlı evi telgrafhaneye çevrilmişti. Paşa, Bağ Helkıs ile Sade Helkıs'ı ayıran kayanın üzerine şehrin her yerinden görülen bir saat kulesi diktirdi. 1894'te saathanenin yanına bir belediye eczanesi, belediye bahçesinin doğusuna da bir polis karakolu eklendi. Bu kayıt, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Amasya'da bir belediye bahçesinin bulunduğunu gösterir. Yönetim binaları, köprü ve bahçe bir arada, şehrin yeni ve modern anlamdaki ilk meydanını oluşturdu.

Bu meydanın simgesi olan saat kulesi uzun ömürlü olmadı. 1865'te yapılan kule, kısa süre sonra bir yangına uğradı ve 1940'ta yanındaki ahşap Hükümet Köprüsü'nün betonarme olarak yeniden yapılması sırasında yıkıldı. Ahşap köprü aynı yıl bir taşkında yıkılmış, Vali Talat Öncel döneminde 35 metre uzunluğunda ve 9 metre genişliğinde betonarme olarak yeniden inşa edilmişti. Bugünkü saat kulesi 2002'de aslına uygun biçimde yeniden yapıldı.

Belediye bahçelerinin ve ırmak kıyısındaki mesirelerin düğünlere, bayram kutlamalarına ve halka açık eğlencelere ev sahipliği yaptığı yerel anlatılarda sıkça dile getirilir. Musiki gecelerinin bu mekânlarda şehrin köklü musiki geleneğini sürdürdüğü de söylenir. Bu kutlamaların ayrıntılı bir dökümü yayımlanmış kaynaklarda bulunmamakla birlikte, halkevi dergisindeki çocuk bahçesi tartışması bu ihtiyacın 1930'larda açıkça hissedildiğini gösterir. Halkevi yazarlarından İ. Ertem, 1938'de çocukları sokağın tehlikelerinden korumak için Amasya'ya, terbiyenin ve temizliğin öğretileceği düzenli bir "Çocuk Bahçesi" yapılmasını önermişti.

Müsamereler, Temsiller ve Türk Ocağı

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Amasya ve ilçelerinde sosyal hayatın en dikkat çekici yeniliği müsamere geceleriydi. Okulların, derneklerin ve gençlik kuruluşlarının düzenlediği bu geceler musiki, piyes, monolog ve jimnastik gösterilerini bir araya getirirdi. Gelirleri çoğu zaman Türk Tayyare Cemiyeti'ne, hastane yapımına ya da yetim çocukların giydirilmesine bağışlanırdı. Amasya Türk Ocağı Kasım 1923'te faaliyete başlamış, Merzifon Türk Ocağı da onun ardından açılmıştı. Ocak salonlarında haftalık konferanslar verilir, harf ve şapka inkılâbı gibi yenilikler bu konuşmalarla halka anlatılırdı.

Serap Taşdemir'in Merzifon üzerine araştırması, bu müsamerelerin havasını dönemin gazetelerinden aktarır. Amasya'dan Merzifon'a giden bir konuğun anlattığına göre, Türk Tayyare Cemiyeti yararına verilen bir gecede salon tıklım tıklım dolmuş, Hüseynî faslıyla açılan programda boks, halat çekme, alafranga güreş ve piramit hareketleri gösterilmiş, ardından Ziya Gökalp'in manzum Alparslan piyesi ile altı perdelik İntibâh-ı Millî oynanmıştı. Araya Hicazkâr ve Kürdî fasılları girmiş, okunan gazel çok alkışlanmıştı. Yazar, Amasya gençliğinin de Merzifonlular gibi birlik içinde bir varlık göstermesini dileyerek yazısını bitirir. Merzifon Gençler Birliği'nin musiki, spor, temsil, irşad ve tedris şubeleri vardı; gece derslerine esnaf çıraklarından oluşan yüz elliyi aşkın öğrenci devam ediyordu.

Kadın ve erkeklerin aynı salonda bulunduğu gecelerin ilk örnekleri de bu dönemde görüldü. Amasya gazetesinin aktardığına göre Merzifon'daki alay subaylarının düzenlediği bir müsamereye katılanlar aileleriyle birlikte gelmişti. Gazete bunu "Merzifon'da ilk defa vaki olan bu asri ve medeni içtima" diye niteler. Programda ressam Yüzbaşı Tevfik Bey'in yazdığı "Yaralının Münacatı" adlı facia ile "Kıskanç Koca" ve "Ressamın Hülyası" adlı iki monolog yer almış, ardından subaylar fokstrot, valansiya ve tango gibi dansları sergilemiş, perde aralarında ve dans sırasında kolordunun mızıka bandosu çalmıştı. Merzifon Türk Ocağı da ücretli tiyatro oyunları sahneledi; gelirleri hayır kurumlarına ve yetim çocukların giyimine harcanan bu oyunları halk kadın erkek birlikte izliyordu. Programlar genellikle akşam saat on dokuzda başlayıp yirmi üçe kadar sürüyordu.

Sinemanın Gelişi

Sinema, Cumhuriyet'in ilk on yıllarında taşranın en sevilen yeni eğlencesine dönüştü. Büyük şehirler dışında konser ve tiyatro salonu bulunmayan yerlerde sinema, halkın dünyadaki moda, müzik ve yaşam tarzıyla tanıştığı başlıca kapıydı. Amasya ilinde bu gelişmenin belgeli örneklerinden biri Merzifon'dur. 1930'da kabul edilen 1580 sayılı Belediye Kanunu'ndan sonra Merzifon'da elektrik, bando, matbaa, kütüphane ve ince saz kurumları oluşturulmuş, 2.000 lira harcanarak bir sinema salonu yapılmıştı. Bu rakam, bir ilçe belediyesi için sinemanın artık lüks sayılmayan bir kamu hizmeti olarak görülmeye başlandığını gösterir.

Amasya merkezindeki ilk sinema salonunun adı, açılış yılı ve sahibi yayımlanmış kaynaklarda açık bir tarihle yer almaz. Yerel hafızada beyaz perdenin şehre yirminci yüzyılın ilk yarısında geldiği, sinema akşamlarının özellikle aileler ve gençler için bir buluşma vesilesi olduğu anlatılır. Filmler yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor, yeni giyim tarzlarını, şarkıları ve yabancı şehirlerin görüntülerini de küçük bir Anadolu şehrine taşıyordu. Amasya'da çıkan Yeşilyurt gazetesinin 1949'da "Merzifon'da CHP Radyo İstasyonu" başlığıyla verdiği haber, radyonun da artık siyasi tartışmalara konu olacak kadar kamusal hayata girdiğini düşündürür. Amasya sinemalarının ayrıntılı tarihi, eski gazete koleksiyonlarının ve sözlü tarih çalışmalarının taranmasını bekleyen bir konu olarak duruyor.

Amasya Halkevi

Türk Ocakları 1931'de kapatıldıktan sonra yerlerine Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlı halkevleri kuruldu. İlk halkevleri 19 Şubat 1932'de açıldı; açılış günü faaliyete geçen merkezlerin sayısı kimi kaynaklarda on dört, kimilerinde on dokuz olarak verilir. Halkevleri; dil, edebiyat ve tarih, güzel sanatlar, temsil, spor, içtimaî yardım, halk dershaneleri ve kurslar, kütüphane ve neşriyat, köycülük, müze ve sergi gibi şubelerle çalışıyordu. Temsil şubesi kadın ve erkek üyelerden bir oyuncu topluluğu oluşturmayı, spor şubesi futboldan güreşe, yüzmeden biniciliğe kadar pek çok dalı halka sevdirmeyi amaçlıyordu. Bir okuma odası ve kütüphane bulundurmak, halkevi açmanın şartlarından biriydi. 1950'ye gelindiğinde Türkiye'de 478 halkevi ve 4.322 halk odası vardı.

Amasya Halkevi 23 Şubat 1934 Cuma günü saat 14.00'te açıldı. Kuruluş amacı, yurttaşların birbirleriyle daha yakından tanışması, kaynaşması ve millî ve ahlaki seviyenin yükseltilmesi olarak tanımlanmıştı. Merzifon Halkevi bir yıl sonra, 22 Şubat 1935'te çalışmaya başladı. 1946'da Amasya ilinde merkez, Merzifon ve Gümüşhacıköy'de olmak üzere üç halkevi bulunuyordu. Bu kurumlar konferanslar, temsiller ve konserler düzenledi, kütüphanelerinde İstanbul gazeteleri başta olmak üzere ülke çapındaki yayınları okuyuculara ulaştırdı, köy gezileri yaptı, okuma yazma ve meslek kursları açtı. Merzifon Halkevi'nin etkinlikleri için kadın ve erkeği, zengini ve yoksulu aynı salonda buluşturan sosyal programlar olduğu yazılmıştır.

Amasya Halkevi'nin en somut mirası, 1 Eylül 1938 ile 1 Nisan 1939 arasında yayımlanan Yeşilırmak dergisidir. Aylık edebiyat, fikir ve sanat dergisi olarak çıkan Yeşilırmak, Amasya'nın ilk matbaalarından Emel Matbaası'nda basıldı. İlk beş sayının imtiyaz sahibi Nazım Berksoy, sonrakilerin Alişan Reşit Tanural'dı; kapak, resim ve idari işleri Niyazi Tarman üstlenmişti. Yazar kadrosu çoğunlukla şehirde görev yapan öğretmenlerden ve memurlardan oluşuyordu: Nazmi Çağan, Haşim Nezihi Çuhacıoğlu, İzzet Nihat Orlu, İ. Ertem, Arif Öner ve Hüseyin Hüsameddin Yasar hemen her sayıda yazdı. Dergi sekiz sayı çıkabildi; Şubat ve Mart 1939 sayıları, kâğıt siparişinin gecikmesi, imtiyaz sahibinin Yozgat'a gitmesi ve matbaacı Hasan Elmacı'nın hastalanması yüzünden birlikte basıldı.

Derginin sayfaları, dönemin Amasya'sındaki sosyal hayatın küçük ama canlı görüntülerini saklar. İlk sayıda İ. Ertem, şehrin iki güçlü futbol takımı Bozkurt ile Halkspor arasında oynanan ve futbolcuların nedeni bilinmeyen bir sebeple sahayı terk etmesiyle yarıda kalan maçı anlatır. Başka yazılarda elma ve armut dökülmesine karşı alınacak önlemler, yerli malı haftası, beden terbiyesinin önemi ve çocuk yetiştirme konuları işlenir. İkinci sayıda Amasya şairlerinden Âfitâbî ve Âkif tanıtılır, Tevfik Akalın'ın Batı dillerinden yaptığı hikâye çevirileri dergide düzenli olarak yer alır. Haşim Nezihi'nin Amasya'da yetişmiş tanınmış kişiler üzerine verdiği konuşmada edebiyatta Mihrî ve Zeynep Hatun ile Sıracî, hat sanatında Şeyh Hamdullah, musikide Âsım Bey, coğrafyada Strabon ve tarihte Kâmil Hafız anılır. Aynı yazıda Hafız Ahmet Efendi'nin derlediği yüz yıllık bir cönkten de söz edilir.

Derginin dördüncü sayısı baştan sona Atatürk'ün ölümüne ayrıldı. Halkevinde yapılan matem töreninde okunan söylevler ve İbrahim Rüştü Altıok'un "Geçen Üç Dakika, Yakılan Altı Meş'ale" şiiri bu sayıda yayımlandı. Birleşik 6-7. sayı ise Amasya Tarihi'nin yazarı Abdizâde Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın ölümünü duyurdu. Nazmi Çağan "Amasya, değerli bir evladını kaybetti" diye yazdı ve ölüm günü olan 12 Şubat 1939'un her yıl Hüsameddin Yasar günü olarak anılmasını önerdi. Son sayıda Maarif Müdürü Alişan Reşit Tanural'ın 23 Nisan nutku ile ilkokulların birinci sınıflarında o yıl ilk kez bir "Okuma Bayramı" düzenleneceği haberi yer aldı. Halkevleri, çok partili hayata geçişin ardından muhalefet tarafından CHP'nin kültür kolu olarak görüldü ve 8 Ağustos 1951'de yürürlüğe giren 5830 sayılı kanunla kapatıldı. Amasya Halkevi de bu kanunla faaliyetine son verdi.

Spor Kulüpleri ve Bayramlar

Futbol, Amasya'nın Cumhuriyet dönemi sosyal hayatında erken bir tarihte yer edindi. 1925'ten itibaren vilayet gazetesinde Birlik Güç Yurdu, Albayrak İdman Yurdu ve Merzifon Gençler Birliği arasındaki maçlar haberleştirilmiş, bu tür spor haberleri sonraki yıllarda da sürmüştür. 1930'ların sonunda şehrin öne çıkan takımları Bozkurt ve Halkspor'du. Maçlar, bayram törenleri ve okul gösterileri, kadınların ve çocukların da izleyici olarak katılabildiği açık hava etkinlikleriydi. Kahvehane ve kıraathane çoğunlukla erkeklere ait mekânlar olarak kalırken, stadyum ve bayram meydanı daha geniş bir kalabalığı bir araya getiriyordu.

Millî bayramlar, yeni rejimin şehir hayatına kazandırdığı ortak takvimin en görünür parçasıydı. Yeşilırmak dergisinde İ. Dağlıoğlu, ulusal bayramların aynı heyecanla çarpan kalplerde ulus sevgisi ve yurt bağlılığı yarattığını yazar. 29 Ekim, 30 Ağustos ve 23 Nisan törenlerine halkevi, okullar ve dernekler katılır, akşamları halkevi salonunda müsamereler ve anma programları düzenlenirdi. Cumhuriyet'in on beşinci yılında Zehra Sümbül'ün yazdığı şiirde Amasya, bayram günü süslenmiş bir akasyaya benzetilir. Bu dizeler edebî bakımdan sade olsa da bir taşra şehrinin bayram sabahlarına dair ilgi çekici bir tanıklıktır.

Gazinolar ve Musiki Geceleri

Amasya'da Yeşilırmak kıyısındaki gazinoların ve çay bahçelerinin, özellikle yaz akşamlarında şehrin buluşma yerleri olduğu yerel anlatılarda sıkça hatırlanır. Bu mekânlarda klasik Türk musikisinin ve türkülerin icra edildiği, ince saz heyetlerinin sahneye çıktığı aktarılır. Merzifon'da 1930'larda belediyenin bir ince saz kurumu oluşturması, müsamerelerin Hüseynî, Hicazkâr ve Kürdî fasıllarıyla açılıp kapanması, musikinin bu dönemde sosyal hayatın ayrılmaz parçası olduğunu gösterir. Amasya merkezindeki gazinoların adlarına, sahiplerine ve açılış tarihlerine dair yayımlanmış belgeye ise ulaşılamamıştır.

Bugün Yalıboyu ve Hükümet Köprüsü çevresi şehrin en kalabalık buluşma yeri olmayı sürdürüyor. Ceviz ağaçları altında semaver kaynatılan Helkıs bahçeleri, Emel gazetesinin ambalaj kâğıdına basılan nüshaları, halkevi salonundaki müsamereler ve futbol sahasında yarıda kalan maçlar, bu canlı kıyı hayatının uzun ve katmanlı bir geçmişe dayandığını hatırlatır. Amasya'nın sosyal hayatı, Osmanlı kahvehanesinden Cumhuriyet'in halkevine, mahalle mesiresinden sinema salonuna uzanan bu dönüşüm içinde biçimlendi.

Kronoloji

1554-1555: İstanbul'da Tahtakale'de ilk kahvehaneler açıldı; kahvehane kültürü zamanla taşra şehirlerine yayıldı.

1857: İstanbul'da ilk kıraathane sayılan Sarafim Kıraathanesi açıldı.

1864: Ziya Paşa, Helkıs mahallesinde hükümet konağını yaptırdı; paşanın selamlığı belediye dairesine dönüştürüldü.

1865: Ziya Paşa'nın yaptırdığı saat kulesi tamamlandı.

1894: Saathanenin yanına belediye eczanesi, belediye bahçesinin doğusuna polis karakolu yapıldı.

1909: Karslı Şükrü Efendi'nin Müdde-i Umûmî gazetesinin ilk sayısı 24 Mayıs'ta İstanbul'da çıktı.

1911: Taşdemir gazetesi 25 Şubat'ta Amasya'da yayına başladı; Ermenilere ait Abaraj gazetesi ve Amassia dergisi çıkmaya başladı.

1912: Müdde-i Umûmî'nin 15 Haziran tarihli 92. sayısı Amasya'da yayımlandı.

1920: 1 Nisan'da Türközü, 8 Nisan'da Yeşilırmak, 14 Nisan'da Emel adıyla çıkan gazete yayın hayatına başladı.

1921: Hakikat gazetesi 10 Mart'ta çıktı; Emel 24 Kasım'da yeniden yayımlanmaya başladı.

1923: Amasya Türk Ocağı Kasım ayında faaliyete geçti.

1925: Amasya gazetesinde Birlik Güç Yurdu, Albayrak İdman Yurdu ve Merzifon Gençler Birliği maçları haberleştirildi.

1927: Amasya demiryolu işletmeye açıldı ve Helkıs mahallesini ikiye ayırdı.

1930: 1580 sayılı Belediye Kanunu kabul edildi; Merzifon'da 23 Nisan'da Taşan dergisi yayına başladı.

1932: İlk halkevleri 19 Şubat'ta açıldı.

1934: Amasya Halkevi 23 Şubat'ta açıldı.

1935: Merzifon Halkevi 22 Şubat'ta çalışmaya başladı.

1938: Amasya Halkevi'nin Yeşilırmak dergisinin ilk sayısı 1 Eylül'de çıktı.

1939: Hüseyin Hüsameddin Yasar 12 Şubat'ta öldü; Yeşilırmak dergisinin son sayısı 1 Nisan'da yayımlandı.

1940: Ahşap Hükümet Köprüsü betonarme olarak yeniden yapıldı, saat kulesi yıkıldı.

1946: Amasya ilinde merkez, Merzifon ve Gümüşhacıköy'de olmak üzere üç halkevi bulunuyordu.

1951: 8 Ağustos'ta yürürlüğe giren 5830 sayılı kanunla halkevleri kapatıldı.

2002: Saat kulesi aslına uygun olarak yeniden yapıldı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar